Merdümgiriz.

  • Kullanıcı Ely
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Konu sahibi son olarak 2548 gün önce görüldü
Kimseyi umursamıyorum demek istiyorsun yani ha?
Ah dostum.
Sen ve senin çok sevgili alıntıların.

Sana bir şey söyleyeyim mi? Yalan söylüyorsun.
Evet bir yalancısın sen. Kendine her bu kadar yaklaşmanda asıl senden bu kadar uzaklaşmanı neye bağlıyorsun ki?
Bunu bilmeme de şaşırdın demek.
Sahtekar kardeşim benim.
Benden yalan söyleyerek kurtulamazsın.
Asla bir yalancıya yalan söyleme.
Ne zannediyorsun ki sen beni?
Kim zannediyorsun?
Ben senin karanlık tarafınım.
Şimdi anladın mı?
Hani şu kalp kırdığın, can yaktığın yanın.
Ben senin çaresizlik bahanenim her acımasızlığında sığındığın.
Beni iyi tanıyorsun. Aynı cehennemde büyüdük.
Birbirimizi kollaya kollaya geldik bugünlere. Kolay değil çünkü yaşamak.
Canavarlarla ne kadar çok mücadele edersen o kadar çok onlara benzersin.
Ve o canavar benim işte.
Senin içinde. Senin yanında, sana yoldaş ve sana karşı aslında.


Kerimcan Kamal
 
Birer birer açıldı pencerelerim
birini yıldızlar geceler kapladı
birinden kışlar belirdi
birinde renkler dağıldı
pırıl pırıl.

Sesler geldi bir yerden
bir bahçeye bahar indi
bahar.

Ve bütün pencerelerim sana açıldı
birer birer aralandı kapılarım
birinden çocuk rüyaları boşandı
birinden dost yüzler
birinden ecel sakisi yürüdü
kadehinden güzelliklerin sırrı
bir damla yakut
dudaklarıma damladı
ve bütün kapılarım sana açıldı.
Birer birer kapandı pencerelerim
birer birer kapandı kapılarım

Asaf Halet
 
Manuş Baba - Elin Elime


f45d655575e97f094813cafeb5b8ded9_L.jpg



Bir gün biteceğinden emin olduğum her şeyi sildim, bir gün biteceğinden emin olduğum ve elimde tek kalan yaşamının son kırıntılarını seninle bölüşüyorum. Neden biter bütün aşklar, inan hiç bilmiyorum. Başlamasından korktuğum tüm ürkek güzelliklerimi sana göçe yolluyorum, güneş doğsun önünde diye her kapaklarını kıvırdığında gözlerin. Tuttuğum tüm iyi niyetli dileklerimi avcumdan sana bırakıyorum, gözyüzün dolsun diye en naif aşkların bulutlarından kalma güzellikleriyle.

Korkmuyor muyum? Elbette. Ölümüne. Yaşamama engel olmayacağı sürece, elin ne zaman değerse elime, yeniden doğuyorum tüm umutlarımla yaşama karşı. Tekrarlanagelecek şekilde.

Mehmet Şentürk
 
yoktur başka hiçbir şeyimiz şimdi bu arada kalmışlıktan başka
ve idrak yeteneğimizi yitirdiğimiz gün çok yol alacağız
o çok inandığınız tanrı aramla dünyaya bir yanan köprü koydu
ve vaziyet budur şimdi, karşıya geçmek için de gelişmedi adalet yeterince
bazen elimizde kalan sadece budur ve anlamak gerekir bundan
tükendiğini her şeyin, ısrarla istemek verilmeyeni bazen daha kötüsünü getirir
çarpışması iki şeyin birbiriyle iç dengelerini kaybettirir
ama ben çok inandım buna, bedenin kendi yol haritası var
ve üstelik bir yere varamaz insan ayaklarıyla alınca yol
sabır taşa emanet, çatlamayı da bilmeli insan.

