IsmailAga Cemaatin'den

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Musa Aleyhisselâmın ümmeti:
- Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allah (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelîmullah Turu Sina'ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu:

- «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»

Musa Aleyhisselâm:
«Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.

Allah (c.c.):
«Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.

Musa Aleyhisselâm gelip kavmini durumdan haberdar etti, hazırlığa başlandı, koyunlar, sığırlar kesildi. Mümkün olduğu kadar mükellef bir yemek sofrası hazırlandı. Çünkü misafir gelecek olan ne bir vali, ne bir padişah, ne bir başka yaratıktı. Kâinatın yaratıcısı misafir olarak gelecekti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, akşam üstü uzak yollardan geldiği belli; yorgun argın, üstü-başı birbirine karışmış bir ihtiyar gelip:
«Ya Musa! Uzak yollardan geldim, acım, bana bir miktar yemek verin de karnımı doyurayım» dedi.
Hz. Musa:
- Acele etme, hele şu testiyi al da biraz su getir bakalım. Senin de bir katkın bulunsun. Biraz sonra Allah (c.c.) gelecek, dedi.

Tabii adam daha fazla diretmeden çekip gitti. Yatsı vakti oldu, beklenen misafir halâ gelmedi. Sabah oluncaya kadar beklediler, halâ gelen giden yoktu. Neyse ümidi kestiler. Hz. Musa taaccüp içinde idi.

İkinci gün Hz. Musa Tur'a gidip:

- Ya Rabbi, mahcup oldum, ümmetim: «Ya Sen bizi kandırdın, ya Allah sözünde durmadı» diyorlar dediğinde, şöyle hitap olundu:

- Geldim ya Musa, geldim. Açım dedim, beni suya gönderdin, bir lokma ekmek bile vermedin. Beni ne sen, ne kavmin ağırladı.» Bunun üzerine Hazreti Musa Kelîmullah:

- Ya Rabbi bir ihtiyar geldi sadece, o da bir kuldu, Allah değildi. Bu nasıl olur? dediğinde Cenabı Allah:

- «İşte ben o kulum ile beraberdim. Onu doyursa idiniz, beni doyurmuş olacaktınız. Çünkü ben ne semalara, ne yerlere sığarım, ben ancak aciz bir kulumun kalbine sığarım. Ben o kulumla beraber gelmiştim. Onu aç olarak geri göndermekle, beni geri göndermiş oldunuz» buyurdu.

Demek ki, Allah için yapılan her şey, bizzat Allah'ın kendisine yapılmış gibi olmakta, Allah o kimseden razı olmaktadır

EkSen
 
Pirim, unutmadan Dr. Colin Dürkop ve Udo Steinbach üstadlarımıza da selamlarımı ilet.. Onlar ne demek istediğimi anlar, sizi de bir üst kademeye çıkarırlar..
Merak etme sen! (Ferdiden)

Komplolara devam, başka türlü çıkılmıyor işin içinden farkındayım :)
 


Evet. İlk cümle güzel. En azından gerçek çağdaşlığı biliyormuşsun.
"Çağdaş yobaz" kelime grubu tıpkı "Gerici yobaz" kelime grubu gibi ironiktir aslında.
Çünkü bu kelime gruplarındaki "çağdaş" ve "gericiler" diye gösterilen kişiler ve topluluklar, aslında ne çağdaştır ne de gerici.

Ben de zaten bunu anlatmaya çalışıyorum.

Gericilik bir türbanla, kara çarşafla olmaz. Bu nedenle cumhuriyet döneminde getirilen yenilikler arasında bulunan kılık ve kıyafetle ilgili yenilikleri, dünyanın en saçma yenilikleri (?) olarak görüyorum. He "Mustafa Kemal Atatürk yaptıysa doğrudur." gibi saçma bir düşünce içine de hiç giremeyceğim. Benim için son derece zeki bir başkomutandır. Ama yanlışı yok diyemem.

Daha önce de söyledim. Ben ilköğretimdeyken Hayat Bilgisi kitabımda yazılan "Cumhuriyet kuruldu; gerici çarşaflar kaldırıldı ve yerine çağdaş kıyafetler getirildi." cümlesini doğru bulmuyorum.

Neye göre gerici, neye göre çağdaş?

Çağdaşlık, çağın koşullarına uymaktır. Anlayışına uymaktır. Gelişmektir. Uygarlıktır.

Peki sorarım; uygarlığın, gelişmenin temeli kılık kıyafet midir? Değildir.

İlerici insanlar şu aşağıdaki insansılarsa, ben almayayım. Gerici kalsam daha iyi.

