Merdümgiriz.

  • Kullanıcı Ely
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Konu sahibi son olarak 2548 gün önce görüldü
suyun ortasında duruyorum.
güvenilir bir uzaklıkta.
burada bütün tuzaklara hazırım.
şiir ne kadar aydınlatır ustalıkla gizlenmiş hazineyi?
Bulacaklarımdan kaybedeceklerimi çoktan düştüm
sana rüzgarın süpürüp suya boşalttığı,
her şeyin arasından yazmayı istiyorum.
biliyorum şiirin ayakları yok kalkıp gelsin.
yeterince uzun kolları da yok sevip okşasın.
sadece ‘kayıp bir dakikanın dedikodusudur’ şiir

Umay Umay - Cevapsız Ağrı
 
"Nasılsın?"
"lyiyim iyiyim. Daha iyi. İyi geldi lan aslında."
Arkama yaslanıp gözlerimi kapadım yine. Kafamdaki çırpıntılı denizi dinledim, büyük dalgalar yoktu ama güçlü bir lodos vardı, yine de iyiydi, daha iyiydi, kafamdaki o durgun,
ölü çölden çok daha iyiydi bu deniz.

"Eee," dedi, "asıl mesele?"
Gözlerimi açtım, burun kökümü ovdum iki parmağımla,
"Asıl mesele, aynı dalga," dedim. "Aynı dalganın son yumruğu."
"Ne dedi?"
"Ne dediği önemli değil ki! Beni üzen, benim düştüğüm, kendimi düşürdüğüm durum. Sözlerimin onu hiç etkilemediğini, hatta düpedüz sıktığını gördüğüm halde konuşmaya devam etmem. Ezilip büzülmem. Onu da aynı duyguya çekmeye çalışmam. Ben insan değil miyim?"
"Abartma lan."
"Öyle değil. Mesele aşk da değil, kırılan gurur da değil. Kendini bu kadar alçaltan biri, kendi kendini bu kadar aşağılayan biri, daha diğerleri buna yeltenmeden bu aşağılamayı kendi kendine yapan biri, üstüne de bundan zevk alan biri, insan olabilir mi? Maskarayım lan ben! Antalya'da da milletin maskarasıydım, kraldım diye anlatıyorum şimdi. İki bira ısmarlayana her türlü maskaralığı yap, kendini sevdirmeye çalış. Gurur mu kaldı bende kırılacak Yalan yalan yalan! Yaşadığım yirmi iki yılın hepsi tek tek yalan! Yazar olmaya geldik buraya, burada da milletin maskarası olacağız. Para lazım bana. Güzel hikayeler yazabilmek için para lazım. Az da olsa düzenli bir para. Sıcak bir oda. Başka iş yapamam ben artık, başka maskaralık yapamam. Gidecek başka yerim yok. Özlediğim hiçbir yer yok. Çocukluğumu özlemiyorum. Doğduğum kenti özlemiyorum. Ben nereyi özleyeceğim be Karabüklü?"

Emrah Serbes - Müptezeller
 
“Yaşamının büyük bir bölümü, yaşamına yön verme çabalarınla geçecek -öyle ki, gün gelecek, bakacaksın, yaşamın, yön bulma çabasıyla döne döne, yola hiç çıkamamış..
Yaşamın yönünü bulmaya çalışırken, yaşamın yolunu bulamayacaksın.
Yaşamın, yön bulmaya çalışırken, yolsuz kalacak
-yaşamın yönünü bulacağım derken, yolunu yitireceksin.

-sonunda yaşamın yönünü bulsan -bulduğunu sansan- bile, bakacaksın ki, yolunu yürüyecek durumda değilsin artık..
Yaşamın, yönsüz-yönü olsa bile, yolsuz- kalacak:
Yönsüz hem de yolsuz yaşayacaksın.
Yaşamın yolu hiç olmayacak;
belki, yönü olsa bile
Yaşamın yolu yok.”

Oruç Aruoba - De Ki İşte
 
Ne çok
Ölü
Düşün var senin
Kırık
Dökük
Gerçeklerin üşüşünce düşüncene
Ne çok
Canlı
Acın var senin.

Bölük pörçük
Gerçeklerin inince içine
Ne çok
Katı
Kanın var senin.
Ne çok
Diri
Ölün var senin.
Param parça
Yaşamın bastırınca bakışına
Ne çok
Akan
Kanın var senin.
Ne çok
Yiten
Anın var senin.
Delik deşik
Yaşamın ulaşınca durağına
Ne çok
Biten anın var senin.