fırtına-geçti-saçılanlar-kendimden

her şeyin sonunda sana bu boşluk kaldı ve doldurmaya niyetli kalbin
bir olmayanla, tümünü anlamaya çalışarak üstelik
ve asarak dişlediğin elmaları ağaca, tufanından medet umduğun gemiden
salınan hayvanlar üstüne varırken çok, sığınacak yer aramışsın yine
ama sen hiç alışamamışsın insan türüne, ve aitmiş gibi gezinirken
kalbinle çokça inandığın bir dünya meselesine kaptırırken ömrünü
zamanı bir tür dişli makine içinde ezdirdiğini ve başından aşağı döküldüğünü
anlamamışsın
, üstelik kaçmaya çalışırken arkandan gelen bu sarsıntıyı
ayak tabanlarında hissetmişsin ve saati geride bırakamayan tahta kuşları
alıp beslemeye kalkışmışsın avuçlarında, ki götürmeye yaramamış kanatları seni
her şeyi bilirsin; ama bunu kaçırmışsın
odalarda, metrolarda, kitaplarda, banklarda
hep onu aramışsın.

boynumu-sardın-sadece-ve-ben-yokum

sonsuz bir kasırgadır ruhun ve dinmesini beklemek kendisinden
varlığına son vermektir, üfleyerek bileklerinden havalandırdığın toz
kaybolmaz ama yer değiştirir, sevdiklerin gibi uçuşurken gözünden
ve ayrılırken biraz daha vahşet gerek, çünkü hiçbir şey iyi hatırlanmak istemez
bu yollarda duralım, ayaklarımızın bizi götüreceği daha iyi bir yer yok
içimde kristalleşen bu esrar bir şeyi aydınlatmıyor
artık yalnızca Satürn’ün halkasında koşan atlarıma inanıyorum.

sizin-hiç-görmediğiniz-saksı-durup-önümde-parçalanıyor

leşleri kemiren bir hayvandan öteye geçemedik yeryüzünde
yaşamamız için öldürmemiz gerektiği gerçeğine bizi inandıran kimse
arkamı dönüp kendisine, olanca gücümle kaçarken, tanıma fırsatını vermedim
kendime bir yaban hayvanını ve dişlerini sırtımda hissedene kadar
bedeninin hükmüne inanmamıştım.

o da doğru ya
sahipsiz ölüleri
toplu gömerler.

uzaklardan çağrıldım, bir sorunum var dünyaya alışmak gibi
ve bu siyah kapıyı olanca gücümle ittiğimde
karşımda olacaksın.

Sinem Sal - Seni Çağırdım
 
Sözleriniz ne güzel, gözleriniz sis,
lütfen yüksek sesle sevmeyiniz.
Sıcacık bir serçe düşer gözlerimden.
Uzar akşamların sıkıntısı, uzar ay kılıklı
bir aşk, evlere sığmaz…

Yalnızlığım yalnız kaldı
Güvercin uçuşu bir öpücük alır mıydınız?

Saat altı. Hüznün mesaisi bitti.
Hadi içelim, şimdi insan olma vakti.

Bir adam çekip giderim buralardan ıslığıdır.
Çekip gidemez buralardan bu onun dalgınlığıdır.

Ey kül rengi kadın sahi siz en pıhtı tanıdığım mıydınız?
Gün bir uyanmak gibi gerinir.
Neyimize yetmez küf ve su, baharat konuşur.
Öpün üşüyen ağzımdan, köpürsün gövdem.
Şaşırsın böcek! Konuşsun lamba! Korkunç uyumsuzum.
Ey gecelerimin ormanı, düzelt hüznümü, köpürt!
Su rengi çiçeğim, kestane saçlım, buğum benim.
Gece ve çıplak. Çıngırak ve tomurcuğun sesi.
Ve hayat ve hayat komuta bende artık!..

Topallayan ah deli yüreğim
Böyle başlamak istemezdim…


Engin Turgut - Böyle Başlamak İstemezdim
 
images

Geçtiğimiz altı ayda çok şey oldu
Herkes koşarken bağdaş kurmayı öğrendim
Enkazdan karınca kurtarmayı ve hıçkırırken konuşmayı.
Bir yumruk, gözlerime indi
Yıldızları gördüm, tanrım ne güzel
Başımı çarptım yere düşünce
Hayatım bir film şeridi, bebekliğim ne güzel.
Bir ışık gördüm tünelin sonunda
Işığa yürüyemedim, hayat ne güzel.
Geçtiğimiz altı ayda çok şey oldu
Geyik boynuzlarından meyve topladım.
Kanguru ceplerinden ikramiye,
Kaplumbağa kabuklarından ev aldım.
Samanlıkta iğne oldum, biri bulsunu bekledim.

