Mansur Yavaş: "Hayvanseverlere saygı duyuyorum ancak bu popülasyonda sadece kısırlaştırarak önlem almak mümkün değil”

🕒 Konu sahibi 4 saat önce aktifti
Mansur Yavaş: "Hayvanseverlere saygı duyuyorum ancak bu popülasyonda sadece kısırlaştırarak önlem almak mümkün değil.

Çok istiyorlarsa hayvanseverler sahiplensinler, biz de destek oluruz. Avrupa'da sokakta tek bir sahipsiz hayvan yok."

 
Bu konuda oldukça bilgisizim. İnsani yaklaşmak istiyorum ama bu tutum doğru mu onu da bilmiyorum. Başıboş sokak köpeği sorunu olduğu bir gerçek. Onların doğal alanını işgal etmek bir yana dursun, vakti zamanında kısırlaştırmayan, yeterince önlem almayan da belediyelerin ta kendisi. Nerden bakarsak bakalım sorun ortada duruyor. Başta çocuklar olmak üzere birçok insan için tehdit oluşturduğu gerçeği devam ediyor. Ama çözüm nedir onu bilmiyorum. @Nyctophilia eğer cevap vermek isterse sormak istiyorum bu işin içinden gelen biri olduğu için. Bunun rasyonel çözümü ne olabilir?
 
Bu konuda oldukça bilgisizim. İnsani yaklaşmak istiyorum ama bu tutum doğru mu onu da bilmiyorum. Başıboş sokak köpeği sorunu olduğu bir gerçek. Onların doğal alanını işgal etmek bir yana dursun, vakti zamanında kısırlaştırmayan, yeterince önlem almayan da belediyelerin ta kendisi. Nerden bakarsak bakalım sorun ortada duruyor. Başta çocuklar olmak üzere birçok insan için tehdit oluşturduğu gerçeği devam ediyor. Ama çözüm nedir onu bilmiyorum. @Nyctophilia eğer cevap vermek isterse sormak istiyorum bu işin içinden gelen biri olduğu için. Bunun rasyonel çözümü ne olabilir?
Bununla ilgili ( kısırlaştırma konusu ) başka bir başlık altında ekşide gündem olan bir yazı paylaşmıştım. Yine paylaşayım. Doğru ya da yalan bilemem ama kısırlaştırmanın uyutmaktan nerdeyse daha az maliyeti olduğu bir ortamda, bu yazılan doğru olabilir.
IMG_0901.png

Not: Nyctophilia ben değilim
 
Bkz: Tavşanlı belediyesi
 
Bu konuda oldukça bilgisizim. İnsani yaklaşmak istiyorum ama bu tutum doğru mu onu da bilmiyorum. Başıboş sokak köpeği sorunu olduğu bir gerçek. Onların doğal alanını işgal etmek bir yana dursun, vakti zamanında kısırlaştırmayan, yeterince önlem almayan da belediyelerin ta kendisi. Nerden bakarsak bakalım sorun ortada duruyor. Başta çocuklar olmak üzere birçok insan için tehdit oluşturduğu gerçeği devam ediyor. Ama çözüm nedir onu bilmiyorum. @Nyctophilia eğer cevap vermek isterse sormak istiyorum bu işin içinden gelen biri olduğu için. Bunun rasyonel çözümü ne olabilir?
W bu konuda konu açmıştı ve orada duygularımdan, kişisel görüşümden mümkün mertebe bağımsız bilimsel bir yazı paylaştım. 'Bilimsel' kısmı da afaki kalmasın Halk Sağlığı bilimi çerçevesinde bir yazıydı. Paylaştığım alıntı Halk sağlığı ve Besin hijyeni biliminin halk sağlığı kolundaki doktora,yüksek lisans derslerinde anlatılır,tartışılır.Tartışılıyor.Geçen haftaki panelimizde de tartıştık.
Öncelikle Hatem'in yazısıyla ilgili bir açıklama yapmak isterim. (inanan fazla kişiye denk geldim) Mama lobisi kısmı doğru, maliyet kısmı hatalı bir yazı.
Kısırlaştırma sadece bir operasyon değil bir süreçtir esasında.Daha az maliyetli diyen arkdadaş muhtemelen operasyonda kullanılan kimyasalları karşılaştırmış. Mesele bundan ibaret değil,ötenazi tekniği de bir tane değil. Mesela T61 ötenazi çözeltisidir. İntrapulmoner-akciğer içi uygularsın. Bunu yapmak için yeni mezun bi hekim olman bile yeterlidir. Fakat kısırlaştırma dediğimiz olgu ciddi bir emek istiyor yani beşeri hekimlikte Ürologların,Jinekologların uzman doktorların yaptığı bir işlemden bahsediyoruz.Kısırlaştırmayı böyle çerez bir şeymiş gibi servis etmelerini de doğru bulmuyorum. Emek maliyeti açısından bi 10-0 geride ötenazi. E işin postoperatif kısmı da var. Kısırlaştırma sonrası komplikasyon gelişti hayvanda.Müdahale edilmeyecek mi? komplikasyonu gidermek için gerekli antibiyotik tıbbi materyal vb. kullanılmayacak mı? Her şey yolunda gitti diyelim. Etkin bir halk sağlığı yönetimi için bu hayvanların düzenli aşıları da yapılmalı. Kuduz,karma parazit vb. Kısacası burada maliyet hesabına ''Kısırlaştırma olsun mu olmasın mı?'' olarak yaklaşmamak lazım.Bu bir halk sağlığı yapılandırılması süreci. Kısırlaştırma yolunu tercih etmenin maliyeti de kısırlaştırmada kullanılan kimyasal çözeltilerden ibaret değil.
Klinisyen meslektaşlarım konuya daha popülist yaklaşma eğilimindeyken, halk sağlığı ya da gıda alanında çalışan meslektaşlarım daha gerçekçi yaklaşma eğiliminde.

Halk sağlığı ilkelerine uygun hazırlanmış ''Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi'' (European Convention for the Protection of Pet Animals) Türkiye'nin de 2003 yılında imzaladığı sözleşmede bu gibi durumlarda alınabilecek önlemler sıralanmış.

Yazıyla ilgili detaylar aşağıdaki konudaki postumda mevcut

Sokak hayvanları hakkında | Forumsal.NET - Ne Kadar Forumsal O Kadar İyi
 
Son düzenleme:
SOKAK KÖPEKLERİ NEDEN SORUN OLARAK GÖRÜLÜYOR?

Son zamanlarda ülkemizde sokak köpeklerinin sorun kaynağı haline gelmesinin nedeni şüphesiz yıllara göre giderek artan vakalar olmuştur.
Bu vakalarda sahipsiz sokak hayvanları olarak görülen hayvanlardan (örn. Kedi, köpek vb.) daha çok köpeklerin güvenlik endişesine neden olduğu görülmektedir.

Bu nedenle köpeklerin “sahipsiz hayvan” tanımlaması için bir genelleme haline geldiği söylenebilir.
Zira kedi ve köpekler arasındaki içgüdüsel farklara bakıldığında kedilerin saldırganlık oranları ve nedenleriyle köpeklerin saldırganlık oranları ve nedenleri birbirinden oldukça farklıdır.
Dolayısıyla sokak hayvanlarından rahatsızlık duyan insanların genellikle yalnızca köpekleri kast ettikleri anlaşılmaktadır.
Sokak hayvanlarıyla ilgili hassasiyet taşıyan kesimlerin sokak hayvanlarına yönelik bir tepki olduğuna yönelik kanaatlerinin bu nedenle gerçeği yansıtmadığı söylenebilir.

Başıboş tabiriyle ifade edilen “sahipsiz” tanımı ise kanunda “Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanlar” şeklinde belirtilmiştir.

İlgili bakanlıkların yaptığı son çalışmalar bu sayının 2-3 milyon civarında olduğunu göstermektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2015 yılındaki verilerine göre İstanbul’da her 100 kişiye 8.4 köpek düşmektedir. Ancak daha önce açıklanan bazı rakamlar bu sayının daha yüksek olabileceği endişesini de doğurmuştur. Sayısı ne olursa olsun bu sorunun ciddi bir tedirginliğe sebep olduğu açıkça görülmektedir.

Nitekim Ekim 2023’te Türkiye’nin 19 ilinde yapılan saha çalışması sokak köpeklerinin bir “sosyal sorun” haline geldiğini ortaya koymaktadır. Araştırmaya katılanların yüzde 83’ü sokak köpeği tehdidinin var olduğunu beyan etmektedir. Bunların yüzde 38,2’si de “çok fazla” tehdit olduğunu ifade etmektedir. Bu “tehdit”, İstanbul’da yüzde 87,2 ve Ankara’da yüzde 90,5 olarak kabul edilmektedir.

Köpeklerin sokaklarda yaşamalarının çeşitli nedenlerle insan sağlığı açısından uygun olmadığı bilimsel çalışmalarda ortaya konmuştur. Sahipsiz köpeklerin sokaklardaki varlığı insan sağlığı ve güvenliği açısından çeşitli nedenlerle uygun görülmemektedir.

1-İnsanlara saldırmaları veya hastalık bulaştırmaları
Sokak köpeklerinin yol açtığı en büyük sorun şüphesiz insanlara saldırmaları ve hastalık bulaştırma riskinin yüksek olmasıdır.

Sağlık Bakanlığı’nın 2008- 2021 yıllarındaki verilerine göre kuduz riskli temas sayısı 2 milyon 959 bin 338 olmuştur.

Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre köpek ısırığına maruz kalan her 10 kişiden 6.7’sinin hayatını kaybettiği görülmüştür.

Bilimsel çalışmalara göre köpek ısırığının sebep olabileceği hastalıklar arasında kuduz, Capnocgtophaga, Pasteurella, MRSA ve tetanos yer almaktadır.

Belçika’daki Namur Üniversitesi mikrobiyoloji uzmanlarından Prof. Dr. Guy Cornelis’e göre Capnocgtophaga virüsü her yıl 24 bin insana bulaşmaktadır. Cornelis, bununla birlikte köpek salyasının bazı insanlar için öldürücü olabileceğini de ifade etmiştir. Köpek salyasının açık yaralara temas etmesi halinde ciddi sonuçlara yol açacağını belirtmiştir.

2-Özellikle oyun alanlarındaki dışkılarının kist hidatik gibi hastalıkları yaymaları

Sahipsiz köpeklerin neden olduğu en ciddi hastalıklardan biri ise kist hidatiktir.
Kistik ekinokkozis, ülkemizde özellikle hayvanlarda çok yaygın olması nedeniyle önemli halk sağlığı sorunlarına neden olan ve ciddi ekonomik kayıplara yol açan zoonotik karakterli bir hastalıktır. Halk arasında kist hastalığı olarak bilinen bu hastalığın etkeni, echinococcus granulosus adı verilen bir parazittir.

Bu parazitin esas kaynağı köpek, kurt, tilki gibi et yiyen hayvanlardır. Ancak şehir yaşamında diğer türlerin görülmediği hesaba katılırsa sıklıkla köpeklerden kaynaklı olduğu söylenebilir. Söz konusu parazit köpeklerin ince barsaklarında yaşamakta ve hastalık köpek dışkısıyla atılan yumurtalar yoluyla insana bulaşmaktadır.

2005 yılında 175 kist hidatik vakası yaşanırken 2019 yılında 1867 kişinin bu hastalığa yakalandığı tespit edilmiştir.

Vakaların 2017, 2018 ve 2019 yıllarında sert yükselişe geçtiği görülmüş ve hastalığın 14 yılda 8,8 kat arttığı saptanmıştır. 2022 yılı verilerine göre ise kist hidatik vakalarının son 5 yılda daha da arttığı görülmüştür.

