Buhâri
Üye
-
- Katılım
- Mart 29, 2014
-
- Mesajlar
- 596
-
- Tepkime puanı
- 2
-
- Puanları
- 268
-
- Yaş
- 43
KISMET KERVANI
I. Gölgeye uyanmak
*
Turuncu perdelerin arkasında gün ışığı süzülüyordu. Ortamdaki antika eşyalar odayı bir hayli yorgun gösteriyordu. Kanepeler, biçimsiz duvardaki tablolar, eğik ve simetrisi bozuk bir yığın asma çiçekler... Küf kokusunun hâkim olduğu halının deseni ile tavanda dönen pervâne sanki birbirlerine aşklarını îlan ediyorlardı. Pervâne usanmadan dönüyor, halı ise havaya karıştırdığı tozlar ile ona eşlik ediyor gibiydi.
Dışarıda yangın varmışcasına ötüşen kuşlar ve arı gibi vızıldayan arabaların uğultusunda açılan bir çift göz. Dağınık, grimsi saçlar, yumru elmacık kemikleri ve çatlamış parmak uçlarıyla kuru bir deri. Yatağın hemen kenarında dörtte üçü bitirilmiş içki şişesi, yanında bir tabut misali sigara paketi ve hemen onun yanında bir imam gibi dimdik duran çakmak...
Yağmurdan kalma adam yatağında usulca doğruldu. Divanın yayları büyük bir merasimle karşıladı bu hareketi. Midesi kusmak istedi. Beyni bir arı kovanı gibi uğulduyordu. Damarlarında dolaşan kan artık tavafı kesmişti.
Sevmedi, sevemedi bir türlü bu hayatı. Daha doğrusu ona sunulan seçimi ve alnına yazılan yazıyı. İmtihanı büyüktü ve nasip deryasının içinde pek de iyi manzarada sayılmazdı.
Banyo süngerine dönmüş terliklerini giydi ve lavaboya yürüdü. Kireç taşına dönmüş aynaya baktı. Gözleri sisliydi. Göz bebekleri yüksek bir dağın başı gibi dumanlı gözüküyordu. Sağ avucunun içiyle aynadaki buğuyu sildi. Gözlerini ovuşturdu ve bir daha baktı. Arkasındaki duvarda zamanı gösteren âlet ona pis pis sırıtıyordu. Saat 12'yi geçmişti...
* *
Bir haftadır giydiği gömleğini giydi yeniden. Rûhu o kadar bitkindi ki yeniden dilenmeye çıkmayı hiç istemiyordu. Yamalı pantolonunu giydi sonra. Ardından delik deşik ceketini. Hava soğuktu Üstüne bir de palto aldı. Onun da diğerlerinden farkı yoktu.
İç kapının önünde yan yana bırakılmış iki ped şişeyi andıran ayakkabıları onu bekliyordu. Onları giydi ve dış kapıyı araladı. Bir kaç kar tanesi içeri sıvıştı hemen. Soğuk bile dışarıda üşümüş gibiydi. Ellerini okşadı ve iki avucunu burnuna götürdü. Yine çetin bir direniş onu bekliyordu...
İnsanlar hep aynıydı. Hepsi ayrı bir dertte, hep aynı nankörlükte. Rutin olan yargılardı, Ah.. o ön yargılar... Yardımsever olmak parayla değildi belki ama zamanın içinde körelmiş vicdanlara bunu anlatmak bir hayli zordu. Kimin kimi sevdiği ve ne için sevdiği az çok belliydi; Ya para ya menfaat.
Her zaman ki köşesine çöktü. Rüzgârla birlikte kar tanelerine eşlik eden bir kaç gazete parçası hışırdadı. Hava bu sefer daha da zâlimdi. Alınan her nefes keskin bir bıçak gibi ciğerleri parselliyordu. Mendilini önüne yaydı ve kalıplaşmış monoton cümleleri nakaratlar hâlinde mırıldanmaya başladı. Mükerrer olan bir şey daha vardı; Onu hâlâ seviyordu...
* * *
Uyandığında öğlen olmuştu. Bitkin bir şekilde gözlerini ovaladı. Saçlarını topladı ve yataktan kalktı. İhtiyacını giderdikten sonra ellerini yıkadı. Kahvaltısını etti, dişlerini fırçaladı. Aşk ona büyük bir oyun oynamıştı ya da halen oynuyordu. Yüreğine dur diyemiyor, duygularını susturamıyordu. Yalnızlık farklı bir sanattı belki, fakat aşk bambaşka bir şeydi.
Neleri kaybettiğini, neleri kazandığını bilmeden yaşamaya devam ediyordu. Okulunu bitirmişti ama henüz kendine bir iş bulamamıştı. Boş durmak can sıkıcıydı, parasızlık da. Babasından aldığı harçlıklar bir yere kadardı ve artık gerek yalnız başına gerek bir hayat arkadaşı ile düzenini kurmalıydı. İnsan bahtına ne çıkarsa çıksın kaderini yaşıyordu.
Telefonunu eline aldı. Mesaj da, çağrı da yoktu. İnternete bağlandı ve Facebook'unu kontrol etti. En son gelen mesaj yine sevdiğinden değildi. En son yine onu çok seven kişi mesaj atmıştı; onun hiç sevemediği ve şans tanıyamadığı. Çünkü kendisi başkasını seviyordu ve muhtemelen bu imtihan bir hayli uzun sürecekti. İşin tuhaf tarafı, sevdiği ve sevildiği kişiler birbirlerinin çocukluk arkadaşlarıydı. Doğru, bu da kaderdi...
Pencereye yaklaştı ve kırk yıldan daha fazla hatırı olan kahverengi gözleriyle dışarısını süzdü. Her şey aynıydı, her şey yerli yerindeydi. Hayat ona yeni şeyler hazırlamamıştı. Dahası hazırlamaya da hiç niyeti yok gibi duruyordu. Eline roman kitabını aldı ve kaldığı yerden okumaya devam etti. Sayfanın ilk satırı tüylerini diken diken etti:
''Aşk bekleyince muhteşemdir, Kavuşamayınca ya da. Sevmek belki de ıstıraptı şu fâni dünyada''
Kudrettin Şafak E.
Not: Geçenlerde can sıkıntısından kaleme aldığım bir kurgu. Umarım beğenmişsinizdir. Nasip olursa devam ederim inşaAllah.
Hamûş FaRaH Fasl-i Mavi Gazel KitKat LaL Mueddeb Nevra NiL` PıRıLTı ReSTFuL