Kendimle Hasbihal

Konu sahibi son olarak 5 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Söyleyeceğimiz çok şey var aslında. Ama üşeniyoruz. Ve çok sıkıldık. Önceleri müthiş bir hevesle acılarımızı paylaşacak insan ararken etrafımızda, şimdi kimseler soru sormasın istiyoruz.

Ali Lidar
 
Yalnızlık, kişinin sahip olduğu kitap sayısıyla ölçülebilen, tercih edilmiş bir 'uzak durma' faaliyetidir..

Tesirsiz Parçalar, Ali Lidar
 
Yarabbi hayır kapılarını aç.Çünkü yeniden yeniden başlamaya gücüm var.Azmim dünden fazla,sana olan inancım her şeyden daha fazla.Sen beni hiç yolda bırakmadın,emeğime benden fazla sahip çıktın.Sana sonsuz inanıyorum.
 
Bilemezsin
Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı...
Hiçbir şey içime sinmedi.
Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.
Ya da okyanusa su...
Düşündüğüm her şey
Doğu’ya baharat götürmek gibiydi.
Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,
Çünkü sen zaten bunlara sahipsin.
O yüzden sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla!
Mevlana
 
Kötülükte bulundun mu kork,
Emin olma çünkü yaptığın kötülük bir tohumdur.
Allah onu mutlaka bitirir!
Bir kaç kere,yaptığına pişman olur,utanırsın diye örter gizler
Lutfunu meydana çıkarmak için defalarca da örterde
sonradan adaletini göstermek için cezalandırır:
Bu suretle iki sıfatının da meydana çıkmasını,
Lutfunun müjdeci, kahrınında korkutucu olmasını diler.

Mevlana
 

Dinle neyden, duy neler söyler sana,
Derdi vardır ayrılıklardan yana.

“Kestiler sazlık içinden” der beni,
Dinler ağlar hem kadın hem er beni.

Hasret anlatmak için bulmam gerek,
Ayrılılık parçalanmış bir yürek,

Asılı kaybetmişse bir insan arar,
Asıla dönmek için hep uygun an arar.

Kah dosta yoldaş olup, kah düşmana,
İnleyip sesler duyurdum her yana.

Dost olur zannımca her insan bana
Bihaber gel gör ki, sırrımdan yana.

Sırlarım olmaz iniltimden uzak,
Her göz etmez fark, işitmez her kulak.

Saklı olmaz birbirinden can ile ten,
Canı her göz görmez, amma ki sen.

Bir ateştir,ses değildir ney sesi,
Kimde yok ateş, yok olsun böylesi.

Sevgiden ağlar, eğer ağlarsa ney,
Sevgiden çağlar, eğer çağlarsa ney.

Ne o şeydir, perde yırtıp perdesi,
Dost edinmiş, dosta hasret herkesi.

Hem devadır ney denen şey hem zehir,
Bir bulunmaz arkadaştır, hemfikir.

Anlatır ney; Aşk-ı mecnunun nedir,
Kanlı bir yoldan haber vermektedir.

Müşteri yalnız kulak, dil, söz dedi,
Aşk-ı mecnun bildi, akil bilmedi.

Derdimizden gün zamansız dolmada,
Her yanlış bir günle arkadaş olmada.

Gün geçip isterse yaz, ersin güze,
Ey temiz insan, sağ ol kafi bize.

Kandı her varlık, balık kanmaz suya,
Rızl eğer eksikse, gün dolsun mu ya.

Anlamaz olgun adamdan ham adam,
Söz hem az, hem öz gerektir vesselam.

........
Kaynak: Mevlana Celaleddin Rumi
Harika dostum.Bunu ilk kez oldum.Tesekkur ederim haberdar ettiğin için.
 
