aloneboy1903
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Kasım 9, 2019
-
- Mesajlar
- 7,275
-
- Tepkime puanı
- 3,704
-
- Puanları
- 349
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde nüfusun % 80’inin köylerde olmasından
dolayı, köy eğitimi ve köyün kalkınması üzerinde ki çalışmalara ağırlık
verilmiştir. Eğitim sisteminde yeni modeller geliştirmek amacı ile ülkemize
yabancı uzman eğitimciler davet edilmiştir. Bu uzmanlardan eğitim sistemimiz
üzerine incelemelerde bulunmaları ve uygulama önerileri getirmeleri
istenmiştir3. Ancak köy okulları ile ilgili incelemelerin yüzeysel kaldığı ve
ülkemizin köy şartları göz önünde tutulmadığı için bu araştırmalardan çok
fazla yararlanılmamıştır. Köy çocuklarının eğitimini dikkate alan uzmanlardan
birisi olan Amerikalı eğitimci John Dewey 1924’de Türkiye Maari Hakkında
Rapor’da köy okulları ile ilgili; öğretmen yetiştirme şeklinin köy hayatının temeli
olan çiftçilerin ihtiyacı doğrultusunda olması ve köylere süratle okul yapılması
gerektiği gibi konulara değinmiştir4-5. Bir diğer uzman olan Beryl Parker
1934 yılında hazırlanan Türkiye’de İlk Tahsil Raporu’nda; köy okullarındaki
birleştirilmiş sınıf öğretmenlerinin başarılarını öğretmenlerin yine zekâsına ve
görgüsüne bağlamıştır. Ayrıca öğretmenlerin yetiştirilmesinde köy ve şehir gibi
bir ayrıma gerek olmadığını, bütün yetiştirilen öğretmenlere köy şartlarının
öğretilmesi gerekliliği ile yatılı köy okullarının açılması gerektiği gibi öneriler
sunmuştur6-7. Ancak Parker’ın raporunda da o dönemdeki ülkemizin sosyo-
ekonomik durumu ve yaşam şartları dikkate alınmamıştır.
Yabancı uzmanların yanında Türk eğitimciler ve uzmanlarda eğitim
sistemimizin daha verimli olması için çözümler aramışlardır. Nüfusun köylerde
yoğun olmasından dolayı aranan çözümlerin birçoğu yine yabancı eğitim
uzmanlarında olduğu gibi köye yönelik olmuştur. Özellikle köyde eğitim-
öğretimi sağlayacak ve yürütecek, aynı zamanda devletin temsilcisi olacak olan
öğretmenlerin, köy hayatına uyum sağlayacak şekilde yetiştirilmesi gerektiği
üzerinde önemle durulmuştur. Eğitime öncelikle köylerden başlanması
gerekmekteydi.
17 Nisan 1940’da kurulan Köy Enstitüleri ile amaç sadece köy çocuklarını
eğitmek değil aynı zamanda tümüyle bir köy seferberliği oluşturmaktı. Üretim
içinde eğitim esas alınmıştır. Basit bir örgün eğitim modeli olmayan Köy
Enstitüleri, okul eğitimin yanında aynı zamanda yaygın ve mesleki eğitim
uygulaması ile bir nevi halk eğitimi, Yüksek Köy Enstitüsü bağlamı ile de bir
nevi üniversite niteliği taşımaktaydı8. Enstitülerdeki ziraat, hayvancılık ve
diğer işlerle birlikte okulun da katkısıyla köyün kalkınmasının sağlanması,
öğrencilere sadece teorinin değil uygulamanın da öğretilmesi ile günlük hayatta
kullanabileceği bilgilerin verilmesi esas olmuştur. Bu bağlamda bütün öğretim
muhtevası, programı ve ders çizelgesi köy şartlarına ve gereksinimlerine uygun
olarak düzenlenmiştir.
Köy Enstitüleri açık bir şekilde ifade edilmese de sık sık ideolojik yapıları
ile gündeme gelmiştir. İvriz Köy Enstitüsü’nden mezun olan öğretmenlerle
yapılan birebir görüşmelerde genel kanı enstitülerin tamamen siyasal yapılar
olduğu şeklinde olmuştur. Ancak bu siyasal yapıyı Atatürk milliyetçiliğine
bağlı olma ve değişen düzenle uyum içinde yetiştirilme olarak belirtmişlerdir.
Sadece bu değil milli kültürlerle yoğrulmuş bir eğitim öğretim sistemi içinde
bulunduklarını da vurgulamışlardır. Ayrıca hemen hemen hepsinin, enstitüler
üzerinde ayrı ayrı emeği olan; dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Milli
Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı
Tonguç’a bağlılıkları oldukça üst seviyelerde olduğu tespit edilmiştir.
‘ Dicle Köy Enstitüsü 4/B sınıfı öğrencilerindendim. 1, 2, 3, 4. sınıarda gördüğümüz
derslerin toplamı 8 ay olabilir. Diğer ayları ise amele olarak çalıştık. Ne zorluklar
geçirdiğimizi tarif edemem. Enstitümüz 7-8 bina iken 18-20 binaya kavuşturduk.
Nice kanallar açtık. Nice danlıklar yetiştirdik (…) arkadaşlarımızdan niceleri fıtık
hastalığına yakalanıp ameliyat oldular. Niceleri delirip kaçtılar. Bazı arkadaşlarımız ise
sağlam geldikleri halde çürük olarak evlerine gittiler. Birkaç arkadaşımız da ana baba
hasreti çekerek yapılan zorluklar karşısında hastalanarak gözlerini hayata kapadılar
(…) İşlerin geri kalmaması için 1’de, 2’de, 3’de ders namına bir şey görmeden ve bilip
öğrenmeden hepimize toptan sınıf geçirdiler.