EdLmaster
Üye
-
- Katılım
- Ocak 9, 2010
-
- Mesajlar
- 14,252
-
- Tepkime puanı
- 6,687
-
- Puanları
- 524
-
- Konum
- Onudamı Merak Ettınız.
-
- Web sitesi
- www.tic10.com
Unutanlara kısa bir hatırlatma: Meral Akşener’i nasıl bilirsiniz?
MHP'de genel başkanlık yarışının mahkeme kararıyla dışında kalan Meral Akşener, yeni parti hazırlıklarına tam gaz devam ediyor. Birçok çevre tarafından övgüler dizilen Meral Akşener'in kim olduğunu unutanlara yeniden kısa bir hatırlatma yapmanın zamanı geldi...
Aşkın Süzük
05.10.2017
Erdoğan'ın alternatifsiz hale gelmesi ve düzen siyasetinde tıkanma Akşener'i, sermaye düzeninin ihtiyaçları doğrultusunda hem AKP'nin oy desteğini azaltabilecek hem de özellikle siyasetin sağında yeniden umut olabilecek bir siyasi figür haline getirdi. Şimdi, siyasetin solunda yer alanları dahi heyecanlandıran Akşener ile ilgili hafıza tazelemenin tam zamanı!
MHP'den kopan Meral Akşener ve arkadaşlarının partisi yola çıktı. AKP oylarını bölmenin hesabını yapanların alkışladığı, yandaş medyanın yerden yere vurduğu Akşener, düzen siyasetinde yine yeni bir aktör olarak sahaya çıkmış oldu. Akşener ve partisine, AKP'nin zayıflatılmasında ve Erdoğan'ın başkanlık planlarının engellenmesinde kilit rol atfedenler var. Hem sağda hem solda. Kendilerine sorulsa, objektif değerlendirme yapıyorlar.
O zaman bir objektif değerlendirme de biz yapalım. Solda siyasi pozisyonlarında Tayyip Erdoğan'ın gitmesini ya da “Saray rejimini” yıkmayı mücadelesinde ilk aşama olarak belirleyenler, ister istemez Erdoğan ve “Saray rejimi”ni tanımlayan gericilik ve piyasacılıkla mücadeleyi ya ertelemiş oluyorlar ya da bu mücadeleyi düzen siyaseti sınırlarına çekiyorlar.
Düzeni topyekun değiştirme hedefiyle mücadele etmeyince ve düzen siyasetini tüm unsurlarıyla karşıya almadıkça, Akşener ile pompalanan “umudun” yelkeni şişirilmiş oluyor. Çünkü bugün Akşener, geçmişte genel seçimlerde “bas geç”, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve yerel seçimlerde muhafazakâr adaylarla somutlanan AKP'yi geriletme stratejisinin yeni ve başka bir versiyonu.
İHTİYACA BİNAEN MERAL AKŞENER
CHP'nin liderinden yöneticilerine yeni partisiyle siyasi hayatında başarılar dilediği Meral Akşener, geçmişten bugüne düzen siyasetinde kriz ve tıkanma dönemlerinde yıldızı parlayan bir siyasetçi. Sermaye düzeninin ihtiyaçlarına bağlı olarak farklı tarihlerde farklı siyasi söylemlerle öne çıkan bir figür olan Akşener’in siyasi kimliğini zemininiyse hep ırkçılık, gericilik ve piyasacılık belirledi.
1990'larda siyasete başlayan, devletin işini çetelerle gördüğü, faili meçhuller ve katliamlarla anılan bir dönemde DYP'den milletvekili oldu. Susurluk günlerinde çete bakiyesini temizlemek ve yaşanan rezaletin üstünü örtmek üzere İçişleri Bakanlığı'na getirildi. Dönemin Başbakanı Çiller ile özel kuvvetler üniforması içinde verdiği fotoğraflar hâlâ hatırlarda.
28 Şubat'ta dönemin ruhuna uygun olarak makamından bir yandan tarikat tehlikesine işaret ederken, bir yandan da askerlere karşı bazı çıkışlar yaptı.
Daha sonra yolu AKP’yle de kesişti. AKP kurulmadan hemen önce Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına katıldı, AKP'ye katılan ilk DYP'li oldu. Umduğunu bulamamış olacak ki, partinin kuruluşundan kısa bir süre sonra AKP'den ayrıldı. Sonraki yıllarda MHP'de siyaset yaptı ve o dönemde ülkücü geçmişini hatırladı. Aynı yıllar, cemaatle arasının oldukça iyi olduğu ve diğer pek çok düzen siyasetçisinin yaptığı gibi Fethullah Gülen'den övgüyle söz ettiği yıllardı.
Uzun yıllar MHP'li TBMM Başkanvekili olarak görev yaptı, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra isminin çok öne çıkması Bahçeli'yi rahatsız etmiş olacak ki, Kasım seçimlerinde çizik yedi. Bu arada iki seçim arasında Davutoğlu'nun Anayasal zorunluluk nedeniyle kurduğu kabinede bakanlık teklifi aldı, kabul etmedi.
Seçimde milletvekili adayı yapılmamasının ardından MHP Genel Başkanı Bahçeli'ye bayrak açtı. Aynı dönemde Bahçeli'nin MHP'yi tamamen Erdoğan ve AKP'ye yedeklemiş olması, Akşener'e uzun süredir kolladığı fırsatı vermiş oldu. Emperyalist merkezlerin de arzusu olan Erdoğansız AKP ve/veya kontrol edilebilir yeni sağ özne için yükselen yeni siyasi figür haline geldi.
SUSURLUK'TA ÇETE BAKİYESİNİ TEMİZLEDİ
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta gerçekleşen kaza, kapitalist düzenin tüm kirini ortaya dökmüş ve Türkiye’yi çetelerin yönettiğini gözler önüne sermişti. O dönem de düzenin suçlarından temizleneceğini düşünenler ve “sonuna kadar gidilsinciler” düzen güçleri arasındaki hesaplaşmadan nemalanmaya yatırım yapmıştı. Ama yaşananlar, misyonunu tamamlayan Gladyo artıklarının kenara çekilmesinden ve “derin devletin” ihtiyaçlara göre yeniden yapılandırılmasından başka bir anlama gelmiyordu.
Susurluk kazasından 5 gün sonra İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın görevinden istifa etmesinden sonra aynı koltuğa oturan DYP İstanbul Milletvekili Meral Akşener, kendisinden bekleneni yaptı ve iş kontrolden çıkmadan Susurluk bakiyesini temizledi. Göreve gelmesinin hemen ertesinde İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu ve Özel Harekat Daire Başkan vekili İbrahim Şahin gibi isimleri görevden aldı. Yazıcıoğlu’nun görevden alınmadan önce Bakan Akşener’e, “Kumarhaneler Kralı” olarak bilinen Ömer Lütfü Topal cinayetini 10-15 gün içinde aydınlatabileceğini söylediği iddia edildi.
