Kur'an-ı Kerim'in Allah Kelamı Olduğunun ve Efendimiz'in Risaletine En Büyük ŞahitOlduğununDelilleri

  • Kullanıcı Od
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Din ve İnanç
Konu sahibi son olarak 1245 gün önce görüldü

39- İrem Şehri




Video Metni

Hiçbir kitap okumamış ve hiç bir harf yazmamış bir insan, tarihin karanlıklarında gizli kalmış bir medeniyetten sanki görüyormuş gibi bahsetse ve verdiği bu haber, kendinden tam on dört asır sonra, bilim adamlarının araştırmalarıyla tasdik edilse böyle bir durum karşısında ne düşünürdünüz?

Ve şu ihtimallerden hangisini kabul ederdiniz?

1- Bu zat, zaman ve mekanları aşıp, ta o kavmin yaşadığı asra gitmiş, ve gördüklerini, tekrar asrına dönerek haber vermiş. Bu şıkkı hiçbir akıl sahibi kabul edemez, bunu kabul etmek, ancak ve ancak akıldan istifa etmekle mümkündür.

2- Bu zat, zaman ve mekanları yaratan ve ilmiyle her zaman ve mekanı kuşatan Allah’ın elçisidir ve Onun peygamberidir. O’nun bildirmesiyle biliyor ve O’nun haber vermesiyle bildiriyor. Bu şık kabul edilmelidir zira kabul edilebilecek bundan başka seçenek yoktur.

Evet yol iki değil tektir, bu da; O zatın kesinlikle ve kesinlikle Allah’ın peygamberi olduğuna inanmaktır.

Şimdi O zatın peygamberliğini ve elindeki fermanın Allah’ın kitabı olduğunu ispat eden mucizevî habere geçiyoruz

“Rabbinin Ad kavmine ne yaptığını görmedin mi? Yüksek sütunlar sahibi İrem’e ki şehirler içinde onun bir benzeri yaratılmış değildi.” (Fecr Suresi, 6-8)

1990’lı yılların başında dünyanın tanınmış gazeteleri çok önemli bir arkeolojik bulguya “Muhteşem Arap Şehri Bulundu”, “Efsanevi Arap Şehri Bulundu”, “Kumların Atlantisi Ubar” başlıklarıyla yer verdiler. Bu ilginç arkeolojik bulguyu daha önemli hale getiren, isminin Kur’an’da anılıyor olmasıydı. O güne kadar Kur’an’da bahsi geçen Ad kavminin bir efsane olduğunu veya hiçbir zaman bulunamayacağını düşünen birçok kişi, bu yeni bulgu karşısında hayrete düştü. Kur’an’da sözü edilen bu şehri bulan kişi, amatör bir arkeolog olan Nicholas Clapp idi.

Bir Arap tarihi uzmanı ve belgesel yapımcısı olan Nicholas Clapp, Arap tarihi üzerine yaptığı araştırmalar sırasında, 1932 yılında İngiliz araştırmacı Bertram Thomas tarafından yazılmış Arabia Felix adında bir kitaba rastlamıştı. Arabia Felix, Romalıların Arap Yarımadası’nın güneyinde bulunan ve günümüzdeki Yemen ve Umman’ı kapsayan bölgeye verdikleri isimdi.

İngiliz araştırmacı Bertram Thomas, Ad kavminin yaşadığı Ubar kentinin kalıntılarının bulunduğu Umman’ın sahile yakın bir bölgesine araştıma gezisi yapmıştı. Gezisi sırasında, çölde yaşayan bedeviler ile görüşmüş ve bu bedeviler O’na, eski bir patika yolu göstermişler ve bu patikanın Ubar isimli çok eski bir şehre ait olduğunu anlatmışlardı.

Bertram Thomasın kitabını inceleyen Nicholas Clapp, Thomas’ın haber verdiği Ubar’ın varlığını kanıtlamak için iki ayrı yola başvurdu. Önce Bedeviler tarafından var olduğu söylenen patika izlerini buldu. NASA’ya başvurarak bu bölgenin resimlerinin uydu aracılığıyla çekilmesini istedi.

Daha sonra da California’da Huntington Kütüphanesi’nde bulunan eski yazıtları ve haritaları incelemeye başladı. Kısa bir araştırmadan sonra Mısır-Yunan coğrafyacısı Batlamyus tarafından MS 200 yılında çizilmiş bir harita buldu. Haritada, bölgede bulunan eski bir şehrin yeri ve bu şehre doğru giden yolların çizimi gösterilmişti.

Bu arada NASA’nın çektiği resimlerde, yerden çıplak gözle görülmesi mümkün olmayan, ancak havadan bir bütün halinde görülebilen bazı yol izleri ortaya çıkmıştı.

Hem eski haritada belirtilen yollar hem de uydudan çekilen resimlerde görülen yollar birbirleriyle kesişiyorlardı. Bu yolların bitiş noktası ise eskiden bir şehir olduğu anlaşılan geniş bir alandı.

Böylece Bedevilerin sözlü olarak anlattıkları hikayelere konu olan efsanevi şehrin yeri bulunmuş oldu. Yapılan kazılarda kumların içinden eski bir şehrin kalıntıları çıkmaya başladı. Bu nedenle de bu kayıp şehir “Kumların Atlantisi Ubar” olarak tanımlandı. Bu eski şehrin Kur’an’da bahsedilen Ad kavminin şehri olduğunu kanıtlayan asıl delil ise şehrin kalıntılarıydı. Yıkıntıların ilk ortaya çıkarılışından itibaren, bu yıkık şehrin Kur’an’da bahsedilen Ad kavmi ve İrem’in sütunları olduğu anlaşılmıştı. Zira kazılarda ortaya çıkartılan yapılar arasında Kur’an’da varlığına dikkat çekilen uzun sütunlar yer alıyordu.

