Neden temizlik ve yemek denilince akıllara hep kadın geliyor?

Konu sahibi son olarak 26 gün önce görüldü

Neden temizlik ve yemek denilince akıllara hep kadın geliyor?​

 
Benim gelmiyo valla, supurgeyi biraksa da biraz da baska is yapsa diyorum....
 
ev hanımı denilen bir şey var sonuçta, erkek çalışmasa bu işler için erkek akla gelirdi. kılıçdaroğlu için "karı gibi mutfaktan çıkmıyor" pankartı açan dinozor tayfayı saymazsak yeni nesil böyle düşünmüyor, hayat müşterek diyor. bir, iki nesil sonra akla gelmez.
 
Kadınlar bu konuda çok yetenekli. Biz sizin ile asla rekabet edemeyiz.
 
Cinsiyet rollerini öğrenemeyen bireye sağlıklı gözüyle bakmayan modern psikoloji, cinsiyet rollerini reddetmekle meşgul.

Temizlik denince akla gelen kadınlar neden perde asmak konusuna akla gelmez?

Güçlü ve zayıf yönlerimiz var. Bunları gurur meselesi yapmak yerine işbirliği yaparak daha güçlü olabiliriz.

Tüm spor dalları kadın/erkek kategorisinde ayrıştırılarak yapılıyorken sidik yarıştırmayın. Satranç dahil.


Feminist bkz: "Kadınlar erkeklerden daha zeki"
 
hizmetçi muamelesi yanlış
paylaşmak güzeldir
 
Uzun süre hepsini kendim yaptım. Çamaşırı bile el ile yıkadım. Yemek'te de hepiniz ile yarışırım. Son yıllarda biraz antremansız kaldım.
 
Çünkü ataerkil zihniyet ile kirli bir geçmişimiz olduğu için bunu da yıkmak zaman alıyor. Akıllara gelmesi normal.
 
yalniz yasayinca yemek ve temizlik denince akla hep yorgunluk geliyo
 
Modern toplumun ilk genel geçer yapısı kadın ekseriyetinin ev hanımı olup ev işlerini yaptığı ve çocuk büyüttüğü, erkeğin ise ailenin maddi ihtiyaçlarının karşılanması için çalıştığı bir biçimde kurgulandı. Söz konusu dönem, özellikle ulusçuluk anlayışının ön planda olduğu bir dönemdi. Ulus ideolojisi, bireyin, ailenin ve toplumun üzerindeydi.

Devam eden asırda ise ulus toplumlarının yanında sivil toplum yapıları kurulmaya başlandı. Hem toplumsallık hem de bireysellik anlayışı, tekrardan önem kazandı. Demokrasi ve insan hakları, işçi hakları, azınlıkların hakları, toplumda öteki kabul edilenlarin hakları, dezavantajlı bireylerin ve toplulukların hakları yaygınlaşan sivil toplum anlayışıyla birlikte kendisine politikada bir yer açtı. Müşterek toplumsal ihtiyaçlar ve cinsiyet rolleri de sivil toplum aracılığıyla daha çok sorgulanır hâle geldi.

Dolayısıyla sorunun cevabı: İlk modern toplum kuramının toplum üzerinde hâlen genel geçerliğini sürdürmesinden kaynaklı.
 
Modern toplumun ilk genel geçer yapısı kadın ekseriyetinin ev hanımı olup ev işlerini yaptığı ve çocuk büyüttüğü, erkeğin ise ailenin maddi ihtiyaçlarının karşılanması için çalıştığı bir biçimde kurgulandı. Söz konusu dönem, özellikle ulusçuluk anlayışının ön planda olduğu bir dönemdi. Ulus ideolojisi, bireyin, ailenin ve toplumun üzerindeydi.

Devam eden asırda ise ulus toplumlarının yanında sivil toplum yapıları kurulmaya başlandı. Hem toplumsallık hem de bireysellik anlayışı, tekrardan önem kazandı. Demokrasi ve insan hakları, işçi hakları, azınlıkların hakları, toplumda öteki kabul edilenlarin hakları, dezavantajlı bireylerin ve toplulukların hakları yaygınlaşan sivil toplum anlayışıyla birlikte kendisine politikada bir yer açtı. Müşterek toplumsal ihtiyaçlar ve cinsiyet rolleri de sivil toplum aracılığıyla daha çok sorgulanır hâle geldi.

Dolayısıyla sorunun cevabı: İlk modern toplum kuramının toplum üzerinde hâlen genel geçerliğini sürdürmesinden kaynaklı.

“Pek az iş Sysphus'un işkencesine sonsuzca tekrarlanan ev işleri kadar benzer. Temiz olan kirlenir, kirlenen temizlenir, tekrar ve tekrar, gün be gün. Ev kadını, zamanın dışındadır o hiçbir şeyi değil sadece şimdiyi sürükler.” Simone De Beauvoir

Aslında bakacak olursak bu kuramın da temeline indiğimizde, erkek evsizdir. Daha doğrusu ev, erkeğe aittir. Kadınlar ise daha "kamusal" ya da "siyasal" alandan uzak tutulmuş, kendisini göstermeyen ev figürüne hapsedilmiştir. Keza bizdeki "ev işi nankör işi" söylemi de buna örnektir.

Ancak ben feminist yazarlardan Gilligan'ı bir tık daha kendime yakın görüyorum. Çünkü kadın erkeğin eşitliği mi yoksa farklılığı mı vurgulanmalı diye sorgulandığında elbette farklılığı diyecek biriyim. Herhangi bir ahlaki sorumluluk karşısında takındıkları tutuma örnek olarak Çehov'un "Vişne Bahçesi"ni söylemiştir. Vişne bahçesi ile bağ kuran dişil taraf ile yıkımının kar getireceğini düşünen eril tarafın portresi.

