selamlar, selamlar.
iki üç senede bir ortadan kaybolan tekinsiz mizacım, uzaklaştırıldıktan sonraki desteğinizi yok sayamayacak kadar geri adım attı. ve buradayım. birkaç şey söylemek için. öncelikle çok teşekkür ederim.
sizinle bir yolculuğa çıkalım: sabi çağlarımızın o eski tahta sıralarında otururken, sistemin başımıza diktiği ve sürekli "konuşmayın" diyen sinirli öğretmenlerini hatırlayın. ailede küçüğün söz hakkı olmaz diyen gelenekçi, beylik tutumu hatta. kaderimizi tayin eden gelecek kaygısı tellallarını; eşin, dostun ukdesini. kendisini velinimet görmeniz gerektiğini düşünen sermaye sahiplerini ve biatçı isteklerini. koca koca popoların sığamadığı kürsüleri, bilakis vekil sıralarını işgal etmiş, bizim yerimize konuşan, binlerce kişiyi ilgilendiren kararları yağlı dudaklarıyla çekinmeden alabilen bürokratları. kısacası, bize susmamız gerektiğini söyleyen, sükuneti erdem gibi savunan, ancak başkası adına söz söylemekten, karar almaktan da geri durmayan onca kişiyi düşünün.
anlaşılıyor ki bu biat geleneğinin sessizliğiyle zehirlenmiş bireyler olarak mücadele ruhumuza işledi. ve yine anlaşılıyor ki bizi farklı kılanın, dünyaya kendi gözlerimizle bakmak olduğunu görmezden gelen erk sahiplerini eleştirmekle bir ömür harcamaya yeltendik. ve harcamaya da devam ediyoruz. çığlığın karşılığını da, anlamını da çok iyi biliyoruz belki. isimlerin bir önemi bulunmuyor.
madem bu düzenin içindeki küçük düzenlerde bile uyumsuza, sakıncalıya evriliyor muradımız; varsın öyle olsun. burası için en azından. herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım le bret, diye bir es veriyorum buraya:
ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek,
tek başına; özgür olmak,
dünyaya kendi gözlerinle bakmak,
sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak,
bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak,
ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
isteyince aya bile gidebilmek,
başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.
nazım'ı da hatırlayın: ben artık şarkı dinlemek değil; şarkı söylemek istiyorum, diyordu. varsın, öyle olsun. biz de artık şarkı söyleyelim. yıllarca şunu sordum hep kendime: bu ülkede kendime ya da öteki insanlara bir yaşam alanı açmak için neden sürekli mücadele etmek zorundayım? ya da bugüne kadar neden mücadele etmek zorunda kaldım? cevabı henüz bulamadım. ama bu sürede "bilinebilir şeylerden kurulan yeni cehennemlerden" kaçınmakla tanıştım; bugüne kadar "sus" dendiğinde zehirlenen iyi bir insan olarak, bu iyiliği muhafaza etmek istemekle de.
kelebek sistemi üzerinden x'e cezayı süresize çevirmesini söylediğimde bunu duygusal olarak değerlendirdi, demokratik bir yönetici olarak bu isteğime de yanaşmadı. ancak gayet akılcı bir seçenek, sistem kendi kurbanlarını seçer. herhangi bir kırgınlığım bulunmuyor. benim muradım, eski tanışları yüzüstü bırakacak olsam da, -database aktarımı sonrası- kendi isteğimle yer almadığım bu sitede yer almamaktır. mücadelenizde maddi olarak yer alamasam da, dik duruşunuzu takdirle hatırlayacağımı bilmenizi isterim.
başka bir mecrada görüşmek dileğiyle avukat hanım. iyi ki varsınız.