Kısmet Kervanı

Konu sahibi son olarak 4438 gün önce görüldü
KISMET KERVANI​


I. Gölgeye uyanmak


*​

Turuncu perdelerin arkasında gün ışığı süzülüyordu. Ortamdaki antika eşyalar odayı bir hayli yorgun gösteriyordu. Kanepeler, biçimsiz duvardaki tablolar, eğik ve simetrisi bozuk bir yığın asma çiçekler... Küf kokusunun hâkim olduğu halının deseni ile tavanda dönen pervâne sanki birbirlerine aşklarını îlan ediyorlardı. Pervâne usanmadan dönüyor, halı ise havaya karıştırdığı tozlar ile ona eşlik ediyor gibiydi.

Dışarıda yangın varmışcasına ötüşen kuşlar ve arı gibi vızıldayan arabaların uğultusunda açılan bir çift göz. Dağınık, grimsi saçlar, yumru elmacık kemikleri ve çatlamış parmak uçlarıyla kuru bir deri. Yatağın hemen kenarında dörtte üçü bitirilmiş içki şişesi, yanında bir tabut misali sigara paketi ve hemen onun yanında bir imam gibi dimdik duran çakmak...

Yağmurdan kalma adam yatağında usulca doğruldu. Divanın yayları büyük bir merasimle karşıladı bu hareketi. Midesi kusmak istedi. Beyni bir arı kovanı gibi uğulduyordu. Damarlarında dolaşan kan artık tavafı kesmişti.

Sevmedi, sevemedi bir türlü bu hayatı. Daha doğrusu ona sunulan seçimi ve alnına yazılan yazıyı. İmtihanı büyüktü ve nasip deryasının içinde pek de iyi manzarada sayılmazdı.

Banyo süngerine dönmüş terliklerini giydi ve lavaboya yürüdü. Kireç taşına dönmüş aynaya baktı. Gözleri sisliydi. Göz bebekleri yüksek bir dağın başı gibi dumanlı gözüküyordu. Sağ avucunun içiyle aynadaki buğuyu sildi. Gözlerini ovuşturdu ve bir daha baktı. Arkasındaki duvarda zamanı gösteren âlet ona pis pis sırıtıyordu. Saat 12'yi geçmişti...


* *​


Bir haftadır giydiği gömleğini giydi yeniden. Rûhu o kadar bitkindi ki yeniden dilenmeye çıkmayı hiç istemiyordu. Yamalı pantolonunu giydi sonra. Ardından delik deşik ceketini. Hava soğuktu Üstüne bir de palto aldı. Onun da diğerlerinden farkı yoktu.

İç kapının önünde yan yana bırakılmış iki ped şişeyi andıran ayakkabıları onu bekliyordu. Onları giydi ve dış kapıyı araladı. Bir kaç kar tanesi içeri sıvıştı hemen. Soğuk bile dışarıda üşümüş gibiydi. Ellerini okşadı ve iki avucunu burnuna götürdü. Yine çetin bir direniş onu bekliyordu...

İnsanlar hep aynıydı. Hepsi ayrı bir dertte, hep aynı nankörlükte. Rutin olan yargılardı, Ah.. o ön yargılar... Yardımsever olmak parayla değildi belki ama zamanın içinde körelmiş vicdanlara bunu anlatmak bir hayli zordu. Kimin kimi sevdiği ve ne için sevdiği az çok belliydi; Ya para ya menfaat.

Her zaman ki köşesine çöktü. Rüzgârla birlikte kar tanelerine eşlik eden bir kaç gazete parçası hışırdadı. Hava bu sefer daha da zâlimdi. Alınan her nefes keskin bir bıçak gibi ciğerleri parselliyordu. Mendilini önüne yaydı ve kalıplaşmış monoton cümleleri nakaratlar hâlinde mırıldanmaya başladı. Mükerrer olan bir şey daha vardı; Onu hâlâ seviyordu...


* * *​


Uyandığında öğlen olmuştu. Bitkin bir şekilde gözlerini ovaladı. Saçlarını topladı ve yataktan kalktı. İhtiyacını giderdikten sonra ellerini yıkadı. Kahvaltısını etti, dişlerini fırçaladı. Aşk ona büyük bir oyun oynamıştı ya da halen oynuyordu. Yüreğine dur diyemiyor, duygularını susturamıyordu. Yalnızlık farklı bir sanattı belki, fakat aşk bambaşka bir şeydi.

Neleri kaybettiğini, neleri kazandığını bilmeden yaşamaya devam ediyordu. Okulunu bitirmişti ama henüz kendine bir iş bulamamıştı. Boş durmak can sıkıcıydı, parasızlık da. Babasından aldığı harçlıklar bir yere kadardı ve artık gerek yalnız başına gerek bir hayat arkadaşı ile düzenini kurmalıydı. İnsan bahtına ne çıkarsa çıksın kaderini yaşıyordu.

Telefonunu eline aldı. Mesaj da, çağrı da yoktu. İnternete bağlandı ve Facebook'unu kontrol etti. En son gelen mesaj yine sevdiğinden değildi. En son yine onu çok seven kişi mesaj atmıştı; onun hiç sevemediği ve şans tanıyamadığı. Çünkü kendisi başkasını seviyordu ve muhtemelen bu imtihan bir hayli uzun sürecekti. İşin tuhaf tarafı, sevdiği ve sevildiği kişiler birbirlerinin çocukluk arkadaşlarıydı. Doğru, bu da kaderdi...

Pencereye yaklaştı ve kırk yıldan daha fazla hatırı olan kahverengi gözleriyle dışarısını süzdü. Her şey aynıydı, her şey yerli yerindeydi. Hayat ona yeni şeyler hazırlamamıştı. Dahası hazırlamaya da hiç niyeti yok gibi duruyordu. Eline roman kitabını aldı ve kaldığı yerden okumaya devam etti. Sayfanın ilk satırı tüylerini diken diken etti:

''Aşk bekleyince muhteşemdir, Kavuşamayınca ya da. Sevmek belki de ıstıraptı şu fâni dünyada''

Kudrettin Şafak E.


Not: Geçenlerde can sıkıntısından kaleme aldığım bir kurgu. Umarım beğenmişsinizdir. Nasip olursa devam ederim inşaAllah.

Hamûş FaRaH Fasl-i Mavi Gazel KitKat LaL Mueddeb Nevra NiL` PıRıLTı ReSTFuL
 
Bu can sıkıntısından çıkmışsa daha neler yazabilir bu kaleminiz
Çok merak ediyorum :)
Çok güzel yazmışsınız, profesyonel bir yazardan farkınız yok, sanki
Öyle bir kitap okuyor gibiydim. Bunun devamı gelsin bence.

Kaleminize ve yüreğinize sağlık.
 
Çok güzel. Yüreğinize sağlık, kaleminiz daim olsun inşaAllah..
 
Özellikle tasvirleriniz iyiymis, kaleminize saglık :)
 
''Aşk bekleyince muhteşemdir, Kavuşamayınca ya da. Sevmek belki de ıstıraptı şu fâni dünyada''

Kaleminize saglik....
 
Bu can sıkıntısından çıkmışsa daha neler yazabilir bu kaleminiz
Çok merak ediyorum :)
Çok güzel yazmışsınız, profesyonel bir yazardan farkınız yok, sanki
Öyle bir kitap okuyor gibiydim. Bunun devamı gelsin bence.

Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

Çok güzel. Yüreğinize sağlık, kaleminiz daim olsun inşaAllah..

Kalemine sağlık ..

''Aşk bekleyince muhteşemdir, Kavuşamayınca ya da. Sevmek belki de ıstıraptı şu fâni dünyada''

Kaleminize saglik....

Özellikle tasvirleriniz iyiymis, kaleminize saglık :)


Gerçekten çok güzel olmuş tebrikler :cici:

Allah C.C. râzı olsun cümlenizden inşaAllah. Beğeni ve takdirleriniz beni pek memnun etti.
 
Emeğine sağlık çok güzel olmuş bence devamı olmalı :)
 
eline saglik haci ^^
ma$aELLAH sende boiyle uzun uzun yazanlardansin :d
 
Kaleminize ve yüreğinize sağlık.:)
 
beni de etiketler misin kaçırmayayım okuyamadım şimdi
 
Bir kitapkurdu olarak çok beğendiğimi söyleyebilirim.
Özellikle betimlemeler çok iyi.
Ne az ne fazla.
Tam kıvamında.
Harika bir romanın başlangıç sayfası olabilir..

Emeğinize sağlık.
Kaleminiz hiç durmasın..

@Buharî
 
Bir kitapkurdu olarak çok beğendiğimi söyleyebilirim.
Özellikle betimlemeler çok iyi.
Ne az ne fazla.
Tam kıvamında.
Harika bir romanın başlangıç sayfası olabilir..

Emeğinize sağlık.
Kaleminiz hiç durmasın..

@Buharî

Bu güzide yorumunuz için teşekkürler. Takdirleriniz de beni onurlandırdı.

:hi:
 
* * * *​

Bugünün hâsılatı yine diğer günlerden farksızdı. Gerçi Allah yine bereketini verecekti. Erik taneleri büyüklüğündeki bozuk paraları mendiline sardı ve cebine koydu. Uyuşmuş dizlerinin üzerinde doğruldu. Hava, soğuk inadını devam ettiriyordu. Yamalı paltosuna gömüldü ve evinin yolunu tuttu. Yapacak bir şey yoktu; Karnının doyurabildiği kadarını doyuracak, Yine duş almadan yatacaktı. Evde sular kesikti. Zaten kesik olmamasını da beklemiyordu.