Ne çok
Halin
Var senin

Oruç Aruoba - Akan Kan
 
Gidelim buradan... Göğsünü sıkan, içini daraltan o laneti geride bırakıp gidelim. Burada yağmur bile güzel yağmıyor artık. Yağmuru güzel yağan bir yerlere gidelim.

Gidelim buradan... Burası bizim değil. Nasıl başederiz bu kadar saçmalıkla? Her şeye sıfırdan başlanabilecek bir yerlere gidelim.

Gidelim buradan... İlaçlarını yanına alma. Kitaplarımı almayayım ben de. Biraz da onlar çıldırtmıyor mu bizi? Havası ilaç, denizi kitap bir yerlere gidelim.

Gidelim buradan... Bıktım tepemizde sallanan manasız sorulardan. Soru sorma artık bana. Soru sormayayım sana. Her türlü sorunun tedavülden kalktığı bir yerlere gidelim.

Gidelim buradan. Burada insanlar kötü. Hep bir şeyler anlatmamızı bekliyorlar, hep bir şeyler anlatmamızı isteyecekler, bitmeyecek bu hiç bitmeyecek. Kimseye bir şey anlatmak zorunda kalmayacağımız bir yerlere gidelim.

Gidelim buradan... Bak uyuyamıyorum yine. Senin de uykuların defolu, bölük pörçük. Huzur içinde uyuyabileceğimiz bir yerlere gidelim.

Gidelim buradan. Ya sen bana gel ya da ben geleyim sana. Sonra gidelim. Hadi...

Ali Lidar
 
Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte
Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum
Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa
Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan
Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil


Ahmet Telli - Çocuksun Sen I
 
Tanrılar arasında insan yalnızlığı mı
İnsanlar arasında insan yalnızlığı mı
?
Korkusu küçük düşürüyor hayatımızı.
Ne diyordu ince şeylerin annesi
"Ötekini oku, derinde dipte duranı."

Kilisenin bahçesinde mumdan bir harita
Bütün göç yollarının iki ucuna tutunmuş
"Geride kalmanın cezasıyım-diyor-
Biliyor musun, hoyratlık değil de
İncelik yakıyor canımı.
.."

Bu kalabalıkta bu tenhalık-
Sevgilim, bütün sözlerimi
Mazlumların rüyasından seçtim ben.
Budur, düşünmeden bildiğim
Budur, ayaklarına serdiğim has bahçe...

Şükrü Erbaş
 
"Öldüğünde başucuna bir çam fidanı dikmistik. Her gelişimde, ne kadar zaman geçtiğini ona bakarak anlıyorum. sayılar benim için bir şey ifade etmiyor. az önce olmasıyla on sene önce olmasi arasında bazen hiçbir fark olmuyor. Çünkü bilirsiniz, takvimlere bakılarak tayin edilen zaman sadece buz gibi bir matematiktir. Oysa özlemekler sayılmaz. Özlemekler bilhassa yalnız kaldığınızda gelir suratınıza kürekle vurur.
Neyse işte çamın boyu biraz daha uzamış. Derdim büyümüş kocaman abla olmuş.olsun...
Bazen olmadık yerlerde görüyorum onu. Öyle bir bakıyor ki içimde civcivler zıplamaya başlıyor. Sarılayım mı biraz diyorum, gülümsüyor. Sonra kaybolup gidiyor işte.
Hayal görmenin en kötü tarafı dokunma isteğini karşılayamamalrı. Çünkü üstünden ne kadar zaman geçerse gecsin mutlu görüntülere rastlamak halen mümkün.
Ölülerin en kötü huyuysa konuşmamaları. Allah,
keşke diyorum hiç olmazsa bu kadarını ayarlasaydı..
"

Aylin Balboa - Belki Bir Gün Uçarız
 
Sonra durdum öyle biraz. Kırmızı koltuk eskiyene kadar oturdum. Ademoğlu ahir ömründe en çok oturuyor galiba. İnsanların hafızamdaki fotoğrafları genelde otururken çekilmiş. "Oturmaya da kalsaydı," dediklerim de var "Keşke biraz daha öyle otursaydı," dediklerim de... En çok da bunlar oturmuş içime. Oturmak da ne acayip kelime...

