Özgür olduğumuza inanırız çünkü bizce özgürlük, istediğimiz her yere gidebilme, istediğimiz her şeyi söyleyebilme ve yapabilme kabiliyetidir. Ancak bu gerçek özgürlük değildir. Bu ‘dışarıdaki’ ikincil gerçeklik dünyasındaki özgürlük biçimidir. Oysa bilincimizde, birincil gerçeklikteki özgürlük ‘burada’ olan her şeyden ve her kişiden uzak olmak, onlara bağımlı olmamaktır. Size çelişkili gibi görünebilir ama ancak o zaman ‘dış dünyadaki’, çevremizdeki insanlar için mevcut, yararlanılabilir ve daha yakın hale geliriz. Bir nevi, uzaklık yakını getirir de diyebiliriz. Ancak o zaman bilincimizin, özümüzün enerjisiyle en doğal olanı yapmak için mesela başka insanlara özen göstermek için kendi yollarımızı ‘yaratacak’ içsel özgürlüğe sahip oluruz!
Bahsettiğimiz bakış açısı, değer ve davranış biçimleri ikincil gerçeklikten beslenen materyal topluma şartlandırılmış bir zihne çok fazla şey ifade etmeyecektir. Hatta ta çok yorulup büyük stres altında kalana ya da ilişkilerimizde ciddi hasarlar gelene kadar bize de genellikle çok şey ifade etmez. Bu tür hadiseler başımıza gelmeye başladığındaysa bir durur yaşantımızda süre giden inanç sistemlerimizi sorgularız, işte ancak o zaman yaptığımız bu üç büyük hatayı görürüz!
Sizce?