[YOUTUBE]66BU9nHAx3E[/YOUTUBE]

[YOUTUBE]Rc4M5e1FVyg[/YOUTUBE]​

Bak Yabani arkadaşımız gibi kötü olan şeyleri insanlara duyurma çabasında olan arkadaşlarımız, böyle şeyler göstermezler. Kıymetimi bil.
Bunu bilerek mi yapıyorsun yoksa farkında değil misin anlamıyorum..İnsanları bir arada tutmak için çaba sarfedeceğinize bölebilme gayretkeşliğine soyunmuşsunuz..
Yahu gerici demek zaten ilkelliktir, yobazlıktır..
Neyse...
 
Bunu bilerek mi yapıyorsun yoksa farkında değil misin anlamıyorum..İnsanları bir arada tutmak için çaba sarfedeceğinize bölebilme gayretkeşliğine soyunmuşsunuz..
Yahu gerici demek zaten ilkelliktir, yobazlıktır..
Neyse...

Buradaki amaç bölmek değil. Buna bölmek diyorsanız, gerici diyerek yaftaladığınız insanları da toplumdan soyutlamış oluyorsunuz, bu taraftan da düşünün.

Gericiliği aynı zamanda yobazlık olarak tanımlamak, gericilikten ne anladığınıza bağlıdır biraz.
Mesela bence gerici, çağdaş olan unsurlara karşı çıkar. Her yönüyle eskide yaşar. Yeniyi reddeder.

E baktığın zaman günümüzde kime gerici diyorlar? Başörtüsü takarak, ofisinde bilgisayar başında işini yaparken aynı zaman iPhone telefonunda oyun oynayanlara mı gerici diyoruz. Nedir yani?

Yani şunu anlatmaya çalışıyorum. Gericilik, yobazlık, çağdaşlık. Bunlar evrensel terimler değil. Herkesin bu kelimelerden anlayışı farklıdır. O yüzden de, gerici anlamında yobazlık ile çağdaş yobazlığın birer ironik terimler olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Konu budur.

Gerici dediğiniz bir çok insan, aslında bir çok yeniliğe açık insanlardır. O yüzden ciddi manada "gerici" denilebilecek çok insan vardır. Ama kendi fikrinden olmayan insanlara gerici diyen insanlarla dolup taştı etrafımız.
 
Komplolara devam, başka türlü çıkılmıyor işin içinden farkındayım :)
Bu arada Almanya'nın Köln şehrinde ve bir çok vilayetinde Alman devleti tarafından korunup kollandığınız ve finanse edildiğiniz iddiaları doğru mudur?
Yoksa bu iftiraları kafirler mni yapıyor?

:cat:
 
Bu arada Almanya'nın Köln şehrinde ve bir çok vilayetinde Alman devleti tarafından korunup kollandığınız ve finanse edildiğiniz doğru mudur?
Yoksa bu iftiraları kafirler mni yapıyor?

:cat:

Unutmuşum bir kerede anlamadığınızı afedersiniz :)

Devam komplolara :)
 


Buradaki amaç bölmek değil. Buna bölmek diyorsanız, gerici diyerek yaftaladığınız insanları da toplumdan soyutlamış oluyorsunuz, bu taraftan da düşünün.

Gericiliği aynı zamanda yobazlık olarak tanımlamak, gericilikten ne anladığınıza bağlıdır biraz.
Mesela bence gerici, çağdaş olan unsurlara karşı çıkar. Her yönüyle eskide yaşar. Yeniyi reddeder.

E baktığın zaman günümüzde kime gerici diyorlar? Başörtüsü takarak, ofisinde bilgisayar başında işini yaparken aynı zaman iPhone telefonunda oyun oynayanlara mı gerici diyoruz. Nedir yani?

Yani şunu anlatmaya çalışıyorum. Gericilik, yobazlık, çağdaşlık. Bunlar evrensel terimler değil. Herkesin bu kelimelerden anlayışı farklıdır. O yüzden de, gerici anlamında yobazlık ile çağdaş yobazlığın birer ironik terimler olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Konu budur.

Gerici dediğiniz bir çok insan, aslında bir çok yeniliğe açık insanlardır. O yüzden ciddi manada "gerici" denilebilecek çok insan vardır. Ama kendi fikrinden olmayan insanlara gerici diyen insanlarla dolup taştı etrafımız.
Gericilik geçmişte kalmak demektir. Gelişmeyi reddetmektir. Tıpkı eski ilkel inanışların etkisinde kalıp çağı yorumlamak gibi.
Mesela bu Nakşibendi tarikatına bağlı tüm cemaatlerin kendilerinin Ebu Bekir'in soyundan geldiklerini iddia edip başka soydan gelenleri küçümsemeleri gibi..Bu örnekler saymakla bitmez.
Bu insan biçimindeki yaratıklar kendilerine güç ve kuvvet kazandırmak amacıyla Allahlık iddia edemediklerinden (tepki çekeriz diye korktuklarından) peygamberle Allah arasında tepkiye göre bazen peygamberin üstünde olmazsa altında yada eşit bir makamı kendilerinde görürler.
Siz ise bunlardan yaratıcı insan çıkaracaksınız, bu köhnemiş yapıdan insanlığa faydalı bir icat ortaya çıkar mı?
 
