Günlük O Fotoğrafın Hikayesi

  • Kullanıcı W
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
🕒 Konu sahibi 3 saat önce aktifti
adamda bir ayak var sanirsin cocuk mezari 62 cmmis :S

p5DxN1.jpg
 
Nguyen_Van_Lem_big.jpg


İnfaz edilmek üzere olan bir insan. Neden ve ne içini geçelim...
 
Osmanli doneminde gocmen kuslar icun yapilmis bir hayvan hastanesi var imis, ismi ''Gurabahane-i Laklakan'' yani diyor ki leyleklerin bakim evi, soylenen o ki dunyanin ilk hayvan bakim evi / hastanesi imis. Bunamis kargalardan, bacaklari sakat leyleklere, sagir baykuslara kadar hepsini tedavi ediyorlarmis. Hastanenin burada kurulma sebebi kuslarin goc yollarinin Bursa uzerinden geciyor olmasiymis...



hayvan-hastanesi-1.jpg



hayvan-hastanesi-2.jpg
 
89638.jpg






1940′ların sonlarında Rus araştırmacılar 5 insanı 15 gün boyunca tetikleyici gazlarla uyanık tuttular.

Denekler 2. Dünya Savaşı’nda düşman olarak kabul edilmiş politik tutsaklardı. Oksijen seviyesinin dikkatlice kontrol edildiği odalarda kalıyorlardı. Kamera sistemleri kapatılmıştı, yani onları izleyebilmek için sadece mikrofonlar ve 5 inçlik kamara penceresine benzeyen gözlem camları vardı. Oda kitaplarla, yataksız karyolalarla, su ile, ayrıca 5′ine de 1 ay yetecek kadar yiyecekle doluydu.

İLK 5 GÜN HER ŞEY İYİ GİDİYORDU

İlk 5 gün her şey iyi gidiyordu; denekler 30 gün boyunca uyumadan teste dayanırlarsa serbest bırakılacakları konusunda anlaşmılardı. Günden güne onların her hareketlerini ve aktivitelerini izlerlerken, zaman geçtikçe, geçmişlerindeki travmatik olayları konuştuklarını fark ettiler. 4 gün boyunca bu durum giderek karanlık bir hal aldı.

5 günden sonra, Koşullar hakkında şikâyet etmeye ve onları yönetenlerin nerede olduğunu araştırmaya başladılar. Birbirleriyle konuşmayı kestiler ve mikrofonlarla tek taraflı camlara fısıldamaya başladılar. İşin garibi, bu deneyi diğer deneklerin üzerlerinden kazanabileceklerini düşünmeye başladılar. Araştırmacılar başta bunun gazın bir yan etkisi olduğunu düşündüler.

9 GÜN SONRA İLK DENEK ÇIĞLIK ATTI

9 günden sonra ilk denek çığlık atmaya başladı. 3 saat boyunca, odanın içinde koşarak bağırdı. Denek bağırmaya devam ediyordu ama çoğu zaman çıkan ses gürültüden ibaretti. Denek hiç bir şey söylemeden bağırıyordu. Araştırmacılar, deneğin ses tellerini parçaladığını ileri sürdüler. Daha ilginç olan şeyse diğer deneklerin buna nasıl tepki verdiği, ya da tepki vermedikleri idi. İkinci denek de çığlık atmaya başladı, geri kalanı ise mikrofonlara fısıldamaya devam etti. Diğer çığlık atmayan denekler kitapları parçalara ayırdı, sayfaları tek tek yüzlerine sürüp sakince gözlem camlarına yapıştırdıklarında, çığlıklar hemen kesildi.

'İÇERİ GİRİYORUZ' ANONSU...

3 gün daha geçti. İçerideki 5 deneğin sesi kesildiğinde araştırmacılar mikrofonların çalışıp çalışmadığını kontrol etti. Mikrofonlarda sorun yoktu. Odadaki oksijen seviyesi, hepsine yetecek düzeydeydi. 5 denek ağır egzersizler yapınca oksijen seviyesi düşüyordu. 14. günde araştırmacılar deneklerden hiç bir veri alamayınca odaya girmeye karar verdiler. Onların ölmüş olmalarından endişeleniyorlardı. Veya bir tür bitkisel yaşama girdiklerinden…

Anons ettiler: “Mikrofonları kontrol etmek için içeri giriyoruz, kapılardan uzak durun ve yere yatın. Aksi hâlde vurulacaksınız. İtaat edeninizden birisi özgürlüğüne hemen kavuşacak.”

