Pamphilos

🕒 Konu sahibi 7 saat önce aktifti
Şimdi buraya bir şeyler yazalım, bazı eski şeyler ve birtakım yeni şeyler. Bazı yazılar ve kafiyeli ve veya kafiyesiz şeyler, o an ki ruhun bahşettiği şeyler.

Ha?

Özgün şeyler. Ortaya mücellâ bir şey çıkarmaktan orgazm olacağımız gibi, ortaya sarhoş karalamasıyla kötü bir şey çıkarsa da yerin dibine gireceğimiz şeyler. Fekat özgün şeyler, alıntı sözlerin olmadığı naftalin kokan bir yer bile olabilir.

***

saklı pencerelerden akan su kara
bulutlara yükseltir umudu
ışıldarken ömürlü samanyolu
nakşeder sonsuzluğu

friedrich çizdi beni
karamsarlığı selamlar çizgiler
kanadımın bir ucu hüzün
ellerim, başkasının hülyasında.

-Pamphilos
 
Siirsel olmak zorunda mi ? cunku benim dogamda yok.
Ama "duz yazi" dumduz bir sekilde ozgun bir bicimde sacmalayabiliyorum.
Eger oyle ise kisisellesememis bir "Forum homeless"i olarak benim icin cok uygun sahane bir topikcik olmus.
Degilse saglik olsun.
 
Yatay, dikey, şiirsel veya Ray Malifalitiko niteliğindeki saçmıklarınızı buraya bırakabilirsiniz.
 
Ay,hayirli olsun.
Simdi gördüm.
 
Yagmur siddetini azaltiyor. Coppola filmlerindeki bulutlar buraya kadar gelmisler.
Birileri pastayi yagmurda birakmis.
Yagmurlar yikayip goturecek ciplak gecelerimizi, yanlis hesaplarimizi, elimizde ne varsa sorgusuz sualsiz.
Bu gece yagmuru islatiyorum yarim kalmis bir ayin esliginde. yagmur islakti ayaklarimda,islakti saclarimda.
Yagmuru islattim "guzel marmara"nin serin sularinda.
 
Şimdi ben de buraya kara kaplı bir keder mi bırakayım yoksa yaz gülüşlerinden bir demet mi

(:
 
10. mesajı rez alsam sonra değiştirsem olur mu ? istediğim sorudan başlayabilir miyim ? niye herkes sana soru soruyor ?
 
Krafik olmasan hayır derdim ama krafiklere özel ilgim var.
 
bi zamanlar bi adam bana yasami herhangi bir seye benzetme, o kendi kendisidir demisti.
ben o gunden itibaren (eski dilde) oldugu gibi kabul etmeye çalistim.
benzetmelerden uzak durdum.
oysa bakiniz 'yasam' yasam degilmis, 'deniz'mis.
Yasam' bazen deniz olur, bazen futbol sahasi, bazen savas alani, bazen bacaklarinin arasi,
bira sisesi ya da bilgisayar ekrani.
yasam yasayabiliyosan... 'nefes' aldigin yerdir.
sonra
herkes kendi sarkisini söylemeli
 
Sirtlan bir gece bekler beni, bogazima kadar battigim sehirde her gun biraz daha uzerime yikilan yalnizligin
en buyuk gurultusu gece...
Kanima susamis ne yapsam kurtulamam.
 
Mayisti, bahardi. Cocuklugumdu. Dar bir sokagin kaldirim kenariydi ip atladigimiz.
Sokak, dizlerimizi parcalayan bos arsayla bulusurdu yeni insaatin yaninda.
Sokagin en yuksek yeriydi oturdugumuz dorduncu kat.
Tanrinin yasayip yasamadigini bilmedigi, bilse de onemsemedigi insanlardi komsularimiz.
Ben onemsemek zorundaydim. Onlarda tanriyi onemserdi.

Kadinlar, iki tanesi bile birbirine benzemeyen evlerde ve yaz ikindileri kapilarin onlerinde yasarlardi.
Hepsi elbiselerini beraber ayni yerden almislardi sanki.
Annelerdi, teyzelerdi, yengelerdi. Butun amcalar biyikliydi.

Yabanciligim, gozlerimi acar acmaz, bir daha pesimi birakmadi.
Yabancii ve gariptim o yuzden doverdi butun cocuklar belki,
cocukluk hayalleri var miydi ve gerceklesmedigi icin mi nefret ederlerdi benden,kendilerinden ve herkesten bilemiyorum.
O yillar bahardi, sorumluluksuz, basma ve pazendi.
O yillar sobali evler, kaplanan yorganlar, aksam sinema suareleri,romantizm ve gizli bulusmalar cagi.
Siyah -beyaz ve biraz huzunlu.