Akşener’in yol arkadaşı ve üyesi olduğu hükümetin Başbakanı Tansu Çiller, Susurluk kazasında adı geçenler ile ilgili “Bir ülke, millet ve devlet uğruna kurşun atan da, kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır, onlar şereflidirler” diyordu.
Susurluk kazası sonrası yürütülen 29 soruşturmanın 27’sinde Meral Akşener’in imzası vardı. Ancak bu soruşturmalara rağmen Susurluk’un yeterince aydınlatılamamış olması, Akşener’in o süreçte oynadığı role işaret ediyor. O günlerde kapitalist sistemin çete düzeninin ta kendisi olduğu gerçeğinin üzerinden atlayanlar ve düzen siyasetçilerinin gerçek bir temizlik yapabileceğini düşünenler, bugün de çareyi Meral Akşener gibi aktörlerde görüyorlar.
BİR IRKÇININ FAİLİ MEÇHUL İTİRAFI
Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı ile aynı masada yemek yiyecek kadar samimi olan Akşener, siyasi hayatı boyunca faşist ve ırkçı kimliğini hiç saklamadı.
Susurluk bakiyesini temizlediği dönemde, İçişleri Bakanı olarak 27 Mart 1997’de Meclis’te yaptığı konuşmada PKK lideri Abdullah Öcalan için “Ermeni dölü” ifadesini kullandı. Akşener’in Ermeni vatandaşlardan bu sözler nedeniyle özür dilemesi ve “Ben Türkiye'de yaşayan Ermenileri değil, genel olarak Ermeni ırkını kastettim” demesi ise “özrü kabahatinden beter” deyimine cuk oturuyordu. Yıllar sonra siyasette yeni misyonlara yelken açmaya başladığında ise aynı sözlerini “yapılmaması gereken bir gaftı” diye niteleyecek ve utandığını söyleyecekti.
1998 yılında MİT'in Alaattin Çakıcı'nın yerini belirlediğini öğrenmesinin ardından Akşener'in bir akrabası aracılığıyla yerini değiştirmesi mesajını ilettiği iddia edildi. Bu bir iddia olarak kalmadı, konuyla ilgili bir telefon görüşmesinin bant kaydı ortaya çıktı. Kayıtta Çakıcı şunları söylüyordu: “Şimdi Meral Akşener ile halamın kocası işadamı, anlıyor musun? İzmit'te çok yakınen tanışıyorlar. Hatta Doğruyol'a para, mara da yardım ediyor. Anladın mı dediğimi? Onlar çok eski ailece tanışırlar. Hemen açıyor. Bizim enişteye söylüyor. 'Alaattin yerini değiştirsin' diyor.” Sonraki yıllarda kendisine zaman zaman sorulduğunda Akşener bu olayı hiç yalanlamadı.
Meral Akşener'in Nisan 2016 tarihinde İçişleri Bakanlığı döneminde işlenen faili meçhulleri sahiplenen bir açıklaması, o dönem misyonunu ortaya koymaya yetiyor:
“Ben, İçişleri Bakanlığı yaptığım dönemde tarihin en uzun, en geniş, en kapsamlı sınır ötesi harekâtına imza atmış bir bakanım. Utanarak söylüyorum bazıları diyor ki sosyal medyada 'Meral Akşener MHP’ye genel başkan olmasın, faili meçhullerin sorumlusu O’dur' diyorlar. Ne derseniz deyin hepsi kabulümdür. Bu ülke için, bu milletin birliği beraberliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır, sorumluluğunu da sonuna kadar alıyorum.”
GEREKTİĞİNDE CEMAATÇİ VE GERİCİ
Meral Akşener'in siyasi kimliğinde yok yok. “Derin devlet”in yeniden yapılandırılması sırasında İçişleri Bakanı olarak görev yaparken 28 Şubat'ta askeri vesayete “karşı” duruşunu uzun yıllar pazarladı. O duruş Akşener tarafından, bir dönem demokratik tavrın gereği olarak, artık düzen siyasetinin epey dinselleştiği 2015 yılında ise dindarlık ile açıklandı. 28 Şubat ile ilgili bir anısını anlatırken gerici kimliğini ortaya koyuyordu: “[28 Şubat döneminde] Bir kadın mitingi yapılacaktı ve 'Kahrolsun şeriat' diyorlardı. İnancıma göre şeriat, İslam demektir. İnançlı biri olarak dedirtmemem lazımdı. 'Hükümete bağırın, ama bunu demeyin' dedim. Yine de birkaç yerde söylendi. O geceyi hayatımdan silmek isterim. Anlatılamayacak bir acı hissettim.”
Akşener son olarak cemaatin desteğini arkasına almakla suçlanıyor. Şaşırtıcı değil, Türkiye'de ABD ve diğer emperyalistlerin yıllardır yatırım yaptığı gerici bir örgütlenmenin düzen siyasetçileriyle ama uzak ama yakın bağlantısı olmaması düşünülebilir mi? Cemaatçiliğin geçer akçe olduğu dönemde, Türkçe Olimpiyatları'nda konuşma yaptı. Zaman Gazetesi'ni defalarca ziyaret etti. Zaman Gazetesi'nin 25. Yılı Etkinliği'nde Tayyip Erdoğan ile aynı fotoğraf karesine girdi. “1980 öncesi Fethullah Gülen'in dinlerarası diyalog modeli uygulansaydı, sağdan ve soldan ölümler olmazdı” sözleri de yine Akşener'e ait.
Türkiye, Meral Akşener ismini ilk defa 27 Mart 1994 tarihinde yapılan yerel seçimler öncesinde duydu. Süleyman Demirel sonrası Doğru Yol Partisi’nin genel başkanlık koltuğuna oturan “Maskeli Leydi” Tansu Çiller, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi için başkan adayı arayışındaydı. Taze kana ihtiyaç duyuyordu. Aranan isim sonunda bulundu; Meral Akşener… Akademisyendi. O tarihe kadar aktif siyasetin içinde değildi. Milliyetçiydi; liseden itibaren ülkücü hareketin içerisindeydi. DYP’den Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak gösterildi. Ancak oyların yüzde 19’unu alarak üçüncü olabildi. Girdiği ilk siyasi yarışta ilk yenilgisini de almış oluyordu. Ülkücü Akşener, DYP çatısı altındaydı artık. Bir taraftan Çiller’in kurucu başkanlığını yaptığı Zübeyde Hanım Şehit Analarını Koruma Vakfı’nda başkan yardımcılığı görevini yürütüyor diğer taraftan da DYP Kadın Kolları Başkanlığı’nı yapıyordu. Akşener’in 1995 ve 1999 tarihli Türkiye genel seçimlerinde yıldızı parlamaya devam etti ve DYP’den milletvekili seçildi. Sıkı Çillerciydi. Çiller ailesinin bir ferdi, Çiller’in sağ kolu ve danışmanı gibiydi. Herkesin gözü önünde Çiller’in kocası Özer Çiller’in elini öpmekte bir beis görmüyordu. Çiller, miting kürsüsünde konuşurken hazır ol vaziyetinde hazır kıta bekliyordu. Çiller’in hem öğrencisi hem de siyasi avukatı görünümündeydi. Çiller’in gölgesinde her geçen gün yıldızı parlamaya devam etti. 3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk’ta meydana gelen ve tarihe “Susurluk Skandalı” olarak geçen kazadan sonra Refah-Yol Hükümeti’nin İçişleri Bakanı olan DYP Elâzığ Milletvekili Mehmet Ağar’ın istifasının ardından sürpriz bir şekilde İçişleri Bakanlığı görevine getirildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın İçişleri Bakanı olma onuruna erişti, hiçbir tecrübesi olmamasına rağmen. Çiller’in himmeti sayesinde İçişleri Bakanlığı gibi önemli bir görev Akşener’e veriliyordu.
