Senin de, söyle kalbine kuşlar konuyor, içinde laleler açıyor mu?
… yüzünü gördüğüm ve kalbimin kıpırdadığını hatırladığım ilk andan bu yana, attığı her adımı bir hadise bilerek yazdım. Hadiseydi onun gülümsemesi, o gülümserdi ve evren nasıl titremezdi? Neredeyse kaç soluk aldığını, kaç soluk vereceğini sayacaktım. Öyle yazacaktım.
Efendim, dedim, benim efendim. Biri seni bana helal ü hoş etmeli.
Her şeyin, bir şeyle bir şey arasında durduğu daha baştan uyarılmış bu hikayede çok şeyle bir şeyin arasında kaldım.
Hep vardı da adı yeni konuluyordu. Bir sefer hazırlığı tamamlanıp durmuştu da içimde vaktini bilmiyorumdu.
…sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman.
“Benim de senden öncem yoktu” diyesim var. Lâkin benim senden önce bir hayatım gercekten yoktu.
O kadar yabancı geldi ki ona bir zamanlar kendisinin olan bu yüzler, şu an, şimdi ölse, hangi yüzü taşıyan bir kendisi onu karşılasın dilerdi? Hayatının hangi devresine dönmek ve orada ebedi kalmak isterdi? Bir cevap bulamadı. Hayatının “işte burası! bu!” diyeceği bir zamanını işaret edemedi. “Kocadım artık” dedi. Direnmedi.