Kist hidatik hastalığı bağlamında Türkiye’de sokak köpekleri ile ilgili politikaların tutarsız olduğu söylenebilir. Çünkü Sağlık Bakanlığı’nın bu konudaki raporuna göre vakalardan korunma ve kontrol yöntemlerinden biri köpek popülasyonunun kontrol altında tutulması ve sokaklardaki köpeklerin belediyeler tarafından gözlem altında tutulmasıdır. Oysa bugün ülkemizde köpek dışkısı çocuk parkları, kaldırımlar, bahçe ve parklarda sıklıkla görülmektedir.

3- Dışkılarının çevre kirliliğine sebep olması

Belçika’da yapılan çalışma, toplanmayan köpek dışkısının doğa koruma alanlarındaki biyoçeşitliliğe zarar verdiğini ortaya koymuştur.
Ghent Üniversitesi’nden araştırmacılar köpek dışkısı ve idrarının Gent şehri yakınındaki bir doğa koruma alanına her yıl hektar başına ortalama 11 kilogram azot ve 5 kilogram fosfor eklediğini tespit etmiştir.

Belçika’da Ghent Üniversitesi’nde yapılan bilimsel araştırmaya göre, köpeklerin dışkılamasıyla doğaya bırakılan azot ve fosfor oranlarının endüstriyel kirlilikle doğaya taşınan kirlilik seviyesi düzeyinde olduğu tespit edilmiştir. Köpek dışkısı, E. coli, salmonella, giardia ve kancalı kurt gibi zararlı mikroorganizmalarla doludur.

Bir gram köpek dışkısı, 23 milyona kadar fekal koliform bakteri içerebilir, bu da insanlara hastalık bulaşma riskini artırır ve antibiyotik dirençli enfeksiyonların yayılmasına katkıda bulunabilir.

Köpek dışkısının varlığı, yerel vahşi yaşam ve ekosistemleri olumsuz etkiler.

Belli hayvan türlerinin bölgeleri terk etmesine neden olabilir, diğerlerini ve hatta bitkileri hastalığa daha yatkın hale getirebilir ve hayvancılık üzerinde olumsuz etkilerle bağlantılıdır. Yağmur yağdığında, köpek dışkısı su yollarına yıkanabilir, plajların ve kabuklu deniz hayvanı yataklarının kirlenmesine, hatta hava kalitesinin etkilenmesine yol açabilir. Köpek dışkısı, ekosistemlere aşırı besin maddeleri (fosfor ve azot gibi) sokar, bu da zararlı alg patlamalarını teşvik edebilir.

Bu durum, sucul yaşamı tehlikeye atan oksijenin su ortamlarından tükenmesine ve insan sağlığı için tehlikelere yol açabilir. Bu besin maddeleri ayrıca karasal ekosistemleri de bozarak, nadir bitki türlerinin rekabet edememesine ve biyoçeşitliliğin azalmasına neden olabilir.

4-Trafik kazasına sebep olma ve bunun sonucunda yol açtığı yaralanma, ölüm ya da maddi hasarlar

Köpeklerinin en çok ölüme neden olduğu yerlerin başında trafik gelmektedir. 1 Ocak- 31 Aralık 2022 arasında basına yansıyan haberlere bakıldığında köpeklerden kaynaklanan 340 saldırı ve 89 trafik kazasının olduğu görülmektedir. Köpek kaynaklı trafik kazalarında ise 3’ü çocuk 4’ü kadın olmak üzere 20 kişinin hayatını kaybettiği, 217 kişinin ise yaralandığı görülmüştür.

Özellikle şehir dışındaki otoban ve yollarda daha tehlikeli hale gelen köpeklerin kazaya davetiye çıkarmasının bir sebebi de gelişigüzel besleme yapılması ve yol kenarına köpekler için mama bırakılmasıdır. Yolun hemen yanına bırakılan mama ve yiyecekler köpeklerin yola aniden çıkmasına neden olarak kazaya sebebiyet vermektedir.

Bu konuda İspanya’da yapılan bir araştırmada sahipsiz köpekler nedeniyle 14 bin km’lik bir alanda sadece iki yılda 496 trafik kazası meydana geldiği görülmüştür. İstanbul’da haftada ortalama 300 köpek trafik kazasında zarar görmektedir. Bu açıdan bakıldığında yalnızca insanlar için değil hayvan refahı açısından da sorun olduğu görülmektedir.

5- Isırmaları durumunda kuduz riski oluşturmaları ve iş gücü kaybı

Kuduz, enfekte hayvanların tükürüğünden, yani salyasından insanlara yayılan ölümcül bir virüstür.
Kuduz virüsü genellikle ısırma yoluyla diğer canlılara bulaşır. Kuduz hastalığı genellikle yaban/vahşi hayvanlardan kaynaklanmakla birlikte kırsaldaki köpeklerin şehirlere bırakılması/gelmesi ile birlikte şehirlerde de kuduz vakalarının arttığı görülmektedir.
Sahipsiz köpeklerin sürü halinde oluşturdukları tehlikeye dikkat çeken Bahçelievler Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü veteriner hekim Tibet Bayhan, Türkiye’deki bütün hayvanlara kuduz aşısı yapmanın mümkün olmadığını belirterek özellikle başıboş sokak hayvanlarının daha fazla kuduz riski taşıdığını ifade etmiştir.

Nitekim sokak köpeklerinden kaynaklı kuduz vakalarının ülkemizde son yıllarda giderek arttığı görülmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2021 yılında kuduz riskli temas sayısı 2 milyon 959 bin 338 olmuştur. 2018 rakamlarına göre ise günde 775 kişi, Kasım 2023 verilerine göre ise günde 800 kişinin 9 kuduz şüphesiyle hastanelere başvurduğu tespit edilmiştir.

Sağlık Bakanlığının 2022 yılı verilerine göre bir yıl içindeki kuduz riskli hasta sayısı 250 bin 375 olmuştur. 2015 yılında yayımlanan Endemik Köpek Kuduzlarının Küresel Yükünü Tahminleme raporuna göre, kuduz nedeniyle Türkiye’de yaklaşık 70 milyon dolar harcama yapılmaktadır.