"ARTIK ÖZGÜR OLMAK İSTEMİYORUZ"

İçeriden sakin bir Ses cevap verince şaşırdılar: “Artık özgür olmak istemiyoruz.” Askeri güçler ve araştırmacılar arasında bir tartışma patlak verdi. Daha fazla tepki alıp kışkırtmamak için 15. günün gece yarısı odanın kapısının açılmasına karar verildi. Oda birden temiz havayla doldu ve uyarıcı gaz dışarı boşaldı. Mikrofonlar anında çalışmaya başladı. 3 farklı ses yalvarmaya başladı; dışarıda onları bekleyen aileleri, sevdikleri olduğunu yakarıyorlardı. Askerler denekleri almak üzere odaya gönderildi. Şimdiye kadarki en yüksek çığlık, içeriye giren askerlerden geldi. 5 denekten 4′ü hâlâ yaşıyordu, tabii buna yaşamak denirse.

DERİLERİ PARAMPARÇA

Yiyecek erzaklarına çok dokunulmamıştı.Deneklerden birisi ölmüştü. Kalçasında ve göğsünde topat topak et doldurulmuştu. Odanın ortasındaki giderin üstünde duruyordu, suyun geçmesini engellediği için oda 4 inç suya kaplanmıştı. Su sandıkları sıvının kan olduğu o an farkedilemedi. “Kurtulan” 4 deneğin sakalları uzamış, derileri adeta paramparça olmuştu. Tırnaklarındaki parçalar bu yaraları kendilerinin yaptıklarını gösteriyordu, araştırmacıların düşündüğü gibi dişlerle değil… Yaralar ve oyukların açıları, konumları hepsini kendilerinin yapmadığını gösteriyordu. Birbirlerine de saldırıyorlardı.

YENİKLERİ KENDİ ETLERİ

4 deneğin de karın bölgesindeki organlar ve kaburgaları hemen hemen yok gibiydi. Kalp, akciğerler ve diyafram yerine, deri ve kaburgaya bağlı kasların çoğu akciğerlerle beraber göğüs kafesinin dışına sarkmıştı. Kan damarları ve organlar sağlam kalsa da, diğerlerini çıkarıp yere atmışlardı. Fakat denekler hâlâ ”yaşıyorlardı”. Dördünün de sindirim sistemleri çalışıyordu. Günler sonra istifra ettiklerinde, aslında yediklerinin kendi etleri olduğu ortaya çıktı. Çoğu asker Rus özel servisinde çalışmıştı fakat hiçbiri odaya girip denekleri kaldırmaya cesaret edemedi. Askerler odadan çıkarılmaları için yalvarıp bağırırken gaz geri geldi, uykuya daldılar…

RUS ASKER ÖLDÜ

Deneklerin odadan çıkarılmamak için verdikleri mücadele herkesi çok şaşırttı. Bir Rus asker boğazına saldırılması sonucu öldü, bir diğeri ise testisleri koparıldığı ve bacağı deneklerden birinin dişleriyle kemirildiği için yaralandı. Diğer 5 asker ise hayatlarını intihar ederek kaybettiler.

Yaşayan 4 denekten birinin dalağı patladı ve dışarı doğru kanamaya başladı. Tıbbi araştırmacılar onu sakinleştirmeye çalıştılar ama bu imkansızdı. Bir insanın alabileceği mofinden daha fazla almasına rağmen hâlâ köşeye sıkışmış bir hayvan gibi mücadele ediyordu. Bir doktorun kolunu ve kaburgasını kırdı. Deneğin dolaşım sisteminde kandan çok hava vardı. Kalbi durduğunda bile bağırmaya devam etti 3 dakika boyunca kendini dövdü. Herkese saldırıp “Daha fazla!” kelimelerini tekrar ederken gittikçe güçsüzleşti, yavaşladı ve sessizce yere yığılıp hayatını kaybetti.

KASLARI İSKELETİNE O KADAR YAPIŞMIŞ Kİ...

Sağ kalan 3 denek tam donanımlı bir tıp merkezine taşındı. Sağlam ses telleri olan 2 denek uyanık kalabilmek için daha fazla gaz talep ediyorlardı. Deneklerin organlarını tekrar yerleştirme aşamasında sakinleştirici ilaçlarına karşı bağışıklık kazanmış oldukları keşfedildi. Deneklerden biri bağlanmış olduğu iplere rağmen, öfkeyle etrafa saldırıyordu. En sonunda 4 inçlik deri kelepçeleri yırtmayı başardı. Bunu yaptığında kolunu 200 poundlık bir asker sıkıca tutuyordu. Deneği sakinleştirmek için normalin üzerinde anestezi kullanıldı ve gözleri kapandı. Kalbi durmuştu… Otopsi testlerinin sonuçları kanın içindeki oksijen miktarının olması gerekenden 3 kat fazla olduğu gözlemlendi. Kasları iskeletine o denli yapışmıştı ki karşı vermeye çalışırken 9 kemiğini kırıldı.

