Okyanusuna Kavuşamayan Balıklar

Konu sahibi son olarak 2388 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Bir adamla tanıştım kısa bir süre önce. Hani uzaktan birilerini izlersin ya, nasıl biridir diye. Başta öyle tabi... Bir çeşit savunma mekanizması... İzlediğimin de farkında değil aslına bakarsan... Kendi kendime dedim ki “Ne kadar güzel bir insan.”
Bunu der demez duvarlarım iner benim. Güzel insanları duvarların dışında tutmaya gerek yok. Hep içimizde olsunlar, hep yolumuza ortak olsunlar. Ne de olsa sayıca çok azlar.
Biraz sohbet, biraz şamata sonrasında baktım ki güzel de bir adam.
Hayattan ağır bir tokat yemiş. Zaten insan hayattan tokat yemedikçe güzelleşemez be, Bolahenk. O tokatlar yeri gelir aksesuarın, yeri gelir allığın olur, yeri gelir gülümsemen olur. Ve sadece gülümsemen olduklarında tozun alındığı için şükredersin.
Konuşurken bir analoji yaptı; “Ben okyanusuna dönebilmek için çırpınan bir balığım.” Kendi okyanusuna dönebilmek için son 2,5 senedir can çekişen bir balık olduğum için içimden bir şeyler akıp gitti bu adama. Sakın vazgeçme dedim, önünde akan cılız dereye kanma. Tuzlu su balığı, tatlı suda kurtulamaz ki. Ümitlendik tabi. Ben de onunla birlikte.
Ben ümitlendirdim, o parçalandı. Ben ümitlendirdim, o yine parçalandı. Sonunda dedi ki “Yeter artık, bana umut vaad etme. İstemiyorum!” Üzüldüm, Bolahenk. Çok üzüldüm hem. Umut kötü bir şey değil ki Bolahenk. Bunun hırsızlığını yapıp, kendi pesimizimine ortak arayanlar kötü. O kötülerden vazgeçmek varken, neden umudumuzdan, onu canlı tutanlardan vazgeçelim? Neden onlar dururken ben uzaklaşmalıyım? Neden yangında ilk vazgeçilen ben ve umutlarım olsun? Ben kendi okyanusuma kavuşamıyorken, o kavuşsun istedim. Ne daha fazlası, ne daha azı.
Ne yazık ki, solungaçlar kurumaya yüz tutunca umut vereni değil, öleceğini söyleyeni daha baskın duyuyor balık. Bu sesler arasında, tuzun kokusunu da alamıyor, gökyüzünün mavisini de göremiyor. Çok yakındı oysa, çok...

Öpüldün Bolahenk.
 
Kaleminize sağlık Hira ne kadar güzel kullanmışsınız kelimelerin ifade gücünü. Sizi de ekibe katalım mı ne dersiniz ? Sizde o ışık var :)

Edit: Eklenmişsiniz farketmedim hoş geldiniz diyeyim o zaman :)
 
'1944'te Dostoyevski'yi okudum. O gün bugün huzurum yoktur.” Cemal Süreya

''2019 Temmuzunda Hira'yı okudum. Huzur buldum '' esekherif
 
siz okyanustaki bir su damlası değil, su damlasındaki bir okyanussunuz hanımefendi.
 
Qaranliq gecede ulduzlari gore bilmek onemli deyil, gunduzler ulduzlari gore bilmek marifet, Ashiq olmaq marifet deyil bir omur boyu seve bilmek marifet
 
Yazı size aitse baya iyi. Beğendim. Keyifle de okudum.
 
