Nazan Bekiroğlu Sözleri

Konu sahibi son olarak 1729 gün önce görüldü
Küstüm demek ne kolaydı çocukken,
Şimdi ise alttan alıyoruz herkesi,
Çoğu zaman da istemeden…

...Nazan Bekiroğlu
 
"Rabbim sen en iyisini bilirsin, dedi. Sen en iyisini bilirsin ve böyle olduysa, böyle olması gerekiyor demektir."

Nazan Bekiroğlu
 
Nasıl sevdiyse öyle sevildi zannetti.
Ama nerden bilebilirdi ki? Nerden bilsindi?

Nazan Bekiroğlu
 
Değil mi ki, ”aslolan gözlerin kapalıyken yaşadıkların”.
Hala en güzel hikayeleri dünyalar bir araya gelse anlamayacaklara mı anlatmaktasın?
Ve sen hala sağırlar ordusuna senfoniler mi çalmaktasın?

Nazan Bekiroğlu
 
Ben ne çok yorgunum.





Gün bu gün. Kazasız belâsız atlatamadım hiçbir şeyi; yüzüm gözüm yara bere, dizlerim kan revan içinde.




Nereye gitsem, kaçtığımı orada hazır ve nazır, beni bekler buluyorum. Bir yanımdan kurtulsam diğer yanımdan boğuluyorum.

Sağ yandan onarılsam sol yandan yıkılıyorum.​





Toprak ile hemzemin, sanki ölmüşüm de baş ucumda bekleyen yüzleri üzerime eğilmiş, bir bir seyretmedeyim.




Ruhum, bedenim, fikrim, zihnim, cism ü canım yandı. Keder canı geçip kemiğe dayandı.




Yönünü yordamını, ne idüp n’eyleyeceğini şaşırmışlara mahsus bir yorgunluğun telâşıyla bir rüyaya razıyım.




Razıyım, bir rüya mesafesinde bile olsa her şeyi unuttuğum bir uykuya dalsam.




Bir nefes alsam.




Bu yapış yapış keder bir an bıraksa yakamı.




Unutsam.




Şimdi kırk fincan kahve yetmez.




Ne alır bu yorgunluğu? Beni ne paklar?




Geç açmayan kırmızı sardunya, ıhlamur gölgesi. Hanımeli kokusu.

Mühür, göğün kara demiri. Ne lâzım şimdi bana? Ne akıtır bu zehiri?​





Bir güle uyanmayalı ne çok zaman geçmiş. Kim hatırlatır bir güle su vermeyi?




Hangi tabiat beni aslıma döndürebilir? Hangi ağaç kendime getirir? Kim öğretir yeniden o bilgiyi? Yağmurun gökten döküldüğünü, ağacın topraktan büyüdüğünü, bir sürgüne kim hatırlatabilir? Gözüme her şey nasıl kadim görünebilir?




Bir çocuk dilinin kesmeyen kelimeleriyle bir halleşen, bir halden anlayan kim bulunur?




Kim oyar su mermeri içine çocukluğumun resmini?

Kim hatırlatır, bir zamanlar her şey gibi benim kalbim de dosdoğruydu. Kusursuzdu. Masumdu.​





Şimdi kim kusursuz bir güzellik için yüzümdeki bütün makyajları silmeyi öğretir? Hangi rüzgâr atar mavi bir kolyenin düğümünü? Hangi yağmur çözer bu kör düğümü?




Annemin eliydi, derim ben. Saçımdaki tek örgüyü kim yeniden örebilir,

her akşam çözebilir? Kim takar çocuk koluma yasemen bileziği?​





Aklıma güvensem kalbim, kalbime güvensem aklım almaz benim.




Hangi yol götürür? Hangi yol, yarı yolda bırakmaz?




Kim çetrefil cümlelere yeniden döndürebilir bu dili?




Hangi yaramdan sarsarak kendime getirir beni?




Bir sandıkta unutulmuş kirazlı hasır şapka. Bahçemde defne fidanı.

Hangi dalganın yelelerinden su serpilir üstüme? Hangi ağaç korur,
kim siyanet eyler beni? Hangi karayemiş dalı üzerime salar gölgesini?​





Denizi ilk kez görür gibi. Ayağımı ilk kez toprağa basarmışım gibi. Hangi tacir karar bu merhemi?