Kazıyı yürüten araştırma ekibinden Dr. Juris Zarins şöyle diyor;

“Bu şehri diğer arkeolojik bulgulardan ayıran şey; yüksek sütunlarıdır. Dolayısıyla bu şehir Kur’an’da bahsi geçen Ad kavminin kenti İremdir”

“Rabbinin Ad kavmine ne yaptığını görmedin mi? ‘Yüksek sütunlar’ sahibi İrem’e ki şehirler içinde onun bir benzeri yaratılmış değildi. ”
(Fecr Suresi: 6-8)
 

40- Mekke’nin Fethi




Video Metni

Fetih suresinin 27 ve 28. ayetlerinde şöyle buyrulmuş: “Allah dilerse siz güven içinde, korkmadan, bazılarınız saçlarını tamamen tıraş etmiş, bazılarınız da saçlarınızı kısaltmış olarak Mescid-i Harama mutlaka gireceksiniz. Bütün dinlere üstün gelsin diye resulünü hak ile gönderen odur.”

Peygamber Efendimiz,(S.a.v.) Medine’de iken bir rüya görmüştü rüyasında, müminler güven içinde Mescid-i Haram’a girip ve Kâbe’yi tavaf ediyorlardı. Bunun üzerine Efendimiz müminleri bu haberle müjdelemişti. Çünkü Mekke’den Medine’ye hicret eden müminler, o zamandan beri Mekke’ye gidemiyorlardı.

Allah, Peygamberimiz (S.a.v.)’e katından bir yardım ve destek olarak Fetih Suresi’nin 27. ayetini vahyetmiş ve rüyasının doğru olduğunu eğer Allah dilerse müminlerin Mekke’ye girebileceklerini bildirmiştir.

Gerçekten de, bir süre sonra, önce Hudeybiye Barışı ve ardından gelen Mekke’nin fethi ile Müslümanlar aynı ayette bildirildiği gibi güven içinde Mescid-i Haram’a girmişlerdir.

Bu ayetin verdiği iki gaybî haber de çıkmış. Müslümanlar Mekke’yi fethetmişler ve Hak din olan İslam bütün dinlere üstün gelmiştir.

Şunu da unutmamak ve ayetlere öyle bakmak gerekir. Baharın başında baharı müjdelemek kolaydır. Zor olan kışın ortasında baharı müjdelemektir. Kur’an’ın verdiği haberler, kış ortasında baharı müjdelemek gibidir.

Zira bu ayetlerin indiği dönemde Müslümanlar gayet zayıf ve azdı. Hicrete mecbur bırakılarak, vatanlarını ve mallarını terk etmişlerdi. Medine’den, Mekke’ye, Kâbe’yi ziyaret için gelmişler ama Mekke müşrikleri buna bile müsaade etmediğinden üzülerek Medine’ye dönmüşlerdi.

İşte böyle bir hengâmda Kur’an; “Kâbe'ye güvenle gireceklerini ve İslam’ın diğer dinlere üstün geleceğini” haber vermiş ve verdiği haber tam dediği gibi doğru çıkmıştır.
 


32- Kur’an’da hata ve tezatların olmaması




Video Metni

Kur’an bir lisan mucizesidir. Onda söze ve üsluba ait bütün güzellikleri, yüksek ifadelerin bütün çeşitleri, ahlaka ait bütün yüce esaslar, kâinata ait bütün kanunlar, müspet ilimlerin özü ve ilahi bilgilerin fihristi geçmişe ve geleceğe ait gaybi haberlerin bulunmasına rağmen hiçbir karışıklık izi görülmez.

Ve Kur’an’ın ayetlerine insaf ile dikkat edilirse görülür ki diğer kitaplar gibi bir iki fikri takip eden bir fikrin silsilesine benzemez.

Bu kadar farklı ve teferruatlı türleri bir yerde toplayıp herhangi bir karışıklık, zıtlık göstermemesi ispat eder ki Kur’an asla okuma yazma bilmeyen bir beşerin fikrinin mahsulü değildir.

Hâlbuki hangi seviyede olursa olsun, hiçbir beşeri eser, hata ve yanlıştan salim olamaz.

Edebiyatta ileri olan Arap edipleri ve belagatin âlimleri ve kelamların özelliklerini ortaya çıkarmaya çalışan edebiyat eleştirmenleri, altının ayarını anlamak için onu mihenk taşına vuran bir sarraf titizliği ile asırlar boyunca Kur’an’ı incelemişler ve sonuçta onun bütün hata ve tezatlardan uzak olup bir beşerin böyle bir eseri vücuda getirmekten aciz olduğunu kabul etmişlerdir.

Onlar hâlâ Kur’ân’ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.” (Nisa:82)

Abi eminmiyiz bakara/256 da dinde zorlama yoktur derken
Tevbe/5 de inanmayanlari musrikleri puta tapanlari oldurun gibi bir suru celisik ayet var. Yine de siz bilirsiniz
 
Abi eminmiyiz bakara/256 da dinde zorlama yoktur derken
Tevbe/5 de inanmayanlari musrikleri puta tapanlari oldurun gibi bir suru celisik ayet var. Yine de siz bilirsiniz

Çok bilgi sahibi biri değilim ama nesh edilmiş (hükmü kalkmış) ayetler var, siyak-sibak bağlamında anlaşılması gereken ayetler var vb...
 
Abi eminmiyiz bakara/256 da dinde zorlama yoktur derken
Tevbe/5 de inanmayanlari musrikleri puta tapanlari oldurun gibi bir suru celisik ayet var. Yine de siz bilirsiniz
Tevbe suresinin bu ayetleri, arada antlaşma olduğu halde antlaşmaya sadık kalmayan kişilerle ilgilidir. Bunu anlamak için Surenin başına bakmak gerekir. Tevbe Suresi'nin 1. Ayeti anlaşmanın fesih edildiğinden bahseder. Ve 5. Ayetten hemen önce 4. Ayette anlaşmaya uyanlara karşı müslümanların da anlaşmaya uyması gerektiğini söyler.
Kısacası bahsedilen öldürme emri anlaşmayı bozanlara karşı geçerlidir. Herkese karşı değil.
 
Tevbe suresinin bu ayetleri, arada antlaşma olduğu halde antlaşmaya sadık kalmayan kişilerle ilgilidir. Bunu anlamak için Surenin başına bakmak gerekir. Tevbe Suresi'nin 1. Ayeti anlaşmanın fesih edildiğinden bahseder. Ve 5. Ayetten hemen önce 4. Ayette anlaşmaya uyanlara karşı müslümanların da anlaşmaya uyması gerektiğini söyler.
Kısacası bahsedilen öldürme emri anlaşmayı bozanlara karşı geçerlidir. Herkese karşı değil.
Anlaşmadan kasıt nedir neyden dönülürse öldürülürler?
Ben 4.ayeti sormadım zaten 5.ayeti diyorum ne diyor ayet;
Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, kuşatın ve onları her geçit yönünde gözetleyin. Şayet tövbe ederler, namazlarını kılarlar ve zekâtlarını verirlerse artık onları serbest bırakın.(Western filmi gibi) Allah yargılayıcıdır, bağışlayıcıdır.
Musrikler neyden donmuste ayet yazilmis? Yani yasanan olaylar dogrultusunda ayetler iniyor o zaman? yasanmadan once inmedigi icin insan yapimi uzerinde durulmaya musait agacim onu anlatiyorum.
 
Son düzenleme:
Anlaşmadan kasıt nedir neyden dönülürse öldürülürler?
Ben 4.ayeti sormadım zaten 5.ayeti diyorum ne diyor ayet;
Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, kuşatın ve onları her geçit yönünde gözetleyin. Şayet tövbe ederler, namazlarını kılarlar ve zekâtlarını verirlerse artık onları serbest bırakın.(Western filmi gibi) Allah yargılayıcıdır, bağışlayıcıdır.
Musrikler neyden donmuste ayet yazilmis? Yani yasanan olaylar dogrultusunda ayetler iniyor o zaman? yasanmadan once inmedigi icin insan yapimi uzerinde durulmaya musait agacim onu anlatiyorum.
Her zaman ayetler tek başına okunmazlar, önündeki arkasındaki ayetlerle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Yoksa ayetlerin anlamları farklılaşabiliyor. Hatta bütün Kuran'ı bir arada değerlendirmek gerekir. Surenin fesih bildirimi olduğu, anlaşmayla ilgili olduğu 1. Ayetten belli.
Bildiğim kadarıyla arada bir güvenlik anlaşması var ama ihlal ediliyor. Yani müslümanların güvenliği tehdit altında. 4. Ayeti görmezden gelemeyiz. Ayette ihlal etmeyenlere karşı siz de ihmal etmeyin deniliyor. Bu ayetleri birlikte değerlendirmek gerekiyor. Bazı ayetler tabii ki yaşanan olaylara karşı iniyor.
Dediğim gibi bazı ayetleri birlikte okumazsanız anlamı farklılaşıyor.
 
Her zaman ayetler tek başına okunmazlar, önündeki arkasındaki ayetlerle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Yoksa ayetlerin anlamları farklılaşabiliyor. Hatta bütün Kuran'ı bir arada değerlendirmek gerekir. Surenin fesih bildirimi olduğu, anlaşmayla ilgili olduğu 1. Ayetten belli.
Bildiğim kadarıyla arada bir güvenlik anlaşması var ama ihlal ediliyor. Yani müslümanların güvenliği tehdit altında. 4. Ayeti görmezden gelemeyiz. Ayette ihlal etmeyenlere karşı siz de ihmal etmeyin deniliyor. Bu ayetleri birlikte değerlendirmek gerekiyor. Bazı ayetler tabii ki yaşanan olaylara karşı iniyor.
Dediğim gibi bazı ayetleri birlikte okumazsanız anlamı farklılaşıyor.
Ya anlatmaya çalıştığım şey bu zaten. Ayet o dönemde yaşanan olaylara istinaden inmiş , o yöreye göre işliyor ya da o coğrafyaya göre. Yani bir tanrısın ama herkesin ortak olarak anlayamayacağı , fikir ayriligina dusecegi ve arapca okunmassa farkli anlamlar cikarabilecegin birlikte okunmasi gereken kaotik bir kitap yolluyorsun (ayet ayet indi tabi kitap olarak değil) yani bu kur-an'ı tam olarak kusursuz bir kitap yapmıyor bana göre.
Yani bunun adına görmek istemeyen zaten görmez ya da "allah gormek istemeyenlerin kalbini muhurler zaten" de diyebilirsiniz fakat kendi başıma okuyup kimseye sormadan okuduktan sonra tehlikeye girebilecegim konusu bile dusundurucu... İşin boyutuna "muazallah telaffuz sonucu dinden bile cikabilirsin ya da en ufak suphenin bile imanda catirdamaya neden olur tehlikesini söylemiyorum bile. He bu arada kur-an'cılar ve hadisciler olarakta bir fikir ayrılığı ve savaş hali de mevcut.
Kullara göre yargilamamak lazim tabi ama insanlar uzerinde yarattigi etkiyide gormezden gelemeyiz
 
Ya anlatmaya çalıştığım şey bu zaten. Ayet o dönemde yaşanan olaylara istinaden inmiş , o yöreye göre işliyor ya da o coğrafyaya göre. Yani bir tanrısın ama herkesin ortak olarak anlayamayacağı , fikir ayriligina dusecegi ve arapca okunmassa farkli anlamlar cikarabilecegin birlikte okunmasi gereken kaotik bir kitap yolluyorsun (ayet ayet indi tabi kitap olarak değil) yani bu kur-an'ı tam olarak kusursuz bir kitap yapmıyor bana göre.
Yani bunun adına görmek istemeyen zaten görmez ya da "allah gormek istemeyenlerin kalbini muhurler zaten" de diyebilirsiniz fakat kendi başıma okuyup kimseye sormadan okuduktan sonra tehlikeye girebilecegim konusu bile dusundurucu... İşin boyutuna "muazallah telaffuz sonucu dinden bile cikabilirsin ya da en ufak suphenin bile imanda catirdamaya neden olur tehlikesini söylemiyorum bile. He bu arada kur-an'cılar ve hadisciler olarakta bir fikir ayrılığı ve savaş hali de mevcut.
Kullara göre yargilamamak lazim tabi ama insanlar uzerinde yarattigi etkiyide gormezden gelemeyiz
Nasıl ki bir bildirinin maddelerini tek tek ayırmadan bütün olarak okursunuz ve bi kanıya varırsınız bu da öyle.
Aslında sadece o yöreye has olmayabilir, bugün de müslümanlar ve müşrikler arasında bir anlaşma yapılabilir, böylece bugüne de hitap etmiş olur. Ne demişler; tarih tekerrürden ibarettir :)
Bence her müslümanım diyeni ciddiye almamak lazım. Herkes islamı temsil etmiyor ben dahil. Özellikle aklı devre dışı bırakanlar ve zorbalık yapanlar var. Kuran'da peygambere bile zorbalık izni verilmemiştir kaldı ki başkaları yapsın.
Bakınız; (Gaşiye Suresi 22. Ayet)
 

41- Kuran'da, Helak Edilen Sebe Halkı ve Arim Seli




Video Metni

Sebe’ halkı için yaşadıkları diyarda çok önemli bir ders, bir mesaj vardı. Oturdukları meskenlerin (iki yanından) sağında ve solunda bahçeler uzanıyordu. “Rabbinizin size bahşettiği nimetlerden faydalanın ve (karşılığında) O’na şükredin! İşte, sizin için ne hoş bir memleket ve ne kadar da bağışlayıcı bir Rab!"

Fakat onlar bu davetten hoşlanmadılar ve yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine (yıkılan) barajlardan boşanmış bir sel gönderdik ve onların sağdan–soldan uzanıp giden o güzelim bahçelerini içinde sadece acı–buruk yemişli bitkiler, ılgınlık ve meyvesi az, dikeni çok ağaçlar biten bahçelere çevirdik.

Nankörlükleri ve onun sebep olduğu Allah’a itaatsizliklerinden dolayı onları işte böyle cezalandırdık. Hiç nankör asilerden başkasını cezalandırdığımız olmuş mudur?
(Sebe Suresi: 15-17)

Kur’an’da Sebe halkından ve nankörlükleri sebebiyle bu halkın başına gelen sel felaketinden bahsedilir. Hatta bu felaketin nasıl meydana geldiği ayrıntılarıyla anlatılır. Zira Sebe kavmine gönderilen azaptan “Seyl-ül Arim” yani “Arim seli” olarak bahsedilmektedir. Kur’an’da geçen bu ifade, aynı zamanda bu selin meydana geliş şeklini de göstermektedir.

“Arim” kelimesinin anlamı, baraj ya da settir. “Seyl-ül Arim” kelimesi de, setin yıkılması sonucunda meydana gelen bir seli anlatmaktadır.

Şimdi Kur’an’ın Sebe halkı hakkında verdiği bu haberin, tarihçiler tarafından nasıl tasdik edildiğini tarihi kayıtların lisanıyla dinleyelim;

“Sebe halkı, Güney Arabistan’da yaşamış olan dört büyük uygarlıktan biridir. Sebe kavmini anlatan tarihi kaynaklar, bu kavmin Fenikeliler gibi yoğun ticari faaliyetlerde bulunan bir devlet olduğunu söylerler. Sebeliler, tarihte medeni bir kavim olarak bilinmişlerdir. Sebe hükümdarlarının yazıtlarında onarma, vakfetme, inşa etme gibi kelimeler ağırlıktadır. Bu kavmin en önemli eserlerinden olan Marib Barajı da, ulaştıkları teknolojik seviyenin önemli göstergelerindendir.”