Kaleminize sağlık Hira ne kadar güzel kullanmışsınız kelimelerin ifade gücünü. Sizi de ekibe katalım mı ne dersiniz ? Sizde o ışık var :)

Edit: Eklenmişsiniz farketmedim hoş geldiniz diyeyim o zaman :)

Aranıza katılmaktan çok memnun oldum. Teşekkür ederim Yazgı :)
 
'1944'te Dostoyevski'yi okudum. O gün bugün huzurum yoktur.” Cemal Süreya

''2019 Temmuzunda Hira'yı okudum. Huzur buldum '' esekherif

Cemal Süreya o kadar haklı ki... Sevgili Fyodor hala hepimizin huzuruna çomak sokuyor :)

Huzura gelince... Huzur çok kıymetli, esekherif. Onore oldum, teşekkür ederim :)
 
Bir adamla tanıştım kısa bir süre önce. Hani uzaktan birilerini izlersin ya, nasıl biridir diye. Başta öyle tabi... Bir çeşit savunma mekanizması... İzlediğimin de farkında değil aslına bakarsan... Kendi kendime dedim ki “Ne kadar güzel bir insan.”
Bunu der demez duvarlarım iner benim. Güzel insanları duvarların dışında tutmaya gerek yok. Hep içimizde olsunlar, hep yolumuza ortak olsunlar. Ne de olsa sayıca çok azlar.
Biraz sohbet, biraz şamata sonrasında baktım ki güzel de bir adam.
Hayattan ağır bir tokat yemiş. Zaten insan hayattan tokat yemedikçe güzelleşemez be, Bolahenk. O tokatlar yeri gelir aksesuarın, yeri gelir allığın olur, yeri gelir gülümsemen olur. Ve sadece gülümsemen olduklarında tozun alındığı için şükredersin.
Konuşurken bir analoji yaptı; “Ben okyanusuna dönebilmek için çırpınan bir balığım.” Kendi okyanusuna dönebilmek için son 2,5 senedir can çekişen bir balık olduğum için içimden bir şeyler akıp gitti bu adama. Sakın vazgeçme dedim, önünde akan cılız dereye kanma. Tuzlu su balığı, tatlı suda kurtulamaz ki. Ümitlendik tabi. Ben de onunla birlikte.
Ben ümitlendirdim, o parçalandı. Ben ümitlendirdim, o yine parçalandı. Sonunda dedi ki “Yeter artık, bana umut vaad etme. İstemiyorum!” Üzüldüm, Bolahenk. Çok üzüldüm hem. Umut kötü bir şey değil ki Bolahenk. Bunun hırsızlığını yapıp, kendi pesimizimine ortak arayanlar kötü. O kötülerden vazgeçmek varken, neden umudumuzdan, onu canlı tutanlardan vazgeçelim? Neden onlar dururken ben uzaklaşmalıyım? Neden yangında ilk vazgeçilen ben ve umutlarım olsun? Ben kendi okyanusuma kavuşamıyorken, o kavuşsun istedim. Ne daha fazlası, ne daha azı.
Ne yazık ki, solungaçlar kurumaya yüz tutunca umut vereni değil, öleceğini söyleyeni daha baskın duyuyor balık. Bu sesler arasında, tuzun kokusunu da alamıyor, gökyüzünün mavisini de göremiyor. Çok yakındı oysa, çok...

Öpüldün Bolahenk.

Sevgili Hira,

Dilerim Bolahenk henüz tamamen vazgeçmemiştir ve ikiniz beraber aynı okyanusta bir araya gelmeyi başarabilirsiniz. :ykalp:

Koşullar bazen en büyük sınavımız olabiliyor ve ne yaparsak yapalım elimizden hiçbir şey gelmiyor. Kimimiz güçlü kalmaya çalışırken kimimiz mücadeleden vazgeçiyoruz çünkü boşa yapılan bir çırpınış gibi algılıyoruz, oysaki halen bir şansımız olabilir.

Bolahenk'i hem adam hem de güzel insan diye tarif etmişsin ki bu iki özellik gerçekten çok zor bulunuyor. İkinizin de bir an önce okyanusunuza kavuşmanızı temenni ediyor ve seni bizlerle tanıştıran sevgili velevki'ye bir kez daha teşekkür ediyorum.
 
Son düzenleme:
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri