MHP'den Malazgirt Zaferi Kutlamalarına 'Süreç' Ayarı: 'Milliyetçi-Ülkücü Slogan Atılmayacak' Parti Teşkilatlarına Genelge

Konu sahibi son olarak 16 gün önce görüldü
KJadiX4.md.jpg

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın imzasıyla, Malazgirt Zaferi’nin 954. yıl dönümü dolayısıyla parti teşkilatlarına genelge gönderildi. Genelgede kutlama törenine katılacak parti üyelerinden alana sadece Türk bayrağıyla gelmeleri ve milliyetçi-ülkücü slogan atmamaları istendi.


Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Semih Yalçın, Malazgirt Zaferi’nin 954. yıl dönümü dolayısıyla parti teşkilatlarına bir genelge gönderdi.

Genelgede, 25-26 Ağustos 2025 tarihlerinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı tarafından Ahlat ve Malazgirt’te düzenlenecek resmî kutlamalara, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte katılacağı ifade edildi.

KUTLAMALARA "SÜREÇ" AYARI​

Malazgirt Zaferi’nin Anadolu’nun ebedî yurt edinilmesinde ve bin yıllık kardeşlik hukukunun tescilinde önemli bir tarihi olaya işaret ettiğine dikkat çekilen genelgede, bu yılki kutlamaların Terörsüz Türkiye yolunda atılan adımlarla örtüşen bir döneme denk geldiği vurgulandı.

MİLLİYETÇİ-ÜLKÜCÜ SLOGAN ATILMAYACAK!​

Genelgede kutlama törenine katılacak parti üyelerinden alana sadece Türk bayrağıyla gelmeleri ve milliyetçi-ülkücü slogan atmamaları istendi.

Genelgede, MHP teşkilatlarının etkinliklerde dikkat etmesi gereken hususlar şöyle sıralandı:


“Ev sahibi olması hasebiyle görevli teşkilatlarımız, Bitlis ve Muş il başkanlıklarımızdır.

Bitlis ve Muş il başkanlıklarımıza birinci derecede destek verecek teşkilatlarımız Ağrı, Bingöl, Batman, Siirt ve Van il başkanlıklarımızdır. Bu illerimiz dışındaki il başkanlıklarımızın katılımı, isteğe bağlıdır.

Kutlamalarda yer alacak partililerimiz ve gönüldaşlarımızın, zaferin taşıdığı ortak anlam ve değeri yansıtan davranışlar içinde olması önem arz etmektedir.

Şüphemiz yok ki dava arkadaşlarımız, milletimizin güzel insanları, 25-26 Ağustos'taki kutlamalarda Türkiye'nin şeref, haysiyet ve itibarına yakışır şekilde davranacaklardır. Millî değerlerimize yaraşır surette, millî kaynaşmanın ve kaderdaşlığın emsalsiz örneğini sergileyeceklerdir. 26 Ağustos'u gölgelemeye karartmaya, muhtevasından koparmaya çalışanlara izin ve fırsat verilmeyecektir.

Malazgirt'te düzenlenecek program, partiler üstü bir anlayış ve fedakârlığın tezahürüdür. O bakımdan milletimizin bütün fertlerinin heyecan ve coşku içinde katılacağı, devletin her kademesinin temsil edileceği zafer kutlamaları sırasında; parti bayrak, amblem ve flamaları bulundurulmayacaktır. Sadece Türk bayrağı taşınacaktır.

Kutlamalar sırasında Malazgirt Zaferi'nin izhar ettiği kucaklayıcı atmosfere yaraşır bir biçimde, disiplin içinde hareket edilecek, Milliyetçi Hareket Partisi'ni ve Milliyetçi Ülkücü Hareket'i yansıtan sloganlar atılmayacaktır.

Siyasi ayrım gözetmeksizin her kardeşimizle, her arkadaşımızla, her vatandaşımızla tam bir gönül seferberliği içinde kalınacak, kucaklaşma ve kaynaşma sağlanacak, kardeşlik ve millî ruhun beklentileri sadakatle ifa ve izhar edilecektir.

Kutlama etkinliklerine iştirak için hazırlanan teşkilatlarımız, katılımcıları şimdiden bu hususta bilgilendirecek ve hazırlıklar titizlikle yapılacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi teşkilatları, 25-26 Ağustos günü, program alanına intikalden ayrılış anı da dâhil olmak üzere, her aşamada çok titiz, saygılı ve tedbirli olmakla mükelleftir. Buna uymayan kim olursa olsun derhal uyarılacak, lazım gelen önlemler alınacaktır.”

KAYNAK
 
Aferin nankörlüğün kötü bir şey olduğunu geçte olsa anlamış
Zira Selçuklu ordusunda 10 bin mervani askeri de vardı
 
Son düzenleme:
bilalciğim okçularıyla gelecekmiş
 
Aferin nankörküğün kötü bir şey olduğunu geçte olsa anlamış
Zira Selçuklu ordusunda 10 bin mervani askeri de vardı
Gız niye nankör diyon, milliyetçi slogan atınca niye nankör olsunlar. Rahatsız olanlar kulak tıkar olur biter. Alman yapıyo bunu Fransız yapıyo ee Kürt kardeşlerimizde yapıyo ama biz Türklere yasak mı milletçilik. Kardeş kardeş kutlayalım işte hepimiz, tek millet olarak, milliyetçi duygularla. (:
 
Neden böyle bir genelge yayınlama kararı almışlar? O sloganlar yanlış olduğu için mi yoksa ortaklarını kızdırmamak için mi?
 
konudaki cahillik gözümü kanattı. malum yalandan tarih yazmayı, paintte harita çizmeyi severler.
 
Postumun neresi ırkçılık barındırıyordu anlamadım 1071 de Anadolu'ya Kürtlerin desteği ile yerleşmeniz mi :) neyse silerek inkar ederek tarihi degistiremezsiniz ağalar ..
 
Postumun neresi ırkçılık barındırıyordu anlamadım 1071 de Anadolu'ya Kürtlerin desteği ile yerleşmeniz mi :) neyse silerek inkar ederek tarihi degistiremezsiniz ağalar ..
Sana kim dedi Kürt'lerin desteği yok diye yav. Bizans'ı sevmeyen herkes katılmıştır savaşa. Düştüğümüzde yerden bizi kaldıran Kürt kardeşlerimiz elbet olmuştur tarihte. Zor zamanda sırtımızı yaslayacağımız sağlam insanlar olmuştur elbet. Araplarıda dahil ediyorum hatta Ermenileride. Taaa Amerika'dan coni gelcek hali yok herhalde. : )
 
10 bin rakamının kaynağını paylaşabilir misiniz?

Lütfen kaynak bilimsel olsun.

Transkripsiyon İşaretleri
Arama Kılavuzu
Duyurular
TDV İslâm Ansiklopedisi
Hakkında
Görüntü Ayarları


TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara...
MERVÂNÎLER
بنو مروان
983-1085 yılları arasında Meyyâfârikīn (Silvan) merkez olmak üzere Diyarbekir ve çevresinde hüküm süren bir İslâm hânedanı.

Müellif: ABDURRAHİM TUFANTOZ
Mervânîler’in kurucusu Bâd (Bâz) lakaplı Ebû Şücâ Abdullah Hüseyin’dir. Kaynaklarda önceleri çobanlık yaptığı bildirilen Bâd’ın (Rûzrâverî, III, 83-84; a.g.e., [İng. trc.], VI, 84-85; İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, s. 49-50) ilk siyasî faaliyetleri Bağdat’a hâkim olan Şiî Büveyhîler’in emîri Adudüddevle’ye karşı olmuştur. Bâd, Bizans’ın bölgedeki iktidar boşluğunu iyi değerlendirerek Erciş’i ele geçirdi (367/978’den sonra) ve bölgedeki bazı şehirleri yağmaladı. Bâd’ın Büveyhîler’e karşı neden isyan ettiği hakkında bilgi yoktur. Ancak Bağdat’a hâkim olarak Abbâsî halifelerini baskı altında tutan ve bu yüzden Bizans’a ve Ermeniler’e karşı gerçekleştirdikleri cihad harekâtında Abbâsîler’in desteğinden yoksun kalan Diyarbekir bölgesindeki halka yardım amacıyla böyle bir harekâta giriştiği söylenebilir. Ayrıca Bâd’ın Bağdat’ı alarak Büveyhîler’i oradan uzaklaştırmak istediği de bilinmektedir.

Adudüddevle’nin ölümünden (Şevval 372 / Nisan 983) sonra Bâd Diyarbekir bölgesine inerek Meyyâfârikīn’ı aldı ve Mervânîler adıyla anılacak olan devletin temellerini attı (373/983). Ardından Âmid, Nusaybin, Cizre ve Ahlat taraflarını ele geçirdi. Büveyhîler’den Samsâmüddevle’nin gönderdiği iki orduyu da yenen Bâd 373 (984) ilkbaharında Musul’a hâkim oldu. Samsâmüddevle ile yaptığı antlaşma sonucunda Diyarbekir’in tamamına ve Tûr Abdîn bölgesinin batı taraflarına hâkim oldu.

Bâd’ın Hamdânoğulları ile Musul hâkimiyeti hususunda giriştiği mücadelede ölmesi üzerine (380/990) yanında bulunan yeğeni Ebû Ali Hasan b. Mervân, etrafına topladığı bir grup askerle Bâd’ın hâkimiyetindeki Hısnıkeyfâ’yı (Hasankeyf) ele geçirdi. Aynı yıl Meyyâfârikīn’ı ve Diyarbekir bölgesinin birçok kalesini zaptetti (380/990). Bâd’ın temellerini attığı devlet Ebû Ali Hasan’ın babasının adına nisbetle Mervânîler diye anılmıştır. Ertesi yıl Hamdânîler’le yaptığı mücadeleyi kazanarak hâkimiyet sahasını genişletti. Ebû Ali’nin diğer müslüman emirliklerle birlikte cihad harekâtına girişmesinden çekinen Bizanslılar 382’de (992) Mervânîler’le on yıllık bir antlaşma imzalamak zorunda kaldılar (Rûzrâverî, III, 247; İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, s. 61).

Ebû Ali’nin öldürülmesiyle (387/997) yerine kardeşi Ebû Mansûr Mümehhidüddevle Saîd geçti. Mümehhidüddevle’ye de kardeşi Nasrüddevle Ahmed halef oldu (401/1011). Büveyhîler, Fâtımîler ve Bizans İmparatorluğu Ahmed’e elçiler gönderip onu Diyarbekir emîri olarak tanıdılar (İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, s. 103). Abbâsî Halifesi Kādir-Billâh, Diyarbekir’in menşuru ile birlikte “Nasrüddevle” lakabını da vererek Ahmed’in emirliğini tanıdı (403/1013). Nasrüddevle 415’te (1024) Âmid’i, ertesi yıl Urfa’yı emirliğin topraklarına kattı.

Mervânîler’le Büyük Selçuklular arasındaki ilişkiler Tuğrul Bey zamanında başladı. Diyarbekir ve Musul bölgesinde yağmalar yapan Arslan Yabgu’ya bağlı Oğuzlar’ın (Yabgulular) faaliyetlerinden şikâyetçi olan Nasrüddevle bu vesileyle haberleştiği Tuğrul Bey ile dostane münasebetler kurdu ve Büveyhîler adına okuttuğu hutbeyi Tuğrul Bey adına okutmaya başladı (441/1049). Bizans İmparatoru Konstantinos’un ricasıyla, Selçuklular’ın elinde esir bulunan Gürcü Prensi Liparit’in Sultan Tuğrul Bey tarafından serbest bırakılmasını sağladı. Nasrüddevle zamanında Diyarbekir bölgesi tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Ticarî ve kültürel faaliyetler yoğunluk kazandı; onun sarayı âlim ve şairlerle doldu.

Nasrüddevle 453’te (1061) vefat edince yerine oğlu Nizâmeddin Ebü’l-Kāsım Nasr geçti. Ancak bir müddet sonra Sultan Tuğrul Bey’in desteğini alan kardeşi Said onun emirliğine karşı çıktı. Sultanın Sâlâr-ı Horasan emrinde gönderdiği 5000 kişilik bir ordu Meyyâfârikīn üzerine yürüdü. Mervânî Veziri Fahrüddevle İbn Cehîr iki kardeş arasındaki gerginliği bertaraf ederek Âmid’in yönetimini Said’e bıraktırdı (454/1062). Ancak Nizâmeddin 455’te (1063) Âmid’e girip şehre yeniden hâkim oldu. Saîd de isyankâr tavrından vazgeçerek bir köşeye çekildi.

Malazgirt Muharebesi sırasında Mervânîler’in hâkimiyetindeki Diyarbekir bölgesinden 10.000 kadar gönüllü Selçuklu ordusuna katılmıştı. Bu zaferden sonra Ahlat ve Malazgirt Selçuklu hâkimiyetine geçti. Bizans İmparatoru Mikhail’in, Melikşah’ın büyük önem verdiği Anadolu akınlarının durdurulması için Meyyâfârikīn’a elçi göndermesi (464/1072), imparatorun Selçuklular’la yapmayı düşündüğü barışa Mervânoğulları’nın desteğini sağlamak istediğini göstermektedir.

472’de (1080) ölen Nizâmeddin’in yerine büyük oğlu Nâsırüddevle Mansûr geçti. Dirayetsiz bir yönetim ortaya koyan Mansûr, bir müddet sonra halkın sevgisini kazanan babasının veziri Enbârî’yi görevden alarak yerine hıristiyan bir hekim olan Ebû Sâlim’i tayin etti. Fahrüddevle ile oğlu Amîdüddevle, Ebû Sâlim’in Diyarbekir’de sebep olduğu iktidar boşluğu, hıristiyanların müslümanlar üzerindeki baskıları ve bölgenin doğrudan merkeze bağlanması gerektiği konusunda Sultan Melikşah’ı bilgilendirip buradaki zenginliklerden de bahsederek onu bölgeyi alması için teşvik ettiler. Melikşah, 476’da (1083) Fahrüddevle Muhammed b. Cehîr emrindeki bir orduyu Diyarbekir’e gönderdi. Fahrüddevle, oğlu Zaîmüddevle Ebü’l-Kāsım’ı Âmid’i zaptetmek için görevlendirip kendisi Meyyâfârikīn üzerine yürüdü. 3 Safer 478’de (31 Mayıs 1085) Âmid, 6 Cemâziyelevvel 478’de (30 Ağustos 1085) Meyyâfârikīn ele geçirildi. Bunu diğer şehirler takip etti. Böylece Mervânîler hânedanı ortadan kalkmış oldu. Son Mervânî emîri Nâsırüddevle Mansûr, Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra başlayan iktidar boşluğundan istifade ederek bölgeyi tekrar alıp Mervânî Devleti’ni ihya etmek için çaba sarfettiyse de Büyük Selçuklu tahtını ele geçirmeye çalışan Tutuş’un müdahalesiyle karşılaştı. Tutuş Diyarbekir bölgesini zaptedip (486/1093) Mansûr’u esir aldı, ardından veziri İbn Bedî‘in aracılığıyla serbest bırakılıp Cizre’ye dönmesine müsaade etti. Mansûr Muharrem 489’da (Ocak 1096) ölünceye kadar burada kaldı.


MERVÂNÎ EMÎRLERİ
Bâz373 (983)
Ebû Ali Hasan b. Mervân380 (990)
Mümehhidüddevle Saîd387 (997)
Nasrüddevle Ahmed401 (1011)
Nizâmeddin Nasr453-472 (1061-1080)
Saîd453-455 (1061-1063)
Nâsırüddevle Mansûr472-478 (1080-1085)

Mervânîler’den günümüze ulaşan paraların tamamı gümüşten darbedilmiştir. Bir kısmı yayımlanan bu sikkelerden emirliğin Meyyâfârikīn, Âmid, Cizre, Düneysir, Nusaybin, Ahlat ve Erzen şehirlerine hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Mervânîler zamanında Diyarbekir bir ilim merkezi haline gelmişti. Bir uç (sugūr) eyaleti olan bölge hatip, şair ve din âlimleriyle şöhret bulmuştu. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Abdullah el-Kâzerûnî, Ebû Abdullah el-Baradânî, Ebû Abdullah Hüseyin b. Seleme, Ebû Ali Hasan b. Ali el-Âmidî, Ebü’l-Hasan el-Mağribî, Ebû Nasr el-Menâzî, İbnü’t-Tarîf, İbnü’l-Masîr, İbn Sevdâvî, Ubeydullah b. Ferrâ, İbnü’ş-Şıhne, Ebü’l-Ganâim, Muhammed b. Ahmed eş-Şâşî, Ebü’l-Hasan b. Gāzî, İbn Nübâte el-Hatîb. Emevîler ve Abbâsîler’in ilk dönemlerinde Hâricî fikirleri benimsemiş olan Diyarbekirliler IX. asırdan itibaren Hanbelî ve Mâlikî, Selçuklu hâkimiyetinden itibaren de Hanefî mezheplerini kabul ettiler; Mervânîler devrinde ise Abbâsî halifelerinin desteğiyle Şâfiîliğin yerleşmeye başladığı görülmektedir. Nasrüddevle zamanında Şâfiî fakihi Ebû Abdullah Muhammed b. Beyân el-Kâzerûnî Diyarbekir’e giderek mezhebini yaymaya başlamıştı. İbnü’l-Esîr, Şâfiî mezhebinin bölgede onun döneminde yerleştiğini söyler (el-Kâmil, IX, 67). Hanbelî fakihi Ebü’l-Hasan Ali el-Âmidî aslen Bağdatlı olmasına rağmen Halife Kāim-Biemrillâh’ın isteği üzerine 450 (1058) yılında Âmid’e giderek ölümüne (467/1074) kadar burada ders vermiştir. Âmid’deki Mesûdiye Medresesi’nde bulunan 590 (1194) tarihli kitâbede şehirde dört mezhep fakihinin ders verdiği zikredilmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Rûzrâverî, Ẕeylü Tecâribi’l-ümem (nşr. H. F. Amedroz – D. S. Margoliouth, The Eclipse of the Abbasid Caliphate, III içinde), Oxford 1921, s. 83-84, 247; a.e.: Continuation of the Experiences of the Nations (trc. D. S. Margoliouth), Oxford 1921, VI, 84-85.

Azîmî, La chronique abrégée d’al-Azīmī (nşr. Cl. Cahen, JA, CCXXX [1938] içinde), s. 358-448.

İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, Târîḫu Meyyâfâriḳīn, s. 49-52, 59-61, 82, 103.

İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks.

Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân (nşr. Ali Sevim), Ankara 1968, bk. İndeks.

Ebü’l-Ferec, Târih, I, 324-330.

İbn Hallikân, Vefeyât (Abdülhamîd), I, 160; IV, 212-213.

Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162) (nşr. ve trc. H. D. Andreasyan), Ankara 1987, s. 55-57, 90, 100-103, 109-110.

İsmâil Galib, Meskûkât-ı Kadîme-i İslâmiyye Kataloğu, İstanbul 1312, s. 364-372.

M. van Berchem – J. Strzygowski, Amida, Heidelberg 1910, s. 22-37.

Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri I: Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1944, s. 137-150.

a.mlf., “Diyarbekir”, İA, III, 610-613.

İbrahim Kafesoğlu, Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu, İstanbul 1953, bk. İndeks.

Artuk, İslâmî Sikkeler Kataloğu, I, 299-301.

Saîd ed-Dîvecî, Târîḫu’l-Mevṣıl, Musul 1402/1982, I, 160-161.

Abdürrahim Tufantoz, Mervanoğulları: 380-478/990-1085 (doktora tezi, 1994), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.

H. F. Amedroz, “The Marvānīd Dynasty at Mayyāfāriqīn in the Tenth and Eleventh Centuries A.D.”, JRAS (1903), s. 123-154.

K. V. Zetterstéen, “Mervânîler”, İA, VII, 780-781.

V. Minorsky, “Meyyâfârikîn”, a.e., VIII, 198-199.

Carole Hillenbrand, “Marwānids”, EI2 (İng.), VI, 626-627.

H. Bowen, “Naṣr al-Dawla”, a.e., VII, 1017-1018.


Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2004 yılında Ankara’da basılan 29. cildinde, 230-232 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.

Tekliften ceza yemem umarım tiklarsan tamamını okuyabilirsin devletin resmi kaynakları zaten

Tam olarak burası

Malazgirt Muharebesi sırasında Mervânîler’in hâkimiyetindeki Diyarbekir bölgesinden 10.000 kadar gönüllü Selçuklu ordusuna katılmıştı. Bu zaferden sonra Ahlat ve Malazgirt Selçuklu hâkimiyetine geçti. Bizans İmparatoru Mikhail’in, Melikşah’ın büyük önem verdiği Anadolu akınlarının durdurulması için Meyyâfârikīn’a elçi göndermesi (464/1072), imparatorun Selçuklular’la yapmayı düşündüğü barışa Mervânoğulları’nın desteğini sağlamak istediğini göstermektedir.
 
Sana kim dedi Kürt'lerin desteği yok diye yav. Bizans'ı sevmeyen herkes katılmıştır savaşa. Düştüğümüzde yerden bizi kaldıran Kürt kardeşlerimiz elbet olmuştur tarihte. Zor zamanda sırtımızı yaslayacağımız sağlam insanlar olmuştur elbet. Araplarıda dahil ediyorum hatta Ermenileride. Taaa Amerika'dan coni gelcek hali yok herhalde. : )
Abi sen bu zamana kadar bu iyilik ile nasil göğe cekilmedin? peygamber bile arada insanlara kizmis.
Polyanna'ya soylesek senin soyledigin su cumleleri.
" E yeter ama esegin bi yerinede su kacirma oha oha der "
Ne arabi , ne ermenisi abi?
 
Transkripsiyon İşaretleri
Arama Kılavuzu
Duyurular
TDV İslâm Ansiklopedisi
Hakkında
Görüntü Ayarları


TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara...
MERVÂNÎLER
بنو مروان
983-1085 yılları arasında Meyyâfârikīn (Silvan) merkez olmak üzere Diyarbekir ve çevresinde hüküm süren bir İslâm hânedanı.

Müellif: ABDURRAHİM TUFANTOZ
Mervânîler’in kurucusu Bâd (Bâz) lakaplı Ebû Şücâ Abdullah Hüseyin’dir. Kaynaklarda önceleri çobanlık yaptığı bildirilen Bâd’ın (Rûzrâverî, III, 83-84; a.g.e., [İng. trc.], VI, 84-85; İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, s. 49-50) ilk siyasî faaliyetleri Bağdat’a hâkim olan Şiî Büveyhîler’in emîri Adudüddevle’ye karşı olmuştur. Bâd, Bizans’ın bölgedeki iktidar boşluğunu iyi değerlendirerek Erciş’i ele geçirdi (367/978’den sonra) ve bölgedeki bazı şehirleri yağmaladı. Bâd’ın Büveyhîler’e karşı neden isyan ettiği hakkında bilgi yoktur. Ancak Bağdat’a hâkim olarak Abbâsî halifelerini baskı altında tutan ve bu yüzden Bizans’a ve Ermeniler’e karşı gerçekleştirdikleri cihad harekâtında Abbâsîler’in desteğinden yoksun kalan Diyarbekir bölgesindeki halka yardım amacıyla böyle bir harekâta giriştiği söylenebilir. Ayrıca Bâd’ın Bağdat’ı alarak Büveyhîler’i oradan uzaklaştırmak istediği de bilinmektedir.

Adudüddevle’nin ölümünden (Şevval 372 / Nisan 983) sonra Bâd Diyarbekir bölgesine inerek Meyyâfârikīn’ı aldı ve Mervânîler adıyla anılacak olan devletin temellerini attı (373/983). Ardından Âmid, Nusaybin, Cizre ve Ahlat taraflarını ele geçirdi. Büveyhîler’den Samsâmüddevle’nin gönderdiği iki orduyu da yenen Bâd 373 (984) ilkbaharında Musul’a hâkim oldu. Samsâmüddevle ile yaptığı antlaşma sonucunda Diyarbekir’in tamamına ve Tûr Abdîn bölgesinin batı taraflarına hâkim oldu.

Bâd’ın Hamdânoğulları ile Musul hâkimiyeti hususunda giriştiği mücadelede ölmesi üzerine (380/990) yanında bulunan yeğeni Ebû Ali Hasan b. Mervân, etrafına topladığı bir grup askerle Bâd’ın hâkimiyetindeki Hısnıkeyfâ’yı (Hasankeyf) ele geçirdi. Aynı yıl Meyyâfârikīn’ı ve Diyarbekir bölgesinin birçok kalesini zaptetti (380/990). Bâd’ın temellerini attığı devlet Ebû Ali Hasan’ın babasının adına nisbetle Mervânîler diye anılmıştır. Ertesi yıl Hamdânîler’le yaptığı mücadeleyi kazanarak hâkimiyet sahasını genişletti. Ebû Ali’nin diğer müslüman emirliklerle birlikte cihad harekâtına girişmesinden çekinen Bizanslılar 382’de (992) Mervânîler’le on yıllık bir antlaşma imzalamak zorunda kaldılar (Rûzrâverî, III, 247; İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, s. 61).

Ebû Ali’nin öldürülmesiyle (387/997) yerine kardeşi Ebû Mansûr Mümehhidüddevle Saîd geçti. Mümehhidüddevle’ye de kardeşi Nasrüddevle Ahmed halef oldu (401/1011). Büveyhîler, Fâtımîler ve Bizans İmparatorluğu Ahmed’e elçiler gönderip onu Diyarbekir emîri olarak tanıdılar (İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, s. 103). Abbâsî Halifesi Kādir-Billâh, Diyarbekir’in menşuru ile birlikte “Nasrüddevle” lakabını da vererek Ahmed’in emirliğini tanıdı (403/1013). Nasrüddevle 415’te (1024) Âmid’i, ertesi yıl Urfa’yı emirliğin topraklarına kattı.

Mervânîler’le Büyük Selçuklular arasındaki ilişkiler Tuğrul Bey zamanında başladı. Diyarbekir ve Musul bölgesinde yağmalar yapan Arslan Yabgu’ya bağlı Oğuzlar’ın (Yabgulular) faaliyetlerinden şikâyetçi olan Nasrüddevle bu vesileyle haberleştiği Tuğrul Bey ile dostane münasebetler kurdu ve Büveyhîler adına okuttuğu hutbeyi Tuğrul Bey adına okutmaya başladı (441/1049). Bizans İmparatoru Konstantinos’un ricasıyla, Selçuklular’ın elinde esir bulunan Gürcü Prensi Liparit’in Sultan Tuğrul Bey tarafından serbest bırakılmasını sağladı. Nasrüddevle zamanında Diyarbekir bölgesi tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Ticarî ve kültürel faaliyetler yoğunluk kazandı; onun sarayı âlim ve şairlerle doldu.

Nasrüddevle 453’te (1061) vefat edince yerine oğlu Nizâmeddin Ebü’l-Kāsım Nasr geçti. Ancak bir müddet sonra Sultan Tuğrul Bey’in desteğini alan kardeşi Said onun emirliğine karşı çıktı. Sultanın Sâlâr-ı Horasan emrinde gönderdiği 5000 kişilik bir ordu Meyyâfârikīn üzerine yürüdü. Mervânî Veziri Fahrüddevle İbn Cehîr iki kardeş arasındaki gerginliği bertaraf ederek Âmid’in yönetimini Said’e bıraktırdı (454/1062). Ancak Nizâmeddin 455’te (1063) Âmid’e girip şehre yeniden hâkim oldu. Saîd de isyankâr tavrından vazgeçerek bir köşeye çekildi.

Malazgirt Muharebesi sırasında Mervânîler’in hâkimiyetindeki Diyarbekir bölgesinden 10.000 kadar gönüllü Selçuklu ordusuna katılmıştı. Bu zaferden sonra Ahlat ve Malazgirt Selçuklu hâkimiyetine geçti. Bizans İmparatoru Mikhail’in, Melikşah’ın büyük önem verdiği Anadolu akınlarının durdurulması için Meyyâfârikīn’a elçi göndermesi (464/1072), imparatorun Selçuklular’la yapmayı düşündüğü barışa Mervânoğulları’nın desteğini sağlamak istediğini göstermektedir.