Yani demek istediğim bahsi geçen kuramlar 19. yy kalmakla birlikte zaten zaman aşımına uğraşmıştır/uğrayacaktır.
 
erkek: toplumsal sözleşmelerin ve kanunların olmadığı yerde kanundur, dilediğini yasak eder dilediğini serbest kılar. güç hangi cinsin elindeyse toplumu o şekillendirir ki öyle de olmuş, ataerkil örgütlenme döneminin şartlarında iki cinsin rolünü tayin etmiş ve başarılı olmuş.

harbiyeden ya da avlaktan gelen adama entari yamatamazsın, önüne yemeğini kor döşeğinde rahat ettirirsin. haliyle böyle başlayarak şekillenmiş ve bugüne kadar gelmişken akla kadının gelmesi makul.

günümüzde toplumlar belli kaidelere göre tırpanlanmakta, eskiden tmk'da "erkek evin reisidir" yazıyorken şu an böyle bir kanun yok. erkeğin rolünü müşterek kılmak, onu betalaştırmak geçici kazanımlar; gelecekte kadınları rahat günler bekliyor yanılgısına düşülmemeli aksine daha acı, yıpratıcı günler bekliyor.

nesiller değişse bile akla yardımcı kadın ya da evin hanımı gelir, erkekler ellerindeki gücü kadınlara teslim etmezler binaenaleyh bu işlerde genelgeçer kalır.
 
Her türlü hayatımı idame ettirebiliyorum, tişikkirlir.

Meselenin özü paylaşımken, bir taraf Mondros'daki İngiltere gibi sürekli karlı çıkma peşinde.
 
Her allahın günü temizlik yapmak istemiyorumdur belki. Paylaşım olsun tamam da bugün sen yarın ben şeklinde
 
“Pek az iş Sysphus'un işkencesine sonsuzca tekrarlanan ev işleri kadar benzer. Temiz olan kirlenir, kirlenen temizlenir, tekrar ve tekrar, gün be gün. Ev kadını, zamanın dışındadır o hiçbir şeyi değil sadece şimdiyi sürükler.” Simone De Beauvoir

Aslında bakacak olursak bu kuramın da temeline indiğimizde, erkek evsizdir. Daha doğrusu ev, erkeğe aittir. Kadınlar ise daha "kamusal" ya da "siyasal" alandan uzak tutulmuş, kendisini göstermeyen ev figürüne hapsedilmiştir. Keza bizdeki "ev işi nankör işi" söylemi de buna örnektir.

Ancak ben feminist yazarlardan Gilligan'ı bir tık daha kendime yakın görüyorum. Çünkü kadın erkeğin eşitliği mi yoksa farklılığı mı vurgulanmalı diye sorgulandığında elbette farklılığı diyecek biriyim. Herhangi bir ahlaki sorumluluk karşısında takındıkları tutuma örnek olarak Çehov'un "Vişne Bahçesi"ni söylemiştir. Vişne bahçesi ile bağ kuran dişil taraf ile yıkımının kar getireceğini düşünen eril tarafın portresi.

Yani demek istediğim bahsi geçen kuramlar 19. yy kalmakla birlikte zaten zaman aşımına uğraşmıştır/uğrayacaktır.

De Beauvoir'a yer verdiğin o ilk pasaja bayıldım ^33

Türkiye üzerinden bahsedecek olursam, günümüzde cinsiyet rollerinin toplumsal söylemde bir ağırlığı ve yaygınlığı var. Fakat, toplumsal yaşamda ve hayat pratiğinde söylemde olduğu kadar bu rollerin yaygın olduğunu söylemem mümkün değil. Yani demek istediğim, hayat pratikleri toplumsal cinsiyet rollerinden farklı olan kimseler de bu rolleri onayabiliyor. Sağlıklı bir toplum varlığı bakımından faydalı olduğu kabulüne gidebiliyor. Ama senin de belirttiğin gibi, günümüz toplumsal yapısı, müşterekleri ve ihtiyaçları gereği cinsiyet rolleri genel geçerliğini doldurmuş durumda.

Feminizme gelecek olursam, Türkiye'de feminizme ihtiyaç duyulduğu su götürmez bir gerçek. Özellikle son dönem politikasının gelmiş olduğu durum bunu artık çok net gösteriyor. Çünkü, kadının hak arayışında olması ve güçlendirilmesi namümkün kılınmak isteniyor. Burada amaçlanan şey ise, sosyal konumu, olanakları ve maddi gücü bakımından dezavantajlı durumda bulunan kadınların hak erişimlerinin bütünüyle önünün kesilmesi.
 
Çünkü ikisi de ev işi. Ev daha çok kadının yaşam alanı, yaşam alanı da sorumluluklar getiriyor. Neden kadınlar evlerine bişey almak için birbirleriyle yarışıyor? Erkeğin umrunda olmaz, masa kaç yıllıkmış, airfryerimiz yokmuşmuş. Evi daha çok seven dikenine katlanır.
 
Otellerde kat görevlileri kadın ve erkek çalışanlardan oluşur. Erkek çalışanlar da en az kadınlar kadar temizlik konusunda başarılılar ancak yorumlarda detaylıca belirtildiği üzere, soruda bahsi geçen genelleme toplumsal bir dayatmadır.

Kadınla erkek arasındaki yemek pişirme ayrımı ise yine topluma özgü bir genellemedir yoksa erkek aşçılar da çok iyi yemek pişiriyorlar.
 
Geri