Akşener, Neden Askere Selam Çaktı?
Türk tarihine kara bir leke olarak geçen 28 Şubat Post-Modern Darbe sürecinde Akşener İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturuyordu. Kamuoyunda “28 Şubat sürecinde orduyu karşısına almış” ve “askere karşı dik duruş sergilemiş” kişi olarak anılıyordu. Oysa gerçek, oldukça farklıydı. Ortaya çıkan görüntüler, Akşener’in askere kafa tutan bir yapısının olmadığını, askere kafa tutmadığını; aksine askerin önünde el pençe divan durduğunu ifşa etti. Hatta usta gazeteci Mehmet Ali Birand’a vermiş olduğu röportajda, 28 Şubat kararları için “Uygulanması gerektiğine gönülden inanıyorum, kıyafet yasası da uygulanacak” demiş ve Milli Güvenlik Kararları’nın doğruluğuna inandığı için imza attığını özellikle vurgulamıştı. Ona göre MGK Kararları zaten dayatma değildi.
Doksanlı yılların sonunda 28 Şubat’ın süregelen etkisiyle Çiller’li DYP, siyasal ağırlığını kaybetmeye başlamıştı. Parti, için için kaynıyordu. Milletvekilleri, ardı sıra istifa etmeye veya ettirilmeye başlandı. Çiller’in miadı dolmuştu, devrilmeliydi. Çiller ekolünden gelmekle gurur duyan Akşener de kervana katıldı. 18 Nisan 1999 seçimlerinde alınan yenilgiyi de gerekçe göstererek Çiller’i eleştirmeye başladı. Çiller’i devirmenin ve partiyi ele geçirmenin hesabını yapıyordu. Çiller’i yalancılık ve hırsızlıkla suçladı. Çiller burjuva kızı, kendi ise köylü kızıydı. Toplumun alt kesimlerinden oy alan DYP’yi bir köylü kızı olan Akşener yönetmeliydi. Ancak olmadı; savaşı Akşener kaybetti. Çiller’in bir dediğini iki etmeyen Akşener, önce Başkanlık Divanı’ndan istifa etti, ardından da görüşmeyi kesti. 2001 yılının temmuz ayında da DYP’den istifa etti.
Akşener Niçin Ülkücülükten Demokratlığa Döndü?
Bu tarihten itibaren Akşener, rotasını Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün önderliğini yaptığı Yenilikçiler hareketine kırdı. Yenilikçiler’in kuracağı partide yer alacağını kamuoyu ile paylaştı. Türkiye’nin kötü yönetildiğini söyledi. Yenilikçiler’in kuracağı partide liderlik sorunu olmayacağını belirtti. “Bizim iddiamız, yönetim anlayışının değiştiği şeffaf, katılımcı ve ortak aklın önde olduğu, bir kadro hareketi… Dolayısıyla bir liderlik sorunu yaşanacağını zannetmiyorum” dedi. Yenilikçi hareketin içindeydi. Ülkücülükten demokratlığaydı bu keskin dönüşü.
Milleti ve devleti kucaklayacak, siyasetin ve toplumun önünü açacak, Türkiye’yi geleceğe hazırlayacak bir siyasi harekete ihtiyaç vardı. Bundan dolayı Yenilikçi hareket ile birlikte olduğunu söyledi. Ancak Akşener’in Yenilikçi hareket ile olan ilişkisi de oldukça kısa sürdü; hepi topu 29 gün. “Yenilikçi hareketin, düşündüğüm ve hayal ettiğim Türkiye vizyonumla örtüşmediğini gördüm. Bu bakımdan, bu siyasi hareketle birlikte olmadığımı kamuoyunun bilgisine sunarım” diyerek parti üst yönetiminde görev alma beklentisinin boşa çıkmasının da etkisiyle yol ayırımına gitti. Denebilir ki, Akşener’in dönüşü oldukça profesyoneldi.
Akşener’in ihtirası bununla da bitmeyecekti. Bu kez direksiyonu kırdığı yer MHP olacaktı. Ülkücü kız baba evine dönüyordu. MHP’ye göz kırpma ve alttan alta yürüttüğü görüşmeler sonuç verdi. Ve nihayet 3 Kasım 2001 tarihinde MHP’ye katıldı. 2004 yerel seçimlerinde MHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayıydı. Yüzde 4,1 gibi oldukça düşük oy oranıyla bir seçimden daha yenilgiyle çıktı. Demokratlıktan hızlı bir biçimde ülkücülüğe dönüş yapan Akşener, yenilgiyi sert söylemlerle bastırmaya çalıştı. AK Parti’yi milli değerlerde tahribat yapmakla suçladı; “AKP’nin milli değerlerde yaptığı tahribat, siyasetteki öncelikleri değiştirdi. Cumhuriyete ve temel değerlerine yönelik tehditlere karşı ortak paydalarda buluşmalar artmaya başladı.” Demokratlıktan ülkücülüğe evrilen Akşener, 28 Şubat’tan alışkın olduğu vesayete bir kez daha selam durmaya, militarizme kapı aralamaya yüz tuttu. Dönemin darbecileriyle ağız birliği yapmışçasına onlarla aynı dili konuştu. Söylemler aynıydı, üslup aynıydı, konuşmaların dozu arasında bile neredeyse bir fark yoktu.