472’de (1080) ölen Nizâmeddin’in yerine büyük oğlu Nâsırüddevle Mansûr geçti. Dirayetsiz bir yönetim ortaya koyan Mansûr, bir müddet sonra halkın sevgisini kazanan babasının veziri Enbârî’yi görevden alarak yerine hıristiyan bir hekim olan Ebû Sâlim’i tayin etti. Fahrüddevle ile oğlu Amîdüddevle, Ebû Sâlim’in Diyarbekir’de sebep olduğu iktidar boşluğu, hıristiyanların müslümanlar üzerindeki baskıları ve bölgenin doğrudan merkeze bağlanması gerektiği konusunda Sultan Melikşah’ı bilgilendirip buradaki zenginliklerden de bahsederek onu bölgeyi alması için teşvik ettiler. Melikşah, 476’da (1083) Fahrüddevle Muhammed b. Cehîr emrindeki bir orduyu Diyarbekir’e gönderdi. Fahrüddevle, oğlu Zaîmüddevle Ebü’l-Kāsım’ı Âmid’i zaptetmek için görevlendirip kendisi Meyyâfârikīn üzerine yürüdü. 3 Safer 478’de (31 Mayıs 1085) Âmid, 6 Cemâziyelevvel 478’de (30 Ağustos 1085) Meyyâfârikīn ele geçirildi. Bunu diğer şehirler takip etti. Böylece Mervânîler hânedanı ortadan kalkmış oldu. Son Mervânî emîri Nâsırüddevle Mansûr, Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra başlayan iktidar boşluğundan istifade ederek bölgeyi tekrar alıp Mervânî Devleti’ni ihya etmek için çaba sarfettiyse de Büyük Selçuklu tahtını ele geçirmeye çalışan Tutuş’un müdahalesiyle karşılaştı. Tutuş Diyarbekir bölgesini zaptedip (486/1093) Mansûr’u esir aldı, ardından veziri İbn Bedî‘in aracılığıyla serbest bırakılıp Cizre’ye dönmesine müsaade etti. Mansûr Muharrem 489’da (Ocak 1096) ölünceye kadar burada kaldı.


MERVÂNÎ EMÎRLERİ
Bâz373 (983)
Ebû Ali Hasan b. Mervân380 (990)
Mümehhidüddevle Saîd387 (997)
Nasrüddevle Ahmed401 (1011)
Nizâmeddin Nasr453-472 (1061-1080)
Saîd453-455 (1061-1063)
Nâsırüddevle Mansûr472-478 (1080-1085)

Mervânîler’den günümüze ulaşan paraların tamamı gümüşten darbedilmiştir. Bir kısmı yayımlanan bu sikkelerden emirliğin Meyyâfârikīn, Âmid, Cizre, Düneysir, Nusaybin, Ahlat ve Erzen şehirlerine hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Mervânîler zamanında Diyarbekir bir ilim merkezi haline gelmişti. Bir uç (sugūr) eyaleti olan bölge hatip, şair ve din âlimleriyle şöhret bulmuştu. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Abdullah el-Kâzerûnî, Ebû Abdullah el-Baradânî, Ebû Abdullah Hüseyin b. Seleme, Ebû Ali Hasan b. Ali el-Âmidî, Ebü’l-Hasan el-Mağribî, Ebû Nasr el-Menâzî, İbnü’t-Tarîf, İbnü’l-Masîr, İbn Sevdâvî, Ubeydullah b. Ferrâ, İbnü’ş-Şıhne, Ebü’l-Ganâim, Muhammed b. Ahmed eş-Şâşî, Ebü’l-Hasan b. Gāzî, İbn Nübâte el-Hatîb. Emevîler ve Abbâsîler’in ilk dönemlerinde Hâricî fikirleri benimsemiş olan Diyarbekirliler IX. asırdan itibaren Hanbelî ve Mâlikî, Selçuklu hâkimiyetinden itibaren de Hanefî mezheplerini kabul ettiler; Mervânîler devrinde ise Abbâsî halifelerinin desteğiyle Şâfiîliğin yerleşmeye başladığı görülmektedir. Nasrüddevle zamanında Şâfiî fakihi Ebû Abdullah Muhammed b. Beyân el-Kâzerûnî Diyarbekir’e giderek mezhebini yaymaya başlamıştı. İbnü’l-Esîr, Şâfiî mezhebinin bölgede onun döneminde yerleştiğini söyler (el-Kâmil, IX, 67). Hanbelî fakihi Ebü’l-Hasan Ali el-Âmidî aslen Bağdatlı olmasına rağmen Halife Kāim-Biemrillâh’ın isteği üzerine 450 (1058) yılında Âmid’e giderek ölümüne (467/1074) kadar burada ders vermiştir. Âmid’deki Mesûdiye Medresesi’nde bulunan 590 (1194) tarihli kitâbede şehirde dört mezhep fakihinin ders verdiği zikredilmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Rûzrâverî, Ẕeylü Tecâribi’l-ümem (nşr. H. F. Amedroz – D. S. Margoliouth, The Eclipse of the Abbasid Caliphate, III içinde), Oxford 1921, s. 83-84, 247; a.e.: Continuation of the Experiences of the Nations (trc. D. S. Margoliouth), Oxford 1921, VI, 84-85.

Azîmî, La chronique abrégée d’al-Azīmī (nşr. Cl. Cahen, JA, CCXXX [1938] içinde), s. 358-448.

İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, Târîḫu Meyyâfâriḳīn, s. 49-52, 59-61, 82, 103.

İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks.

Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân (nşr. Ali Sevim), Ankara 1968, bk. İndeks.

Ebü’l-Ferec, Târih, I, 324-330.

İbn Hallikân, Vefeyât (Abdülhamîd), I, 160; IV, 212-213.

Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162) (nşr. ve trc. H. D. Andreasyan), Ankara 1987, s. 55-57, 90, 100-103, 109-110.

