Gerizekalı mısın yoksa böyle görünmek hoşuna mı gidiyor ? :nee:
Fazla zekiyim
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Gerizekalı mısın yoksa böyle görünmek hoşuna mı gidiyor ? :nee:
Fazla zekiyim
HALİFELİĞİ HİLAFETE ÇEVİREN
Halifeliği Hilafete çevirmiş![]()
Biri şuna ikisinin de aynı şey olduğunu söylesin![]()
Hilafeti saltanata çeviren yazmak istemiştim hemen heyecan yapma bebe ..
Ağzını topla önce de, asıl Hz. Muaviye'ye laf edeceğim diye sen heyecan yapma "bebe"![]()
Ne oldu la bebe ? Karşındakini küçümser üslubuna hak ettiğin tarzda cevap verdim .. Sen Muaviye gibi zalimlere tapınacağına önce baştan kelime-i şehadet getirip dinini yeniden öğren tavsiyem olur ..
"La" da sensin
Sen laf söyleyeceğim diye halifeliği hilafete çevirmiş dersen madara olursun katlanacaksın
Allah'tan dinimi sizden öğrenmiyorum, yardım doktor candan, sizin gibi yarım hocalar da imandan eder işte.
Ashabın hiçbirine laf ettirmem. Müslüman'ın ölçüsü de budur. Sizin gibi ümmeti bölenlerden değiliz elhamdülillah.
ALLAH'ın tokadı yokmuş ..
Yardım ne bebe ?! Ha yarım yazmak istemiştin dalgınlıkla yardım yazdın demi .. Tıpkı benim dalgınlığım gibi ..
Ümmeti senin gibi yobazvari cariye meraklılarından daha fazla bölen olmamıştır .. Zaten senin gibi tipler yüzünden bugün ümmet diye bir şey kalmadı ortada .. ARTIK YÜZÜNÜZÜ ALLAH'A ÇEVİRİN KULLARINA DEĞİL ..
Evet bir harf ile kelimeyi bir tutan şahsiyet
Evet bakıyoruz.
Hilafet - Saltanat.
Gerçekten bir harf yanlışmış![]()
Bir de tokat yazmış. Göz doktoruna görün sonra yazarsın![]()
Eş kavramlar arasında ki dalgınlığımdan faydalanmaya çalışman acınası gerçekten ..Muaviye'ye laf söyletmemekle Müslüman olunacağını sanan hücresel yığınım, ALLAH sana idrak açıklığı nasip etsin ama önce hidayeti ..
Acınası olan da sensin. Kendini faydalanılacak biri gibi mi görüyorsun bir de![]()
Peygamber'in sünneti bana rehberdir. Senin o aklınla verdiğin hüküm değil. Bu din senin aklına kalmadı merak etme.
Ne aklı bebe ? Tarih ortada .. Muaviye ve Yezidin de yaptıkları ortada .. Senin sünnet diye peşine düştüklerin senin sünnetinin sahibi PEYGAMBERİMİZİN TORUNLARINI KATLEDENLER .. Hakikaten umutsuz vakasınız siz yobazlar ..
Yine konumuz dışına çıkacağız anlaşılan..Sen daha bilmiyorken kolonizatör Türk dervişlerinden haberdardım merak etme
Türk olmadığımı anlamışmışNe veriyorlar sana da bunları söylüyorsun belli değil
" Aleviler,[1] itikaden Horasan Melametîliği’nden köken alan Hoca Ahmed Yesevî’in kurduğu Sünniliğin Tasavvufî–Yeseviyye Tarikatı[2] ile Fatımiler Halifeliği devrinde Orta Asya ve Türkistan’da çok önemli faaliyetlerde bulunan Nâsır Hüsrev’in kurucusu olduğu Pamir Aleviliği’nin de altyapısını oluşturan Şiiliğin Batıni–İsmâilîyye fıkhî mezhebinin tesirleriyle gelişimini tamamlayarak ortaya çıkan Tasavvufî-Bâtın’îyye itikadi mezhebi mensûplarıdır.
"Bektaşilik, adını 13. yüzyıl Anadolu'sunun İslamlaştırılması sürecinde etkin faaliyet gösteren ve Hoca Ahmed Yesevi'nin öğretilerinin Anadolu'daki uygulayıcısı konumunda olan büyük Türk mutasavvıfı Kalenderi / Haydari şeyhi Hacı Bektaş-ı Veli'den alan, daha sonra ise 14. ile 15. yüzyıllarda Azerbaycan ve Anadolu'da yaygınlaşan Hurüfilik akımının etkisiyle ibahilik, teslis (üçleme), tenasüh, ve hülul anlayışlarının da bünyesine katılmasıyla 16. yüzyılın başlarında Balım Sultan tarafından kurumsallaştırılan, On İki İmam esasına yönelik sufi/tasavvufî Tarikat.[1]"
Asla aynı değildir, çok benzemesi aynı olduğunu göstermez. Ahkam keserken dikkat et![]()
Yine konumuz dışına çıkacağız anlaşılan..