Aylin Balboa - Belki Bir Gün Uçarız
 
Hayatımın tümüne "olduğu kadar" ismini verdim.
Öyle güçlü bir zırh ki "olduğu kadar". Her zaman ve her şeye, gerekli veya gereksiz söyleyiver gitsin. Kendi kendine durduğun yerde arka arkaya beş bin kere söyle istersen. Tanıdığım ve tanımadığım herkes, biliyorum ki olduğu kadarıyla yetiniyor. Dünya çirkin bir yer olsun istiyorsan, "olduğu kadar" çirkindir. Birisini çok mutlu etmek istersen eğer, "olduğu kadar" mutlu edersin onu. Olduğu kadarı seni rahatsız ediyorsa, ona yine olduğu kadar itiraz edebilirsin.

"Olduğu kadar" dünyadaki bütün sorulara verilebilecek en güçlü cevaptır. Ama yine de hiçbir zaman "TAM" olarak tatmin edemez kimseyi. Özü gereği yine "olduğu kadar" tatmin etmek zorundadır. Tam değilse eksiktir, eksik "olduğu kadar" tamdır.

Feyyaz Yiğit - Olduğu Kadar
 
Ne diyeyim allahım
ben sana biraz platoniğimdir biliyorsun
Ben bu şüpheyi sırtıma yük edindim, öyle yürüdüm,
gocunmam da yükümden beni bilirsin.
Ama bunlar çok iştahlı allahım ve görüyorsun nasıl da dünyevi.
Bunlarmış senin kulların öyle diyorlar biz de kürenin üveyi.
Öyle mi?
Oysa allahım bilirsin ben en çok yeryüzünü,
ve başımı yatırınca toprağa, gökteki yıldızları da,
işte böyle bilirsin çok güzel yapmıştın bu yeryüzünü.

Bizim köydeki gibi.
Allahım bunlar tokileri seviyor, betonları, hızlı trenleri.
Oysa ne acelemiz var, ben ki bunca agnostiğim yine de biliyorum
ordaysan nasılsa geleceğiz yanına geri.

Diyor ki, yasalar getirdim, gıcır gıcır, delik deşikti eskisi
Anlıyoruz ki yasalar dümdüz ediyor ciğerimizi
Diyor ki, yasaklar getirdim ama senin iyiliğine canımın içi
Diyor ki, üç beş ağacı kesmişim, indir bindir bütün yaz boyu,
keseriz tabii bunda ne var diyor,
İnsan önce bir minnet duyar.
Oysa allahım toprağa bassın ayaklarımız fena mı olur,
istiyoruz ki sokağımızda bir ağaç gölgesi.

Diyor ki, boynuzlu köprü yaptırdım gelip geçmeye
haliçin ortasına bak nası’ seksi.
Allahım sen bunlara akıl fikir ver diyeceğim ama
vardır senin bir bildiğin illa ki.


Allahım işte görüyorsun bunları, eyübün sabrı nedir,
rızanın fazladan şeftalisi ne?
Bilmiyor. Bilmiyor nedendir zeynebin yakarısı.
Ben ki sana bunca platoniğim ama canıma yetti artık
Valla bak biz mi düşeceğiz hep iskelelerden
Başlarına yık şunların bu metropolleri.


Birhan Keskin - İskelede Bir Çırak
 
Bir kalp gibi hüzünlüydüm
Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı!
 
Buradayım
binlerce yıldır-
yanımda delik deşik kaya
dibimde defne, kekik
açelya
binlerce yıldır
burada.

Neler gördüm
binlerce yıldır.
buraya geleli :
ne fırtınalar
savaşlar
ne yazlar
kışlar.
Yoruldu yanımda kaya
yeşerdi, kurudu defne
kekik
yanımda
burada.

Binlerce yıl önce
getirdiler beni
buraya-
gömdüler
uyuyayım diye.
Bu yontulu taşı
örttüler
üstüme.

Uyumadım.

Neler gördüm
binlerce yıldır
buraya gömüleli :
ne sevdalar
hüzünler
ne baharlar
güzler.
Yıprandı yanımda kaya
açtı, soldu açelya
yanımda
burada.

Daha da güçlendim.

Boyuna
yıldırımlar düştü üstüme
gökler gürledi üstüme
sağanaklar yağdı üstüme.