Kuduz temaslarının tamamının köpeklerden kaynaklanmadığını, bunların arasında kedi gibi diğer hayvanların da olduğunu belirtmek gerekir. Bununla birlikte kuduz, rehabilite edilen ve sahipli olan her hayvana uygulanması zorunlu olan aşılarla önlenebilir. Ancak ülkemizde kuduz vakalarının artması ve kuduz kaynaklı sağlık sorunlarının ortaya çıkması yine uygulamalardaki eksiklikleri (aşı takiplerinin yapılmaması, kimliklendirme çalışmalarının yetersiz kalması, bireysel farkındalık ve bilinçsizlik vb. ) gün yüzüne çıkarmaktadır.

6- İnsanlara saldırma riski nedeniyle ülkelerin vatandaşlarına yaptığı seyahat uyarıları ve sonucunda turist gelmemesi veya turizm imajının zedelenmesi

Türkiye her ne kadar sokaklarda yaşayan hayvanlara gösterdiği ilgiyle bilinse de son zamanlarda köpeklerin neden olduğu saldırılar nedeniyle artık güvensiz bir ülke olarak görülmektedir. Başta İngiltere olmak üzere bazı ülkeler Türkiye’ye gidecek vatandaşlarını sokak köpekleri konusunda uyarmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarına göre kuduz riskinin en yüksek olduğu Avrupa ülkesi Türkiye olmuştur. Rapora göre Türkiye, kuduz riski bakımından Asya ve Afrika ülkeleri ile aynı risk grubunda yer almaktadır.
7- Şehirlerde yaşayan küçük hayvanlara (sincap, kirpi, kedi vb.) yaşam fırsatı vermemesi veya tamamen yok etmesi

Şili’de yapılan bir araştırmaya göre köpeklerin 10’a yakın kuş ve hayvan türünün yok olmasında katkısı olduğu tespit edilmiştir. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği risk altındaki türler listesine göre, vahşi ve serbest dolaşan köpeklerin tehdit ettiği 200 türden 30’unun “ciddi biçimde” tehlike altında, 71’i tehlike altında, 87’si “kırılgan” durumda olduğu görülmüştür.
8- Sokaklarda beslenmeleri sonucu yemek artıklarının hijyen ve koku sorunlarına yol açması ve fare, haşere gibi hayvanların çoğalmasına sebep olması

Köpekler için yol kenarlarına, kaldırım, sokak gibi yerlere bırakılan mama ve özellikle et/kemik gibi organik yiyecekler hijyen sorununa neden olmaktadır. Hayvanlar için iyi niyetli yapılan beslemeler bölgede ciddi bir çevre kirliliğine ve sağlık sorununa neden olmakta ayrıca fare ve haşerelere davetiye çıkarmaktadır

9 - Sokakların Hayvan Refahına Uygun Olmaması

Bununla birlikte sokak köpekleri sorununun bir başka boyutu ise bizzat köpeklerle ilgili olan kısımdır. Sokaklar hayvan refahı açısından şu noktalarda uygun değildir:
• İşkence ve Kötü Muamele:
Sokak köpekleri, tekmeleme, taşlama, sopa ile vurma, yakma gibi çeşitli işkence ve kötü muamelelere maruz kalmaktadır. Bu durum, köpeklerde fiziksel ve psikolojik travmalara yol açmaktadır.
• İnsan ve Diğer Hayvanlardan Görülen Zararlar:
Sokak köpekleri, insanlar tarafından kasıtlı olarak zehirlenebilir, vurulabilir veya dövülebilir. Diğer hayvanlar, özellikle de sahipli köpekler tarafından saldırıya uğrayabilirler. Bu tür saldırılar köpeklerde yaralanmalara, sakatlıklara ve hatta ölüme neden olabilir.
• Açlık ve Susuzluk:
Sokak köpekleri, yeterli yiyecek ve suya erişememektedir. Bu durum, köpeklerde açlık, susuzluk, zayıflama ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Hayvanseverlerin ya da duyarlı vatandaşların verdikleri yiyecekler kimi zaman bu hayvanların metabolizmasına uygun olmadığı için başka sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

Bu bilgiler yanında; diğer ülkelerde yapılan uygulamalara da bir göz atmak yerinde olacaktır. Kanaatindeyim.
Belçika
Hayvanlara 1999 yılından bu yana çip takmak zorunluluğu bulunmaktadır. Sokaklarda bulunan köpekler barınaklara getirilerek burada tutulur. Uyutma işlemi yalnızca hasta olan köpeklere uygulanmaktadır.

Almanya
Hayvanları korumak adına en etkin yasalardan birine sahip olan Almanya’da köpek sahibi olmak vergiye tabidir. Ayrıca hayvanları terk etmenin cezası da oldukça yüksektir. Barınağa getirilen hayvanlar sahiplendirilmediği takdirde 6 ay boyunca burada tutulmaktadır. Barınakların %25’i belediyelere aitken %75’i ise bağışçılar sayesinde hizmet vermektedir. Yerel yönetimler yalnızca mali destekte bulunmaktadır. Petshop bulunmayan Almanya’da ayrıca hem hayvanları hem de insan sağlığını korumak için bakımevlerinde ziyaretçilerin hayvanlara dokunması yasaktır. Almanya’da köpeklere ilişkin en önemli yaklaşım vatandaşların köpeklere doğrudan yardım yapmak (besleme) yerine ilgili kuruluşlar aracılığıyla yardım yapmasının benimsenmiş olmasıdır. Bu sayede de köpek refahını sağlamak mümkün hale gelmiştir. Hayvanlar yalnızca hastalık durumunda uyutulmaktadır.

İngiltere
Uyutma prosedürünü en net uygulayan ülkelerin başında İngiltere gelmektedir. Köpeklere çip takmak zorunluluğu bulunmaktadır. 7 gün içerisinde sahiplendirilmeyen köpekler uyutulmaktadır.

