Son zamanlarda dolu dizgin hedefe doğru ilerleyen bir harekettir Kürt Hareketi.
Kürtlerin, Devlet özlemi coştukça Ortadoğu'daki en çok nüfusa sahip oldukları Türkiye'nin bütünlüğüne zarar verecek boyutlara ulaşması kaçınılmazdır.
Türkiye'nin Kürt halkına bakış açısı Akp iktidarı ile değişmiş, bu değişim Türk halkının büyük bölümünde de etkili olmuştur. Akp iktidarınca Kürt sorunu ele alınmış, Kürtlere demokratik hakları verilmiş, kabul edilmeyen kimlikleri kabul edilmiştir.
Hatta , "Tüm milliyetçilikleri eziyorum" diyebilecek kadar ileri giden bir Devlet yönetimi ortaya çıkmıştır AKP ile.
Kürt sorunun temelinde toprak kavgası yatmaktadır.
Doğu'yu Türkler mi yönetecek , Kürtler mi? Doğu , Türklerde mi kalacak, Kürtlerde mi? Al bayrak mı, sarı-yeşil bayrak mı?
Bu bağlamda , Kürt sorununun salt halkların kerdeşliği, demokratik haklar gibi basit hedeflerinin olduğunu düşünmek saflıktır ve bu yönde çalışmalar yapmak da oldukça tehlikeli ve aptalcadır.
Zira , Kürt aydınlar Kürtlere milliyetçi olmalarını , ulus bir devlete giden yolun milliyetçilikten geçtiğini öğütlemektedir.
Bu çalışmalar ışığında da mağduriyet gibi bir hareketin olmazsa olmazlarından olan kavram , Kürtler üzerinden oldukça etkili olmaktadır.
Mağduriyetten kasıt kendini mağdur göstererek birilerinde acıma duygusu uyandırmaktan ziyade , sana taraf olabilecek zümrelere bizzat kendilerinin mağdur olduğunu düşündürtmektir.
Yani 40 yıldır İstanbul'da yaşamış , zamanla asimile olmuş ve Kürt milliyetçiliği yapmayan bir Kürde gidip ; "seni şöyle yediler, seni şöyle doğradılar, seni böyle kestiler" dediğin zaman , adam ben mağdurum diye düşünüyor ve bu düşünce de onu milliyetçileğe götürüyor.
Dolayısıyla , Kürt hareketi Kürtleri giderek milliyetçi yapmaktadır, zaten ilk hedeflerden biri ve en önemlisi de budur.
Mevcut Kürt hareketi şuan için tek yürek, tek bilek seklinde kenetlenememiştir.
Her harekette olduğu gibi görüş ayrılıklarına düşen Kürtler de bu hareketin içindedir. Türklerden nefret eden Kürtler var, sadece milliyetçilik yapan Kürtler var, soyalist Kürtler var, zaza Kürtler var, sunni Kürtler var, alevi Kürtler var, süryani Kürtler var, zamanla türkleşmiş Kürtler var, Kürtleşmiş ermeniler var. Hiçbir şeyi umursamayan Kürtler var. Var oğlu var.
İçinde bu kadar ayrılıkçı olan bir hareketin de yekpare kenetlenmesi kolay olmaz elbette.
Kürt hareketi belli bir güce ulaştığında Türkiye'nin karşısına dikilecektir.
Senelerce sürdürdüğü toprak kavgasının meyvelerini toplamaya çalışacaktır. Yani savaş çanları çalacaktır. Çünkü, senelerce koyun koyuna yaşadığın ve akrabalık ilişkilerin olan bir millete kendi milliyetçiliğini yapma fırsatı verirsen , bu milliyetçilik zamanla senden bir şeyler alıp götürmeye çalışır. İki milliyetçi halk aynı topraklarda yaşayamazlar.
Eğer, Kürtlerin milliyetçilik yapmasına ve güçlenmesine izin vermezsen bu bir savaş sebebi olmaz. Çünkü ,güçlü güçsüzü korkutur ve savaşı önler. Ama güçsüzün kendisini güçlendirmesine izin verirsen iki taraf da güçlü olur ve bu bir savaş sebebi olabilir.
1.Dünya savaşının nedenlerinden biri de Almanya'nın , diğer güçlülerin tümünün karşısına bir güç olarak çıkmasıdır.
Kürt hareketi şimdilik emekleme evresindendir.
Selehattin Demirtaş ise Kürt hareketi için şimdilik bir piyondor. Çünkü kendisi oldukça türkleşmiştir , hem de zazadır. Kürtçeyi bile 20 yaşından sonra kendi imkanları ile öğrenmeye çalışmıştır ama "tarzan ingilizcesi" dediğimiz bir Kürtçeye sahiptir. Dolayısıyla Selehattin Demirtaş henüz emekleme evresinde olan Kürt hareketini topluma kabul ettirmesi için kullanılan bir piyondan başka bir şey değildir.
Zaten dilini bile doğru düzgün bilmediği bir ulusa başkan da yaptırmazlar kendisini.
Az önce de dediğim gibi Türkiye kürt sorununa bakış açısını değiştirmezse ve güçlenmerine izin verirse, Kürtler kendi içlerindeki muhalif sesleri susturarak bir savaş çıkaracaklardır.