2007 yılında yapılan genel seçimlerde MHP İstanbul Milletvekili olarak yeniden TBMM’ye girdi. Bu sefer MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye oldukça yakındı; ona siyasi işler alanında başdanışmanlık yapıyordu. Parti içindeki etkisi de artıyordu. 2011 ve Haziran 2015 genel seçimlerinde de MHP İstanbul Milletvekili sıfatını korumayı başarmıştı. Partisinin TBMM Grup Başkanvekilliği görevini alması ile beraber, adından sıkça bahsedilen biri haline gelmeye ve Parti içerisinde öne çıkmaya başladı. Lider olmalı ve MHP’yi yönetmeliydi artık. Bahçeli eleştirilmeli ve gerekirse suçlanmalıydı.
Akşener’in Militarizmi…
7 Haziran 2015 seçimleri sonrası düğmeye basıldı, MHP’den kopma süreci gerçekleşti. Tıpkı Çiller döneminde olduğu gibi, Bahçeli’ye de karşı çıktı, artık gözü yükseklerdeydi, MHP Genel Başkanlık koltuğu için mücadeleye girişti. Bahçeli ile kavgaya tutuştu. Kasım 2015 tarihinde yapılacak seçimler için hazırlanan MHP listesinde adı yoktu. Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan oluyordu. Sonunda Bahçeli’ye isyan bayrağını çekti. MHP içindeki Koray Aydın, Sinan Oğan, Ümit Özdağ gibi muhaliflerle beraber hareket ederek Bahçeli’ye karşı aday oldu. Olaylı kongre sürecinden sonra 8 Eylül 2016’da MHP’den ihraç edildi. MHP’nin ihraç kararına karşı açmış olduğu iptal davası, 15 Aralık 2016 tarihinde Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından reddedildi ve ihracı kesinleşti. Liderlik hevesi ve yönetme arzusu, bir kez daha kursağında kaldı Akşener’in.
25 Ekim 2017 tarihinde liderlik sultasından rahatsız olduğunu her platformda anlatan Akşener’in kendi liderliğinde İYİ Parti kuruldu. İP’in iddiası, milli merkez olmaktı. Partinin genel başkanlığını beklendiği gibi Akşener üstlendi. 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde cumhurbaşkanı adayı olarak yarıştı; ancak yüzde 7,2 oy alarak bir kez daha kaybetti.
Akşener, ülkücülükten demokratlığa, demokratlıktan militarizme evrilmişti, şu sıralarda ise popülizmin önemli bir siyasi figür kazandığını kanıtlamakla meşgul.
Akşener’in Tarz-ı Siyaseti, Parti İçi İttifaklarla Lideri Devirmeye Çalışmak…
Akşener, hep lider olmayı, başbakan olmayı arzuladı. Önce Çiller’i, sonra da Bahçeli’yi devirmeye çalıştı. Yenilikçiler hareketinde lider kadro arasında yer almama ihtimali, onu oradan hızlıca uzaklaştırdı.
İYİ Parti’yi kurdu. Milliyetçi veya ülkücü bir kimlikle yola çıktı. Kurucuların ağırlığı, milliyetçi bir geçmişten geliyordu. Yolda ülkücüleri tasfiye etti. Sinan Oğan gitti, Ümit Özdağ gitti. Yusuf Halaçoğlu, Özcan Yeniçeri ve Nevzat Bor gitti. Askeri başdanışman emekli Tuğgeneral Ali Aydın da gitti. Hem de Akşener’in HDP’yi Kürtlerin temsilcisi olarak nitelemesine tepki göstererek gitti. Hülasa İYİ Parti, ülkücü veya milliyetçi kanattan gelen neredeyse tüm kurucularını kaybetti. Son olarak istifa edenlerden birisi de kurucular arasında yer alan Fatih Eryılmaz oldu. Eryılmaz’ın gerekçeleri, aslında Akşener’in nasıl bir siyaset tarzına sahip olduğunu ifşa eder nitelikte: “Kem aletle kemalat olmaz. Ortaya koydukları ilkeleri ilk kendileri çiğneyenler, çiğnedikleri ilkelerle beraber, ülkenin her yerinde bu harekete umut bağlayan masum insanların umutlarını da yok etmişlerdir. Söylemlerin ve eylemlerin taban tabana zıt bir hale geldiği bu tabloda ahlâklı ve ilkeli siyaset yapmanın imkânsız olduğunu üzülerek gördüm.” Gerekçe; ahlaksız ve ilkesiz bir siyaset…
Peki tüm bunları neden anlatma ihtiyacı duydum? Öncelikle niyetim, Akşener’in siyasi biyografisini yazmak değil. Onun dönüşleri de aslında beni çok fazla ilgilendirmiyor. Çabam, Akşener’in siyasi dönüşleri üzerinden liderliğini ve Türk siyasetinde liderliği sorgulamak. Türk siyasetinde var olan ince hastalığı ortaya koymak.
Öncelikle Türkiye’de siyaset, lider merkezlidir. Vizyoner bir lider, bu ülkede siyasal ve toplumsal dönüşümü sağlayabilir. Türkiye’de seçmen, partiden öte büyük ölçüde lidere bağlıdır. Liderden hareketle oy kullanır, liderden hareketle partiyi destekler. Seçmene hangi partiye oy vereceği veya verdiği sorulduğunda, çoğunlukla parti isminden öte liderin ismini söylemekle yetinir. Lider faktörü, oy vermeyi etkileyen en önemli faktörler arasındadır. Liderin tavrına, davranışına, tutum ve söylemlerine göre seçmen tercihte bulunur; partiyi destekler veya desteklemez.
Herhangi bir siyasi lideri başarıya ulaştıran temel faktör ise ilkeli siyasettir. İlkeli siyaset, herhangi bir lideri başarıya ve tarihe taşır. İlkesiz bir siyaset ise eninde sonunda siyasi liderin ömrünü tüketir. Lider ve liderin kadrosu da bir siyasi hareketi başarıya ulaştırır. Başarı, ekip işidir, kadro işidir. Liderin vizyonunu hayata geçirecek bir kadro hem lideri hem ülkeyi geleceğe taşır.
Siyasi Aktör mü, Figür mü?
Türkiye’de siyasi liderlikle; liderin geçmişi, siyasi kariyeri, kişiliği, inançları, liderlik üslubu, yetenek ve stratejileri, ideolojisi ve amaçları ile Türkiye demokrasisine olan katkıları dikkat edilmesi gereken konuların başındadır. Liderin kökeni ve yetişme şartları, siyasete nasıl girdiği, siyasi kariyerindeki dönüm noktaları ve ayırt edici kişisel özellikleri Türk siyasetinde oldukça belirleyici olmuştur. Haydi, bu özellikler bağlamında Akşener’in siyasi dönüşlerini bir düşünelim ve sorgulayalım. Ortada bir siyasi liderlik mi var yoksa lider olma narsizmine kapılmış bir siyasi figür mü? Veya yola çıktığı tüm liderleri; Çiller’i, Yenilikçiler’i veya Bahçeli’yi yarı yolda bırakan Akşener, Millet İttifakı’nı ne zaman terk edecek? Millet İttifakı’nın omurgasını oluşturan Kemal Kılıçdaroğlu’nu ne zaman devirmeye çalışacak? Tüm bu soruların cevabı, Akşener’in dönüşlerinde saklı.