ABD
WSPA İnternational’a göre ABD’de 89.7 milyon köpek bulunmaktadır. Ancak bu köpekler sokaklarda değil bakımevlerinde tutulmaktadır. Kamu sağlığını tehdit eden köpeklerin uyutulduğu ABD’de her yıl 3-4 milyon köpek bakımevlerinde uyutulmaktadır.

Hollanda
Hollanda, Avrupa’da sokak köpeği sorununun çözüldüğü ve sokakta başıboş dolaşan köpeğin bulunmadığı ilk ülke olarak bilinmektedir. Hollanda’nın bu konudaki politikası ise yoğun kısırlaştırma programları olmuştur. “Yakala, Kısırlaştır, Aşıla ve Geri Bırak” ilkesini benimseyen Hollanda’da bu program ülke çapında devlet tarafından finanse edilmiştir. Ayrıca, belediyeler bazında da insanları barınaklardan evsiz köpekleri sahiplenmeye teşvik etmek amacıyla mağazadan satın alınan köpekler için vergiler artırılmaktadır.

İtalya
İlgili yasal düzenlemeler çerçevesinde köpekler toplanarak barınaklarda tutulmaktadır. Sahipsiz ve 60 gün içerisinde sahiplendirilmemiş köpekler hayvan barınaklarında kalırlar. Sahipsiz köpekler ancak ciddi şekilde hasta, tedavi edilemez durumda veya kanıtlanmış şekilde tehlikeli ise veteriner hekim tarafından ötanazi uygulanabilir. İtalya’da bazı barınaklar yerel yönetimler tarafından bazıları ise gönüllü dernekler tarafından işletilmektedir.

Slovenya

Slovenya’da, sahipsiz köpeklerin korunması amacıyla oldukça etkili düzenlemeler bulunmaktadır. 1995 ve 1999 yılındaki düzenlemeler ile kapsamlı bir koruma sistemi oluşturulmuştur. 2002 yılında yürürlüğe giren “Hayvan Barınakları Yönetmeliği”, hayvan barınakları için standartlar belirleyerek koruma çabalarını güçlendirmiştir. Yönetmelik, her belediyeye ve 800’den fazla kayıtlı hayvanın bulunduğu her yerleşim yerine, sokak hayvanları için barınak kurma zorunluluğunu getirmiştir.

Fransa

Fransa’da da etkin bir hayvan koruma kanunu bulunmaktadır. Buna göre evcil hayvanları sokağa bırakanlara 3 yıl hapis ve 45 bin Euro ceza kesilmektedir. Başıboş köpekler bakım merkezleri ve barınaklarda tutulurken bu bakımevleri yerel yönetimler tarafından değil ilgili hayvansever kuruluşlar tarafında işletilmektedir. Sahiplendirilemeyen ve saldırgan köpekler uyutulabilir.

Yunanistan

Evcil hayvanlar için nüfuslandırma işlemi yapılmaktadır. Ayrıca hayvanların bir kez üremesine izin verilirken sahipsiz hayvanlar toplanıp kısırlaştırılmaktadır. Sahiplendirilemeyen hayvanların doğal alanlarına geri bırakıldığı Yunanistan’da köpeklerin bakımı için belediyeler ve sivil toplum kuruluşları ortak çalışmalarda bulunurlar. Uyutma işlemi istisna durumlar dışında uygulanmamaktadır.

Portekiz
Hayvanların sahiplendirilmesine yönelik eğitim çalışmalarına ağırlık verilmektedir. Portekiz’de de acı çeken hastalığı kanıtlanmış hayvanlar dışında uyutma işlemi uygulanmamaktadır. Ancak kamu sağlığını tehdit eden popülasyon artışı itlaf sebebi olarak görülmektedir.

Romanya
Köpek sorununa ilişkin en tartışmalı ülkelerden birisi ise Romanya’dır. Uyutmanın benimsenmediği Romanya’da Başkent Bükreş’te 2013 sayılarına göre 65 binden fazla köpek bulunuyordu. Ancak bir kız çocuğunun köpekler tarafından parçalanmasıyla köpek sorunu tartışmaların odağı haline geldi. Bu olaydan sonra Bükreş Belediye Başkanı Sorin Oprescu, halka sokak köpekleri için ‘ötenaziyi kabul edip etmediklerini soran’ bir referandum düzenleneceğini açıkladı. Akabinde bunu destekleyenler tarafından şehirde bir eylem düzenlendi. Tüm bunların sonunda Romanya Parlamentosu, ‘sokak köpeklerinin toplanmasına ve sahiplenilmeyenlerin de itlafına’ onay veren yasayı çıkardı.

 
ÇÖZÜM YOLLARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME


Kısırlaştırma
Soruna ilişkin tarafların yaklaşımına da baktığımızda köpek popülasyonunun arttığı şu aşamada yalnızca kısırlaştırmanın köpek sorunu için yeterli çözüm olmayacağı söylenebilir.
Zira köpeklerin kısırlaştırılması onların saldırgan olmayacakları anlamına gelmemektedir.
Köpeklerin sebep olmaksızın saldırganlık göstermedikleri söylemi gerçeği yansıtmamaktadır. Sahipli köpeklerin de kimi zaman kendi sahiplerine saldırdıkları ve ölüme sebebiyet verdikleri pek çok habere konu olmuştur.

Nitekim köpeklerin davranış bozuklukları arasında ilk sırada agresyon yer almaktadır. Köpekler tıpkı diğer hayvanlar gibi iç güdülerine göre hareket eden canlılardır ve özellikle bir araya geldiklerinde/çeteleştiklerinde saldırganlıkları daha da artmaktadır.

Öte yandan yapılan araştırmalar kısırlaştırmanın saldırganlığı artırdığını göstermiştir. Bu oran erkek ve dişi tüm köpeklerde %30 olarak tespit edilmiştir. İkinci olarak köpeklerin kısırlaştırılması ancak toplanmaması sorunun birkaç yıl daha devam edeceği anlamına gelir.

