Günlük Litürji Tonlamaları

🕒 Konu sahibi 2 saat önce aktifti
Kadın, içe doğru açılan ve gıcırdayan kapı gibidir.
Acının ve mutluluğun eşiği, yerkürenin ana rahmidir.
Barış Akbalı

 
"Ömrüm boyunca kendimi yoldan çıkardım hep.
Ve ne kendime yettim, ne de yetmeyi hayal ettim."
F.Pessoa Huzursuzluğun Kitabı'
 
Dünyanın büyük bir kısmı kafayı yemişti..
Geri kalanlar da öfke içinde yaşıyorlardı
Ha bir de, ne kaçık ne de öfkeli olmayıp, sadece salak olanlar vardı. Hiç şansım yoktu yani. Sadece oturup sonumun gelmesini bekliyorum.
Charles Bukowski

 
"Acıların arasından kurulur, yeni dünyalar.
Bir bebeğin ya da bir yıldızın doğuşunda
hep acı vardır..."
~Oscar Wilde, 'Derinliklerden'


 
"Katıksız hayaldir beni büyüleyen, gerçekle hiçbir bağlantısı, teması olmayan.
Çıkış noktası hayat olan kusurlu hayal ise iğrendirir beni..."
F.Pessoa


 
“Sararmış deniz.
Kirpik uğultusu.
Eşikte bir harf.
Odalarda göllenen yol.
Geceler bilgisi.
Acı ten.
Ayaklanmış yalnızlık.
Susmanın halleri.
Sonrasız aşk.
Ayrılık bilgesi.
Issız ayna.
Mutsuz çocuklar sabahı.
Işık hecesi.
Uzaktan geçen zaman…

'Bana dokunsaydın' dedi, 'Bunları başka söylerdin...”
¨~

Şükrü Erbaş

 
Hiç Söylenmemiş Olana

ey bedenime sürtünen soğuk, beni buğula
tenimdeki hayvanı boğ, aklımı öv ve kutsa
ruhumu biç, biçim ver ona
hatalarımı arkala, bana arsızlık bağışla
durgunluğumu boz, gövdemi döv ve sula
durmazsan kalbim patlayacak, durma
gökyüzümün gürültüsü artıyor, sus de bana
önle beni ve parçala, ama bırak patlasın
yürüt beni ve durdur ve bırak patlasın
patlasın gövdemdeki platin patlayacaksa

ah bu özenli buğu, beni sakla
görülmenin vahşetinden kurtar beni
azalayım biraz ve sahileyim, beni buda
bu kollar fazla bana, bu bacaklar çok
tenimi soy, kaburgalarımı say, beni bağışla
hayvanları, onları anlamamı bağışla
korkuları koktuğum, sesleri duyduğum
ısırdığım, yuttuğum her şey için
durduramadığım kendim için bağışla
kopar kaşlarımı, dirimi dışıma sür
köşelerim azaltılmalı bir bir

içimi ölç ve bil, ben bir başkayım
kuşlarla uçuyorum, insanlarla ayaktayım
kan götürür gövdemi ben bir başkayım
aklım akışkan, bölgelerim bellidir
kendimden al beni, ben bir vahşiyim
çürütücü çünkü bir şeyler besliyorum içimde
bu kabuk ve kabuğun altındaki çığlık
söylenmemiş bir şeyi söylemenin peşinde

(Yaratım, 5)

Hüseyin Kıran (1965)
 
Cevap vermediğine göre onun gözünde benim gibi biri yoktu. Eğer onun gözünde yoksam ne kadar yokum diye düşünmeye başladım. Bunun derecesini tayin etmeye çalıştım. Bütünüyle mi yoktum acaba, yoksa kısmi bir yokluk muydu benimki? Dünyada iki kişi kalsak mesela, arar mıydı? Aramazsa herhalde kati surette yok sayılırdım onun gözünde. Ya da yolda yürürken ben görmeden önce o görse beni yolunu değiştirir miydi? O zaman yine kati surette yok sayılır mıydım? Ya da ikimiz aynı anda göz göze gelsek, yol değiştirmeye imkan olmasa, o zaman selam verir miydi? Selam verirse mecburen mi var olurdum acaba?