Yıkılmadım.
Dimdik, sapasağlam
ayaktayım
burada.

İnsanlar
gittiler, geldiler
geldiler gittiler
sevdiler, öldüler-
küçüldü kaya,
yeşerdi, kurudu
defne, kekik
açtı, soldu
açelya
yanımda
burada.

Uyumadım.
Buradayım
binlerce yıldır.

Daha da yükseldim

Boyuna
toprak çöktü altımda
deniz doldu altıma
kayalar devrildi altımda.

Yıkılmadım.
Dimdik, sapasağlam
ayaktayım
burada.

Gelsin daha ne kadar varsa
fırtına, savaş, yaz, kış
sevda, hüzün, bahar, güz-
neler gördüm
binlerce yıldır
burada.
Eriyip gitse de yanımda kaya,
yeşerir defne, kekik
açar açelya
yanımda
burada.

Gelsin, ne varsa
ne yoksa-
uyumadım
yıkılmadım
ayaktayım
binlerce yıldır
burada.

Oruç Aruoba
-ol/an-
 
Ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz,
onlar aşağıda siyah kalacak!
Sizin başınız bulutlarda dursun onlar balçıkta bacak!
Siz tatlı rüyalarınızı görün, onlar terleyip sıçrayacak!
Genişleyin siz merkezde onlar kenarda daralacak!

Onlar seyrek bir fotoğrafta uzağa bakanlar.
Onlar bir ömür taşlara su tutanlar.
Onlar bir h...atırada donmuş duranlar.
Onlar bu dünyada yanmış da külde uyuyanlar.

Siz nasıl da menekşe gözlüsünüz onlarsa hep aç gözlü!
Ah siz ölümsüzsünüz dünya üstünde, onlar ölümlü.
Ve siz nasıl da güzel kokuyorsunuz, insanın hası
Onlar kenarda kirliler; onlar atık, onlar sası.

Ah siz, nasıl da "Siz"siniz buram buram, onlar avam.
Bu cahilin, yoksulun, barbarın ışık neyine, onlar ziyan!

Siz "It was very amazing" derken "and fun"
Onlar özür dileyenlerdi ağacın ruhundan.

Balkonunuz çok yüksek sizin baş döndürüyor.
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor.


darmadağınım.




suyun üstünü kaplayan şeyler

kolaymış, çok kolaymış dedin.
oysa suda, suyun en başında
üstünden atladığın, geçtiğin
beyaz büyük bir hayvan yatıyordu.
şimdi bunu söylemeye değecek bir şey
yok. oysa,
suyun üstünü kaplayan şeyler vardı.
suyun üstünü kaplayan şeyleri aralayıp
sudan alman gereken şeyi aldın.
kolaymış. çok kolaymış dedin.
[güller açtıkça kesilmeli diyor annem
oysa,
tabiatın kanunlarına hiç alışamadım ben.
ve rüyamda çok gerekmedikçe bir şey görmem.]
bir sebebi vardır, mutlaka vardır,
hayyyıır diye uyanmamın bir rüyadan
bu ne ki, elin olsun ıslanmıyor senin, bunca zaman
neyi bekliyor, sudaki o büyük beyaz hayvan.
kolaymış, çok kolaymış dedin.



ecza ne?
bu taşlarla bu kuşlarla bekledim, bu sırlarla bu yılları
bir mucizeyi gösterecektin bana, atladığım satırları
kaşlarımın yokuşunda gün akşam oldu hani
ne bir mucize gördüm ne işe yarıyor kaldırım taşları.


"seni kırdığım yerden beni de kırdılar.
ben hiçbir cümleye ağlayamam artık seni."




Senin gözlerin benim gerçeğim
(sendeki telaşa onlarla inandım)
bakmıyor bana,benden uzakta


Aramızdaki mesafede gerilen
bir teli inletiyorum seninle
sesi ben duyuyorum tek,
birşey duyduğu yok kimsenin
benden başka.


Bir hülyanın hatırasında
kasıp kavuruyorum kendimi
diyorlar ki, hayat yalandır,
aşk da.
Nasıl inanırım,o;
olmak istemiş de olmamış
bir yarım nefes gibi şuramda.

Sana dokunamayacak kadar
ürkek kalmış olduğum bu mesafeden
dön/erken sen
önce ayaklarının gerçekliğine inandır beni,

inanmak istesem de
senin gidişin yalandır bende.


