Karanlığa Sarılmak

Konu sahibi son olarak 2171 gün önce görüldü
Hadi git artık, seni daha fazla özlemeden
Durma karış sokakların acımasız karanlığına
Sakın gözlerime bakma, bir kurşun gibi gölgen
Çıkar yüzündeki maskeni, hadi git artık...

... hadi git artık, kokun dağılsın yoksul odama
Ellerini yüzümde gezdirme sonra donar üşürsün
Her şeyini götür giderken hiç bir iz kalmasın
Tırnaklarınla bıraktığın yaralar yeter bana...
 
Her şey bir suyun akışı gibi geçer anında
Mevsimler değişir kuruyan çiçekler üzerinde
Başka elleri tutsan avutamaz seni bilirim
Hangi gözlere baksan karşındadır o zalim...
 
Şarkılar söylerdi efsunlu gözlerin geceye
Üşüsem sokulur sıcak bağrına yaslanırdım
Durakta şemsiyemizi siper eder öpüşürdük
Ağzımda dalından yeni kopmuş iğde kokusu

Ellerim mektepli çocuk elleriydi yumuşacık
Son ayrılığımızdı ya da koşarak kavuşmamız
Acıyla yaslanır bir birimize yorgun ağlardık
Şimdi kalbimde dayanılmaz ağulu bir kırıklık

Bıçak kanatlı martılar göğsümüzde uyurdu
Parolamız denizden esen rüzgârın sesiydi
Yağmurla yıkanmış çınarların diplerinde
Ölmüş yatıyorlar sevgilim fırtına kuşları
 
Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun
Sevgim acıyor

Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlar da orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
Bir sevinç sanarak

En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
Ötede beride yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
Bütün söz vermelerin tarihçesi
Sevgim acıyor
 
Ağlar gezer oldum gurbet elleri
Sevemedim senden başka birini
Unutmadım senle geçen günleri
Türkü özlü yarim bırakma beni...
 
Seni ellerimle yolcu ederken
Gitme diye haykıracak ses bulamadım
Gidişine içim kan ağlıyorken
Ardından akıtacak yaş bulamadım

Şu gönlüm sevginle öyle dolmuşki
Aşkına çekecek rest bulamadım
Hasretine dayanmak öyle zormuşki
Bağrıma basacak taş bulamadım

Ağlamaya razıydım sen yanımda olunca
Yokluğunda mutluluğa heves bulamadım
Yaşamak neye yarar sen olmayınca
Uğrunda vurduracak baş bulamadım...
 
Gittiğin gün beni öldü sandılar
Aşkını mezara gömdü sandılar
Sel gibi gözyaşı döktü sandılar
Bir vefasiz için ağlayamam ben

İçimi yalnızlık sarmış olsada
Kalbimi hasretin yakmış olsada
Gidişin dünyamı yıkmış olsada
Bir vefasız için ağlayamam ben
 
Hüzzam bir beste bir kulağımda
Diğerinde gramofon gıcırtısı
Gözlerimde yalnızlığın karartısı
Yüreğimse içler acısı
Gitmek sana ne kadar yakıştıysa
Terkedilmekte bana bir o kadar

Şimdi yanağımda duran bir damla yaş
Sanki ayrılığa takılmış bir inci alyans
Artık ne sen basıyorsun nasırıma benim
Ne de ben senin bamteline
İki sağ, bir sol, küçük adımlarla yavaş yavaş
Meydan bana kaldı, benim başrolde
Sarıyor belimden acılar sımsıkı
Acıyla dans bu benimkisi
Karabasan gibi omuzlarıma çökmese
Bir de şu hasret sancısı
 
Şıvgın gözlerindir seni şiar kılan
Baygın bakışlarındır beni şikâr yapan
Sessizliğim, korktuğumdandır kırmaktan seni
Yoksa ölümüne sevdiğim aşikâr değil mi?
 
İnsan sevdiği kadar yaşarmış
Özlediği kadar severmiş
Ben bin yıldır seviyorum seni
Ve özlüyorum bin yıldan beri

Anormal bir adamım ben
Ne sevmeye doyarım
Ne de özlemekten bıkarım
İster anla, anlama ister-sen

Bakma saçlarımdaki aklara
Gönlüm henüz onsekiz yaşında
Sevilmenin tadına varmadan
Vurulupta giderim sanma
Kurşun yağdırılsa da deli başıma
Sen tarafından...

Vuracaksa yüreğin vursun
Göğsümün sol tarafından
 
Aradığım nedir, o kentten bu kente?
Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir.

Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.
 
Usul usul geceleyin
Sirenler duyarsan derin
Kapını gökyüzüne dayayıp da bekle
Yolunu şaşırmış bir yıldız düşer belki üstüne
Başını yastığa göm
Yüreğini ayışığına ayarla
Yorganına sıkıca sarın
Derin bir nefes al
Ve sakın ağlama...
 
Mutluluk, bir acının bilincine varıp da onu dönüştürmektir
Yaşamın sonsuzluğunda karar kılan bir umuda
Sevgilinin boynuna dokunduğunda duyulan ürpertidir
Öpülen ilk dudak, içilen ilk sigaradır belki
Denizden yükselen kokudur sabah karanlığında
Kabullenmektir yani yaşamı, acısı ve sevinciyle
aynı boyutta
Yalnızca yaşamaktır belki de kimbilir...
 
Seni bırakıyorum kendine kapanmış
Kollarımın anarşik güzelliğiyle
İçimdeki yosun yeşili sulara
İçimdeki tehlikeli kıyılara
İçimdeki siyah ışığa
Seni bırakıyorum

Seni yatıracağım ellerimde
Bir ıhlamur yaprağı gibi
Seni yatıracağım göğüslerimde
Menekşeler gibi
Seni yatıracağım gözlerimde
Bir yağmur suyu gibi...
 
Ne kaldı, ne kaldı son güzden geriye
Sevgilim, beklemesini bilenim benim
Kar yağdı kirpiklerine
Kar sesi kuşattı çevremizi
Umutlar gibi birikti kar
Özlemler gibi birikti
Biliyor musun acılardan örülü
Sözcükler kaldı aramızda
Acıları tersyüz ettik
Yenildik, evet düpedüz yenildik
İçimize bıraktık kar sesini
Yeni bir ezgi üretecek olan
Çığlıklardan, kurumuş gözyaşlarından...
 
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...
 
Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur...
 
Mağrur akşam yıldızı.
Senin ışığın daha değerlidir benim için.
Çünkü yüreğime mutluluk verir
Göklerdeki gururun geceleri,
Ve daha çok beğenirim
O alçaktaki daha soğuk ışıktan
Senin uzaktaki ateşini...
 
Islak senaryolar üstüne ta iç boşluktan
Boyut boyut yalnızlıklar ağıyordu
Öksüz anılar üstüne iki gözüm
Kırık ikindiler üstüne
Kuşkulu bir yağmur yağıyordu

İkişer üçer yitiriyordum seni kavşaklarda
Yollar ayak bileklerime dolanıyordu hep
Taş taş çöküyordu en kutsal yapılar
Yüzler karanlıktı iki gözüm
Düşünceler dar
Bir geçit bulamıyordum sana
Ellerim yordamlarını yitirmişti üstelik
Hep yabancıydı çaldığım kapılar...
 
Ellerin vardı, sıcak ve masum.
Ellerin, hayal gibi, düş gibi...
O zaman talihime yardı ellerin.
Beyaz bir gecede, iki kuş gibi,
Omzuma nasıl da konardı ellerin?..

Hangi rüzgarlarda şimdi kimbilir?
O değirmen altı, o zümrüt koru,
İlk dörtlü yoncayı bulduğumuz yer,
Ya o çapkın çapkın kestanecikler!...
Hani bir yerleri çimdiklenir hafifçe,
Kanardı ellerin!
Mendilimi sarardım üstüne,
Avcumda sahici bir hasta gibi
İncecik incecik yanardı ellerin!

Bazan kızar hırçınlaşırdı birden;
Ruhumu kaldırır, kaldırır boşlukta,
Oysa bilmez miyim atamazdı!
Geceler sonsuzdu, geceler derin;
Bir şeyler düşünür anlatamazdı
Kahrından kaskatı donardı ellerin!
 
Geri