Daha önce bu konuda yazdığım gibi Türk siyasetinde bizim yorumlayabildiğimiz dengeler her an değişebilir, değişiyor.
Bugün kahraman ilân edilen ertesi gün hain ilân edilebiliyor.
Kim kahraman, kim hain?
O devire göre değişir.
Kürt kökenli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ne bir Konfederasyon, ne bir Devlet idealim var.
Direkt sıfır noktasında değilsem de bu konularda ailem direkt sıfır noktasında.
Ben küçükken uydu alıcısı ile Kürtçe yayınlar dinleniyordu ve yanlış hatırlamıyorsam bu yasaktı. Yöresel kıyafetler bana hiç çekici gelmedi. Düzgün Türkçe konuşamadığı gibi düzgün Kürtçe de konuşamayan insanları izlemek, dinlemek benim için çok da dert değildi çocukken. O yüzden yasak olması işime bile geliyordu.
Okula gidiyordum: Orada öğretilen çok farklı. Eve geliyorum: Orada öğretilen çok farklı.
Ergenlik dönemi bu şekilde ikilemlerle geçti. Bir yanda okulda öğretilen, bir yanda ailenin öğretileri.
Benim yaşadığım Semt, sürekli eylem(!) ile geçerdi.
Dükkânlar kapattırılır, lastikler yakılır, yol kapatılır, mahallenin bütün çocukları polise taş atarlardı. Ben de dahil. Çocuk aklıyla işin eğlencesindeydim. Bunu niye yaptığımın bile bilincinde değildim. Sürekli polisler olurdu. Tomalar, Akrepler, Çevik Kuvvet... Küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başladım. İş hayatına atıldım. Buna mukabil o eylemlere artık katılamaz oldum ama ben katılmasam da o eylemler devam etti. Ben, işten eve dönerken mahalle cehennem alanına dönmüş: Biber gazından, dumandan geçilmez olmuştu. Hiç unutmuyorum. Bir gün işten eve dönerken Çevik Kuvvet polisi durdurdu. "Gel lan buraya! Nereye gidiyorsun?" Çocuk aklı, ödüm g.tüme kaçtı. Tabii, öncesinde de bilinçsizce taş attığım için bir suçluluk psikolojisi var...
"Ellerini göster." Dedi, gösterdim. Nereden geldin, nereye gidiyorsun? Sorgusundan sonra dikkatlice eve gitmem konusunda telkin etti.
Sonrasında dank etti bazı şeyler. Polis bizim düşmanımız değil, sapla samanı ayırıyor.
Yaş kemâle erdikçe her ne kadar istemesem de bazı şeylere sıfır noktasından tanık oldum. Sürekli haksızlık iddiaları vs.
Bu mücadelede çocukları dahi sokağa çıkartıp polise taş attıran: Belki de kendi Kürt kökenli -onların deyimiyle hevalini- sırf üzerinde asker üniforması var diye çekinmeden şehit edebilecek terör örgütü mensubunu ben temsilcim olarak görmüyorum.
İzmir'de askerlik yaptım. Nizamiyede araç altı kontrol görevlisiydim. Girişte yere monteli kamera fotoğrafı çeker, benim ekranıma düşerdi. Hasbelkader öyle bir eylem yapılacak olsa benim Kürt olup olmadığımı ayrıştıracaklarını sanmıyorum.
Kürt hakkı savunuyorum diye dağa çıkıp terör estiren örgütü de üyelerini de temsilcim olarak görmüyorum.
Eğer dağ ile senin veya bir aile üyenin dağ ile iltisakı yoksa herhangi bir yerde ayrımcılığa uğranıldığını da sanmıyorum.
Evet. Geçmişte oldu. Tarih, arşiv unutmaz ama benim hakkımı savunuyorsanız ya benim hakkımı bu şekilde savunmayın ya da ben bu hakkımdan feragat ediyorum.
Bugün Suriye veya Güneydoğu coğrafyasında Devlet kurulsa ve bu şehirde tek kalsam da gideceğimi sanmıyorum.
Sırf Kürt olduğum için halk arasında, özel sektörde iş dünyasında ayrımcılığa uğradım mı? Evet ama uğramadığım yerler de oldu.
Bu iki etnik zaten artıl ayrılamayacak kadar girift. Artık akrabalar. İnsan hakları kapsamında -ana dilde eğitim, eşit yurttaşlık- kâfidir. Bunun da yolu her ne kadar Türkiye'ye uygun olduğunu düşünmesem de demokrasidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Kürt sorunu diye nitelediğimiz sorunları tam çözülme noktasına gelecekken dağı işaret eden demokratik süreci yönetmeye kalkan temsilcileri de temsilcim olarak görmüyorum.
Bir iki gündür yorumları okuyorum. Kendimce içimi döktüm. Konuya son yorumumdur. Herhangi bir tartışmaya girmeyeceğimi: Destek veya kösteğinizin umrumda olmayacağını belirteyim.