Namaz

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
Namazı vaktinde kılmak

Sual: S. Ebediyye’de, (Vaktin içinde olduğunu bilerek, vaktin farzı diyerek başladığı namazı kılarken, vakit çıksa ve çıktığını bilmese, sahih olmaz. Bu günün farzı deseydi, sahih olup kaza olurdu) deniyor.

Kitabın namaz vakitleri kısmında ise, (Vakit çıkmadan, Hanefi’de iftitah tekbiri alınca, Mâlikî’de ve Şâfiî’de ise, bir rekât kılınca, namazı vaktinde kılmış olur) deniyor.

İftitah tekbiri alınca namaz sahih olduğuna göre, vakit çıkınca niye namaz sahih olmuyor? Bugünün farzı ile vaktin farzı demek arasında ne fark vardır?

CEVAP

Vaktin farzı denince, sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı vaktinde kılınan farzlar kast ediliyor, bugünün farzı denince de, gün içinde kılınması gereken farz anlaşılıyor.

Mesela öğlenin farzını, öğle vaktinde kılmak gerekir. Öğle vaktinden çıkınca, ifa edilmesi gereken günün farzı oluyor.

Günün farzı, ikindi vakti girince kılınırsa kaza edilmiş olur. Vaktin farzı demekle günün farzı demek bu bakımdan önemlidir. Günün farzı denirse, vakti içinde kılınırsa eda olur, vakit çıkmışsa kaza olur.

Birinci ifadede, vaktin çıktığını bilmediği için namaz sahih olmuyor.

Çünkü namazın şartlarından birisi de, eda olması için, vaktinde kıldığını bilmektir.

İkincisinde ise, vaktin çıktığını biliyor. Yani Allahü ekber dedikten sonra vaktin çıkacağını biliyor.

Bilince, vakit çıkmadan iftitah tekbiri aldığı için namazı sahih oluyor.

Vaktin çıkmasına çok az kaldığını bilerek, (Bugünün öğle namazını eda etmeye) diye niyet eden kimse, vakit çıkmışsa, öğleyi kaza etmiş olur.

Eğer öğle vakti çıkmadığı hâlde, çıktı sanarak, (Bugünkü öğleyi kaza etmeye) diye niyet ederek kılsa, vakit çıkmadığı anlaşılınca, öğleyi eda etmiş olur.

Her ikisinde de aynı namaza niyet etmiş, yalnız vaktin çıkmasında yanılmıştır.

Fakat geçmiş öğle namazını kaza etmeye diye niyet ederek kıldığı namaz, o günün öğle namazının yerine geçmez. Çünkü bugünün namazına diye niyet etmemiştir. Böylece, eda niyeti ile kılınan öğle namazı geçmişte kılınmamış bir öğle namazının yerine geçmez.

Bunun gibi, bir kimse, hazır olan imam için Ali hocaya uymaya niyet etse, imam başka birisiyse, mesela Veli hocaysa, Veli hocayla kıldığı namaz sahih olmaz. Onun için hocanın ismini söylemeyip uydum hazır olan imama demelidir.

Bir kimse, yıllarca, öğleyi vaktinden önce kılmış olsa ve hepsine (Üzerime farz olan öğleyi kılmaya) diye niyet etse, o günkü öğleyi düşünmese, her gün bir evvelki öğleyi kaza etmiş olur.

Yalnız son öğleyi ayrıca kaza etmesi lazım olur. (Bugünkü öğle namazına) diye niyet etse, eda dese de, demese de, her gün o günkü öğleyi eda etmiş olup, vaktinden önce oldukları için, hiçbiri öğlenin farzı olmaz, nafile olur. Hepsini kaza etmesi lazım olur.

Görülüyor ki, namazların vakitlerini bilmek gerektiği gibi, vaktin içinde kılmış olduğunu da bilmek gerekir.

 
Hükmî Pislikten (Hadesten) Temizlik

Temizlik bölümünde de gördüğümüz gibi hades, hükmî olan, yani varsayılan pislik, ya da manevî olan pislik demektir ki. cünüplük ve abdestsizlikten ibarettir. Buna göre âdeti ve lohusalığı biten ve cünüp olan mükellefin yıkanması, abdesti bulunmayanın da abdest alması, bunları yapamıyorsa teyemmüm etmesi gerekir. Namaza ancak böyle başlayabilir.

Gerçek Pislikten (Necasetten) Temizlik

Namaz kılanın hem vücudu ve elbisesinin, hem de namaz kılacağı yerin temiz olması demektir. Pis olan şeyler bölümünde kaba ve hafif sayılan pislikleri görmüş, onların ne kadarının namaza engel olacağını ve nasıl temizleneceklerini anlatmıştık. Oraya bakılmalı. Vücudundaki ya da elbisesindeki pisliği giderecek bir şey bulamayan kimse, namazını çıplak değil, pis olan elbise ile beraber kılar.