Birhan Keskin - Öteki
 
Sonra buradan giderdim bir hiç için, nasıl hiç nedensiz dökülüp de yollara vardımsa şu doğa kucağına ve birden buralı doğumlu, buralı yaşamışlı nasıl duyabildiysem benimi, öyle kolayca bir başka belde de kabullenebilir beni ve hep bulurum yeni güneşler, yeni dağlar, yeni denizler, yeni sevi titreşimleri, hiç yardımsız. Düşüneceğim bu buluntuların ne kadar sonsuz olacağından başka hiçbir şey ve yaşamın tüm kolaylığı içindeki erişilmez gizem ve güçlük...


– Bir kelebeğin insanlara çok doğal görünmesine karşın, doğanın onu o denli uyumlu yaratabilmek için belki de düşlenemeyecek nicelikte zorlukları göğüslemişliği. Bu çok hızlı bir müzik ritmi benzeri, beynimi kazacaktır, ya da bir ılık rüzgar gibi okşayıcı olacaktır benim için. Korkunç kokular saçan, renk cümbüşü içinde, çekiciliği kavranamaz çiçekli yolların, sürekli kuşkucu yolcusu kimliğinde belirlenemez miyim? İncecik tahtalar üstünde, neredeyse denizin üstünde, ortasında yürüyormuş duygusu yaratan iskelelerin, ayakları kaydırma olasılığı için korkarak, geceleri sakınımlı adımlar sıralayan bir deniz gecesi ya da denizi tutkunu olarak sürüklenemez miyim?


Hep yürüyen biri olmak istenmez, yürümek sürekli izlenimdir, duraklamak ve düşünceyi beklemektir yolun varlık kanıtı. Dural bir yol isterim, öyle bir yer ki hem yürüyüş duyumunu yaşatacak hem de duruk. Orada, motorları geçen işleyişiyle beynimin, yalanlar, gerçekler, düşsellik, geçmiş, olacaklar, tüm olasılıklar, göksellik, yersellik, erlik, dişilik, hünsallık, görülenler, görülemeyenler, yaşadıklarını sananlar, hiç yaşamayacaklarını sezenler, göreceli tutuncalar bularak onlara sarılıp ana memelerini bırakmak istemeyenler örneği yaşamlarını sürdürmekte bekinenler, ışıklı hayatlar, karanlıklara gizlenenler, seçmeler, vazgeçmeler, değişimler, tanrılılar, tanrısızlar, yakaranlar ilençleyenler, yeni canlar yaratmak için çırpınanlar, yarattıktan sonra pişmanlıkla yananlar, bu olayı unutmuş olanlar, kendilerini bile sürükleme gücünden yoksun insana dönüşebilecekleri daha tohumken yokedenler, çılgınca arzulayanlar, arzularını gizleme zorunluluğu duyanlar, taşıdıkları gizil güçten habersiz olanlar, en yüce sevgileri düşleyenler, sevgi sözcüğünü silenler, yine yazanlar, yazgı diye ölümü bekleyenler, yaşamlarının son bulacağına başkaldıranlar, elleri ve gözleri göğe çevrili o en büyüğün ellerini tutacağını ve göz kapaklarını okşayacağını umanlar – üzerine, üzerinde sonsuz düşün gidiş gelişleriyle kıvranabilirim...