2. Hayatta kalan ise 5 kişinin arasında ilk çığlık atanlardandı. Ses kayıtları yok edilmişti.Yalvaracak durumda değildi, tek yapabildiği kafasını düzensiz bir şekilde haraket ettirmekti. Bunlar anesteziden doğan sonuçlardı. Bir sonraki ameliyatta yeniden anestezi verildi. Organlarını yerleştirirken 6 saat boyunca hiç tepki vermedi. Bir hemşire, birkaç kez, hastanın ameliyat esnasında gülümsediğine şahit oldu. Ameliyat bittikten sonra hasta mırıldanmaya başladı. Doktorlardan biri, hastanın önemli birşey söylüyor olabileceğini var sayarak kalem ve not defterini alıp yanına gitti. Hastanın dudaklarından dökülen kelimeler sonucunda odadakilerin dehşeti katlandı: “Kesmeye devam et.”

"UYANIK KALMAM GEREK"

Diğer iki deneğe de aynı ameliyatda yapıldı. İkisine de anestezi yerine onları felç eden bir ilaç verildi. Ameliyatı gerçekleştirmek imkansızdı çünkü iki hasta da gülüp duruyordu. Tekrar konuşabilecekleri zaman canlandırıcı gaz istediklerini söylediler. Araştırmacılar onlara neden kendi bağırsaklarını parçaladıklarını ve tekrar gaz verilmesini istediklerini sordular. Tek cevap şuydu: “Uyanık kalmam gerek.”

Kalan üç deneği daha sıkı bağladılar ve onlarla ne yapılacağına karar verene kadar bekleme odasına geri gönderdiler. Komutan tekrar gaz verildiğinde ne olacağını merak ediyordu. Araştırmacılar buna itiraz etti ama kimse dinlemedi.

Odanın içinde tekrar mühürlenmeye hazırlanan denekler EEG monitörüne bağlıydı. Süpriz olan şey ise tekrar gaz alacaklarını duyduklarında çırpınmayı bıraktıklarıydı. Denekler uyanık kalmakta kendilerini zorluyor gibidiler. Bir tanesi mırıldanarak konuşmaya çalşıyordu. Diğer denekler kafasını yastığa dayamıyor ve sürekli göz kırpmaya çalışıyordu. EEG monitöründe görülen beyin dalgaları şaşırtıcıydı. Raporlarına bakarken bir hemşire hastalardan birisinin kafasını yastığa deydirdiği anda gözlerinin kapandığını fark etti. Beyin dalgaları direk rem uykusuna girdiğini gösteriyordu. Sonra tekrar eski durumuna döndü. Döndüğü anda ise kalbi durmuştu…

 
Bütün sayfani okudum ve izledim.
Tesekkürler @W.
Gercekleri görebilmek zor gelmemeli.Paylastigin her kare,tarihin bir gercegi.Begenip,begenmemek söz konusu olamaz kanaatimce bu sayfada.Sadece,kabullenip,kabullenmemek olabilir,paylastigin paragraflar.Rahatsiz edici ama bir o kadar da cesur.
Tarih denilince akla,genelde sanli zaferler,antik tarih ve romantik düsünceler gelir.Tarihin maalesef aci yönleri daha agir.Yalniz baktigin icin degil,gördügün icin de tebrik ederim.Sen tarihe bireysel göz ile yaklasmissin.Insanlar odak noktan olmus.Bu hos ve alisilmisligin disinda bir yaklasim.
Cok basarili bir konu olmus.Basligi okudugumda,yine mi bir kisisel fotograf paylasimi konusu diye düsünmüstüm.Beni sasirttigin icin tesekkür ederim.
Devamini bekliyorum.
 
her-birinin-ayr%C4%B1-bir-hikayesi-olan-17-foto%C4%9Fraf-15.jpg



Sen valinin kedisini nasil oldurursun kupek ? 1924te ismini bilmedigim bir Pensilvanya valisinin kedisini olduren Pet isimli kopegin muebbet hapis yemesi.
 