Kaynak
MHP'de genel başkanlık yarışının mahkeme kararıyla dışında kalan Meral Akşener, yeni parti hazırlıklarına tam gaz devam ediyor. Birçok çevre tarafından övgüler dizilen Meral Akşener'in kim olduğunu unutanlara yeniden kısa bir hatırlatma yapmanın zamanı geldi...
Aşkın Süzük
05.10.2017
Erdoğan'ın alternatifsiz hale gelmesi ve düzen siyasetinde tıkanma Akşener'i, sermaye düzeninin ihtiyaçları doğrultusunda hem AKP'nin oy desteğini azaltabilecek hem de özellikle siyasetin sağında yeniden umut olabilecek bir siyasi figür haline getirdi. Şimdi, siyasetin solunda yer alanları dahi heyecanlandıran Akşener ile ilgili hafıza tazelemenin tam zamanı!
MHP'den kopan Meral Akşener ve arkadaşlarının partisi yola çıktı. AKP oylarını bölmenin hesabını yapanların alkışladığı, yandaş medyanın yerden yere vurduğu Akşener, düzen siyasetinde yine yeni bir aktör olarak sahaya çıkmış oldu. Akşener ve partisine, AKP'nin zayıflatılmasında ve Erdoğan'ın başkanlık planlarının engellenmesinde kilit rol atfedenler var. Hem sağda hem solda. Kendilerine sorulsa, objektif değerlendirme yapıyorlar.
O zaman bir objektif değerlendirme de biz yapalım. Solda siyasi pozisyonlarında Tayyip Erdoğan'ın gitmesini ya da “Saray rejimini” yıkmayı mücadelesinde ilk aşama olarak belirleyenler, ister istemez Erdoğan ve “Saray rejimi”ni tanımlayan gericilik ve piyasacılıkla mücadeleyi ya ertelemiş oluyorlar ya da bu mücadeleyi düzen siyaseti sınırlarına çekiyorlar.
Düzeni topyekun değiştirme hedefiyle mücadele etmeyince ve düzen siyasetini tüm unsurlarıyla karşıya almadıkça, Akşener ile pompalanan “umudun” yelkeni şişirilmiş oluyor. Çünkü bugün Akşener, geçmişte genel seçimlerde “bas geç”, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve yerel seçimlerde muhafazakâr adaylarla somutlanan AKP'yi geriletme stratejisinin yeni ve başka bir versiyonu.
İHTİYACA BİNAEN MERAL AKŞENER
CHP'nin liderinden yöneticilerine yeni partisiyle siyasi hayatında başarılar dilediği Meral Akşener, geçmişten bugüne düzen siyasetinde kriz ve tıkanma dönemlerinde yıldızı parlayan bir siyasetçi. Sermaye düzeninin ihtiyaçlarına bağlı olarak farklı tarihlerde farklı siyasi söylemlerle öne çıkan bir figür olan Akşener’in siyasi kimliğini zemininiyse hep ırkçılık, gericilik ve piyasacılık belirledi.
1990'larda siyasete başlayan, devletin işini çetelerle gördüğü, faili meçhuller ve katliamlarla anılan bir dönemde DYP'den milletvekili oldu. Susurluk günlerinde çete bakiyesini temizlemek ve yaşanan rezaletin üstünü örtmek üzere İçişleri Bakanlığı'na getirildi. Dönemin Başbakanı Çiller ile özel kuvvetler üniforması içinde verdiği fotoğraflar hâlâ hatırlarda.
28 Şubat'ta dönemin ruhuna uygun olarak makamından bir yandan tarikat tehlikesine işaret ederken, bir yandan da askerlere karşı bazı çıkışlar yaptı.
Daha sonra yolu AKP’yle de kesişti. AKP kurulmadan hemen önce Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına katıldı, AKP'ye katılan ilk DYP'li oldu. Umduğunu bulamamış olacak ki, partinin kuruluşundan kısa bir süre sonra AKP'den ayrıldı. Sonraki yıllarda MHP'de siyaset yaptı ve o dönemde ülkücü geçmişini hatırladı. Aynı yıllar, cemaatle arasının oldukça iyi olduğu ve diğer pek çok düzen siyasetçisinin yaptığı gibi Fethullah Gülen'den övgüyle söz ettiği yıllardı.
Uzun yıllar MHP'li TBMM Başkanvekili olarak görev yaptı, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra isminin çok öne çıkması Bahçeli'yi rahatsız etmiş olacak ki, Kasım seçimlerinde çizik yedi. Bu arada iki seçim arasında Davutoğlu'nun Anayasal zorunluluk nedeniyle kurduğu kabinede bakanlık teklifi aldı, kabul etmedi.
Seçimde milletvekili adayı yapılmamasının ardından MHP Genel Başkanı Bahçeli'ye bayrak açtı. Aynı dönemde Bahçeli'nin MHP'yi tamamen Erdoğan ve AKP'ye yedeklemiş olması, Akşener'e uzun süredir kolladığı fırsatı vermiş oldu. Emperyalist merkezlerin de arzusu olan Erdoğansız AKP ve/veya kontrol edilebilir yeni sağ özne için yükselen yeni siyasi figür haline geldi.
SUSURLUK'TA ÇETE BAKİYESİNİ TEMİZLEDİ
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta gerçekleşen kaza, kapitalist düzenin tüm kirini ortaya dökmüş ve Türkiye’yi çetelerin yönettiğini gözler önüne sermişti. O dönem de düzenin suçlarından temizleneceğini düşünenler ve “sonuna kadar gidilsinciler” düzen güçleri arasındaki hesaplaşmadan nemalanmaya yatırım yapmıştı. Ama yaşananlar, misyonunu tamamlayan Gladyo artıklarının kenara çekilmesinden ve “derin devletin” ihtiyaçlara göre yeniden yapılandırılmasından başka bir anlama gelmiyordu.
Susurluk kazasından 5 gün sonra İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın görevinden istifa etmesinden sonra aynı koltuğa oturan DYP İstanbul Milletvekili Meral Akşener, kendisinden bekleneni yaptı ve iş kontrolden çıkmadan Susurluk bakiyesini temizledi. Göreve gelmesinin hemen ertesinde İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu ve Özel Harekat Daire Başkan vekili İbrahim Şahin gibi isimleri görevden aldı. Yazıcıoğlu’nun görevden alınmadan önce Bakan Akşener’e, “Kumarhaneler Kralı” olarak bilinen Ömer Lütfü Topal cinayetini 10-15 gün içinde aydınlatabileceğini söylediği iddia edildi.