bir kaostur bende hüzün bakışların

nedendir bilmiyorum
ince bir sızı çöker
ismin anılınca sol yanım üzerine
ritimsiz ve yalpalayan bir kalbin adımlarıyla
düş dehlizlerinde kaalsiz gezgin gibi olurum bir an
ve bir an kifayetsiz kelimeleri yutkunarak
bir and gibi kesinkes ismine ilmek olurum

duha vaktimin cevapsız duası
soruları azat ettim bak
yanıtları kendimden ötelere kovuyorum
ve sorulardan ve cevaplardan arınarak
sana sığınmaya bahane arıyorum

oysa seni
tekin yerler çeker bilirim
bilirim aşk uzlettir sende
Erasmusun methiyeleri
pusuya yatmıştır uzletine uzanan yolun kenarlarında bilirim
zaman ne hınzır bir ağrı zerkediyor sensizliğe
ve kurtçuklarını salan yazgı
nasıl da kemirgen bir vicdandır şimdi

sencildir sancıyan güncelerim
bir kaostur bende hüzün bakışların bilemezsin

gözlerindeki o esrar bir intihar çekiciliğinde
esmer bir tebessüm gibi belirir bilemezsin
ve hep siyah rengiyle sokulur bana aşk

bir gün batımında şehri sahra olan yerlere üfürülürüm
ve mutat bir şehir uğultusunda seni kaybederim
martı sesleri tırmalamaz kulaklarımı artık
ve artık
yıldızları çalınan gecenin içlerinden çıkarak
sümüğü ağzında coğrafyasız bir çocuğun
üvey umutlarında gömerim kendimi

Nihat Turan
 
korkmadan kaçarken

sararan sevgilerimi yeşertme çabasına girmeden*
yürek mezarıma gömerek gideceğim anlaşılmamış yanlarımı
yetimsiz ve üveysiz bir yarının ağaran gününe kavuşmak için
bu küflü
bu sinsi
bu kemirgen
ve bu cüruf medeniyetten korkmadan kaçacağım

ağır aksak gidişim kaçmamın bir korkaklık olmadığına tanıklık edecek
birilerine nispet yaparak gitmeyeceğim
gecenin dışında hiç bir dosta da elimi sallamayacağım giderken
yürüdüğüm yolda anılmak üzere en ufak bir iz bırakmayacağım
hazırlıksız ve ansızın terk edeceğim benim sandığım tüm biricikleri
benim dışımda hiç kimseye müjde getirmeyecek bu gidiş

ve bencilliğimin sivri uçlarına takarak berkiteceğim kaçışımı
dönüşü muhteşem diye bir zırvalık olmayacak
beni bekleyen birileri de
yalnız doğdu
yalnız yaşadı
ve yalnız öldü diye bir lejantta döşenmeyecek peşi sıramda
çünkü küstürmüş olacağım herkesi giderken
bir de kendimle barışık olduğum bir anda yiteceğim buralardan

ihanet tütsüleriyle boğulan şehrin dehlizlerini başımı eğmeden yürüyeceğim
koşmadan ve korkmadan kaçacağım şehrin bulaşıcı marazlarından
ve birde günahlarından

verilen tüm servetlerden soyunarak ötelerin sefilliğini giyineceğim
gülecekler ve belki de tükürecek bazıları
ve ben de gülerek umursayacağım bunu
ardından
tükürmeden ama başımı tutarak kusacağım son nefretimi nadan kafasına şehrin
yaşamın ur biriktiren kasvetinden kirlenmemiş ayrıntılarımı geri alarak kaçacağım
ve kaçışıma yalınlıklarımı bahane ederek geceye uğrayacağım

korkmadan kaçarken
kollarıma aldığım öksüz yanlarımla adımlayacağım şehrin yollarını son bir kez*
düşmemek için geceye tutunarak yürüyeceğim
küçümseyici olmayan tek dost geceye yaslanarak cesaret aşılayacağım kararlarıma
yalınlıklarıma tebessümün kanatlarını açacak bir makamın beklentisiyle*
sığındığım gecenin andına uzanacağım

korkmadan kaçarken
dostluğuna bağdaş kurduğum geceye ağlayacağım
gecenin damarlarına sinen geçmiş zamanları anacağım
başı sıvazlanmamış ezik taraflarını yalnız ben seveceğim geçmişimin
beni anlamış bir ben olarak teselli olacağım
ve geceye*
en yücesinden hediye olarak*
sırlarımı bırakarak dostluğumu vereceğim
ardından
azalan yalınlıklarımı sırtlayarak sarp yokuşlara yürüyeceğim

yürüyeceğim korkmadan
kadim ve sarp yokuşun ardındaki bozkıra doğru
yaklaştıkça kışkırtan peyzajında donacağım
bilinmeyen duygularımın keşfiyle bilgeleşeceğim
hür rüzgarlarını tutsak edeceğim ciğerlerimde bozkırın
bakir ırmaklarında yıkayacağım islerini paslı medeniyetin
ve çağlayanların melodisine müstesna aşk kelimelerimi eş edeceğim
ve en kuytulara salacağım avazımı bozkırın*
ve damıtacağım hüzünleri en uzağa fırlatarak hafifleyeceğim ilk kez
ve böylece acısı olmayan bir gülümsemeyle kaçışımın ilk semeresini iştiyakla sarmalayacağım*

Nihat Turan
 
UÇURUMLARA YAKIN DUR ZELAL

(zira orda açar en güzide çiçekler...)