Zira ortalama köpek ömrünün 6-8 yıl olduğu düşünüldüğünde kısırlaştırılan ancak saldırganlık potansiyeli devam eden hayvanların yol açtığı tehlikenin ne zaman sona ereceği de tahmin edilebilir. Yapılan araştırmalara göre yılda ortalama 8 yavruya sahip dişi bir köpeğin, 6 yılında sonunda 531 bin 441 köpek nüfusuna ulaşacağı tespit edilmiştir.
Bu artış hızının önüne geçebilmek için kısırlaştırmanın çok daha yaygın yapılması gerekmektedir.

Ancak Türkiye’de yıllık kısırlaştırma rakamı 200 bin civarındadır. Popülasyon artışının önüne geçebilmek için haftalık olarak 75 bin civarında köpeğin kısırlaştırılması gerektiği görülmüştür. Bu bağlamda toplanma gerçekleşmeden yalnızca kısırlaştırma yapılması bu sorunun bir süre daha tehlike olarak devam edeceği anlamına gelecektir. Sorunun çözümünü isteyen kimi kesimler kısırlaştırmanın kamu bütçesine olan yükünün fazla olduğundan yola çıkarak kısırlaştırmanın etkili bir çözüm yolu olmadığını ifade etmektedirler. Buna karşın 7-10 dk arası süren kısırlaştırma işlemi için sarf malzemeleri dahil yalnızca 100 TL civarında bir maliyetini olduğu ve etkin bir çalışma ile kısa sürede köpek popülasyonuna bu işlemin uygulanabileceği de ifade edilmektedir.

Yasanın çıkarıldığı 2004 yılından bu yana köpek sayısındaki artış kısırlaştırma konusunda yeterince özveri gösterilmediğini ve yasanın uygulanmadığını göstermektedir. Mevzuatta yetki ve tanım boşluklarından dolayı bazı uygulamaların yetersiz olduğu görülmektedir. Bununla birlikte sahipli köpeklerin sokağa bırakılması popülasyonu artıran bir diğer nedendir. Köpekleri başıboş bırakan hayvan sahiplerinin caydırıcı cezalara muhatap olmaması yasanın veya uygulamaların bir diğer önemli eksikliği olarak önümüze çıkmaktadır.

Kısırlaştırmanın çözüm olduğu ülkelere bakıldığında köpek popülasyonunun az olduğu ve kısırlaştırmanın bu koşullar altında bir sonuç sağladığı söylenebilir. Örneğin köpek popülasyonunun yoğun olduğu Hindistan’da yakala-kısırlaştır-geri bırak politikası işe yaramamıştır. Bugün Hindistan’da 30 milyonu aşkın köpek olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle dünyadaki kuduz vakalarının %36’sı Hindistan’da görülmektedir.

Kanunun uygulanmadığı geçmiş yıllardaki hatalara odaklanmak yerine popülasyonun kontrolden çıktığı şu aşamada yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu açıktır. Yeni durumda, kısırlaştırmanın hızlı ve yeterli çözüm olmayacağından hareketle öncelikle kısırlaştırılan köpeklerin alındıkları yere bırakılmasını esas alan ilgili kanunda değişiklik yapılması elzem gibi görünmektedir. Köpek popülasyonunun bir hayli arttığı Türkiye’de kısırlaştırma önümüzdeki yıllarda sonuç üretecektir ki bu durumda köpek kaynaklı ölümlerin bir süre daha gündemimizde olabileceği anlamına gelmektedir.

Barınaklar


OIE, WSPAİ PETA gibi tüm uluslararası hayvan refahı kuruluşları köpeklerin asla sahipsiz dolaşmamaları ve barınaklarda tutulmaları gerektiğini ifade etmişlerdir. İkinci öneri olan barınak konusunda da belediyelerin yükümlülüklerini yerine getirmediği açıktır. Zira haberlere konu olan ve medyaya yansıyan görüntüler hayvanlara yeterince iyi koşullar sağlanmadığını göstermiştir.

Sokak köpekleri konusundaki ikinci yaklaşım olan “toplama ve barınak” konusunda da bazı itirazlar bulunmaktadır. Bu itirazlardan ilki hayvan sever dernekler tarafından dile getirilen kötü yaşam koşullarıdır. Belediyelere ait olan bu barınaklarda hayvanlara yapılan kötü muameleden dolayı barınak çözümüne mutlak suretle karşı çıkanların sayısı da bir hayli fazladır. Bir diğer itiraz ise barınakların kamu bütçesine olan yükünün fazla olmasıdır.

Bu itiraz, artan hayat pahalılığı ve ülkemizde sosyal yardımlara muhtaç vatandaş sayısından hareketle köpeklerin yaşamı için kamu bütçesi ayrılmasının doğru olmayacağı yönündedir. Şayet eğer köpekler rehabilite edildikten sonra alındıkları yere bırakılmayacaksa ömür boyu barınaklarda tutulacak ve bakımları yapılacak demektir. Son resmi rakamlara göre 2-3 milyon, gayrı resmi rakamlara göre çok daha fazla olan bu kadar köpek için inşa edilecek barınak, barınaklardaki koşulların iyileştirilmesi için gerekli olan altyapı ve üst yapı, barınaklarda çalışacak veteriner ve barınak işçilerinin ücretleri hesaba katıldığında maliyetten dolayı bu çözüme karşı çıkanların sayısı da bir hayli fazladır.

Türkiye’de 2019 yılı verilerine göre 91.955 hayvan kapasiteli 245 barınak bulunmaktadır. Sayıları 2-3 milyon civarında kabul edilse bile bu kadar az sayıdaki barınağın sokak köpekleri için yeterli olmayacağı açıktır. Bu nedenle öncelikle yerel yönetimlerin sorumluluk alanlarında barınak kurma zorunluluğunun kapsamı net olarak belirlenmelidir. Bununla beraber, bir sorun haline gelen sokak köpeklerinin bakım yükümlülüğünü yalnızca yerel yönetimlere vermek çözümsüzlüğü büyütmektedir. Bu alanda çalışma yürüten ilgili dernek ve sivil toplum kuruluşlarına da bu konuda sorumluluk getirilmelidir.

