Bir yazı okudum... Takılıp kaldığım bir anda, devam etmemi sağlayan bir yazı...
*Koca bir ömrü heba eden şey, takılı kalmaktır.
Eski bir aşka… Olmamış bir evliliğe, yarım kalmış bir vedaya,
söylenememiş cümlelere, aileye ya da vefasız bir dosta..
“Aslında çok severdi ama…” diye başlayan savunmalara,
hep karşı tarafı eksik anlayan hikâyelere. Birlikte yaşlanma hayalini çöpe atamayıp,
bugünü o hayalin gölgesinde yaşamaya. Çoktan bitmiş bir ilişkiyi, zihinde hâlâ sürdürmeye.
Takılı kalmak; bir mesaj gelir mi diye telefonu sessizde bile kontrol etmektir.
Aslında cevap vermeyeceğini bildiğin hâlde, içten içe bir ihtimal büyütmektir.
Bir şarkıyı sırf onunla dinlemiştin diye atlayamamak, bir sokağa girince kalbinin sıkışması,
eski bir fotoğrafa bakıp “orada her şey daha kolaydı” demektir.
Oysa kolay olan şey belki de sadece bilmediğin yarındı.
Takılı kalmak sadece aşkta olmaz.
Bir kırgınlığa takılı kalırsın mesela.
Yıllar önce söylenmiş bir söz, hiç gelmemiş bir özür…
Karşındaki çoktan unutmuşken sen hâlâ aynı cümlenin içinde dönüp durursun.
Her yeni tanıştığın insana, o eski yaradan bakarsın. Kimse tam olamaz, çünkü ölçüyü geçmişten alırsın.
Bir de *bir gün olur*lara takılı kalanlar vardır. O iş bir gün olur, o insan değişir, o hayat sana da güler…
Ama günler geçer, yıllar geçer; sen beklerken hayat bir başkasına dönüşür.
Takılı kaldığın yer güvenli gelir, çünkü tanıdıktır. Can yakar ama şaşırtmaz.
Oysa insan, durduğu yerde yaşlanır. Kalbi aynı acıyı taşırken saçına aklar düşer.
Ve bir gün fark eder ki kaçırdığı şey sadece bir aşk değildir; kaçırdığı, kendine açılabilecek onca ihtimaldir.
Yeni bir kahkaha, başka bir huzur, daha sakin bir sevme hâlidir.
Bırakmak kolay değildir. Kimse “hadi bıraktım” deyip yoluna devam edemez.
Ama şunu fark etmek bir başlangıçtır: Takılı kaldığın şey seni büyütmüyorsa, sana iyi gelmiyorsa, sadece alışkanlıktır.
Ve insan alışkanlıklarını kutsadıkça hayatı ertelemeye başlar.
Bazen en büyük cesaret, geçmişi kötülemek değil; ona teşekkür edip yoluna bakabilmektir.
“Buraya kadar” diyebilmek. Çünkü ömür, geri dönüp durmak için fazla kıymetlidir.
Ve hayat, ancak bırakabildiğin yerden yeniden başlar.*