Anlamak neden bu kadar acı verici Zelal. Bilmek neden heyula gibi oturur zihin kıvrımlarımızda. Keder yüklü bilgiler bize yitik sevdalar sunuyor Zelal, nedendir. Neden bize hep mecnunun ayak izlerini sürmek düşer. Şehri sahra niyetine yürümek nedendir?..

Sormaya başlayınca öğrenirmiş insan. Oysa bizim için sormakla başlamıştı, dert yüklü koridorlarda yürümek. Sordukça hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrendik. Öğrenmekle görüntülerin ardındaki gizemlere ulaştık. Ulaştığımız yerde ya pişman olduk ya da geç kalınmışlıkla olduğumuz yere yığılıp kaldık.Ya zamansız sevdik ya da severken gözü kör davrandık. Kalbimizi yorduk Zelal. Pişmanlık ve geç kalınmışlık bu yorgun kalbimize paslı bir hançer gibi saplandı. Saplanan hançeri çeken biri olmadığı gibi değen her el hançeri daha derine girmesi için kalbimize doğru itti Zelal. İnsanlar neden bu kadar yaralayıcı olur ve neden bu kadar köksüz ve soysuzdur ilişkiler…

Öğrenmek şimdi çok yaralayıcı Zelal... Bilgimiz artıkça görür olduk her şeyi. Safiyetin kaybı bilgiyle başladı. Düşünmeksizin günbatımını izlemek isteyişin, çocuksu yönlerini özlemen ve tenhanda nedensiz olarak döktüğün gözyaşları hep bundandır Zelal...

Bizim sandığımız her şey meğer başkalarınınmış Zelal. Biriciklerimiz bir çoklarıymış kimilerinin. Kokusu hazan olan baharlar yaşadık hep. Köksüz gerçeklerin gövdeleri elimizde kaldı tutunca. Dokunamaz olduk hiçbir şeye. İçi oyuk çınarlara yaslandık bilmeksizin. Kemirgen vakitlerde üretken melankoliler hücre hücre sarmaladı varlığımızı. Yenilmeyi ve hele yutulmayı asla istemedik. Büyüme isteğiyle kavurduk kendimizi hep. Büyük balık olmanın küçük balıkları yutmayı gerektirdiğini unutarak büyümek istedik. İstedik çünkü hınç doluyduk. İsteklerimizle kanatsız uçuş denemelerini hep bunun için yaptık. Ama bir santim bile yükselemediğimizin nedenini kendimize sormaktan her zaman için kaçındık. Oysa kaçmak ne fayda Zelal, biz yeryüzünün çamurlarında yürüme yazgısına çivilenmiştik. Gün gibi aşikar günah gibi çirkin bir gerçekliğimizdi bu. Göklerin o mavi derinliklerine uçabilecek yaratılışa sahip değildik Zelal.*

Hırs ve öfke ağırlıklarıyla bir milim bile yükselti alamazdık.Uçanların bize benzeyen duyguları olmazdı. Ne hırs ne hınç ve ne de ihanet, uçabilenlerin aşina olduğu duygular değildi. Onlar gökyüzünün maviliklerindeyken bizim yeryüzünün çamurlu yollarında olmamızın nedeni buydu işte Zelal...