Zira bugün Türkiye’de sokak hayvanları, özellikle köpekler, için bağış toplayan 900’e yakın kuruluş bulunmaktadır. Yılda milyonlarca lira bağış toplayan bu kuruluşlara barınak kurma ve işletme yükümlülüğü vermek hem kamu bütçesi için hem de hayvanlar üzerinden çıkar sağlayanların önüne geçmek için önemlidir. Bu noktada gerek kamunun iş ve mali yükünü hafifletmek gerekse belediyelerin soruna ilişkin görevlerini yerine getirmediğini ifade edenlerin şüphe ve şikayetlerini gidermek için yerel yönetimlerin yanında bu kuruluşların da barınak kurma sorumluluğuna dahil edilmesi gerekmektedir.


Yaşam Alanı

Bir diğer toplama önerisi ise “yaşam alanları”dır. Köpeklerin ilgili bakanlıklar tarafından belirlenen şehir dışındaki bölgelerde kurulacak çevrili alanlarda tutulmasını esas alan bu öneri de yine bazı itirazlar ve çekinceleri beraberinde getirmektedir. İlk itiraz hayvanseverler tarafından dile getirilen ve barınaklardakine benzer şekilde olan kötü yaşam koşulları ve hayvanların bu alanlarda bakımsız olacakları argümanıdır.

Çekince ise etrafı çevirili de olsa çok sayıda köpeğin doğada bir arada yaşamasının yol açacağı tehlikelerdir. Köpekler arasındaki hastalıkların daha hızlı artması, yeterince bakım yapılmadığı takdirde açlık ve saldırganlık tehlikesi, bir yere toplanmış olan köpeklerin yeniden şehre dönme ihtimali, bölgedeki doğal yaşam için oluşturacakları tehditler bu çekincelerden bazılarıdır. Köpeklerin toplanmasını isteyen ancak barınakların kamu maliyesine yük olacağını düşünen kesimler ise bu öneriyi makul karşılamaktadır.

Uyutma

En çok tartışılan bu öneri toplanılan ve barınaklara gönderilen köpeklerin belli bir süre bakıldıktan sonra sahiplenilmediği takdirde uyutulmasını esas almaktadır. En büyük itirazı hayvansever dernekleri yapmakla birlikte köpek sorununun çözümünü isteyen ve köpeklerin sokaklarda olmasını istemeyenler de yapmaktadır.

Bu itiraza göre
1-Tüm canlıların yaşam hakkı vardır.
2-Öldürmek insani, vicdani ve İslami değildir.
3- Sorun köpekler değil kurumlar/insanlar ve toplumdur.

Ancak kısırlaştırma ve toplamanın çözüm olmadığı, tek çözümün sahiplenilmeyen köpeklerin uyutulması olduğunu söyleyenler de vardır. Uyutmayı savunanların önemli dayanaklarından birinin kısırlaştırmanın mali ve fiziki olarak mümkün olmadığı iddiasıdır. Buna göre kısırlaştırma çok büyük maliyetlere neden olmaktadır. Kısırlaştırma için çok sayıda veteriner ve belediye işçisi gerekli olduğu için kamu maliyesine yük olmanın gerekli olmadığını söylemektedirler. Öte yandan bir diğer argümana göre sayıları milyonları bulan köpekleri kısırlaştırmak çok uzun zaman alacaktır.

Bu nedenle kısırlaştırma tam anlamıyla çözüm değildir. Ancak kısırlaştırma için imkanları zorlayan koşulların uyutma için de geçerli olduğu açıktır. Başka bir deyişle kısırlaştırma maliyeti yüksekse uyutmanın da maliyeti yüksek demektir. Bu kadar çok sayıda köpeği kısırlaştırmak teknik olarak mümkün değilse uyutmak da o kadar mümkün olmayabilir.
Uyutmayı savunanların bir başka argümanı ise benzer uygulamaların olduğu Avrupa ülkeleri ve Türkiye’de uygulanan yakala-rehabilite et-geri bırak uygulamasının olduğu ülkelerdeki kontrolsüz köpek popülasyonunun fazlalığıdır.

Buna göre Avrupa’da sokak köpeği sorunu yoktur bunun da çözümü sahiplenilmeyen köpeklerin uyutulması olmuştur. Ülkemizde de geçmiş yıllarda uygulanan itlaf politikalarına bakıldığında hem toplumun bazı kesimlerinde ciddi rahatsızlıklara neden olduğu hem de kalıcı bir sonuç üretemediği söylenebilir.

Sorunun Algılanma Biçiminin Yönetimi

Kişilerin sosyo-ekonomik durumları ve sınıfsal farklılar sorunun en azından toplum nazarındaki algılanma boyutunda ayrı bir odak oluşturduğu için buna dair bir çözüm de gerekmektedir. Sahipsiz köpekler özellikle dar gelirli çevreler için bir sorun var etmektedir.

Dar gelirli kişilerin yaşam alanlarında sahipsiz hayvan miktarının yüksek olma ihtimalinin yanı sıra çocukların okula gidip gelme süreçleri, kadınların alışverişe gidip gelme süreçleri bu yönden riskler barındırmaktadır. Sosyo-ekonomik olarak orta ve üstü sınıflar ulaşımda ağırlıklı olarak hususi otomobil kullanmaları, daha steril muhitlerde yaşamaları gibi sebeplerle söz konusu risklerle daha düşük oranlarda karşılaşmaktadırlar.

Buna bağlı olarak sorunun ele alınmasında sorunu farklı sınıflardan kişilerin farklı biçimlerde algıladıkları gerçeği de göz ardı edilmemelidir.

SONUÇ;

Köpek sorununa dair ortaya konulan bütün çözümlerin kabul edilebilir tarafları olduğu kadar gerçekçi olmayan yönleri de vardır.

Bütün çözüm önerilerine çeşitli yönlerden itirazlar olduğu kadar bu çözüm önerilerini uygulanabilir kabul edenler de vardır.

Önemli olan en kısa sürede en geniş yararı sağlayacak, bu yararı sağlarken de en geniş toplum kesimini memnun edecek ve sorunu hızlı bir şekilde çözecek en az maliyetli olan yöntemi belirlemektedir.