İsmâil Galib, Meskûkât-ı Kadîme-i İslâmiyye Kataloğu, İstanbul 1312, s. 364-372.

M. van Berchem – J. Strzygowski, Amida, Heidelberg 1910, s. 22-37.

Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri I: Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1944, s. 137-150.

a.mlf., “Diyarbekir”, İA, III, 610-613.

İbrahim Kafesoğlu, Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu, İstanbul 1953, bk. İndeks.

Artuk, İslâmî Sikkeler Kataloğu, I, 299-301.

Saîd ed-Dîvecî, Târîḫu’l-Mevṣıl, Musul 1402/1982, I, 160-161.

Abdürrahim Tufantoz, Mervanoğulları: 380-478/990-1085 (doktora tezi, 1994), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.

H. F. Amedroz, “The Marvānīd Dynasty at Mayyāfāriqīn in the Tenth and Eleventh Centuries A.D.”, JRAS (1903), s. 123-154.

K. V. Zetterstéen, “Mervânîler”, İA, VII, 780-781.

V. Minorsky, “Meyyâfârikîn”, a.e., VIII, 198-199.

Carole Hillenbrand, “Marwānids”, EI2 (İng.), VI, 626-627.

H. Bowen, “Naṣr al-Dawla”, a.e., VII, 1017-1018.


Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2004 yılında Ankara’da basılan 29. cildinde, 230-232 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.

Tekliften ceza yemem umarım tiklarsan tamamını okuyabilirsin devletin resmi kaynakları zaten

Tam olarak burası


İbnü’d‑Devâdârî’nin Kenzü’d‑dürer eserinde sayı 4000 olarak yer alıyor mesela. Bu konuyla ilgili farklı görüşler arasından sadece en yüksek rakamı zikreden kişinin doğru kabul edilmesi çok ilginç.

10000 kişi olduğunu iddia eden zat Malazgirt savaşından 100 yıl sonra yaşamış.

Modern tarihçiler, bilimsel olarak sayı bilmenin mümkün olmadığını ifade ediyor. Nitekim o tarihlerde Anadoluya gelen Selçuklu kuvveti de tam olarak bilinemiyor. Bizans kaynaklarında 300 bin kişilik bir ordudan bahsedilirken farklı kaynaklarda 40 bin kişiden bahsediliyor.

Sizin gibi en yüksek rakamı kabul edelim.

300 bin kişi gelmişiz, 10 bin kişilik destek olmasa da olurmuş diyebiliriz. Bizans kuvvetleri çok daha azdı zaten. Alacağımız belli olan bir savaşta uyanıklık yapıp yanımızda yer almışsınız. Hadi yine iyisiniz. Biz her türlü Anadolu'ya yerleşecekmişiz yani.
 
İbnü’d‑Devâdârî’nin Kenzü’d‑dürer eserinde sayı 4000 olarak yer alıyor mesela. Bu konuyla ilgili farklı görüşler arasından sadece en yüksek rakamı zikreden kişinin doğru kabul edilmesi çok ilginç.

10000 kişi olduğunu iddia eden zat Malazgirt savaşından 100 yıl sonra yaşamış.

Modern tarihçiler, bilimsel olarak sayı bilmenin mümkün olmadığını ifade ediyor. Nitekim o tarihlerde Anadoluya gelen Selçuklu kuvveti de tam olarak bilinemiyor. Bizans kaynaklarında 300 bin kişilik bir ordudan bahsedilirken farklı kaynaklarda 40 bin kişiden bahsediliyor.

Sizin gibi en yüksek rakamı kabul edelim.

300 bin kişi gelmişiz, 10 bin kişilik destek olmasa da olurmuş diyebiliriz. Bizans kuvvetleri çok daha azdı zaten. Alacağımız belli olan bir savaşta uyanıklık yapıp yanımızda yer almışsınız. Hadi yine iyisiniz. Biz her türlü Anadolu'ya yerleşecekmişiz yani.
10 bine dair bilimsel bir kaynak istediniz bende getirdim 4 bin olduğu ne malum öyle değil mi neyse herkes inanmak istediğine inanabilir konu kapanmıştır tarafımca iyi günler
 
Postumun neresi ırkçılık barındırıyordu anlamadım 1071 de Anadolu'ya Kürtlerin desteği ile yerleşmeniz mi :) neyse silerek inkar ederek tarihi degistiremezsiniz ağalar ..
Evet, bu ifade ırkçılık kapsamına girer. Çünkü; “Siz Türkler” demek bir bütün etnik grubu genelleştiriyor. “Nankörsünüz” gibi olumsuz bir sıfatı tüm gruba atfediyor. Bu da doğrudan etnik kimliklerini hedef alıyor. Bir topluluğa yönelik olumsuz genelleme yapmak ile kişiye yapmak farklıdır.
“Türkler nankördür” veya “Kürtler şöyledir/böyledir.” demek bir topluluğu homojen görüp damgalama veya etnik köken üzerinden damgalama ile ırkçılık yapılmış olur. :)
 
Geri