Öğrendikçe; ihanetleri, sever gibi görünmeleri, makyajlı ilgileri, statüler hatırına ilişkileri gördük.Gördükçe de yabanıl bir sızı kuşattı içimizi. Acılar bilginin kollarıyla sarmaladı bizi Zelal. Bacon, "bilgi azaptır" derken haksız değildi Zelal. Haksız olan azaba da, kederede, bilgiyede kaynaklık edendi. Ve o kaynak insandı Zelal. Yani bizdik. Acının, hüznün, sahteliğin hayat bulduğu zamanlardan kör-topal,yara-bere içinde çıktık. Kayıp verdik kaygan zeminlerde.Yorgun, bitkin ve kırık dökük bir gururla yaşamın sahillerine düştük. Bizi gelip kurtaracak birine inatla bel bağlamadık. Kızgın,öfkeli ve nefret doluyduk. Soysuz ve seraplı kentlerin içinde dolanırken gerçeğe dokunamayışın yılgınlığıyla varlık direklerimizde kırılmalar yaşadık. Yaşamın pişkin ve bulanık ortalarında özne olmaktansa kenarlarda arı-duru nesne olmak daha evladır derken, içten içe beliren kızgınlığımızı çoğu kez gizleyemedik. Öyleydi değil mi Zelal?..

Bizim, en çokta anlarken çürüdüğümüz doğruydu değil mi Zelal? Anlamak neden bu kadar ölümcül ve neden ölümcül olan bize bu kadar yakın durur hep?..*
Sen derin bakışlı, çocuk ruhlu, müşfik kalpli Zelal; beni şehrin sahralarında kendisine çeken serap sevgili; Etrafına öyle yalvaran bakışlar verme. Senki mağrur, senki vakur bir eski zaman asaletisin.*

Boyun bükmek yaraşmaz sana Zelal. Öyle mağlup ve mazlum durma. Kalk ve kederlerini kanıksayarak yeni den duyumsa yaşamı.*

Kalbinin en nadide mekanında ikinci sınıf yazgını ağırlayarak varlığına anlam kat yeniden. O minyon ve pamuksu avuçlarını O'dan başkasına açmak sana züldür Zelal. Vakur bir savaşçı gibi sessiz ve ansızın atıl öne doğru.*

Korkaklığını bağırtılarla örtmeye çalışanlara benzemeden doğrul kenarlarında hayatın.Kenarlarda gizemli bir çekicilik vardır Zelal. Kenarlarda yaşamak utanç vermesin sana. Bil ki uçurumlar da kenardır.Uçurumlara yakın dur Zelal; zira orda açar en güzide çiçekler...

İnsanlık rahmetin kınından kendini sıyıralı çok zaman geçti Zelal. Hayatın ortaları ve ortalıkları şimdi bir savaş arenası. Acımak, sevmek, dost olmak yok...*
Bir savaş hali bu Zelal;ihanetlerden, entrikalardan, komplolardan, kalleşliklerden ve kaçışlardan gayri bir varoluş biçimi yok…Sana uzak kıyılar-kenarlar gerek Zelal. Ve sana tenha uçlarda şehrin zifoslarından arınmak gerek şimdi...

En patika yollar yürünmesi için bize verilirken, sarp yokuşların bıçak sırtı yarlarında omuzlarımıza indirilen ihanetlerin o ağır yükünü unut Zelal. Acıma duygusu iğdiş edilen insanların acziyetimize savurdukları o galiz tebessümleri de unut. Unutmak acıyı hafifletir Zelal. Bilgiyi azap olmaktan çıkarır. Unut Zelal! Unut! Unuttukça safiyetle bilgeleşirmiş insan.*

Sen derin bakışlı, çocuk ruhlu, müşfik kalpli Zelal, gel unutanları unutup bizi terk etmeyen yeni umutlar bulalım kendimize.*
Hadi Zelal kalk artık.*

Yara almış yanlarımızla tenha vakitlerde yeniden dirilişe duralım.*
Hadi gel Zelal bak, vakit tenha olmak üzeredir...*

Nihat Turan
 
Ey iki adımlık yerküre
Senin bütün arka bahçelerini gördüm ben.

Nilgün Marmara
 
Son düzenleme:
Biz güven çağına gelmiş olmalıydık, artık!

Nilgün Marmara
 
En yakın yabancı sendin, daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza, yaslanırken boşlukta duran bir merdiveni henüz. Güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız, ilk yaz derken -kışı gözden kaçıran yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız en güçsüz kollarla...

Nilgün Marmara
 
Bir duvarın Ağlama Duvarı olması için illa Jarusselam'da olması gerekmiyor sanırım. Netice de Duvar bir metafor. Sizin duvarınıza bir selam edelim öyleyse.
 