Akşener’in yol arkadaşı ve üyesi olduğu hükümetin Başbakanı Tansu Çiller, Susurluk kazasında adı geçenler ile ilgili “Bir ülke, millet ve devlet uğruna kurşun atan da, kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır, onlar şereflidirler” diyordu.
Susurluk kazası sonrası yürütülen 29 soruşturmanın 27’sinde Meral Akşener’in imzası vardı. Ancak bu soruşturmalara rağmen Susurluk’un yeterince aydınlatılamamış olması, Akşener’in o süreçte oynadığı role işaret ediyor. O günlerde kapitalist sistemin çete düzeninin ta kendisi olduğu gerçeğinin üzerinden atlayanlar ve düzen siyasetçilerinin gerçek bir temizlik yapabileceğini düşünenler, bugün de çareyi Meral Akşener gibi aktörlerde görüyorlar.
BİR IRKÇININ FAİLİ MEÇHUL İTİRAFI
Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı ile aynı masada yemek yiyecek kadar samimi olan Akşener, siyasi hayatı boyunca faşist ve ırkçı kimliğini hiç saklamadı.
Susurluk bakiyesini temizlediği dönemde, İçişleri Bakanı olarak 27 Mart 1997’de Meclis’te yaptığı konuşmada PKK lideri Abdullah Öcalan için “Ermeni dölü” ifadesini kullandı. Akşener’in Ermeni vatandaşlardan bu sözler nedeniyle özür dilemesi ve “Ben Türkiye'de yaşayan Ermenileri değil, genel olarak Ermeni ırkını kastettim” demesi ise “özrü kabahatinden beter” deyimine cuk oturuyordu. Yıllar sonra siyasette yeni misyonlara yelken açmaya başladığında ise aynı sözlerini “yapılmaması gereken bir gaftı” diye niteleyecek ve utandığını söyleyecekti.
1998 yılında MİT'in Alaattin Çakıcı'nın yerini belirlediğini öğrenmesinin ardından Akşener'in bir akrabası aracılığıyla yerini değiştirmesi mesajını ilettiği iddia edildi. Bu bir iddia olarak kalmadı, konuyla ilgili bir telefon görüşmesinin bant kaydı ortaya çıktı. Kayıtta Çakıcı şunları söylüyordu: “Şimdi Meral Akşener ile halamın kocası işadamı, anlıyor musun? İzmit'te çok yakınen tanışıyorlar. Hatta Doğruyol'a para, mara da yardım ediyor. Anladın mı dediğimi? Onlar çok eski ailece tanışırlar. Hemen açıyor. Bizim enişteye söylüyor. 'Alaattin yerini değiştirsin' diyor.” Sonraki yıllarda kendisine zaman zaman sorulduğunda Akşener bu olayı hiç yalanlamadı.
Meral Akşener'in Nisan 2016 tarihinde İçişleri Bakanlığı döneminde işlenen faili meçhulleri sahiplenen bir açıklaması, o dönem misyonunu ortaya koymaya yetiyor:
“Ben, İçişleri Bakanlığı yaptığım dönemde tarihin en uzun, en geniş, en kapsamlı sınır ötesi harekâtına imza atmış bir bakanım. Utanarak söylüyorum bazıları diyor ki sosyal medyada 'Meral Akşener MHP’ye genel başkan olmasın, faili meçhullerin sorumlusu O’dur' diyorlar. Ne derseniz deyin hepsi kabulümdür. Bu ülke için, bu milletin birliği beraberliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır, sorumluluğunu da sonuna kadar alıyorum.”
GEREKTİĞİNDE CEMAATÇİ VE GERİCİ
Meral Akşener'in siyasi kimliğinde yok yok. “Derin devlet”in yeniden yapılandırılması sırasında İçişleri Bakanı olarak görev yaparken 28 Şubat'ta askeri vesayete “karşı” duruşunu uzun yıllar pazarladı. O duruş Akşener tarafından, bir dönem demokratik tavrın gereği olarak, artık düzen siyasetinin epey dinselleştiği 2015 yılında ise dindarlık ile açıklandı. 28 Şubat ile ilgili bir anısını anlatırken gerici kimliğini ortaya koyuyordu: “[28 Şubat döneminde] Bir kadın mitingi yapılacaktı ve 'Kahrolsun şeriat' diyorlardı. İnancıma göre şeriat, İslam demektir. İnançlı biri olarak dedirtmemem lazımdı. 'Hükümete bağırın, ama bunu demeyin' dedim. Yine de birkaç yerde söylendi. O geceyi hayatımdan silmek isterim. Anlatılamayacak bir acı hissettim.”
Akşener son olarak cemaatin desteğini arkasına almakla suçlanıyor. Şaşırtıcı değil, Türkiye'de ABD ve diğer emperyalistlerin yıllardır yatırım yaptığı gerici bir örgütlenmenin düzen siyasetçileriyle ama uzak ama yakın bağlantısı olmaması düşünülebilir mi? Cemaatçiliğin geçer akçe olduğu dönemde, Türkçe Olimpiyatları'nda konuşma yaptı. Zaman Gazetesi'ni defalarca ziyaret etti. Zaman Gazetesi'nin 25. Yılı Etkinliği'nde Tayyip Erdoğan ile aynı fotoğraf karesine girdi. “1980 öncesi Fethullah Gülen'in dinlerarası diyalog modeli uygulansaydı, sağdan ve soldan ölümler olmazdı” sözleri de yine Akşener'e ait.
Türkiye, Meral Akşener ismini ilk defa 27 Mart 1994 tarihinde yapılan yerel seçimler öncesinde duydu. Süleyman Demirel sonrası Doğru Yol Partisi’nin genel başkanlık koltuğuna oturan “Maskeli Leydi” Tansu Çiller, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi için başkan adayı arayışındaydı. Taze kana ihtiyaç duyuyordu. Aranan isim sonunda bulundu; Meral Akşener… Akademisyendi. O tarihe kadar aktif siyasetin içinde değildi. Milliyetçiydi; liseden itibaren ülkücü hareketin içerisindeydi. DYP’den Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak gösterildi. Ancak oyların yüzde 19’unu alarak üçüncü olabildi. Girdiği ilk siyasi yarışta ilk yenilgisini de almış oluyordu. Ülkücü Akşener, DYP çatısı altındaydı artık. Bir taraftan Çiller’in kurucu başkanlığını yaptığı Zübeyde Hanım Şehit Analarını Koruma Vakfı’nda başkan yardımcılığı görevini yürütüyor diğer taraftan da DYP Kadın Kolları Başkanlığı’nı yapıyordu. Akşener’in 1995 ve 1999 tarihli Türkiye genel seçimlerinde yıldızı parlamaya devam etti ve DYP’den milletvekili seçildi. Sıkı Çillerciydi. Çiller ailesinin bir ferdi, Çiller’in sağ kolu ve danışmanı gibiydi. Herkesin gözü önünde Çiller’in kocası Özer Çiller’in elini öpmekte bir beis görmüyordu. Çiller, miting kürsüsünde konuşurken hazır ol vaziyetinde hazır kıta bekliyordu. Çiller’in hem öğrencisi hem de siyasi avukatı görünümündeydi. Çiller’in gölgesinde her geçen gün yıldızı parlamaya devam etti. 3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk’ta meydana gelen ve tarihe “Susurluk Skandalı” olarak geçen kazadan sonra Refah-Yol Hükümeti’nin İçişleri Bakanı olan DYP Elâzığ Milletvekili Mehmet Ağar’ın istifasının ardından sürpriz bir şekilde İçişleri Bakanlığı görevine getirildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın İçişleri Bakanı olma onuruna erişti, hiçbir tecrübesi olmamasına rağmen. Çiller’in himmeti sayesinde İçişleri Bakanlığı gibi önemli bir görev Akşener’e veriliyordu.
Akşener, Neden Askere Selam Çaktı?
Türk tarihine kara bir leke olarak geçen 28 Şubat Post-Modern Darbe sürecinde Akşener İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturuyordu. Kamuoyunda “28 Şubat sürecinde orduyu karşısına almış” ve “askere karşı dik duruş sergilemiş” kişi olarak anılıyordu. Oysa gerçek, oldukça farklıydı. Ortaya çıkan görüntüler, Akşener’in askere kafa tutan bir yapısının olmadığını, askere kafa tutmadığını; aksine askerin önünde el pençe divan durduğunu ifşa etti. Hatta usta gazeteci Mehmet Ali Birand’a vermiş olduğu röportajda, 28 Şubat kararları için “Uygulanması gerektiğine gönülden inanıyorum, kıyafet yasası da uygulanacak” demiş ve Milli Güvenlik Kararları’nın doğruluğuna inandığı için imza attığını özellikle vurgulamıştı. Ona göre MGK Kararları zaten dayatma değildi.
Doksanlı yılların sonunda 28 Şubat’ın süregelen etkisiyle Çiller’li DYP, siyasal ağırlığını kaybetmeye başlamıştı. Parti, için için kaynıyordu. Milletvekilleri, ardı sıra istifa etmeye veya ettirilmeye başlandı. Çiller’in miadı dolmuştu, devrilmeliydi. Çiller ekolünden gelmekle gurur duyan Akşener de kervana katıldı. 18 Nisan 1999 seçimlerinde alınan yenilgiyi de gerekçe göstererek Çiller’i eleştirmeye başladı. Çiller’i devirmenin ve partiyi ele geçirmenin hesabını yapıyordu. Çiller’i yalancılık ve hırsızlıkla suçladı. Çiller burjuva kızı, kendi ise köylü kızıydı. Toplumun alt kesimlerinden oy alan DYP’yi bir köylü kızı olan Akşener yönetmeliydi. Ancak olmadı; savaşı Akşener kaybetti. Çiller’in bir dediğini iki etmeyen Akşener, önce Başkanlık Divanı’ndan istifa etti, ardından da görüşmeyi kesti. 2001 yılının temmuz ayında da DYP’den istifa etti.
Akşener Niçin Ülkücülükten Demokratlığa Döndü?
Bu tarihten itibaren Akşener, rotasını Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün önderliğini yaptığı Yenilikçiler hareketine kırdı. Yenilikçiler’in kuracağı partide yer alacağını kamuoyu ile paylaştı. Türkiye’nin kötü yönetildiğini söyledi. Yenilikçiler’in kuracağı partide liderlik sorunu olmayacağını belirtti. “Bizim iddiamız, yönetim anlayışının değiştiği şeffaf, katılımcı ve ortak aklın önde olduğu, bir kadro hareketi… Dolayısıyla bir liderlik sorunu yaşanacağını zannetmiyorum” dedi. Yenilikçi hareketin içindeydi. Ülkücülükten demokratlığaydı bu keskin dönüşü.
Milleti ve devleti kucaklayacak, siyasetin ve toplumun önünü açacak, Türkiye’yi geleceğe hazırlayacak bir siyasi harekete ihtiyaç vardı. Bundan dolayı Yenilikçi hareket ile birlikte olduğunu söyledi. Ancak Akşener’in Yenilikçi hareket ile olan ilişkisi de oldukça kısa sürdü; hepi topu 29 gün. “Yenilikçi hareketin, düşündüğüm ve hayal ettiğim Türkiye vizyonumla örtüşmediğini gördüm. Bu bakımdan, bu siyasi hareketle birlikte olmadığımı kamuoyunun bilgisine sunarım” diyerek parti üst yönetiminde görev alma beklentisinin boşa çıkmasının da etkisiyle yol ayırımına gitti. Denebilir ki, Akşener’in dönüşü oldukça profesyoneldi.
Akşener’in ihtirası bununla da bitmeyecekti. Bu kez direksiyonu kırdığı yer MHP olacaktı. Ülkücü kız baba evine dönüyordu. MHP’ye göz kırpma ve alttan alta yürüttüğü görüşmeler sonuç verdi. Ve nihayet 3 Kasım 2001 tarihinde MHP’ye katıldı. 2004 yerel seçimlerinde MHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayıydı. Yüzde 4,1 gibi oldukça düşük oy oranıyla bir seçimden daha yenilgiyle çıktı. Demokratlıktan hızlı bir biçimde ülkücülüğe dönüş yapan Akşener, yenilgiyi sert söylemlerle bastırmaya çalıştı. AK Parti’yi milli değerlerde tahribat yapmakla suçladı; “AKP’nin milli değerlerde yaptığı tahribat, siyasetteki öncelikleri değiştirdi. Cumhuriyete ve temel değerlerine yönelik tehditlere karşı ortak paydalarda buluşmalar artmaya başladı.” Demokratlıktan ülkücülüğe evrilen Akşener, 28 Şubat’tan alışkın olduğu vesayete bir kez daha selam durmaya, militarizme kapı aralamaya yüz tuttu. Dönemin darbecileriyle ağız birliği yapmışçasına onlarla aynı dili konuştu. Söylemler aynıydı, üslup aynıydı, konuşmaların dozu arasında bile neredeyse bir fark yoktu.
2007 yılında yapılan genel seçimlerde MHP İstanbul Milletvekili olarak yeniden TBMM’ye girdi. Bu sefer MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye oldukça yakındı; ona siyasi işler alanında başdanışmanlık yapıyordu. Parti içindeki etkisi de artıyordu. 2011 ve Haziran 2015 genel seçimlerinde de MHP İstanbul Milletvekili sıfatını korumayı başarmıştı. Partisinin TBMM Grup Başkanvekilliği görevini alması ile beraber, adından sıkça bahsedilen biri haline gelmeye ve Parti içerisinde öne çıkmaya başladı. Lider olmalı ve MHP’yi yönetmeliydi artık. Bahçeli eleştirilmeli ve gerekirse suçlanmalıydı.
