Evveliyatından bakmak lazım olaya. Nahide Opuz v Türkiye kararına giden yolu anlatmak lazım.
Özet geçiyorum;
Nahide, Diyarbakırda yaşayan bir kadın. Eşi tarafından sistematik şiddete maruz bırakılıyor, defalarca darp edilip hastahanelik oluyor. Adamın göstermelik tutuklandığı zamanlar oluyor fakat kısa bir süre sonra dışarı bırakılıyor her defasında.
Her defasında da adam Nahideye ve gider artan dozda Nahidenin ailesine şiddet uygulamaya devam ediyor.
Defalarca kez şikayetçi olur Nahide, bir çok dosya açılıyor adam hakkında ama adam hala dışarıda ve bir gün adam silahıyla Nahide ve annesine ateş ediyor. Nahide yaralanıyor, annesi hayatını kaybediyor. Ama adam hala durmuyor.
Avukatlar o dönem bu vakayı AİHM e taşıyorlar ve AİHM Nahidenin yaşam hakkının ihlal edilmesinde devleti de kusurlu buluyor. Bunca şikayet bunca dosyaya rağmen, bu kadın nasıl olur sen bunu "önlemeliydin" diye. Önleme yükümlülüğüne aykırı davrandın diye.
O zaman hükümet de böyle despot değil tabii hak veriyor bu duruma ve adınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi imzalanıyor. Sözleşme İstanbulda imzalandığı için de adı İstanbul sözleşmesi olarak biliniyor.
Yani sözleşmenin amacı kadına/diğer kırılgan kabul edilen gruplara yönelik şiddetin ÖNLENMESİdir. İş işten geçmeden daha en başında, kadının zarar görmediği evrede şiddeti önlemek için devletlere sorumluluk yükler.
Devletler de doğal olarak şiddeti önlemek ve cezalandırmakla sorumludur ve bu sözleşme de bunun garantörüdür.
Ayrıca sözleşmede "kadının beyanı esastır kadın ne derse o" tarzında bir madde bulunmamaktadır. Bu sözleşmeye düşman kesilenlerin kamuoyunu yanıltmak için ortaya attığı asılsız bir argüman lütfen aldanmayın.
Özetle İstanbul sözleşmesi ülkemizdeki kadınların/çocukların/lgbti+ ların sigortasıdır. İktidar değişince ilk iş yeniden taraf olunmalı.