Bu savaşı belki görürüz belki görmeyiz..
Kürtlerin, Devlet özlemi coştukça Ortadoğu'daki en çok nüfusa sahip oldukları Türkiye'nin bütünlüğüne zarar verecek boyutlara ulaşması kaçınılmazdır.
Türkiye'nin Kürt halkına bakış açısı Akp iktidarı ile değişmiş, bu değişim Türk halkının büyük bölümünde de etkili olmuştur. Akp iktidarınca Kürt sorunu ele alınmış, Kürtlere demokratik hakları verilmiş, kabul edilmeyen kimlikleri kabul edilmiştir.
Hatta , "Tüm milliyetçilikleri eziyorum" diyebilecek kadar ileri giden bir Devlet yönetimi ortaya çıkmıştır AKP ile.
Kürt sorunun temelinde toprak kavgası yatmaktadır.
Doğu'yu Türkler mi yönetecek , Kürtler mi? Doğu , Türklerde mi kalacak, Kürtlerde mi? Al bayrak mı, sarı-yeşil bayrak mı?
Bu bağlamda , Kürt sorununun salt halkların kerdeşliği, demokratik haklar gibi basit hedeflerinin olduğunu düşünmek saflıktır ve bu yönde çalışmalar yapmak da oldukça tehlikeli ve aptalcadır.
Zira , Kürt aydınlar Kürtlere milliyetçi olmalarını , ulus bir devlete giden yolun milliyetçilikten geçtiğini öğütlemektedir.
Bu çalışmalar ışığında da mağduriyet gibi bir hareketin olmazsa olmazlarından olan kavram , Kürtler üzerinden oldukça etkili olmaktadır.
Mağduriyetten kasıt kendini mağdur göstererek birilerinde acıma duygusu uyandırmaktan ziyade , sana taraf olabilecek zümrelere bizzat kendilerinin mağdur olduğunu düşündürtmektir.
Yani 40 yıldır İstanbul'da yaşamış , zamanla asimile olmuş ve Kürt milliyetçiliği yapmayan bir Kürde gidip ; "seni şöyle yediler, seni şöyle doğradılar, seni böyle kestiler" dediğin zaman , adam ben mağdurum diye düşünüyor ve bu düşünce de onu milliyetçileğe götürüyor.
Dolayısıyla , Kürt hareketi Kürtleri giderek milliyetçi yapmaktadır, zaten ilk hedeflerden biri ve en önemlisi de budur.
Mevcut Kürt hareketi şuan için tek yürek, tek bilek seklinde kenetlenememiştir.
Her harekette olduğu gibi görüş ayrılıklarına düşen Kürtler de bu hareketin içindedir. Türklerden nefret eden Kürtler var, sadece milliyetçilik yapan Kürtler var, soyalist Kürtler var, zaza Kürtler var, sunni Kürtler var, alevi Kürtler var, süryani Kürtler var, zamanla türkleşmiş Kürtler var, Kürtleşmiş ermeniler var. Hiçbir şeyi umursamayan Kürtler var. Var oğlu var.
İçinde bu kadar ayrılıkçı olan bir hareketin de yekpare kenetlenmesi kolay olmaz elbette.
Kürt hareketi belli bir güce ulaştığında Türkiye'nin karşısına dikilecektir.
Senelerce sürdürdüğü toprak kavgasının meyvelerini toplamaya çalışacaktır. Yani savaş çanları çalacaktır. Çünkü, senelerce koyun koyuna yaşadığın ve akrabalık ilişkilerin olan bir millete kendi milliyetçiliğini yapma fırsatı verirsen , bu milliyetçilik zamanla senden bir şeyler alıp götürmeye çalışır. İki milliyetçi halk aynı topraklarda yaşayamazlar.
Eğer, Kürtlerin milliyetçilik yapmasına ve güçlenmesine izin vermezsen bu bir savaş sebebi olmaz. Çünkü ,güçlü güçsüzü korkutur ve savaşı önler. Ama güçsüzün kendisini güçlendirmesine izin verirsen iki taraf da güçlü olur ve bu bir savaş sebebi olabilir.
1.Dünya savaşının nedenlerinden biri de Almanya'nın , diğer güçlülerin tümünün karşısına bir güç olarak çıkmasıdır.
Kürt hareketi şimdilik emekleme evresindendir.
Selehattin Demirtaş ise Kürt hareketi için şimdilik bir piyondor. Çünkü kendisi oldukça türkleşmiştir , hem de zazadır. Kürtçeyi bile 20 yaşından sonra kendi imkanları ile öğrenmeye çalışmıştır ama "tarzan ingilizcesi" dediğimiz bir Kürtçeye sahiptir. Dolayısıyla Selehattin Demirtaş henüz emekleme evresinde olan Kürt hareketini topluma kabul ettirmesi için kullanılan bir piyondan başka bir şey değildir.
Zaten dilini bile doğru düzgün bilmediği bir ulusa başkan da yaptırmazlar kendisini.
Az önce de dediğim gibi Türkiye kürt sorununa bakış açısını değiştirmezse ve güçlenmerine izin verirse, Kürtler kendi içlerindeki muhalif sesleri susturarak bir savaş çıkaracaklardır.
Bu savaşı belki görürüz belki görmeyiz..