Bir duvarın Ağlama Duvarı olması için illa Jarusselam'da olması gerekmiyor sanırım. Netice de Duvar bir metafor. Sizin duvarınıza bir selam edelim öyleyse.
Merhaba kardeşim.Bu arada sözleriniz gülümsetti :) Elbette duvar,duvardır mühim olan kalplerdeki maksat.Ama ağlamaya gerek yok,hüzün ise hayatin gerçeği.
 
BİR NİSAN LEYLİNDE...

Özlem yüklü bulutlar yalnızlığıma seni taşır bir nisan leylinde. Islak bir dokunuş uzar garb semalarından yağız renkli duyuşlarıma. Metruk caddelerinde garbın, adımlarım yalnızca yürür. Yalın ve yalansız yürürüm. Yorumsuz fakat yılgın arz-ı endam ederim... "Vebalı fenerler" aydınlatır kaldırımlarını pörsük sokaklarımın...Ve boynumu omuzlarıma düşüren bir firakla işve eder yazgım. Sarsak dizlerime sensizliğin ağır yükü biner...*

Tepelerin, ovaların, ırmakların, okyanusların, turnaların, kelebeklerin, kunduzların, karıncaların, yunusların "med-cezir" süvarilerinin ve uzakların diliyle söylenen şarkılarda gizlenmiştir özlemim. Bilirsin, çocuklarını bu şarkılarla büyütmüştür hasret. Ve kocamış yanlarım hasretin koynunda bu şarkılarla yeniden büyür.

Beni, uzayan, çetrefilleşen, sarplaşan ve sevimsizleşen yollar çeker kendisine. Kaçarken iç dönüşümler yaşayan Yunusi yanlarımdır. Deniz aşırı sahillerin pişmanlık kumsallarında ayrımsadığım sensin. Kum ve pişmanlık dökülür dil ve dimağ aralıklarımdan. Pervasızlığımın avuçlarından ayak diplerime düşen yenilgidir, fark ediştir, üryan-ı hasrettir... Yenilgi ve fark ediş düşürür perdelerini bilincimin. Acıtır sen nabızlı gönlü. Hasretin hasletim olur. Yitirir haşmetini düşler. Buğulanan gözlerim seni tarar flu vakitlerinde uzakların...

Gevşeyen direncimin kılcallarında yuvalanan son iksir. Biricik nefes. Ezcümlem. Sana uzayan düşlerime tutun. "Aşk insana hiçbir Tanrı bilgininin öğretemeyeceğini öğretir" diyen Sebe'li Belkıs'tan bana uzanacak sebepler bul...*

Özlemle billurlaşan yanılgılarımdır şimdi. Uzakların uzayan düşünde teskin ediciliğini arıyorum. Naçarım. Arayışındayım aşina olmadığım topraklarında ötelerin. Sana dair öfkelerim, kızgınlıklarım, neşesizliklerim uzayan uzak güncelerde çileme katmerdir. Vicdan, eli kırbaçlı bir cellat gibi durur üzerimde. Örs tezgahında dövülen dilimdir. Rendelenir kalbim ağyarın ülkesinde. Uzaklarda üzerime çullanan bir karabasandır sana dair öncelerim. Haksızlıklarım. Üzmelerim. Evhamlarım. Kayıtsızlıklarım, göz yaşların, eli kırbaçlı somurtkan bir vicdandır şimdilerde...

Ümmuzer yazgılı, senin Rebezen benim. Sahramın biricik vahası. Çölümün naçar Ümmuzeri. Çiğer paresini kaybeden acılı bağır. Doğrunun ve hakkın hırçın, minnetsiz, ödünsüz kavgacısı Ebu Zer'e şefkatini ve sadakatini veren varsıl yürekli kadının varisi. Bilirim imtiyazın asaletindir...*

Avuçlarıma düşen ilk ve son duam,
Bedenimin kınından sıyrılan ruhum, keskin ve hırçın şimdi.*
Garip çocuklarını pusulasız doğrultulara salar bu serkeş ruh.
Ağlaşır yalnızlıklar.
Ve seni anar hep bir ağızdan hücrelerim.*

İçlerimde başlayan kemirgen bir başkaldırıdır. Çimler, çiçekler, göçebe kuşlar dillenir ve direnç kuşanır. Bir isyanın koşulları ve koşutları oluşur. İçimde, sol yanımda titreşen hasret isyanına intibaklar olur. Kalp ülkemde fokurdayan sencil bir ihtilalidir... Orphales şehrinin, Al Mustafa'sının ruhundaki isyandan nüanslar birikir çölsel içlerimde.