Geçtiğimiz altı ayda çok şey oldu
Kendi dalına ağır bir meyveydim
Lezzetimden eksilmedi ama rendelendim.


Geçtiğimiz altı ayda çok şey oldu
Bir tek bunu anla istedim.

Sinem Sal - Bakarsın Geçer
 
Beden bir bütündür, öyle değil mi? Bir uyumdur. Öğelerinden
biri koparılıp alınırsa -estetik cerrahi yoluyla bile olsa- bir şeyleri
eksik kalacaktır. Bedenin bir bölümünün dönüştürülmesi ya da
kesilmesi, uzun bir sakatlanmanın başlangıcıdır. Ardından o bedenden başka şeyler de alınacak ve sonunda hipbir şey kalmayacaktır. Ben böyle düşünüyorum. Benim yaşamım işte bu süreci izledi. Bazı safdiller -ya da alaycı kişiler mi bilemiyorum- hala neden tablolarımda kendimi hep çok ciddi çizdiğimi sorma cüretini gösteriyorlar. Kıpırdamadan ve yanıtlamadan bakıyorum olanlara.Herhalde kendimi sürekli kahkahalar atarken resmedecek değilim. Gündelik yaşamımda kahkaha atmadığımdan değil ama kendi kendimle baş başa kaldığımda -ki resim yaptığım zamanlar
tam da bu anlara karşılık gelir, başka türlü olamaz- hiç gülecek halim yoktur. Onlara yaşamımın acıklı bir öykü olduğunu, resim yapmanın da yaşamımdan bir farkı olmadığını söyleme cüretini gösterebilir miyim acaba?

Frida Kahlo Aşk ve Acı
 
Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz

bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden
aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...
Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!


Adnan Yücel - Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek
 
Dirayetimizin sınavında hep bütünlemelere kaldık kabul edelim. Önce parmaklarımız çürümeye başladı, sonra gözlerimiz, sonra biz… Tab edilmeden yandığı anlaşılan filmler gibiyiz. Bozuk, atılası ama hep “ne güzel şeyler vardı içinde” diye sohbetlere konu olası. Çocukluğumda tanıdığım güzel bir terzi vardı: “Hayata dikiş tutturacağız diye teğellerimizden olduk” demişti. Siyah önlüğümün beyaz düğmesini dikiyordu. Uzun uzun baktım yüzüne. O da bana bakınca gülümsedim, yanağımı okşadı nasırlı elleriyle. Canım acıdı ama üzülür diye belli etmedim. O terzi öldü bir sabah. Kadınlar kefenini hazırlarken gizlice girdim odaya. İğne iplik kullanmadılar. Dünya böyle bir yer işte. Sen hayatı nakışlarsın, ölürken kefenine düğüm bile atmazlar. O günden sonra siyah önlüğümü bir daha giymedim. O zamanlar benim yüzümden öldüğünü düşünmüştüm. Hâlâ aynıyım, kendimi değiştirmedim.
Düşündükçe kayıplara karışıyor insan. Yok olmak var olmaya gebe gibi. Eğer bu bir hastalıksa, sessizlik bu hastalığın ilk belirtisi. Yok oldukça öğrendim…
Sonra dağlar gördüm, nehirler… Güzel şarkılar dinledim. Güzel dostlarım oldu. Güzel insanlarla güzel hayaller kurdum. Hatalarım da oldu, okkalı kayıplarım da. Acılarımın hepsi resmi kayıtlara dökülecek cinstendi.
Büyümek böyle bir şey mi? Aynı hataları, aynı kayıpları zamana yayıp takvim yapraklarına el yordamıyla hayatı devirmek mi? Henüz anlamını yitirmemiş şeyler varken üstelik. Kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi gibi dönüp dururken ruhumuzun darp edilişine bilet kestiriyoruz. Seyretmeye doyamadığımız da kendi ömrümüz, şikayet ettiğimiz de. Konusunu beğenmediğimiz hikâyelerin hepsi biz’li. Peki ne yapmalı şimdi, sayfayı mı çevirmeli?

Karanlıktan korkan birinin sonradan kör olması ne demektir? Ne demektir iğnenin güneşe saplanması, kaybolmak ne demektir? Adres bilmeden çarpa çarpa koşmaya çalışırken dönememek ne demektir? Kaldığın yere dahil olup ait olamamak, çölün ortasında kum fırtınasına yakalandıktan sonra oradan oraya savrulmak, kendini bir mahsene kapatmak, kocaman tatlı bir gezegene parmaklarının ucuyla tutunmaya çalışmak, demlenmeyen acı, ruhta meydana gelen yırtık, zarar-ziyan-zaiyat, tükenen parmak uçları ve bütün bitişlerden sonra üzerine gün ışığı düşmeyen bir sadakatin gölgesizliği ne demektir?
Beşe beş var. Ve sis. İkinci el bir mevsimin tam ortasında savrulan yapraklarımı seyrederken kederli bir sigara tutuşturup kesik kesik üflüyorum. Neyse ki bunların hepsine fotoromanlarda rastlanır. Sayfayı çeviriyorum.

Sevim Demiröz - Bunların Hepsine Fotoromanlarda Rastlanır
 
İki yanım dağ,üşüdüm heybetinden
Bir adım daha güneşe, bir adım daha
bir adım derken… genişledim
uzağım artık kendimden.

Kurumuş bir bataklık göğsümde,
ayaklarımdan uzak duruyor su.
Ve sessizliğin yankısıyla kuruyorum
kendimi yeniden

Mutlak ıssızlıkla buluştum,
mutlak kopmuştum hatıradan.
Bir şey değilim ben,
geç benden.

Ağaç tutunacaksa bende, köklerine güvensin
yol gidecekse, varsın gideceği yere.
Sabahın sisi ayaklarımı yalıyor
gece de geçecek benden.

Sustum. Yeryüzü olacağı gibi olsun.

Açtım kendimi, dümdüz,ovayım ben.
Rüzgar vurdukça bana çınlasın çimen.

Birhan Keskin - Ova
 
Kırılma noktalarımız var hayatlarımızda.
Okuduğumuz bir kitap,
dinlediğimiz bir şarkı,
gittiğimiz bir mekan,
içtiğimiz herhangi bir şey,
bir merhaba, bir veda, bir söz, bir bakış, bir dokunuş..
Kırılıyoruz ve bambaşka bir yöne doğru gitmeye başlıyoruz.
Elinde kitabın ve sigaran her gün kullandığın yoldan yürüyerek, doğrucu hep gittiğin mekana gidiyorsun. Bir merhaba savuruyorsun havaya, oturuyor içiyorsun sonra o merhabayı kalabalık içinde. Birileriyle göz göze geliyorsun, dudaklarının hareket ettiğini çok sonra fark ediyorsun.. Zamanını yine dumanına boğuyorsun, kalkmışken unutmadan güzelce sarılıp veda ediyorsun. İşte yine o noktaları yaşadığını, kapı kapanıp soğukta kaldığında anlıyorsun. O çok abarttığımız kırılma noktaları bunlar işte. Şuan ellerin üşüyerek sigara içiyorsan; geçtiğin yolları yine geçiyorsan, kırılma noktandasın.
 