 
Namazı Terk Etmenin Bahaneleri

Namazın mazereti ancak ölüm riski, koma hâli ve bayılma gibi aşılamayacak engeller olabilir.

Bunun dışında bizim nefsimizin gösterdiği engeller, çok basit ve kolayca aşılabilecek bahanelerden başka bir şey değildir.

Kimi insanlar, “Niçin namaz kılmıyorsun?” dendiğinde, “Zamanım yok” gibi kargaları güldüren bir bahane uydururlar.

Şu saçmalığa bakın: Her şeye zaman var, ama yaratılış gayemiz olan namaz kılmak için zaman yok. Kim inanır buna?

Bir gün taksiyle gidiyorduk. On yaşındaki kardeşim öne oturmuş, şoförle sohbete tutuşmuştu. Bir ara söz namazdan açıldı. Şoför:

— Biz kılmıyoruz, dedi.

Kardeşim çocukluğun verdiği safiyetle:

— Vakit mi bulamıyorsunuz, diye sordu.

Meğer adam çok mert birisiymiş:

—Ne vakit bulamaması oğlum, dedi. Tembellik ve ihmalkârlık.

Bunun üzerine ister istemez güldük. Şoför, saf gerçeği çekinmeden, eğip bükmeden söylemişti. Çünkü namaz kılmayı istedikten sonra zaman bulamamak gibi bir problem olamaz.

Hem söyler misiniz, zaman dediğimiz şeyi yaratan, bizim emrimize veren Allah değil mi? Allah bizi yaratıp, her şeyi emrimize veriyor, namazı emrediyor ve biz kalkıp diyoruz ki, “Ya Rabbi, kılacağım, ama zamanım yok.” Ne kadar tuhaf değil mi?

Rabbimiz bize koskoca bir ömür bağışlamış. Günde 24 saatten birini namaza vermemizi istiyor. O kadar şefkatli ve merhametli ki, 24 saatimizi ibadetle geçirsek, Onu hakkıyla takdir etmiş olamayacağımız belli olduğu halde, O bizden bir saat istiyor.

Acaba kudretli bir zat size 24 altın bağışlasa, sonra onun birini isteyip, “Eğer bunu verirsen bir müddet sonra sana bir çuval altın vereceğim. Vermezsen hapse attıracağım” dese, bu teklifi reddeder miyiz? Asla! Peki namaza nasıl sırt çevirebiliriz?
 
Vakit ve imkan cokta denildigi Gibi Tembellik ve ihmarkarlik oldukca Agir basiyor
Namazdaki huzur Hicbirseyde Yok Oysaki.
 
Namazı terk edenin İslam'dan nasibi yoktur

Dârekutnî, 2. Cild 52. Sahifede şöyle bildirilir:

Ömer ibn-i Hattab (radıyallahü anh), mescide Eshab-ı kirama "radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în" sabah namazını kıldırırken, bir mecusi köle tarafından sırtından bıçaklandı.

Yere düştü ve bayıldı. Bütün cemaat namazı bozmuştu.

Eshab, önce telaşlandı, fakat sonra sabah namazı vaktinin daraldığını fark ettiler.

Ömer'e (radıyallahü anh) baygın olduğu halde,

"Yâ Ömer, namaz vakti geçiyor, güneş doğmak üzere" diye seslendiler. Baygın halde bulunan Ömer ibn-i Hattab (radıyallahü anh) "namaz" kelimesini duyunca gözlerini açtı ve şöyle dedi:

"Namazı terk edenin İslam'dan nasibi yoktur. Beni bırakın, derhal namazı tamamlayın" Sonra sırtından kan akıyor olduğu halde sabah namazını ima ile kıldı ve sonra düştü, ruhunu Rab'bine teslim etti.
 

Namaz Hareketlerinin Bedenimiz üzerindeki Etkileri

Müslüman kişinin Allahın Emrettiği Beş vakit namazı,Rabbin den gelen Emrin Rızası Doğrultusunda Kılmaktadır.Allahu Tealanın Her Hükmünde ,Emrinde Bir Çok Hikmet Ve faydalar mevcuttur.

Namazı Kılarken de Peygamber Efendimizin bize öğretti Hareketler üzerine ,Bu hareketlerin de Hem bedenimize hemde ruhumuza Sağladığı faydaları saymakla bitiremeyiz.

Namazın Bizlerin sağlımız üzerindeki etki ve faydalarından bazıları da şunlardır.

1.
Namazı Kılarken yapmış olduğumuz Hareketler hafif olduğu için Kalbimizi yormayız.Ve günün belli vakit ve saatlerinde kılındığı için insan kendini sürekli dinç ve zinde hissetmektedir.