Sebe halkı, o döneme göre oldukça ileri bir teknoloji ile kurdukları Marib Barajı’yla birlikte büyük bir sulama kapasitesine sahip olmuştu. Bu yöntemle elde ettikleri bol ürünlü toprakları ve ticaret yolu üzerindeki kontrolleri, onlara görkemli ve refah dolu bir hayat yaşatıyordu.

Marib’deki bu baraj aracılığıyla sulanabilen toplam alan 9.600 hektardı ki, bunun 5.300 hektarı güney, geri kalanı ise kuzey ovasına aitti. Bu iki ova, Sebe kitabelerinde bazen “Marib ve iki ova” diye anılırdı. İşte Kur’an’daki “sağdan ve soldan iki bahçe” ifadesi, muhtemelen bu iki vadideki gösterişli bağ ve bahçelere işaret eder. Bu baraj ve sulama tesisleri sayesinde bölge, Yemen’in en iyi sulanan ve en verimli kesimi olarak ün yapmıştı.

Fransız J. Holevy ve Avusturyalı Glaser, Marib setinin çok eski devirlerden beri var olduğunu yazılı belgelerle ispat ettiler. Himer lehçesiyle yazılan belgelerde bu barajın ülke topraklarını verimli kıldığı yazılıydı.

Daha sonra bu barajın yıkılmasıyla meydana gelen sel sonucu bütün ülke harab oldu. Sebelilerin dağların arasına setler inşa ederek kazdıkları kanallar yıkıldı ve bütün sulama sistemi bozuldu. Bunun sonucu daha önceden bir bahçe gibi olan ülke yabani otların yetiştiği bir hale geldi ve küçük bodur ağaçların kiraza benzer yemişi dışında yenebilecek hiçbir meyve kalmadı. Ayrıca Sebe kavmine ait sütunların yüzeyinde Sebe dilinde yazılmış yazıtlar bulunuyordu. Bu yazıtları inceleyen Hrıstiyan arkeolog Werner Keller Kutsal Kitap Doğruyu Söyledi isimli kitabında şöyle demektedir;

Arim seli Kur’an’da haber verildiği gibi gerçekleşmiştir. “Zira Böyle bir barajın olması ve yıkılarak şehri tamamen harap etmesi, Kur’an’daki bahçe sahipleriyle ilgili verilen örneğin gerçekten de meydana geldiğini kanıtlıyor. ”

Şimdi şu noktalara dikkat çekiyoruz:

1- Kur’an’ın geçmişte yaşamış Sebe halkından bahsediyor, tarihçiler bunu kabul ediyor,

2- Kur’an, Sebe halkının yeşillikler, bağlar ve bahçeler içinde güzel bir şehirde yaşadığını haber veriyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor,

3-Kur’an bu şehirde bulunan büyük bir barajdan bahsediyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor,

4-Kur’an bu barajın iki bahçeyi suladığını haber veriyor, tarihçiler marib ve iki ova diyerek bunu da kabul ediyor,

5-Kur’an bu barajın yıkılmasıyla meydana gelen bir sel felaketinden bahsediyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor,

6-Kur’an selden sonra bağ ve bahçelerin harab olduğundan haber veriyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor.

Acaba bütün bu kabul etmekler sizce ne manaya geliyor?

Evet, tarihçiler Kur’an’ın haber verdiği bütün bu maddeleri kabul etmekle, aslında bu kitabın Allah’ın kitabı olduğunu tasdik ediyor, zira ümmi, yani okuma yazma bilmeyen bir beşerin, kendi kendine bunları keşfetmesi ve haber vermesi mümkün değildir.

Şimdi soruyoruz; Kur’an’a haşa, bir beşer sözüdür diyenler, Kur’an’ın geçmişten verdiği bu haberlerin doğruluğunu ne ile izah edebilirler?

Kur’an, geçmişten verdiği haberlerin doğruluğu ile adeta “Ben Allah’ın kitabıyım” diye gök gürültüsü gibi seda verirken, onlar sivrisinek vızıltısı hükmündeki hangi hezeyan ile bu sedayı susturabilirler?
 
  • Beğen
Tepkiler: L_


41- Kuran'da, Helak Edilen Sebe Halkı ve Arim Seli




Video Metni

Sebe’ halkı için yaşadıkları diyarda çok önemli bir ders, bir mesaj vardı. Oturdukları meskenlerin (iki yanından) sağında ve solunda bahçeler uzanıyordu. “Rabbinizin size bahşettiği nimetlerden faydalanın ve (karşılığında) O’na şükredin! İşte, sizin için ne hoş bir memleket ve ne kadar da bağışlayıcı bir Rab!"

Fakat onlar bu davetten hoşlanmadılar ve yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine (yıkılan) barajlardan boşanmış bir sel gönderdik ve onların sağdan–soldan uzanıp giden o güzelim bahçelerini içinde sadece acı–buruk yemişli bitkiler, ılgınlık ve meyvesi az, dikeni çok ağaçlar biten bahçelere çevirdik.

Nankörlükleri ve onun sebep olduğu Allah’a itaatsizliklerinden dolayı onları işte böyle cezalandırdık. Hiç nankör asilerden başkasını cezalandırdığımız olmuş mudur?
(Sebe Suresi: 15-17)

Kur’an’da Sebe halkından ve nankörlükleri sebebiyle bu halkın başına gelen sel felaketinden bahsedilir. Hatta bu felaketin nasıl meydana geldiği ayrıntılarıyla anlatılır. Zira Sebe kavmine gönderilen azaptan “Seyl-ül Arim” yani “Arim seli” olarak bahsedilmektedir. Kur’an’da geçen bu ifade, aynı zamanda bu selin meydana geliş şeklini de göstermektedir.

“Arim” kelimesinin anlamı, baraj ya da settir. “Seyl-ül Arim” kelimesi de, setin yıkılması sonucunda meydana gelen bir seli anlatmaktadır.

Şimdi Kur’an’ın Sebe halkı hakkında verdiği bu haberin, tarihçiler tarafından nasıl tasdik edildiğini tarihi kayıtların lisanıyla dinleyelim;

“Sebe halkı, Güney Arabistan’da yaşamış olan dört büyük uygarlıktan biridir. Sebe kavmini anlatan tarihi kaynaklar, bu kavmin Fenikeliler gibi yoğun ticari faaliyetlerde bulunan bir devlet olduğunu söylerler. Sebeliler, tarihte medeni bir kavim olarak bilinmişlerdir. Sebe hükümdarlarının yazıtlarında onarma, vakfetme, inşa etme gibi kelimeler ağırlıktadır. Bu kavmin en önemli eserlerinden olan Marib Barajı da, ulaştıkları teknolojik seviyenin önemli göstergelerindendir.”

Sebe halkı, o döneme göre oldukça ileri bir teknoloji ile kurdukları Marib Barajı’yla birlikte büyük bir sulama kapasitesine sahip olmuştu. Bu yöntemle elde ettikleri bol ürünlü toprakları ve ticaret yolu üzerindeki kontrolleri, onlara görkemli ve refah dolu bir hayat yaşatıyordu.

Marib’deki bu baraj aracılığıyla sulanabilen toplam alan 9.600 hektardı ki, bunun 5.300 hektarı güney, geri kalanı ise kuzey ovasına aitti. Bu iki ova, Sebe kitabelerinde bazen “Marib ve iki ova” diye anılırdı. İşte Kur’an’daki “sağdan ve soldan iki bahçe” ifadesi, muhtemelen bu iki vadideki gösterişli bağ ve bahçelere işaret eder. Bu baraj ve sulama tesisleri sayesinde bölge, Yemen’in en iyi sulanan ve en verimli kesimi olarak ün yapmıştı.

Fransız J. Holevy ve Avusturyalı Glaser, Marib setinin çok eski devirlerden beri var olduğunu yazılı belgelerle ispat ettiler. Himer lehçesiyle yazılan belgelerde bu barajın ülke topraklarını verimli kıldığı yazılıydı.

Daha sonra bu barajın yıkılmasıyla meydana gelen sel sonucu bütün ülke harab oldu. Sebelilerin dağların arasına setler inşa ederek kazdıkları kanallar yıkıldı ve bütün sulama sistemi bozuldu. Bunun sonucu daha önceden bir bahçe gibi olan ülke yabani otların yetiştiği bir hale geldi ve küçük bodur ağaçların kiraza benzer yemişi dışında yenebilecek hiçbir meyve kalmadı. Ayrıca Sebe kavmine ait sütunların yüzeyinde Sebe dilinde yazılmış yazıtlar bulunuyordu. Bu yazıtları inceleyen Hrıstiyan arkeolog Werner Keller Kutsal Kitap Doğruyu Söyledi isimli kitabında şöyle demektedir;

Arim seli Kur’an’da haber verildiği gibi gerçekleşmiştir. “Zira Böyle bir barajın olması ve yıkılarak şehri tamamen harap etmesi, Kur’an’daki bahçe sahipleriyle ilgili verilen örneğin gerçekten de meydana geldiğini kanıtlıyor. ”

Şimdi şu noktalara dikkat çekiyoruz:

1- Kur’an’ın geçmişte yaşamış Sebe halkından bahsediyor, tarihçiler bunu kabul ediyor,

2- Kur’an, Sebe halkının yeşillikler, bağlar ve bahçeler içinde güzel bir şehirde yaşadığını haber veriyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor,

3-Kur’an bu şehirde bulunan büyük bir barajdan bahsediyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor,

4-Kur’an bu barajın iki bahçeyi suladığını haber veriyor, tarihçiler marib ve iki ova diyerek bunu da kabul ediyor,

5-Kur’an bu barajın yıkılmasıyla meydana gelen bir sel felaketinden bahsediyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor,

6-Kur’an selden sonra bağ ve bahçelerin harab olduğundan haber veriyor, tarihçiler bunu da kabul ediyor.

Acaba bütün bu kabul etmekler sizce ne manaya geliyor?

Evet, tarihçiler Kur’an’ın haber verdiği bütün bu maddeleri kabul etmekle, aslında bu kitabın Allah’ın kitabı olduğunu tasdik ediyor, zira ümmi, yani okuma yazma bilmeyen bir beşerin, kendi kendine bunları keşfetmesi ve haber vermesi mümkün değildir.

Şimdi soruyoruz; Kur’an’a haşa, bir beşer sözüdür diyenler, Kur’an’ın geçmişten verdiği bu haberlerin doğruluğunu ne ile izah edebilirler?

Kur’an, geçmişten verdiği haberlerin doğruluğu ile adeta “Ben Allah’ın kitabıyım” diye gök gürültüsü gibi seda verirken, onlar sivrisinek vızıltısı hükmündeki hangi hezeyan ile bu sedayı susturabilirler?