Emrah Serbes


 
Bir şey sona ermek üzere. Oturmuş sigaranı tüttürürken, içini kemiren, seni tedirgin eden bir şey olduğunu seziyorsun. Gündelik hayatın dertleri mi seni korkutan? Hayır. Seni korkutan içindeki boşluk. Anılar yok bu şehirde.


Cesare Pavese




 
"Dünyayı defalarca uzaktan görmüştüm. Belgesellerde. Kapkaranlık bir uzay boşluğunun içinde, masmavi, yemyeşil, bembeyaz bir küre. Kesinlikle anlaşılmıyordu üzerinde çocuk sikildiği. Ne savaşlarda birbirinin topuklarını ne de barışlarda birbirinin dillerini koparanlar görünüyordu o mesafeden. Ne atılan çığlıklar ne de söylenen yalanlar duyuluyordu."


Hakan Günday
 


“Canım sıkılınca bir sigara yakıyorum.
İçince öksürüyorum,
öksürünce tükürüyorum, tükürünce damağım kuruyor,
hemen şarap içiyorum;
fakat bütün bunların bende bir alışkanlık yapmasından korkuyorum.
Bu düşünce bende efkar yapıyor,
hemen bir sigara yakıyorum, her efkarlandığımda sigara yakmanın bende alışkanlık olmasından korkuyorum.
Ben canım sıkıldıkça sigara içiyorum ve yıllardır çok acayip sıkılıyor canım. ”


Ferhan Şensoy
 
ı. esmer bir çakmaktaşıyım hâlâ
affetsin beni günahlarım
bileklerimde giderek derinleşen kesik
sen ve solgunluğum; gökyüzü
ayın elinde büyüyen acım
bir sakarlığım ben diyorum
bir paltom bile vardı bir zaman
duymuyor kimse
biri sesleniyor ordan
-çık da eğlendir bizi

ıı. ah kime seslensem sen değilsin
ben burada
sesimde bozkırın nezaketi
bozkırın hıncı
kan ve bilgelik
ah bir yere döküldüm ki sonsuz
uzak desem, eski desem
ve sökülüp gelen ayrılık
tercih ve felaket
biri sesleniyor
-çık da avut bizi

ııı. ama bu sokak, bu arka bahçede
ağır ağır geçiyorum boşluğun içinden
ey boş odaların hıncı
çekmecelerin, rafların uykusu
ey yeni sözlerdeki buğu
içli adamların kaldırdığı cenaze
işte döndüm ve oturdum eski masama
pikapta “yalan dünya” her şey bomboş
çayda eski bir keder
havada gecenin huyu
biri…

ıv. biliyorum, iyi olmadı bu prova
biliyorum dört mevsim, bir yıl, kara proletarya
gurme mi olsam şimdi, kanaat önderi mi
ah cebimdeki çakıyla kazıdığım masal
ki acının sesi var, söylemiştim
bir alık yüzüyle geçtim salondan
ve unuttum ardımdan söylenenleri
taşa dönüştüm, yağmura ve kışa
üçünün de belleği yoktur diyorlar oradan

-hadi çık da unut bizi


Selim Temo
 
‘İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.’
Ne anlamlı bir söz, değil mi?
Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, suda değil.
Ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil!
Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa, bunda ileri bir noktaya ulaşabilir; ne var ki,
karayla suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda boğulur.."

Hermann Hesse
 
sen bekleyip doğru zamanda hamle yapmayı seversin
ben her şeyi bir kaç saniyeyle kaçırmakla meşhurum
sen incinen gururunun derdindesin
ben ardından baka kalmanın
yağmurun emanetiydim öyle demiştin bir keresinde
ne diye sobalar yaktın bak içim dışım kupkuru
kuru bir nehir yatağı kimin işine yarar?
belki dağılmış bir okul belki kırık bir tabla
şimdi kafan karışık ama anlayacaksın zamanla
özür diledim işte özür dilerim özür
vaktinde beceremediğim lakin teşebbüs ettiğim
güzel olan güzel kalan girişimlerim hatırına
beni yorma..
bak şimdi kalkıp giderim ne ilk gitmem olur ne son
parklarmış yağmurlarmış umurumda bile olmaz
zaten kesilmiş hesap hüküm çoktan verilmiş
zaten ben senin rüyanda bir solukluk misafir
uyku bitti alarm çaldı hadi sen sağ ben selamet
ama bak yağmur yağıyor ve ben yokum yanında
dikkat et..