2. Namaz Nedeni ile insan başını her gün seksen defa secdeye götürür (yere koyar) bu sebeblede beynimize giden kan dolaşımı ritmik seviyede düzenli olarak pompalanır.

Bu yüzden beynimizdeki hücreler yeterince beslendiğinden,Namaz kılan insanlarda hafıza ve şahsiyet bozukluklarınada çok az rastlanır.

Bu gibi namazında süreklilik sağlayan insanlar daha sağlıklı bir yaşam elde ederler.Bunama gibi hastalıklardan da uzak kalmış olurlar Allahın izni ile.

3.Namaz Kılanların gözleri,Düzenli olarak sürekli eğilip doğrulduğumuzdan dolayı,daha çok kan dolaşımına Sebeb olur.

Bu nedenlede göz tansiyonundan uzak bir hayat yaşamayı arzu edenlere namazın önemini vucudumuza faydalarını inkar etmemelidirler.

4.Vucudumuzun sağlığı için temizlik şarttır.Abdest ve gusül bizleri hem maddi ,hemde manevi yolda huzura çıkaracak bir temizliktir.İşte Namaz da bu yüzden Temiziğin ta kendisidir.

Zira hem bedenimizi,hemde ruhumuzu temizlemeden namaz bizler için namaz olmaz.

5.Hamilelik döneminde olan bayanlarında Kan dolaşımını sağlık vucut hareketlerini yapmaları için sadace namaz kılmaları kafi gelir.Namaz vakitleri bu hareket için en uygun zaman dilimidir.

6.Uykumuzuda düzene koymak istiyorsak buna vesile olacak tek etken de ancak sadace namazdır.

Vucudumuzadaki durgun elektiriklenme secde yapmakla topraklanma yapılmış olur.böylece vucudumuz tekrar zinde ve dinç olarak kendine gelmiş olacak.
 
Nafile Namazlar: Teheccüd Namazı, İşrak Namazı, Duha (Kuşluk) Namazı, Evvabin Namaz, Şükür Namazı, Tesbih Namazı, İstihare Namazı, Tevbe Namazı, Hacet Namazı, Zelzele Namazı


Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem-'in hayâtı Allâh'a ibâdetin ve en güzel kulluğun binbir nev'iyle lebâleb doludur. Günün hemen her ânına tekâbül eden bir nâfile namazı mevcuttur. Nâfile ibadetler kulu Allah'a daha çok yaklaştırır ve cennetteki mertebesini de yükseltir. Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve selem-:

"Müslüman bir kimse, farzların dışında nâfile olarak her gün Allah rızası için on iki rek`at namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir köşk yapar" (Müslim, Müsâfirîn 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 1) buyurmuştur. Nâfile namazların, kıyâmet gününün dehşetli ânında hesâb verirken zor durumda kalan sâhibinin imdâdına yetişeceğini de yine Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve selem- haber vermiştir: "Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Azîz ve Celîl olan Rabb'i:

- Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız? der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir." (Tirmizî, Salât, 188)
Farz namazları cemaatle kılmaya âzamî derecede gayret eden Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- nâfile namazlarını daha çok evinde kılmayı tercih eder ve şöyle buyururdu:
"Ey İnsanlar! Evinizde namaz kılınız. Zira farz namaz dışındaki namazların en makbûlü, insanın evinde kıldığı namazdır." (Buhârî, Ezân 81; Müslim, Müsâfirîn 213)
Farz namaz, her müslümanın yerine getirmesi zarûrî bir ibâdet olduğu için açıktan kılınması ve insanların bu ibadete daha sağlam bir şekilde yöneltilmesi gerekmektedir. Bu nedenle açıktan ve büyük bir cemaat şuuru içinde edâsı daha uygundur. Nâfile namazlar ise insanların irâdesine bırakılmış ihtiyârî ibâdetler olduğundan, Allâh'a vuslat yolunda yarışan kimselerin riyâ ve süm'a hendikaplarını daha kolay yenebilmeleri, evlerinde gizli olarak ibâdet etmelerine bağlıdır. Bu hususta diğer bir nokta da, evlerin namazla şereflenmesi ve bereketlenmesidir. Cemaatle namaza çok önem veren Müslümanların, evlerini namaz kılınmayan yerler hâline getirmemeleri de istenmektedir. Bu konuda mü'minleri uyaran Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- şöyle buyurmuşlardır: "Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız da oraları kabirlere çevirmeyiniz." (Buhârî, Salât 52; Müslim, Müsâfirîn 208)
:srl:http://http://www.namazzamani.net/turkce/nafile_namazlar.htm
 
Geçmiş borçları olan arkadaşalar bol bol nafile namaz kılalım . Geçmişimizi nasıl ödiyecegiz yoksa. Ahirette ilkönce farzlara sonra nafillerine bakılır deniyor
 
Geri