Ve sen ihtilal bakışlı, Ayrılığa şahit tuttuğumuz o bakir göz yaşlarımızı hatırla. Ve düştüğü yerde kurumadan vuslatımıza şahit tuttuğumuz o lanetli ayrılık anını anımsa. Bir and gibi kesinkes ve umutla sezmelisin vuslatımızı. Unutma ki her vuslat umudun memeleriyle emzirilmiştir. Ve yine hatırla ki, biz umudun helalzade çocuklarıyla işbirliği ederken firakla visalin nasıl bir yürekte yaşanacağının sırrını öğrenmiştik...*

Nihat Turan
 
X'E MEKTUPLAR (3)

Birazdan günbatımı gerçekleşecek. Ve ben hüzne dair okunmamış bir şarkıyı ezberime alarak yüksek bir yer bulacağım kendime. Rakımı yüksek duygular akşamında kendime yaraşacak bir iş yaparak, anlamları bir tek anlamda toplamaya çalışacağım. Dilin en arkalarına süreceğim düşlerimi. Ve bu düşlerden kendime bir günbatımı doğuracak sözcükler bularak nev zuhur literatürüme senden bir şerh düşeceğim X...

Batımlardan doğuşları süzmek akla seza değildir bilirim. Ya da siyahı beyaza tercih etmek... Hele en kaba halimle bir menekşe çiçeğinin zarafetinden dem vurmak hiç mi hiç akla seza değildir. Akla ziyan bu halim aslında şairliğimdendir X. Şair tarafımı sürükleyen günbatımı kendisine meyyal tarafımdan yararlanan tamahkar bir dosttur aslında. Ve her defasında hayır diyemediğim günbatımıdır yine. Anlayacağın X, insiyaki bir gel-git'tir benimkisi. Benimkisi menekşe çiçeğine kabalığımı kabul ettirme zorbalığıdır. Aslında benimkisi X, şair inadıdır. Ve bilir misin X, şair inadımın yenilgilerinden yengiler düşlemek akla ziyan bir diğer hasletimdir...

Şiirlerimin şehri yüreğimin tufanlarında kaybetmişim yolumu X. Bilinmez bir dehlizin en komplike noktasında gözlerim Hızır'ı arar. Oysa ne Hızır ne Mehdi ne de dolunaylar yolumu aydınlatmaz bilirim. Yolumun aydınlığı- ay ışığı sensin X. Ve bir de günbatımı ve menekşe...

Parkamın yakalarını kulaklarıma çekerek günbatımını yan profilden karşılayacağım. Günbatımıyla benliğimin neşe perdelerini çekip, nostaljinin dimağımdaki arşivlerinden indirdiğim nüshaları yürek tandırımda yakacağım. Üşüyen taraflarımı ruh yangınımda ısıtacağım. Dedim ya X, şair tarafımı kandıran günbatımında aşikar olurum hep. İç kavgamın gong vuruşudur günbatımı. Yazık ki, yürek ringinde her defasında nakavt olan ben olurum X. Kaybetmek kaderimdir. Kaybetmekten tek kazancım şairliğim olmuştur X...

Direnci kırılan biri neden küfretmekten imtina etmez X. Kaybın, dil imkanında küfretmek vardır. Her şairin biraz küfürbaz oluşu bundandır. Sihirbaz olmaktan sa küfürbaz şair olmak yine de yeğdir X. Küfretmeyi öğreten hayata karşı sözcüklerin namusuna halel getirmeden küfredebilen hakikat-ı şuara taifesindenim X. Hüznümün ve yenilgimin yengisi olan şairliğimle hep günbatımlarına yürürken dilime doladığım bu senli şiiri terennüm edeceğim:

.hazanın hüzün görüngüsünde saçlarını tarıyor ellerim
sığındığım zifiri sarnıçlarda mehtaplı yüzünü arıyorum
mecalsiz yığıldığım yitik izbelerde hayaline tutunuyorum..

Ve ardından nasırlı avuçlarıma aldığım menekşeme bakarken yürüdüğüm günbatımı yolunda, 'hala umut vardır' diyeceğim..

Nihat Turan
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri