bu hissiyatın en okkalısını çok yakın arkadaşımızla yaşadığımız gerilim sonrası gruptan yazdığı orhun kitabeleri minvalinde mesajda hissetmiştim. yüz yüze konuşma konusunda becerisi olmadığını fark edince biraz salmıştık onu, o da madem konuşamıyorum o zaman yazayım diye sonu gelmeyen bir mesaj atmıştı. okurken yaşadığım hayal kırıklığı yerini bazen ''hayır be bunu da demezsin'' şaşkınlığına, bazen mide bulantısına bazen de o durduramadığım dudak tiksinmesi mimiğine bırakmıştı. verebilecek bir cevap yoktu mesela tiksinmekten başka ve öylece kaldı o mesaj. hala duruyor grupta bütün şanıyla ve uzunluğuyla. tekrar okuyup tiksinmemek için bakmıyorum ama orada olduğunu biliyorum bu da bana yetiyor.
aynı hissi hayatın içinde de yaşadığım oluyor özellikle sosyal medyanın aktifleşmesiyle herkesin her şeye yorum yapabilmesi, her konuda konuşabilmesi bu ''iğrenme'' hissini tetikliyor. bazen nefret dolu mesajlar görünce şok oluyorum, bu kadar nefret dolu olabilmek çok zor gelirdi bana mesela ve insanların böyle uzun uzun kusmaları bu hislerini garip geliyor. yerli yersiz her şeyde en doğrunun kendilerinin fikirleri olduğunu zannetmeleri ve bunu kalabalıklar içinde haykırabilmelerinin özgüveni şaşırtıyor beni. bilmiyorum çok yaşadığım bir şey. işle ilgili şeylerde sadece kendi dediğini kabul eden ve kimseyi dinlemeyen tiplerin bilmiş hareketleri ve tavırları karşısında da midem bulanıyor. bakın benim midem çok hassas, hemen bulanır. bazen kendi yazdığım eski şeylere bakınca bile tiksinebiliyorum, aptal! aptaaaal! öyle şeyler mi hissettin de ağladın aptaal falan derken bulabiliyorum kendimi ama yaşamasak da olmazmış. yaşatana sağlık. <3