Ali Lidar
 
kirpişan bir ovaya geçerek geldim
Quasimodo yazgisiyla
ben kürelerde merakli eller
kuru çeşmeler özleminde
sonra doğurdun beni
kendini içimde unutarak
nasil sancimaz kaburgalarin

ey haksizlik edebildiğim ilk insan
ey bitek topraklarin sarsak yolu
alnima yürüyen yasli ve yorgun ordu
şakaklarimdaki revir
dudaklarimdaki çöl
ey benim güzel kizim kocalmiş bebeğim
küçük gün yüzü görmemiş memelerine bastirdiğin
o sevimli kitaplar
rotasina tutsak gemi
dağina tutkun gerilla

ey ellerini bir kratere düşüren tedbirsiz
ey şimdi belki de deniz gören bir balkona konan serçe
balkiyan keder
beni patlamiş yara gibi birakan gidişler oyuncusu
suyun ve sevilen yemeklerin kardeşi
ey aşkima maruz kalan talihsiz mağdur
ey mutlak öpüşlerin gecikmiş taniği
sonun sinandiği çiplak anin dehşeti
ey kollarimdayken özlemeye başlayan
ey yalnizca yağmurda ağlamayi sevdiği için her
yağmurda terk ettiğim küstürüp gittiğim ilkokul
bir mağaraya yönelen korkulu merak
çildiran uçurum
dayanilmaz ağu
kirilgan ağiz
yalniz gövdemle serpilen dostluk
ey sayri sevişmelerin tedirgini
büyülü kiyilara biriken köpük
kayip hazine
gizli geçit

şimdi ellerime değsen ölebilirim
canli çiçekleri alabilirim
ölgün bir vazodan
ama israrliyim ölebilirim de

geçmişim kavruk bir kederdi doğrudur
dört duvar arasinda ördüm dünyayi
fosforlu harflerle işiyarak ara sira
sokağa çiktiğim da olmuştur
terli bir yataği yorduğum da

"bana şair dediler
-ne acimasiz iftira!
öğütülmüş bir nehir yağdi şehre yağmur sandilar
-ne büyük yanilgi!
bir kurbağayi öpmenin yollari da vardir halbuki
ve yangindan kurtarilacak ilk şey su'dur
ve eğer tanri yalnizsa bu kendi sorunudur

bir öpüş pençesiyle başlarim yüzümü karmaya
birbirine karişan anilarimizi toplarim
gömgök bir denize atlarim; başka eksen yok
şimdi buğdaya kesmiş bir ovaya geçeceksin
çantanda bir renk üçgeniyle:

kirmizi, sari, magenta, yeşil, mavi, cyan

kalk o mutsuz yataktan
unut balmumu tenindeki metalik elleri
beni hatirlamakla başla kaçan uykuna
hatirla ben bir kuyu dibiyim

yoksa kim tutar ellerimi
kimliğimi gören hangi şehir konuk eder beni
beni kim sever kim özler kim gözetir

serçeler uyandi hadi uyuma
kapatma atmosfer rengini
bak nasil kanat açarim örtsün diye alnini
yolunu şaşirmiş bir ay bir krizantem ve bir marti
konar dudaklarina iki nehrin ortasina yerleşir gibi
kanar kuğurur parpazlanirsin kollarimda
sonra barok bir senfonidir yayilan ter
uyum sadelik ve koku
boşalir çekinik gözenekler

susalim sudan çikar çikmaz öpüşür gibi
sen bir çinar altisin
her yanin serin gölge
her yanin çocuk parki

"ben yağmurun kum saatiyim" diyor ya Melih Cevdet
ben de yağmurun kum saatiyim ben de


Selim Temo
 
“Benim kıyısında saygıyla beklediğim olanak,
başkalarının çiğneyip attığı bir sıradanlıktı.”

Şükrü Erbaş
 
“Her geçen gün yeni suçlar öğreniyor insan
Okudukça, düşündükçe
yeni insanlar tanıdıkça sadece günahlarının arttığını hissediyor”

Oğuz Atay
 
Geri