İnsanın her zaman da takati olmaz ki tam randımanla yaşamaya. Öyle her daim hazır asker tarzında yaşayanlar da vardır mutlaka, ama insan her zaman da dahil olamaz ki hayata.
"Bugün beni saymayın" demek istemez mi insan bazen bütün dünyaya? Ruhunu uyutmak. Dükkanı kapatıp, kapıya "Gittim gelicem" yazısı asmak... Öyle işte. Bazen kendinden bile gitmek ister insan, kendi olma halinden bile izin almak. Bir süreliğine hiç kimse olmak.​
 
Pencere. Pencere önünde bir ses. Sesin geldiği yerde flüt. Yürüdüğü yerde bir çiçek. Pencere önünde. İçinden geçen betimlemeler. Deftere geçmeyen özlem. Kimsenin görmediği. Görülmeyen. Gece. Dinmeyen özlemin içinde kendini metinlerde gören gözler. Çilesi bitmek bilmeyen bir sevgi. İnce ince işlenmiş resimlerde, birbirini görmeyen, kesik kesik cümleler işleyen ve gecenin dinlediği ve birbirlerini işitemeyen, kelimeler ve flüt sesi.
Uzaklara dalan bir adam. Karşıda. Çok uzaklarda olmayan. Solmuş. Suya aç. Yazılmayan. Okunmayan. Onun okumadığı. Yaşanmamış anların, uzaklarda arandığı araf. Yarısı. Uzaklarda. Kavuşamamak. Yazarın yıllarca çalıştığı altı romanda, sırt sırta yıldızlara bakan ama aralarında dağların ovaların olduğu, fona karışan. Aşk.
Pencere. Uzaklara dalan bir adam. Pencere önünde bir ses. Karşıda. Sesin geldiği yerde flüt. Çok uzaklarda olmayan. Yürüdüğü yerde bir çiçek. Solmuş. Pencere önünde. Suya aç. İçinden geçen betimlemeler. Yazılmayan. Deftere geçmeyen özlem. Okunmayan. Kimsenin görmediği. Onun okumadığı. Görülmeyen. yaşanmış anların, uzaklarda olmadığı araf. Gece. Yarısı. Dinmeyen özlemin içinde kendini metinlerde gören gözler. Uzaklarda. Çilesi bitmek bilmeyen bir sevgi. Kavuşamamak. İnce ince işlenmiş resimlerde, yazarın yıllarca çalıştığı beş romanda, birbirini görmeyen, sırt sırta yıldızlara bakan ama aralarında dağların ovaların olduğu, kesik kesik cümleler işleyen ve gecenin dinlediği ve birbirlerini işitemeyen, fona karışan, kelimeler ve flüt sesi. Aşk.
Çırpınışlar. Arkasına bakmaya korkanlar. Duranlar.

Doğan Ateş - İnce İnce, Kalın Kalın
 
Çok büyüdü şehirler. İhtiyarlar çocukluğunu özlüyor, bizler hikâyelerdeki kasabaları. Abasıyanık, "Kimdir bu sokakları dolduran adamlar? Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu." diyor. Halbuki hepimiz aynı gökyüzünün altında, aynı derdin peşindeyiz. Bitse ya şu yabancılık!
 
İnsanın en çok hataya düştüğü mesele yine insandır.
Yanlış insanı arar, yanlış yerde arar, yanlış vakitte arar.
Yanlış da yanlış!
Ruiz, "Yüreğinize şarkı söyletendir istediğiniz insan." der.
Ne güzel anlatır.
Bu sabah, belki de doğru zamandır.
 
Benim gerçekten sevdiğim insanlar azdır, beğendiklerim ise büsbütün az. Dünyayı görüp tanıdıkça hoşnutsuzluğum artıyor. İnsanların iç yüzünün nasıl hiç göründüğü gibi çıkmadığını; iyi ya da akıllı gibi görünenlere bile nasıl hiç güven olmadığını her gün daha açıkça anlıyorum.

-Aşk ve Gurur
 
Ben, birlikte kıyıya sürüklediğimiz kayıktan
saflığımı ve sabrımı aldım tek
kalanları kumsala göm sen de
yaz boyunca
nasılsa her keder eksilir
kendini doldurarak

sardunyalarla konuşarak çoğalttım
aramızdaki ayrılığı
sayarak çoğalttığım günleri tamamladım
kirpiklerimin arasına çektiğim tülde
yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor
oysa kimse yokmuş dışarda
içim dışıma vuruyor

sardunyalara su vermekle unutamadığımız
şeymiş aşk:
alnından bir günaydın gibi düşürdüğün sabah,
sağ yanımda unuttuğun keder.

Birhan Keskin - Saf Sabır
 
Geri