Dış kapının paspasında mışıl mışıl uyuyan kedi, dilenci adamın ayak seslerini işitince önce gözlerini, daha sonra ağzını bir karış açıp, ön ayaklarını da ileriye doğru uzatarak esnedi. Evin evcil kedisi, beyaz karların üzerindeki kahverengi paspasta kamufle olmuş gibiydi. Kahverengi tüyleri sebebiyle o da paspasın bir parçası gibi duruyordu. Hemen kalkıp dilencinin bacaklarına sıvıştı. Kafasının arka tarafını, adamın yırtık paçalarına sürttü. Dilenci kendi karnını zor doyururken, onu beslemesi beklenemezdi. Zaten hayvan da bundan bihaber değildi. Karşı evin çöp kutusu onu yeterince tatmin ediyordu.

* * * * *​

Kışın gezmesi kendisine pek hoş gelmiyordu. Yazın daha çok yapılabilecek şeyler vardı. Evde oturmak da bir yere kadardı. Gönlünün huzursuzluğunu gidermek için nefsini salması işine geliyordu. Mâdem sevgisi değer görmüyordu, o zaman gönlüne değil, nefsine uyması gerektiğini düşünüyordu. Tabi ki genç adam yanlış yapıyordu. Hayat bir imtihandı ve herkesin her istediği olmuyordu.

Birikmiş biraz parası vardı. Hemen internete girdi ve Escort numaralarını taramaya başladı. Sonra eline telefonu aldı ve bir kaçını aradı. Üçüncü aradığı kendisine mesafe olarak en yakınıydı ve bu yüzden uygun gelmişti. Akşama randevu aldı ve belirtilen adrese gitmek için hazırlığa koyuldu.

Önce duş aldı, ardından dişlerini fırçaladı. Bu sırada onu şarjda bekleyen telefonunu fişten çekti. Üstünü giyindi ve kapıyı kilitleyip günaha doğru yola çıktı. Bilse yapmazdı. Gerçi biliyordu da. Ama şuan nefsi yüreğine baskın geliyordu.

Yaklaşık 10 dakikadır yoldaydı. Halk otobüsü ile gidiyordu. Muhtemelen 10-15 km yol kat etmişti. Verilen adresin olduğu sokağa geldi. Otobüsten indiğinde avuçlarını ısıttı. Gencin içi yanıyordu ama hava onunla hemfikir değildi.

Belirtilen evi buldu. Kapı nosuna bir kez daha baktı. Doğruydu. Cepten bir kez daha arama gereği hissetmeden zili çaldı. Kapı ilk çalışta açıldı. Gencin gırtlağı bir asansör gibi aşağı yukarı gidip geldi. Karşında sarı saçlı, yaklaşık 1.80 boyunda, üzerinde hemen hemen hiçbir şey olmayan bir şeytan duruyordu. Boynuzları yoktu ama o tam bir şeytandı!


* * * * * *​

Bir tam ekmek, yarım kalıp peynir ve birkaç adet zeytin tanesi... Dilencinin sofrası bunlardan ibaretti. En son bir bardak suyu midesine indirdi. Ellerini semâya kaldırdı ve şükür etti. Çünkü o biliyordu; Beterin beteri her zaman vardı.

Şişenin dibinde kalan az miktar suyla ağzını çalkalayacak durumda değildi. Zîra o suyla sabaha kadar idâre etmesi gerekiyordu. Cebinde son bir kuruş dahi kalmamıştı. Şişenin dibindeki suya uzun uzun baktı. Gözleri dalmıştı. Beyninin kireçli koridorlarındaki düşünceler, akıl hastaları gibi bir sağa bir sola savruluyordu. Onun da nefsi vardı. Hem de ondan daha diriydi. Ama dilenci adamın yüreği, iki kaş arasından gelen hiçbir emre itaat etmiyordu. Çünkü onun kalbinde îman gizliydi.

Dilencinin gözleri sonradan masanın üzerine yaydığı gazetedeki bir yazıya takıldı. Manşette eşini ve çocuklarını öldürüp sonra da intihar eden bir adamın haberi vardı. Dilenci gözlerini kapadı ve tebessüm etti. En azından evli ve çocuklu değildi. Son nefesine kadar bir tek kendi vücuduna bakmakla yükümlü olması, onu tekrardan şükür deryasına itti.

…..

Kudrettin Şafak E.

Hamûş FaRaH Fasl-i Mavi Gazel KitKat LaL Mueddeb Nevra NiL` PıRıLTı ReSTFuL EkSen Aşk-! Azam Sonsuz MechuL
 
Bir tam ekmek, yarım kalıp peynir ve birkaç adet zeytin tanesi... Dilencinin sofrası bunlardan ibaretti. En son bir bardak suyu midesine indirdi. Ellerini semâya kaldırdı ve şükür etti. Çünkü o biliyordu; Beterin beteri her zaman vardı.


Güzel satırlar kalemine yüreğine sağlık devamını bekliyorum

 
Geri