''Bektaşilik ve Alevilik daha doğrusu Kızılbaşlık aynı kökten gelen bir olgudur. İkisi, başlangıçta halk diniydiler. Fakat zamanla, bilhassa XVI. yüz yıldan itibaren bölünmeler oldu ve iki farklı toplum oluştu. Bir yandan, yerleşik olan, tekkeye bağlı ve az çok örgütlenmiş Bektaşiler, diğer yandan, köylerde veya kırlarda oturan ve en eski zamanlardan beri dinleri batini olan Kızılbaş denilen toplumlar.
Bu Kızılbaş toplumların, Osmanlı belgelerinde, doğrudan doğruya belirgin bir isimi bile yoktu. Onlara ZINDIK, RAFİZİ, MÜLHİP gibi kötüleyici adlar veriliyordu. Sonra onları kökenbilim bakımından yanlış olan "Alevi" sözcüğüyle adlandırmaya başladılar.
Kızılbaş ismi Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar (1460-1488) zamanında belirmiştir. Doğu Anadolu ve Azerbaycan Türkmen aşiretlerinden gelen, Safavi taraftarlarına Kızılbaş deniliyordu. Sebebi, başlarına taktıkları kızıl külahlardan kaynaklanıyor. Bu 12 yönlü Külaha Tac'i Haydar derlerdi.
Kızılbaş denilen toplumlar bir çok isyan hareketlerine karıştıkları için, Kızılbaş kelimesi Osmanlı belgelerinde kötüleyici bir anlamla yüklenmiş, o nedenle, oldukça yeni bir geçmişte Kızılbaş yerine Alevi sözcüğü kullanılmaya başlanmıştır. Ali'ye aşırı bir sevgi, hatta tapınmaya kadar giden bir sevgi gösterdikleri için, onlara "Alevi" derlerdi. İran'da ise Ali'ye tapanlara "Ali-İlahi" denir. Alevi ise, Ali soyundan gelen, yani Seyyit olanlara denilir. Yukarda değindiğimiz gibi, bu sözcük kökenbilim açısından yanlıştır.
Dana önce de açıkladığımız gibi, Trakya da ve Balkan ülkelerinde, özellikle Arnavud elinde, Bektaşiliğin etkisi çok büyüktü. Hatta, II. Sultan Abdülhamit döneminde Arnavud elinde, Bektaşilik resmi din olarak önerilmiş, ancak Sultan Abdülhamid doğal olarak ve şiddetli bir şekilde, buna karşı çıkmıştır.
Trakya ve Balkanlar, Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğinde kaldığı dönem içinde, Bektaşilik, Alevilikten daha üstün bir konum elde etmiştir. Kimi Jön Türkler Bektaşi oldukları için, Bektaşiler ülkenin aydınları ve ilericileri arasında yer almışlardır.
Sözü edilen ülkelerin Türkiye'den bağımsız olmalarından sonra, Alevilik, Bektaşilikten daha önemli bir konum kazandı. Günümüzde, Alevilik öne çıkmıştır. Bektaşilik arka plana itilmiştir. Öyle de olsa, unutmamalıyız ki, Bektaşilik ve Alevilik öz olarak aynı olgudur.''
(İrene Melikoff)
(1511-1527 Arası Orta Anadolu’da Meydana Çıkan İsyanların Genel Çizgileri )
Ali Haydar Avcı
Osmanlı kaynaklarında “Şah Kalender İsyanı” olarak da anılan Kalender Çelebi olayının boyutlarını derinliğine kavrayabilmek için sanırım 1511-1527 arası Şah Kulu eylemi hariç tamamının başlangış noktası Orta Anadolu olan ve Alevi-Bektaşi toplulukların ağırlığını oluşturduğu eylemlere sanırım kısaca bir göz atmak gerekiyor.
Ya*vuz Sul*tan Se*lim 1512 yı*lın*da zor yo*luy*la ik*ti*da*rı ele ge*çir*dik*ten son*ra sis*te*mi ku*rum*laş*tır*ma ve güç*len*dir*me ama*cıy*la çeşitli ön*lem*ler al*dı.[1] Bu ön*lem*le*rin en önem*lisi, Et*râk’a (Türk*men’e) hiç de alı*şık ol*ma*dı*ğı or*to*doks bir İs*la*mi ya*şam bi*çi*mi*ni, di*ğer bir de*yiş*le şe*ri*at dü*ze*ni*ni zor*la ka*bul et*tir*me*ye yö*ne*lik ola*nı*dır.[2] Bu ne*den*le Ana*do*lu’*ya ağırlıklı olarak göçebe-yarı göçebe toplum ilişkilerini sürdüren, yerleşikliğe geçmiş olsa bile henüz kendi kültürel değerlerinden kopmamış hal*kın ge*le*nek ve gö*re*nek*le*ri*ne ters dü*şen, şe*ri*at ku*ral*la*rı*nı ise ka*tı*lık*la uy*gu*la*yan bol miktarda bey*ler, ka*dı*lar, din gö*rev*li*si ve çe*şit*li dü*zey*ler*de yö*ne*ti*ci*ler gön*de*ril*miş*tir.