"Fakat onlar bu davetten hoşlanmadılar ve yüz çevirdiler" neden hoşlanmadılar? mesela
 

42- Ebu Leheb’in Küfür Üzere Ölmesi




Video Metni

“Ebu Leheb’in elleri kurusun, kurudu da… Ne malı ne de kazandığı ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşe girecektir. Karısı da odun hamalı olarak onunla beraber girecektir. Boynunda da hurma lifinden bir ip olacaktır.”
(Tebbet 1-5)

Asıl adı Abdüluzza’dır. Kur’an ona “Alevli ateşin babası” manasında “Ebu Leheb” ismini takar. Ebu Leheb’in karısı ise Ümmü Cemil’dir. Ümmü Cemil her gece pıtrakları, dikenleri ve dikenli ağaç dallarını toplayıp büyük demet yapar, boynuna bağlar, geceleyin ayağına batsın, yaralar açsın diye Peygamberimiz (s.a.v.)’in geçeceği yollara atar ve saçardı.

Bizler bu iki şahsın Müslümanlara yapmış oldukları eziyet ve zulümleri ilgili kitaplara havale ediyor ve sadece, bu surenin gaybdan vermiş olduğu haberi ve bu haberin doğru çıkmasını tahlil etmek istiyoruz.

Tebbet suresi, Ebu Leheb ve eşinin küfür üzere öleceğini haber vermektedir. Ve haber verdiği gibi de çıkmıştır. Bu, gaybdan haber vermektir. Gaybı ve geleceği bir beşerin kendi kendine bilmesi ve birilerinin akıbetinin ne olacağını bildirmesi mümkün değildir. Madem mümkün değildir, o halde diyebiliriz ki, gaybdan haber veren Kur’an Allah’ın kelamıdır ve O’nun sözüdür.

Şimdi bu delil üzerinde biraz daha derinlemesine tahlil yapalım:

Kur’an, Ebu Leheb ve eşinin kâfir olarak öleceğini ve Cehenneme gideceğini bizlere haber veriyor. Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğunu kabul etmeyen ve bunu inkâr eden kimse, şu sorularımıza nasıl cevap verebilir:

1- Ebu Leheb, Tebbet süresi indikten tam 7 yıl sonra ölmüştür. Yani Tebbet suresinin ayetleri, Ebu Leheb hasta yatağında ölümü beklerken gelmemiş, bilakis tam 7 yıl sonraki akıbetini bildirmiştir. Ebu Leheb’in küfür üzere öleceğini -Hâşâ, eğer bu kitap Allah’ın kitabı değilse- bir beşer kendi başıyla nasıl bilmiştir?

2- İslam’ın başlangıcında İslam’ın birçok düşmanları vardı ki, zamanın geçmesiyle her biri teker teker İslam’a girmiş ve Peygamberimize biat etmiştir. Hatta bunların içinde Müslümanlarla savaşan Halid bin Velid, Ebu Süfyan, Amr İbn As gibi zatlar da vardır. Hatta bunların içinde Hz. Hamza’yı şehit eden Hz. Vahşi ve Hz. Hamza’nın kalbini söken Hz. Hind de bulunuyordu. Bütün bu kişiler daha sonra tövbe etmişler ve “Sahabe” ve “Hazret” unvanına layık olmuşlardır. Bu kişiler gibi Ebu Leheb’in ve eşinin de tövbe etmesi mümkündü ve son derece de doğaldı. Ancak Kur’an’ın lisanıyla, onların tövbe etmeyeceği ve kâfir olarak öleceği ilan edildi. Acaba Hz. Muhammed (s.a.v) Allah’ın peygamberi ve Kur’an da Allah’ın kitabı değilse, Ebu Leheb’in ve eşinin kâfir olarak öleceği nasıl bilindi?

3- Akıllı bir insan kendisini yalancı durumuna düşürecek konularda iddiada bulunmaz. Hele yalanını ortaya çıkaracak tarzda gayba ait hiçbir şey söylemez. Şimdi şunu bir düşünün: Kur’an, “Ebu Leheb ve eşi kâfir olarak ölecek” diyor. Eğer Ebu Leheb veya eşi: “Ben Müslüman oldum, tövbe ettim.” deseydi, Kur’an’ın mezkûr haberi doğru çıkmamış olacaktı ki, bu da Kur’an’ın davasının iptali anlamına gelirdi. Hatta eğer Ebu Leheb veya karısı, yalandan da olsa, münafıklık yaparak “Biz Müslüman olduk” deselerdi, Kur’an’ın ve Peygamber Efendimizin doğruluğu birden yok olacaktı. Öyle ya, Kur’an “kâfir olarak ölecek” diyor, o kişi ise “ben Müslüman oldum” diyor. O zaman Kur’an’ın bu gaybî haberini ne ile izah edeceksiniz. İşte durum bu kadar ciddi iken, Kur’an Ebu Leheb ve eşinin küfür üzere öleceğini haber veriyor ve haber verdiği gibi tam 7 sene sonra Ebu Leheb küfür üzere ölüyor. Eğer Kur’an Allah’ın kelamı olmayıp -hâşâ- bir beşerin düzmecesi olsaydı, hiç o beşer yalanını ortaya çıkaracak böyle bir iddiada bulunur muydu? Siz olsanız bulunur musunuz? Elbette hayır! O halde bu haberi ve bu haberin doğru çıkmasını, Kur’an’ın Allah’ın kelamı olmasından başka ne ile izah edebilirsiniz?

Evet, Kur’an “Kâfir olarak ölecek” diyor ve 7 sene sonra kâfir olarak ölüyor. Bütün düşmanlığına rağmen, ayet-i kerimeyi yalan çıkarmak için münafıklık yaparak “İman ettim” bile diyemiyor. İman kelimesini yalandan da olsa telaffuz edemiyor.