Ülkemizde sorunun kaynağı haline gelen köpekler için kapsayıcı ve hızlı sonuç getirecek yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğu açıktır.

20 yıl önce yapılmış fakat şu veya bu sebeple uygulanmamış kanunlar ve düzenlemeler için kurumları suçlamak, sorunun kontrolden çıktığı bir aşamada kimseye fayda getirmeyecektir.
Bu nedenle şu ana kadar uygulanması gereken politikaları bundan sonra uygulamaya koyup sonuç beklemek sorunun çözümünü ertelemek anlamına gelecektir.

Ancak bu konuda büyük bir rahatsızlık olduğu, daha da önemlisi gerçekten bunun ciddi bir sorun alanı olduğu açıktır.

Bundan dolayı ilgili kanunun köpeklerin bakımıyla ilgili olan maddelerinde değişiklik yapılması elzem görünmektedir.

Bununla birlikte, sorumluluğu yalnızca yerel yönetimlere vermek hem kamu bütçesi hem fiziki hem de uygulanabilirlik açısından mümkün görünmemektedir. Bu açıdan tıpkı Almanya ve Fransa gibi ülkelerde olduğu gibi hayvansever dernek ve kuruluşların köpeklerin bakımı ile ilgili sorumluluk alması gerekmektedir.

Bu sayede hem kamunun eksiklikleri üzerinden çözümsüzlüğe neden olan tartışmalar ciddi ölçüde azalacak, hem hayvanlar üzerinden çıkar sağlamak isteyenler daha kolay denetlenebilecek hem de hayvanların yararı hassasiyet sahibi kesimlerin katkısıyla daha kısa sürede sağlanmış olacaktır.

Ülkemizdeki mevzuattan kaynakları bir başka sorun hayvan sahiplendirmeye ilişkin esasların tam olarak belirlenmemiş olması ve hayvanları terk edenlere verilen cezaların caydırıcı olmamasıdır. Ayrıca sahiplendirme oranlarının düşük olması sorunun nedenlerinden bir başkasıdır.

Uygulamalarda eksiklik olarak öne çıkan ve sahipsiz köpek sorununun büyümesine neden olan başka bir faktör de kayıt dışı üretim ve hayvan satışıdır. Bu nedenle ilgili kanunda kedi ve köpek satışına daha kapsamlı sınırlamalar getirilmelidir.

Kayıtlı üretim çiftlikleri, köpek kulüplerindeki üreticiler, evde kedi köpek besleyip çoğaltanlar ile ülkeye kaçak sokulan köpekler ve merdiven altı kaçak üreticilerin denetimleri sıkılaştırılmalı, Haydi polis ekipleri ile sıkı bir çalışma yapılmalı ve kısırlaştırma zorunluluğu getirilmelidir.

Twentify ve Moofio tarafından yapılan araştırmada Türkiye’de sokak ve bakımevlerinden hayvan sahiplenme oranlarının düşük olduğu görülmüştür.

Yapılan araştırmada hayvan sahiplerinin %50 si hayvanlarını petshoplardan aldıkları, %29’u sokaktan, %10’u hayvan bakımevlerinden, %5’i veterinerden, geri kalanların ise online sitelerden sahiplendikleri ortaya çıkmıştır.

Hayvan sahipleri daha çok petshopları tercih etmekte buralardan geçici hevesle aldıkları hayvanları sokağa terk etmektedir.

Sokağa terk ettikleri hayvanlar belediyelerin bakımevlerini tıka basa doldurmaktadır. Bu noktada ilk olarak hayvan terk etmenin cezası artırılmalı ve hayvan sahiplendirme konusunda hassas olunmalıdır.

Bununla birlikte Türkiye’de sahiplendirmeye ilişkin bilinçlendirme çalışmalarının da kamu eliyle yapılması gerekmektedir. Son olarak sokak köpekleri konusunda “hayvan hakları” perspektifinden değerlendirme yapmanın doğru olmadığı kanaatindeyiz.

Çünkü Hayvanlarla ilgili uluslararası metinlerde yer alan “hayvan refahı” ifadesinin, Türkiye’de sıklıkla “hayvan hakları” olarak yanlış tercüme edildiği görülmektedir. Oysa gerek uluslararası metinlerde gerek farklı ülkelerdeki kanun ve mevzuatlarda konu “hayvan hakları (animal rights)” olarak değil “hayvan refahı (animal welfare)” olarak ele alınmaktadır.

Hayvan hakları ibaresinin bu nedenle sorunun çözümünü geciktiren ve öteleyen değerlendirmelere yol açtığı söylenebilir. “Hayvan hakları”, değerlendirme kriterlerinin insanların sahip olduğu ihtiyaç ve özelliklere göre şekillenmesine yol açarken “hayvan refahı” ibaresi hayvanlarının doğasını dikkate alarak çözüm üretmeye yardımcı olacaktır.
 
Her adim attigin yerde suru gibiler. Niye? Sokakda isleri yok ... bu olay icin gicini yirtanlar uygur turkleri filistin icin sesini cikartsin
Olayları ve sorunlarını bir birine karıştırmadan, incelemek düşünmek ve ona göre bir aksiyon almak daha güzel olur. Hayvanların doğasını ve insanların dünyasını bir arada muhafaza etmek çok zordur. Ama imkansız değildir, tedbirler önlemler alınabilir.

Vahşetin her türlüsü, insana yada hayvana yapılan farketmeksizin kötüdür.

Önceki Akşam; Rafah Kampında yaşananlarda vicdanı olan her insanın, vicdanını yaralamış ve ruhunu incitmiştir.

Yeryüzünün hangi noktasında bir zülüm ve insanlık dramı yaşanıyorsa...

Diyalog yerine çatışmayı merkezlerine almış, zalim zihniyetlerin ürünüdür.
 
Kısırlaştırma ile ilgili bir fıkra vardı, o aklıma geldi şimdi :D:D:D
 
Geri