Ödevler gerçekten gerekli mi?

  • Kullanıcı Mahlas
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Genel Tartışma
Konu sahibi son olarak 1013 gün önce görüldü
568e25b818c77306941438df.jpg

Eğitim bilimci, hurriyet.com.tr yazarı Dr. Özgür Bolat, bugünkü yazısında son günlerde öğrencilerin ve ailelerinin şikâyetlerine konu olan, hatta Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın da gündemine giren, “ödev meselesini” konu aldı.

Tartışmada yanıt aranan sorular belli: Türkiye’de çocuklara çok fazla mı ödev veriliyor? Bu ödevler gerçekten gerekli mi? Ödev yapan çocuklar daha çok mu öğreniyor? Tüm sınıfa aynı ödevin verilmesi doğru mu? Daha verimli bir ödev modeli nasıl oluşturulur?

Bu soruların cevabını, bilimsel veriler eşliğinde Dr. Bolat’ın yazısında bulabilirsiniz.

Peki siz ne düşünüyorsunuz?
 
Dünyanın en çok ödev veren ülkelerin başındayız. Ve başarısızlık oranı yine en yüksek ülkelerden biriyiz.
 
Fazla verilen ödev insanı hileye iter.

Fazla ödev bir çocuğu ağır strese sokar.

Fazla ödev bir çocuğu erken ergenliğe zorlar.

Fazla ödev bir çocuğu ağır baskı altına atar.
 
hayatımda 1 defa bile ödev yapmadım başarıya giden yolda tekerim patladı bi diploma uğruna ne gençlikler soluyor ya Rab
 
ilkokulda cevap anahtarından işaretlerdim hepsini. hatta anlaşılmasın diye önce yanlış şıkkı işaretleyip silerdim, bikaç soruyu da yanlış yapardım xd
gerekli mi bilmiyorum ama bazı eğitimcilerin çocukları yarış atı gibi gördüğünden eminim:T:
 
bence ödev zorunlu değil de öneri şeklinde olmalı. herkes, başarılı olmak isteyen her birey, kendi eksta çalışmasını kendi inisiyatifiyle belirlemelidir.
 
ödevleri çoğu zaman aileler yapıyor
 
ilkokulda cevap anahtarından işaretlerdim hepsini. hatta anlaşılmasın diye önce yanlış şıkkı işaretleyip silerdim, bikaç soruyu da yanlış yapardım xd
gerekli mi bilmiyorum ama bazı eğitimcilerin çocukları yarış atı gibi gördüğünden eminim:T:

Sırf kendi arkadaş ortamlarındaki sosyal statülerini korumak amacıyla ve gerile gerile benim oğlum Boğaziçi'nde veya kızım İTÜ'de okuyor diyebilmek içindir çocuklarını yarış atı gibi görmeleri.

İlkokul'da bir arkadaşım vardı. Annesi resmen çocukları bu psikoloji altında büyütüyordu. Hadi oğlum, hadi aslanım, son yüz metre, dayan ! Ha gayret diye diye ittire ittire çocuğun üzerine giderdi. Garibim içine kapanık bir hal almıştı.

Ödevler konuyu pekiştirmek adına önemli olsa da, günümüz eğitimde abartılar ile süslendiği için, bu pekiştirme yerini bıkkınlığa ve sıkılganlığa bırakıyor.
 
Öğrendiklerini pekiştirmek amacıyla verilmeli öğrenciyi bezdirmek için değil
 
Yazıyı şu an beynimin içinde ürolojik onamlar, sıvı elektrolit dengesi, immobilizasyon gibi türlü şeyler olduğu için okumadığımı belirterek fikrimi ileteyim sizlere.

Ödevler amacına hizmet etmiyor. Ödev öğrencide, bilgiyi analiz etme, sentez etme, değerlendirme gibi üst düzey davranışları kazandırmayı hedeflediğinde anlamlı hale gelir. Ödevi eğitimci değerlendirdikten sonra öğrenciye geri bildirim vermediği sürece anlamsızdır.

Öğrenciye, şunu araştır gel değil, "Ne düşünüyorsun" gibi kendi düşünce sürecini katacak yönde ödevler verildiğinde ancak o ödev üzerinde öğrencinin sorgulaması mümkündür.

Notundibi: Belirttiğim özellikler matematik, geometri gibi sayısal işlemler ve öğrenmeler gerektiren konu ve derslerde işlevsel olmayabilir.

Kafam çok yoğun, bir ara inceleyeceğim burayı.
 
vardir bir bildikleri.. ayni sartlarda BASARILI ogrenciler cikiyorsa cok ders gereksiz yada sorundur bahanesi pek umrumda degil

bizim ki can degildi sanki.
vakitden cok ne var cogu icin... biraksan saatlerce Telefonmus Bilgisayarmis Playstationmus ustunden kalkmazlar

azda kalem tutsunlar. cahillik kotu.
 
6-12 yaş erikson'nun başarıya karşı aşağılık duygusu şeklinde tanımladığı dönem. özetle çocuklara başarı duygusunu yaşattırmanın farz olduğu dönem. bireysel farklılıkları göz önüne alınarak, onun isteyerek severek yapabileceği, kendisinin ilgi alanları doğrultusunda, eğlenerek öğrenebileceği seçenekler sunulmasının gerektiği dönem. bilgiyi, araştırmayı, sorgulamayı sevdirilebileceğin dönem lakin o hiç öyle olmuyor işte bizim ülkemizde. 40-50 çocuğu ahır gibi bir sınıfa kapatırsan, yetmezmiş gibi sürekli hazırlanıp kendini yetiştirmesi gereken bir sınav sistemine sokarsan, çocuklara ve hatta öğretmenlere kendilerini adeta at yarışı içinde hissettirirsen, bu ülkede daha başarısızlık yıllar boyu sürer. Sistem böyle oldukça ödev de mecburi olur. ikinci öğretmeniniz de evde annelerimiz olur. okulda işlenen bir konu, müfredata göre en fazla 2 ders saatini ayırabilecek olan öğretmen için, 40-50 çocuğa ki bu çocukların hepsinin farklı zeka türleri olduğu kabul edilirse, sınıfta tam öğrenmeyi gerçekleştirmesi imkansızdır. bu sebepten birçok öğretmen ödev vermeyi, ailenin desteğini almayı kendilerine tek çare görür. ve olan yine memleketimin gariban çocuklarına olur. sayın nabi avcı da ödevlerden önce sistemdeki sıkıntılara değinse aslında her şey daha kolay çözüme ulaşır.
 
6-12 yaş erikson'nun başarıya karşı aşağılık duygusu şeklinde tanımladığı dönem. özetle çocuklara başarı duygusunu yaşattırmanın farz olduğu dönem. bireysel farklılıkları göz önüne alınarak, onun isteyerek severek yapabileceği, kendisinin ilgi alanları doğrultusunda, eğlenerek öğrenebileceği seçenekler sunulmasının gerektiği dönem. bilgiyi, araştırmayı, sorgulamayı sevdirebileceğin dönem lakin o hiç öyle olmuyor işte bizim ülkemizde. 40-50 çocuğu ahır gibi bir sınıfa kapatırsan, yetmezmiş gibi sürekli hazırlanıp kendini yetiştirmesi gereken bir sınav sistemine sokarsan, çocuklara ve hatta öğretmenlere kendilerini adeta at yarışı içinde hissettirirsen, bu ülkede daha başarısızlık yıllar boyu sürer. Sistem böyle oldukça ödev de mecburi olur. ikinci öğretmeniniz de evde annelerimiz olur. okulda işlenen bir konu, müfredata göre en fazla 2 ders saatini ayırabilecek olan öğretmen için, 40-50 çocuğa ki bu çocukların hepsinin farklı zeka türleri olduğu kabul edilirse, sınıfta tam öğrenmeyi gerçekleştirmesi imkansızdır. bu sebepten birçok öğretmen ödev vermeyi, ailenin desteğini almayı kendilerine tek çare görür. ve olan yine memleketimin gariban çocuklarına olur. sayın nabi avcı da ödevlerden önce sistemdeki sıkıntılara değinse aslında her şey daha kolay çözüme ulaşır.

Neyse riske etmeyeyim.

+++
 
Öğretmenin verdiği ödevi, öğrencinin dedesinin gelmesi nedeni ile yapamadığını yazan veli, öğretmene gönderdiği notta adeta isyan etti. Öğretmene yazdığı notta çok ödev verilmesinden şikayet eden veli, noktalama hataları ile dolu yazısında şu cümlelerle öğretmene sesleniyor; Hocam İkra'nın Kırıkkale'den dedesi geldi. Dersini yaptıramadım. yeter artık! Bu kadar ders vermeyin. Okulda yaptıklarınız az ders, eve çok ders. Biraz az verin artık. devletten parayı sen alıyorsun, çileyi biz çekiyoruz. Numaranızı verseniz net konuşuruz.''
Velinin yazdığı ve adeta öğretmene isyan içeren bu not sosyal medyada günün konusu oldu. İşte velinin o notu;


velinin_isyani.jpg


Buda mizahi yanı :)
 
Abartmamak şartı ile verilmesi lazım ,öğrendiklerini daha iyi kavramak adına gerekli bence. Ama bazıları var ki sayfalarca yazıyorlar ben yoruluyorum onları görünce.
 
Herşeyin yerinde halledilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bugün patronum evime iş götürüp halletmemi istese hoşuma gitmezdi. Veya tatile çıktığımda iş düşünmek istemem, keyfime bakmak isterim. Yoksa stresten kurtulamam ve herşey birbirine girer. Çocuklar için de böyle düşünmenin sakıncası yok bence. Ödev yetmiyor bir de hafta sonları veya tatillerde kurslarla uğraşıyorlar. Bu çocuklar ne zaman huzur bulacak?
 
Dün akşam ılkokul 4.sınıfa giden çocuğun ödevini gördüm de çocuklar çocukluklarını ciddrn yaşayamıyor. Bu kadar yüklenmenin manası nedir anlamıyorum
 
Geri