Bunu bilmek, ancak ve ancak zamandan münezzeh olup, bütün zaman ve mekânları aynı anda bilmek ile mümkündür ki, bu sıfat da Allah-u Teâlâ’dan başkasında bulunmaz.

İşte, Kur’an’ın Ebu Leheb ve eşinin küfür üzere öleceğini haber vermesi ve tam haber verdiği gibi vukua gelmesini delil göstererek deriz ki, Kur’an, gaybları en iyi bilen Allah’ın kelamıdır ve O’nun sözüdür. Kur’an’ın gaybî haberleri bu hükümden başka hiçbir şeyle izah edilemez.
 
“Rabbinizin size bahşettiği nimetlerden faydalanın ve (karşılığında) O’na şükredin!
Onu demiyorum davet normal ise neden hoslanmamislar hic adamlarin yerine kendilerini bir kez olsun koyup empati yapmamislarmi? yani durup dururken zaten yasiyorken guzel guzel biri gelip yasamlarina "bide sukredin ve buna inanin oldumu" dese nasil hemen inanmalari ve tabi olmalari beklenir. Olmadilar diye bir de otomatikman suclaniyorlar. Bunlar kirici seyler...
sukredelim diye faydalanmamizi istemiyordur ya buna ihtiyaci yoktur zaten kos koca tanri , isin icinde herkes islamiyete inanmali bu kati bir kural desek daha dogru olur. Adamlar sukredince tanri;
images (7).jpeg
 
43- Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in Allah Tarafından Korunacağı



Video Metni

Peygamber Efendimiz (S.a.v.)’in Allah tarafından korunacağı Maide Suresi 67. ayette şöyle buyrulmuş:

“Allah seni insanlardan koruyacaktır.”

Bu ayet-i celile inmeden evvel, Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret etmişti. Ve Yahudiler, Efendimize: “Ya Muhammed, biz çok kalabalığız ve silah sahibiyiz, eğer bu davandan ve dininden vazgeçmezsen seni öldürürüz” demişlerdi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz’i Ensar’dan ve Muhacirlerden yüz kişi bekliyordu. Yahudilerin suikast korkusundan onun yanında geceliyor ve onun ile beraber her gittiği yere gidiyorlardı. Bu ayeti kerime inince, Allah’ın Resulü, kendisini bekleyenlere şöyle dedi:

“Ey insanlar, gideceğiniz yerlere gidin, artık beni beklemeyin, şüphesiz ki Allah beni insanlardan koruyacaktır.”

Allah’ın bu vaadinden sonra peygamber Efendimiz gecenin evvelinde ve geç saatlerinde Medine’nin vadilerinde ve tenha yerlerinde düşmanlarının çokluğuna rağmen tek başına gezerdi. Ve ona suikast planı yapanlar bir türlü planlarını gerçekleştiremezlerdi.

Yani Kur’an’ın gelecekten verdiği bu haber de tam doğru ve hakikat çıkmış, düşmanları son derece hevesli olmalarına rağmen peygamberimize ilişememişlerdir.
 
Mesela ne yapmaya calistilarda gerceklesmedi;

Medine’nin vadilerinde ve tenha yerlerinde düşmanlarının çokluğuna rağmen tek başına gezerdi. Ve ona suikast planı yapanlar bir türlü planlarını gerçekleştiremezlerdi.

Ayrica kaynak nedir?
 

44- Kur’an’ın Muhafaza Edilmesi




Video Metni

Kur’an’ın bir tek harfini bile kimse değiştiremeyecektir. “Muhakkak ki Kur’an’ı biz indirdik ve elbette onu biz koruyacağız” (Hicr: 9 )

Bir beşer, gayet zayıf, yalnız ve tek başına hem inatçı ve kendisine düşman bir kavmin içinde, elinde bir ferman ve kendinden emin bir tarzda meydan okuyor ve diyor ki; “Elimdeki bu fermanın bir harfini bile ne siz ne de sizden sonraki asırlar asla değiştiremeyecek ”

Kendisine düşman olanların en büyük arzusu ve isteği ise, o fermana ilişmek, onu yok etmek ya da en azından değiştirmek. Acaba, bu yok etme ve tahrif etme planlarının ve çalışmalarının neticesiz kalması ve çok istemelerine rağmen o fermanın bir harfine bile dokunamamaları, bu kitabın Allah’ın kitabı olduğunu ispata kâfi değil midir?

Evet, Allah “Muhakkak ki Kur’an’ı biz indirdik ve elbette onu biz koruyacağız” ayetiyle Kur’an’ı muhafaza edeceğini ve koruyacağını, kimsenin ona ilişemeyeceğini, değil bir cümlesi ve bir kelimesi, bir harfini bile değiştiremeyeceklerini vaad etmiş ve haber vermiştir.

Bu ayetin verdiği haber de tam doğru çıkmıştır. Kur’an’ın indirilmesinden on dört asır geçmesine ve bu kadar çok Kur’an düşmanları olmasına rağmen, Kur’an’ın tek bir harfi bile değiştirilememiştir.

Diğer semavi kitaplar olan İncil ve Tevrat’ı değiştiren zihniyet ve eller Kur’an’a ilişememişlerdir.

İşte geleceğe ait diğer gaybî haberler gibi, “Kur’an’ın değiştirilemeyeceğine” ait bu haberinde doğru çıkması ispat eder ki, Kur’an Allah’ın sözüdür.

Ve Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın peygamberidir.
 
Geri