Akşener’in Militarizmi…
7 Haziran 2015 seçimleri sonrası düğmeye basıldı, MHP’den kopma süreci gerçekleşti. Tıpkı Çiller döneminde olduğu gibi, Bahçeli’ye de karşı çıktı, artık gözü yükseklerdeydi, MHP Genel Başkanlık koltuğu için mücadeleye girişti. Bahçeli ile kavgaya tutuştu. Kasım 2015 tarihinde yapılacak seçimler için hazırlanan MHP listesinde adı yoktu. Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan oluyordu. Sonunda Bahçeli’ye isyan bayrağını çekti. MHP içindeki Koray Aydın, Sinan Oğan, Ümit Özdağ gibi muhaliflerle beraber hareket ederek Bahçeli’ye karşı aday oldu. Olaylı kongre sürecinden sonra 8 Eylül 2016’da MHP’den ihraç edildi. MHP’nin ihraç kararına karşı açmış olduğu iptal davası, 15 Aralık 2016 tarihinde Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından reddedildi ve ihracı kesinleşti. Liderlik hevesi ve yönetme arzusu, bir kez daha kursağında kaldı Akşener’in.
25 Ekim 2017 tarihinde liderlik sultasından rahatsız olduğunu her platformda anlatan Akşener’in kendi liderliğinde İYİ Parti kuruldu. İP’in iddiası, milli merkez olmaktı. Partinin genel başkanlığını beklendiği gibi Akşener üstlendi. 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde cumhurbaşkanı adayı olarak yarıştı; ancak yüzde 7,2 oy alarak bir kez daha kaybetti.
Akşener, ülkücülükten demokratlığa, demokratlıktan militarizme evrilmişti, şu sıralarda ise popülizmin önemli bir siyasi figür kazandığını kanıtlamakla meşgul.
Akşener’in Tarz-ı Siyaseti, Parti İçi İttifaklarla Lideri Devirmeye Çalışmak…
Akşener, hep lider olmayı, başbakan olmayı arzuladı. Önce Çiller’i, sonra da Bahçeli’yi devirmeye çalıştı. Yenilikçiler hareketinde lider kadro arasında yer almama ihtimali, onu oradan hızlıca uzaklaştırdı.
İYİ Parti’yi kurdu. Milliyetçi veya ülkücü bir kimlikle yola çıktı. Kurucuların ağırlığı, milliyetçi bir geçmişten geliyordu. Yolda ülkücüleri tasfiye etti. Sinan Oğan gitti, Ümit Özdağ gitti. Yusuf Halaçoğlu, Özcan Yeniçeri ve Nevzat Bor gitti. Askeri başdanışman emekli Tuğgeneral Ali Aydın da gitti. Hem de Akşener’in HDP’yi Kürtlerin temsilcisi olarak nitelemesine tepki göstererek gitti. Hülasa İYİ Parti, ülkücü veya milliyetçi kanattan gelen neredeyse tüm kurucularını kaybetti. Son olarak istifa edenlerden birisi de kurucular arasında yer alan Fatih Eryılmaz oldu. Eryılmaz’ın gerekçeleri, aslında Akşener’in nasıl bir siyaset tarzına sahip olduğunu ifşa eder nitelikte: “Kem aletle kemalat olmaz. Ortaya koydukları ilkeleri ilk kendileri çiğneyenler, çiğnedikleri ilkelerle beraber, ülkenin her yerinde bu harekete umut bağlayan masum insanların umutlarını da yok etmişlerdir. Söylemlerin ve eylemlerin taban tabana zıt bir hale geldiği bu tabloda ahlâklı ve ilkeli siyaset yapmanın imkânsız olduğunu üzülerek gördüm.” Gerekçe; ahlaksız ve ilkesiz bir siyaset…
Peki tüm bunları neden anlatma ihtiyacı duydum? Öncelikle niyetim, Akşener’in siyasi biyografisini yazmak değil. Onun dönüşleri de aslında beni çok fazla ilgilendirmiyor. Çabam, Akşener’in siyasi dönüşleri üzerinden liderliğini ve Türk siyasetinde liderliği sorgulamak. Türk siyasetinde var olan ince hastalığı ortaya koymak.
Öncelikle Türkiye’de siyaset, lider merkezlidir. Vizyoner bir lider, bu ülkede siyasal ve toplumsal dönüşümü sağlayabilir. Türkiye’de seçmen, partiden öte büyük ölçüde lidere bağlıdır. Liderden hareketle oy kullanır, liderden hareketle partiyi destekler. Seçmene hangi partiye oy vereceği veya verdiği sorulduğunda, çoğunlukla parti isminden öte liderin ismini söylemekle yetinir. Lider faktörü, oy vermeyi etkileyen en önemli faktörler arasındadır. Liderin tavrına, davranışına, tutum ve söylemlerine göre seçmen tercihte bulunur; partiyi destekler veya desteklemez.
Herhangi bir siyasi lideri başarıya ulaştıran temel faktör ise ilkeli siyasettir. İlkeli siyaset, herhangi bir lideri başarıya ve tarihe taşır. İlkesiz bir siyaset ise eninde sonunda siyasi liderin ömrünü tüketir. Lider ve liderin kadrosu da bir siyasi hareketi başarıya ulaştırır. Başarı, ekip işidir, kadro işidir. Liderin vizyonunu hayata geçirecek bir kadro hem lideri hem ülkeyi geleceğe taşır.
Siyasi Aktör mü, Figür mü?
Türkiye’de siyasi liderlikle; liderin geçmişi, siyasi kariyeri, kişiliği, inançları, liderlik üslubu, yetenek ve stratejileri, ideolojisi ve amaçları ile Türkiye demokrasisine olan katkıları dikkat edilmesi gereken konuların başındadır. Liderin kökeni ve yetişme şartları, siyasete nasıl girdiği, siyasi kariyerindeki dönüm noktaları ve ayırt edici kişisel özellikleri Türk siyasetinde oldukça belirleyici olmuştur. Haydi, bu özellikler bağlamında Akşener’in siyasi dönüşlerini bir düşünelim ve sorgulayalım. Ortada bir siyasi liderlik mi var yoksa lider olma narsizmine kapılmış bir siyasi figür mü? Veya yola çıktığı tüm liderleri; Çiller’i, Yenilikçiler’i veya Bahçeli’yi yarı yolda bırakan Akşener, Millet İttifakı’nı ne zaman terk edecek? Millet İttifakı’nın omurgasını oluşturan Kemal Kılıçdaroğlu’nu ne zaman devirmeye çalışacak? Tüm bu soruların cevabı, Akşener’in dönüşlerinde saklı.
Kaynak