Bu gö*rev*li*le*rin elin*de Kı*zıl*baş*la*rın kat*li için, “zikr olı*nan tâ*ife kâ*fir*ler ve mül*hid*ler*dür.” “Bun*la*rı kı*rub ce*mâ*at*le*rin da*ğıt*mak ce*mi müs*lü*man*la*ra vâ*cip ve farz*dur” bi*çi*min*de fet*va*lar bu*lu*nu*yor*du. Bu fet*va*lar dö*ne*min en yük*sek üle*mâ*la*rı ta*ra*fın*dan ve*ril*miş*ti.[3]
Bir de bu*na gö*çe*be ve köy*lü*ler*den alı*nan ver*gi*le*rin yük*sel*til*me*si*ni, aşi*ret re*is*le*ri*nin güç ve ha*re*ket alan*la*rı*nın sı*nır*lan*dı*rıl*ma*sı*nı, te*mel ge*lir kay*nak*la*rın*dan olan ti*mar*la*rın ki*mi aşi*ret çev*re*le*ri*nin el*le*rin*den ge*ri alın*ma*sı*nı ek*ler*sek ola*yın bo*yut*la*rı ye*te*rin*ce an*la*şı*lır. Bu du*rum*da o gü*ne dek sür*dür*dü*ğü ya*şa*ma bi*çi*mi, tö*re ve tö*ren*le*ri*ni hi*çe sa*yan, eko*no*mik ola*rak ken*di*le*ri*ni bu*nal*tan bu ka*tı uy*gu*la*ma ve sal*dır*gan*lık*la*ra kar*şı Ale*vi hal*kın ak*tif di*re*nişe yönelim dı*şın*da faz*la bir se*çe*ne*ği kal*mı*yor*du.
Ana*do*lu Ale*vi*le*ri*nin ko*nu*mu açı*sın*dan bir dö*nüm nok*ta*sı olan Şah Ka*len*der ayak*lan*ma*sı da bu ko*şul*lar*da or*ta*ya çık*mış*tı.[4] Bu ne*den*le İkin*ci Be*ya*zıt’ın son dö*nem*le*rin*den iti*ba*ren Ana*do*lu’*da çe*şit*li tür*den bas*kı*lar*la bu*nal*tı*lan gö*çe*be ve ya*rı gö*çe*be Türk*men hal*kın ayak*lan*ma*la*rın*da kı*sa bir dö*nem içe*ri*si*ne sı*ğan bü*yük bir yo*ğun*luk gö*ze çarp*mak*ta*dır.
Aşa*ğı*da ver*di*ği*miz, Rum (Si*vas) eya*le*tin*de ya*şa*nan ve 1511 yı*lın*dan Kalen*der Çe*le*bi ey*le*mi*ne -1527 yılına- ka*dar olan sü*re*ci kap*sa*yan is*yan*la*rın lis*te*si sa*nı*rım bu yo*ğun*lu*ğu açık*la*ma*ya ye*ter.
[1] Yavuz Sultan Selim’in iktidarı nasıl ele geçirdiğine ilişkin aşağıdaki çalışmaya bakılabilir.
Çağatay Uluçay, Yavuz Sultan Selim Nasıl Padişah Oldu?, İstanbul Üni. Edebiyat Fak. Tarih Dergisi, Cilt 6, Mart 1954, Sayfa 52-90. Cilt 7, Eylül 1954, Sayfa 117-142. Cilt 8, Eylül 1955, Sayfa 185-200.
[2] Jean – Louis Bacqué – Grammont, 1527 Anadolu İsyanı Hakkında Yayınlanmamış Bir Rapor, Belleten, Cilt LI, Sayı 199, Nisan 1987, Sayfa 109.
[3] Bkz. Prof. Dr. Şehabeddin Tekindağ, Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi, İstanbul Üni. Edebiyat Fak. Tarih Dergisi, Cilt 17, Sayı 22, Mart 1967, Sayfa 53-56.
[4] Gerçekten de bu olay sonrası hem Anadolu Alevilerinin yazgısı bir başka boyuta -baskı ve kıyımlardan kurtulabilmek için kuş uçmaz, kervan geçmez dağlara, sarp ve ulaşılması güç yerlere, ıssız derelere, koyaklara ve kuytulara kaçma boyutuna- kaymış, hem de direnişler Alevi kesimlerin baş çektiği direnişler olmaktan çıkmış ve daha çok bü*tün toplumsal kesimlerin katıldığı ekonomik boyutlu direnişlere dönüşmüştür.
..........................................
Günümüzde tüm aleviler hala Hacı Bektaş'ı serçeşme olarak görüyor ve Hacı Bektaş Dergahında buluşuyorsa İrene Melikof'un da belirttiği gibi öz olarak aynı olgudur.