Db3M6tkW4AAHsci.jpg




Kastamonulu bu hatun kisisi ailesinin engellemesine ragmen erkek kiyafetleri giyip cephane tasimada yardimci oldu. Uzerindeki montu cephanenin uzerine kapatan hatun kisisini fark eden Mustafa Kemal cok etkilenip sordu neden uzerini kapattigini usuyup usumedigini sordu, cevap olarak '''benim usumem hic onemli degil bu cephane yuzlerce binlerce askerimizi koruyacak'' cevabini alinca Ataturk kimligini istedi. Savastan sonra kendisini Cankaya koskunde 2 hafta agirlayip, istiklal madalyasi ve cavus rutbesi verildi. Olene kadarda maasa baglandi. Ismi Halime Kocabiyik.
 
535413_475623919157641_1307684288_n.png



Bu fotograf icin 2 tane rivayet var, birincisini sevmedim ama etkileyici, gencin biri savastan once bagliyor bisikletini agaca ve savas esnasinda oluyor.Ikincisi ise adamin biri Vashon adasinda tasinirken agaca bagliyor bisikletini ve geri donmemek uzre gidiyor.
Her iki hikaye sonucu olarak doga yapacagini yapiyor ve eninde sonunda ustun geliyor.
 
Efenim gobek degil bebek o zaten bir kac gun sonrasi dusuk yapmis. Gulusune inanmadigim tek kadin.


A-Secret-Pregnancy-of-Movie-Icon-Marilyn-Monroe-in-1960-870x500.jpg
 
106326_dfbc471c-721f-4f42-8c7a-899bd3cf416b.jpeg


1975te Zonguldakta cekilmis, bir insan durusundan hic mi odun vermez yahu :D
 
Efenim gobek degil bebek o zaten bir kac gun sonrasi dusuk yapmis. Gulusune inanmadigim tek kadin.


A-Secret-Pregnancy-of-Movie-Icon-Marilyn-Monroe-in-1960-870x500.jpg


Kısmen tomris uyarla benzerlikler gösterir.
Benim icin " sahip olunamayacak" dusuncesinin simgesidir
 
Sen tut Empire State binasinin 86. katindan atlayip intihar et, ruzgar seni alsin ucursun 85. kata :D
Allah seni kahretmesin emi. Sene 1979 mevsimlerden kis.


adams-esb.jpg
 
Tarihteki Pompei kavmini az bucuk herkes biliyordur. Cogunlukla zenginlerin yasadigi, eglence ve fuhusun cok oldugu sehrin yanardag felaketi ile yerle bir olmasi. 200.000 kisinin bu felakette olmesi.
Hani bir tabir vardir ''tas olursun tas '' insanin tasa donusmus halinin fotografi bu.



Pompei-Europa-gipsafgietsels.jpg


depositphotos_18248445-stock-photo-eruption-victim-of-vesuvius-in.jpg


yok-olan-bir-medeniyet-ve-taslasmis-insanlar-sehri-pompei-2.jpg

yok-olan-bir-medeniyet-ve-taslasmis-insanlar-sehri-pompei-1.jpg
 
KÜRK MANTOLU KADINLAR

Fotoğraf, LIFE dergisinden Jack Birns tarafından 1950 yılında Edirne Tren Garı'nda çekilmiş.

Kadınların hepsinin üzerinde kürk olmasının nedeni ise, O dönemde Bulgaristan'ın göç eden Türklerin yanlarına sadece elbiselerini almalarına izin vermesi...! Türkler de ellerindeki parayla kürk almışlar ki Türkiye'ye geçtiklerinde kürkü satıp paralarının en azından bir kısmını kurtarabilsinler.



alinti








44112042_1887749954594947_6905305597961306112_n.png
 
Fotografin hikayesi cok aci, sene 1989 20 ocak, Samsunsporlu futbolcular Malatya macina giderken Havza'da kaza geciriyor soforle birlikte 5 kisi hayatini kaybediyor. O sene sezon sonuna kadar butun maclarda hukmen maglup olmasina ragmen, o sezon lig'in ''Onur Sampiyonu'' seciliyorlar.


maxresdefault.jpg
 
Yacouba Sawadogo, Afrika'nın sıradışı kişiliklerinden biri. Bilimadamlarının ve çevre kuruluşularının bile çaresiz kaldığı çevre sorunlarına geleneksel yöntemlerle çözüm üretmeyi başaran bir kahraman...
Ta ki Yacouba Sawadogo adlı bir adam, 1980'li yıllarda ortaya çıkıp da, çölleşmeye karşı kendi geleneksel yöntemleriyle savaşmaya karar verene kadar. Yacouba'nın kullandığı teknikler oldukça eski ve garipti; bu yüzden bölgedeki çiftçiler tarafından alay konusu oldu.
Fakat yıllar içinde ferk edildi ki, Yacouba'nın inatla uyguladığı teknikler, ormanı yeniden var etmeyi, toprağı yeniden zenginleştirmeyi başarmıştı. Yacouba tek başına çölü durdurmuştu.