Kim toplar, kim çıkarır, kim sağlar beni?




Hangi gece, yıldız sesleriyle uyutur? Kim yakar servilerin altındaki ateşi?




Kim indirir bu yangın yeri üstüne yaz akşamı buğday tarlasının sükûnetini?




Kim açar antik şehrin zaman kapısına çakılı, paslı kör kilidi?




Kim, kimin üzerinde hakkım kalmışsa helâl ü hoş ettirir?




Kim hatırlatır dağ çileğinin dikenini?




Hangi kumsal yeniden bir kitabın kapağını açtırır?




Hangi dalga sesi, hangi rüzgâr uğultusu, taşıdığım can hatırına onarır beni?




Nazan Bekiroğlu
 
Bir parantez vakt-i ömrüm. Ölüm nokta doğum nokta. İsmimden sual edilse, bilin beni üç nokta.

Bir aynada seyrettim âlemin cümlesini. Aynam nokta sırrım nokta. Umduğum kadar büyük değilmiş, dünya nokta ben nokta.

Öyle uzaklaşmışım ki menzilden sıla nokta gurbet nokta. Döndüm baktım aldığım yol, nokta üstünde nokta. Gelen geçti, giden gitti. Sağım nokta solum nokta. Menzil-i maksûda varmış erenler. Söyleyen yok susan nokta.

Nazan Bekiroğlu



 
Gücümün sınırları dışına çıkan şey kaderimdir. Ama gücümün sınırları içinde kader ben'im.
Nazan Bekiroğlu
 
Yitirmek gibi bulmanın da zamanı vardır...

Nazan Bekiroğlu

GDpTVxe.jpg




 
Bütün sevinç ve ümidi yok eden kader bolca gözyaşı getirse de, bir an için başını kaldırıp çok yıldızlı bir göğe bakmak bile yaşamak için ayak diremeye yeterli bir sebeptir..
Nazan Bekiroğlu
 
Çay'sız yâr yakışmaz yanımıza.
Yâr kokusundan önce çay kokusu devâdır cânımıza...

/N. Bekiroğlu/
 
Ne zaman ki birine güvendik;
Kolumuz,
Kanadımız;
Gönlümüz kırıldı..
......N.Bekiroglu
 
"Oruç en zor ama en samimi ibadettir.
Bundandır oruç tutanın kendisini Allah'a bunca yakın hissetmesi."
...Nazan Bekiroğlu
 
Rabbim, benim Rabbim.
Yani kulu olduğum.
Ben ayağımın nerde sürçtüğünü,
ben hatamı, ben yanılgımı adımı bilir gibi biliyorum.
Ben bin kere kabul ettim kabahatimi.
…Sen bir kere affet.
- Nazan Bekiroğlu
 
“Su yaratılmamış olsaydı susamayı bilmezdik. Hasret varsa bir yerde mutlaka vuslat da olmuş olmalı.”

Nazan Bekiroğlu
 
Rabbim..
Dilimin ucundaki kelimelere
Ve kalbime sığmayan duyguya rahmet et..

Nazan Bekiroğlu
 
“Ama
kader diye bir şey vardı
ve şu lacivert halıyı ören el gibi
belli ki
düğüm üstüne
düğüm atıyordu”
-Nazan Bekiroğlu / Nar Ağacı-



 
''Bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun.
Durdu, aklından yeni bir şey geçti.
Bana, sen isim ver, varlığım senin olsun.
Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
Seni anan beni de ansın.
Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.
Bir “ile” koy aramıza bizi birbirimize bağlasın., ''

Nazan Bekiroğlu
 
Peki zaman her acının ilacı değil miydi?
Gözden ırak olan gönülden ırak olmuyor muydu?
Aşk bile olsa; herşey en sonunda bitmiyor muydu?
'Bitmiyordu'..!
nazan bekiroğlu
1240413_745107615508051_941084134_n.jpg






_______________
 
Ateş de, aşk ve ölüm gibi . Kimse kimsenin yerine yanmıyor.
Ve kimsenin yangını kimsenin yangınına uymuyor..
Nazan Bekiroğlu
 
Çünkü sevdim ve ben kalbiyle yaşayanlar zümresindenim.
Nazan Bekiroğlu



 
Geri