Kamyonlar yuklendi, tasiniyorduk. Son defa pencereden baktim sokaga, cocukluguma, bos arsaya.
mavi kapiya. Omuzlari daha genis, gozleri daha iyi goren baska bir Vita'li mahalleye tasindik.
Benim gozlerimde daha iyi gormeye basladi belki de, belki tamamen kapandi.
Belki bir seyleri degistirmekti amac ama bilmiyorum ben degistim mi yoksa hep o mahalledeki
"yabanci"cocuk olarak mi kaldim.
Bir tarafim hep o sokakta kaldi.
nefreti, korkuyu,gizleri ve daha kim bilir ne cok seyi ogrendigim sokakta.
O sokak hep orada, biraz sefil, giderek curuyerek bekledi durdu beni.

Sol elle yaziliyor butun bunlar Yeni Raki ve huzunle.
 
Nadir bir şey istedi.
Namümkün bir şey yaptım.
Narinlik içermeyen bir şeydi.
Nereden çıktığı malum olmayan bir şeydi.
Nedensiz yapılmayacak bir şeydi.
Nedeni de anlamsız bir şeydi.

Rahatlayan, rahatlatan, memnun kalan ve üzülenin olduğu bir şeydi.

Artık yanınca yel verecek bir şey lazım.

Biten şeyin peşine başlangıcın ekleneceği bir şey.

Buyrun, geliniz.
 
Dava edeceğim. Popüleritemi kullanarak kebapçı açmışlar.

İstanbul'da şubemiz yoktur gerçek Mastor Adana'da herhangi bir yerde karşımıza çıkabilecek mobil bir yaratıktır.
4c9e8a9b9ba008498bd1921976701602.jpg
 
Keloglan degnegine bagladigi cikisiyla geziyor.
Bazen keloglan, bazen superman, bazen ortadirek, bazen yolcu, bazen tek basina edilen bir ev kahvaltisi,
bazen oylesine yazan bir kalem.
Olmak veya olmamak diyen o yuce varlik.
Olmak ya da olmamak iste butun mesele ne? olmak mi? olmamak mi?
madimak mi tarantula mi? belki de sorun ne olamamakla ilgili.
Aslinda butun mesele olmaktan ibarettir olmamanin bununla bir ilgisi yok.
 
Masumiyet arıyordu çıplaklıkta
kadeh kenarında kalan ruj izinde
sadece beyaz olmayı istiyordu
bembeyaz olmayı
öyle ki beyaz olmak için bir kaç yağmur damlasını bekler dururdu kadehinde
bir Müzeyyen sesinde son bulacağından habersiz.
 
Ben eskiden Alâeddin Yavaşca dinler, Gel Ey Denizin Nazlı Kızı Nûş i Şarab et açar, İnci Akkor sever, Müzeyyen Abla takılır, En sevdiğim paşayı Zeki Müren ilan eder, Zekai Tunca'nın eserlerini söylerkeneki çene, ağız hareketleri ile serhoş olurdum. Son zamanlarda kendimde tavernaist dediğimiz, taverna müziği seven ve söyleyen kişiliklere benzediğimi fark ettim, yeşil Kartal'a binmek, belki biraz Cengiz Kurtoğlu dinlemek, çiçekli gömlek giyip, altın ya da güm üş dediğimiz enteresan kolyeler takmak, yolda giderken kolumu kelebek aynasından filan sokup dışarı çıkartmak istiyorum. Bu tavernaist hallerim gecenin sonunda aşırı hareketli şarkılara, taverna müzüğü potborilerine ve hatta Ankara pavyonları müziklerine kader gidiyor.

Tüm bu durumlardan tek çıkarımım şudur ki, ben 70'lerde yaşayaydım; sağlam bir pezeveng olur imişim. Evet, imişim.

Enteresan.
 
Tam da burada oturduk içiyoruz, tam da burada kapı sarhoşluğa ve derin düşüncelere açılıyor, tam da burası Dünya'nın merkezi. Şöyle der Fuzuli;

"'Mey biter saki kalır, her renk solar haki kalır."

Mey bitecek ve haki rengimiz ile fecre karışacağız, bu dakikadan itibaren gece bize güzel; peki ya sabaha ayık uyanmanın çekilmezliğini nasıl üstleneceğiz?
 
Geri