Yöntemi ise oldukça basitti. Eski Afrika tarım pratiği olan "Zai" tekniğine göre, önce sertleşmiş zemine büyük bir çukur açılıyor, sonra içine bitki artıkları ve gübreden oluşan bir karışım yerleştiriyordu.

İçine ise bölge şartlarına uygun, dayanıklı ağaç türlerinin tohumlarını koyuyordu. Yağmurlu mevsimlerde suyu emen ve muhafaza eden delikler, kurak dönemlerde bitki için gereken nem ve besini sağlıyordu.
Zai tekniğine göre, zeminin 'kurak mevsimde' hazırlanması gerekiyordu. Ki bu da, bölgede uygulanan tekniğin tam tersiydi. Hiç kimse inanmasa da, o inatla çalışmayı sürdürdü. 20 yıl içinde kuraklıktan zarar görmüş 120 dönümlük kurak araziyi, 60 ayrı tür ağaçtan oluşan yeşil bir alana dönüştürmeyi başardı. Bir adamın tek başına yarattığı bu mucize bilimadamlarını da şaşırtmıştı.

Doğal Kaynaklar Uzmanı Chris Reji, süreci şöyle özetledi:
"Bölgede, binlerce hektarlık alan tamamen verimsiz halde. Ama Yacouba'nın teknikleri uygulanırsa, bu topraklar yeniden canlanabilecek"
Bu durum uluslararası kuruluşları da harekete geçirdi.


Mark Dodd imzalı bir belgesele de konu olan Yacouba ise, ziyaretçilere kendi özel tekniklerini öğretmeyi sürdürüyor! Çevre köylerden birçok çiftçi Yacouba'yı ziyaret ederek tohum kalitesi, ekim yöntemleri ve diğer konularda ondan bilgi alıyor.

Bir eğitim programı başlatmak ve tüm bölgeyi dönüştürmek istediğini belirten yaşlı çiftçi, "Eğer kendi köşenize çekilirseniz, bildiklerinizin insanlığa hiçbir faydası olmaz" diyerek çalışmalarını ölene dek sürdüreceğini belirtiyor.





fft81_mf2131506.Jpeg
 
Fotograf benim koyumde cekildi, gunduz vakti pek birseye benzetememistim ama bu fotografta hayran kaldim. Ve hikayesini amacini okuyunca da daha cok ilgimi cekti.
Joris isminde bir aziz'in ejderha ile savasini temsil ediyor, heykel her yil baska bir sehre ya da ulkeye tasiniyor. Bu sekilde dunyayi gezdirmeyi hedefliyor sanatci. Geliri ise sanata gidiyor. Bu sene bizim seneye kim bilir nerde olur :) çoruma da gelir mi dersiniz ?


6e3b7436b4a.jpeg
 
Hikayesi olan insanlar fotograflari seyretmeye bayiliyorum. Daha once de gordum, fekat paylasip paylasmadigimi hatirlamiyorum, usendim geri bakmaya.


Hanimefendi 16 yaslarinda evlendiriliyor, cok kiskanc bir kocasi var, ona en ufak bir olayda siddet uygulamaktan cekinmiyor, kadinin cocugu olmadigindan kadini bosuyor. Baska biriyle evlenip 2 cocugu oluyor. Kadin buna oyle icerliyor ki, cocugumuz olsaydi beni asla birakmazdi diyor.


Herkesin deli gozuyle baktigi kadina ''kirmizili kadin'' ya da ''Konyanin deli kizi Sultan'' lakabi takiliyor. Fakat su sozlere dikkat edin ''aşık olarak evlenmeyeni ben hiç adam yerine koymam bak, esas diyorum. aşık olmayan adam bu dünyadan, saman gelmiş saman gider mesela değil mi?"


Ve asik oldugu adamin sevdigi rengi yillar yili giymis. Yuzunde tasimis. Ne ince ruhlu bir dusunce degil mi ?


Ince ruhlu butun delilere saygi ile aniyorum :)






images







728xauto.jpg
 
Bakin ne buldum, Betul Mardin ve Haldun Dormen :) hayranim bu kadina.


haldun-dormen-ile-betul-mardin-in-evlilik-resmi-874.jpg
 
Geri