Kasım, 1979 İstanbul

Metinler - Nilgün Marmara
 
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

Ahmed Arif - Anadolu
 
Gerçekte duymadığım sesler bitti
Öğleye doğru bir gökgürültüsü yalnız
Karıştırdı ortalığı bir süre
Gök akıttı bir parça yağmurunu
Ve deniz kuşları umutsuz
Arıyorken kokularını gölgelerinde
Sıyırdı bir iki bulutu güneş de
Yığılıp kaldı yorgun
Denizin gözbebekleri üstünde.
Bir uyum muydu durgunluk, fırtınayı
Gökgürültüsünü de barındıran içinde
Duyuyorum o tanıdık sesi yeniden
Tiz bir çıngırağı andıran
Benzeyen zil sesine de
Daha önce unutmuşum gibi denizde
Yankılanıp durdu ara vermeden.
Hangi dili öğreniyordum? Mutluluk
İki tek ağustosu çarpıştıran
Sızdıran kanını bu yaz gününe
Yaşayan bir mutluluk? Ve işte
kaç yerinden kesilmiş ki ellerim
Bekletip durdu da acısını bunca yıl
Şimdi bir gülümseme gibi sindi yüzüme.
Görmüşüm daha önce de bir Lidya kralının boynunda
Bilmekti yazgısını ölümünü, gene de
Yıllarca beklemişti kendini
Yeşimden sapı olan bir kılıçla
Bense ne içimi yakan rüzgarı
Ne denizdeki yangını, ne gökgürültüsünü
Duymuş gibi olduğum sesleri de değil
Yaşamın gövdesini arıyordum yalnızca
Bir çürük dişle alnımdaki
İki üç kırışığı yedeğine takmış da.
Özledim ilkelliğimi dalgalarında
Buldum savaşı bitmez derinliklerini
karıştırdıkça bir kargının ucuyla
Gördüm, bekliyordu kendini de o da
Germiş de al kıskacını Lidya kıralı gibi
O turuncu ruh, değişken
İzledim onda ilk oluşumu sanki
Hafifçe kesilmiş gibi oldu dudağım bir yerinden.
İşledim payıma düşen her görüntüyü
Kamaştı gözlerim kıyıya varınca
Rüzgarın itişiyle kumlarda
Durmadan yer değiştiren
Sayısız siren iskeleti
Çın çın ötüyordu sessizlik kaburgalarında
Dedim, besbelli başıboş bırakmışlar da korkuyu
Tarihin onlara bağışladığı
Bu garip raslantıdan
Doğma bir rahatlıkla parıldıyorlar şimdi
Kemikleri som altından.
Sığındım çatısına bu yok olmuş şehrin.
Şehir ki herkesin bir şehir düşündüğü gibiydi
Tanrım! tunç bir kapı kilidi
Bronz bir sokak
Kumlar içindeydi. Ve bu çakıl taşı
Kimbilir kimin külrengi kalbi
Tanrım!
Neden herkes başka tarafa bakıyor
Neden herkes başka biriydi.

Yıkıntılardan geçtim, eski mezarlardan
Şimdi artık bir anımsamada yeri olmayan
Arı kümeleri taşların arasında
Ve yukarıda kuşlar yanmış kağıt parçaları gibi
Uçuşuyordu da
Ağır ağır yanıyordu da şehir
Yanmayan kadınlar gördüm
Nasıl görünürse dünya gözyaşının altından
Tam öyle, dönüp duruyorlardı bu cehennem oyununda
Ve büyümeyen adamlar gördüm, hiç şaşırmadım.
Konuşuyorlardı sırayla, ilgisiz
Ağaçlara asılmışlardı bir yandan da
Bir kapı kirişine asılmışlardı ve ufka
Ölüm müydü konuştukları? Ölümdü anlaşılan
Silince bir aynayı çıkıveren karşılarına
Bir ölümdü ki, işte bir muska asılı dururdu duvarda
Bir büyü gösterilirdi
Bir kuyu sezdirilirdi
Hiç yoktan bir zincir boşalırdı avluda.
Akşam geri verince bana gözlerimi
Şehir de kayboldu, denizin durgunluğu da
Bir anka kuşu yeniden karıyorken küllerini
Bir kaya oyuğu kendini alıştırıyorken boşluğa
Dedim, deniz de bendim, düşleyen de denizi
Ve sabah olur olmaz üstünde derinliğimin
Bir gülümseme gibi bulacağım kendimi.

Edip Cansever - Ölü Sirenler
 
"...yolum en çok da yolunu kaybetmişlere açılıyor
ben durup buranın yabancısı olduğumu anlatıyorum
aslında her yerin de
sonra bağırıyorum:
dünya kötü bir yer olmaktan vazgeçeli çok oldu
ama insanlar alışmış bir kere."

Sinem Sal - Anekta
 
"Acaba biz mutsuz insanlar hepimiz bir ara gelsek ilk önce hangimiz başımızı hangimizin omzuna yaslar?
İlk önce hangimiz gülümser, hangimiz ağlar?"
 
Tanziaki, "Sadece yaşama önem verip deliler gibi mücadele etmenin anlamsız olduğunu biliyorum." der ve ekler: "Yoktan var olmakla varken yok olmak arasında bence hiçbir fark yok." Ne korkmaya lüzum var ne yaygaraya... İz bıraksak kâfi, yarınlara..
 
Geri