Gericilik geçmişte kalmak demektir. Gelişmeyi reddetmektir. Tıpkı eski ilkel inanışların etkisinde kalıp çağı yorumlamak gibi.
Mesela bu Nakşibendi tarikatına bağlı tüm cemaatlerin kendilerinin Ebu Bekir'in soyundan geldiklerini iddia edip başka soydan gelenleri küçümsemeleri gibi..Bu örnekler saymakla bitmez.
Bu insan biçimindeki yaratıklar kendilerine güç ve kuvvet kazandırmak amacıyla Allahlık iddia edemediklerinden (tepki çekeriz diye korktuklarından) peygamberle Allah arasında tepkiye göre bazen peygamberin üstünde olmazsa altında yada eşit bir makamı kendilerinde görürler.
Siz ise bunlardan yaratıcı insan çıkaracaksınız, bu köhnemiş yapıdan insanlığa faydalı bir icat ortaya çıkar mı?

Bu konuda zaten hemfikiriz. Herhangibir cemaate, tarikata ilgi duymadığım gibi, sorgusuz sualsiz bunlara bağlı olan bireylerin yanlış yolda olduğunu savunuyorum ben.
 
Musa Aleyhisselâmın ümmeti:
- Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allah (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelîmullah Turu Sina'ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu:

- «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»

Musa Aleyhisselâm:
«Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.

Allah (c.c.):
«Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.

Musa Aleyhisselâm gelip kavmini durumdan haberdar etti, hazırlığa başlandı, koyunlar, sığırlar kesildi. Mümkün olduğu kadar mükellef bir yemek sofrası hazırlandı. Çünkü misafir gelecek olan ne bir vali, ne bir padişah, ne bir başka yaratıktı. Kâinatın yaratıcısı misafir olarak gelecekti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, akşam üstü uzak yollardan geldiği belli; yorgun argın, üstü-başı birbirine karışmış bir ihtiyar gelip:
«Ya Musa! Uzak yollardan geldim, acım, bana bir miktar yemek verin de karnımı doyurayım» dedi.
Hz. Musa:
- Acele etme, hele şu testiyi al da biraz su getir bakalım. Senin de bir katkın bulunsun. Biraz sonra Allah (c.c.) gelecek, dedi.

Tabii adam daha fazla diretmeden çekip gitti. Yatsı vakti oldu, beklenen misafir halâ gelmedi. Sabah oluncaya kadar beklediler, halâ gelen giden yoktu. Neyse ümidi kestiler. Hz. Musa taaccüp içinde idi.

İkinci gün Hz. Musa Tur'a gidip:

- Ya Rabbi, mahcup oldum, ümmetim: «Ya Sen bizi kandırdın, ya Allah sözünde durmadı» diyorlar dediğinde, şöyle hitap olundu:

- Geldim ya Musa, geldim. Açım dedim, beni suya gönderdin, bir lokma ekmek bile vermedin. Beni ne sen, ne kavmin ağırladı.» Bunun üzerine Hazreti Musa Kelîmullah:

- Ya Rabbi bir ihtiyar geldi sadece, o da bir kuldu, Allah değildi. Bu nasıl olur? dediğinde Cenabı Allah:

- «İşte ben o kulum ile beraberdim. Onu doyursa idiniz, beni doyurmuş olacaktınız. Çünkü ben ne semalara, ne yerlere sığarım, ben ancak aciz bir kulumun kalbine sığarım. Ben o kulumla beraber gelmiştim. Onu aç olarak geri göndermekle, beni geri göndermiş oldunuz» buyurdu.

Demek ki, Allah için yapılan her şey, bizzat Allah'ın kendisine yapılmış gibi olmakta, Allah o kimseden razı olmaktadır

EkSen
Bunu nasıl görmemişim!
İşte Tanrının insan bedeninde dünyaya gelme hadisesi...Bir adıyla Tanrının insan bedenine hulül edip dünyada görünmesi..
Bu inanış eski Roma, Hint, İran ve eski doğu dinlerinde olan Tenasüh ve hulül inanışının bir yansımasıdır. İsa'nın Tanrının oğlu olması misali...Rafizi denilen insanları sırf bu inanışı sebebiyle katleden Osmanlı şeyhülislamları acaba aynı inanışın kendilerinde olduğunu neden görmezler. Padişahları için ''Allah'ın yeryüzündeki gölgesi'' diyen Osmanlı zihniyeti de aynı kaynaktan beslenir.
''Ali Allah'ımdır'' diyen Ehl-i Hakk'lar ile üstteki kaleme alınmış yazıdaki ''misafir''in ne farkı var?
İmam Rabbani denilen kendi soyunu üstün gören kibir abidesi şahsın bu kaynaktan nemalanmadığını kim idiaa edebilir?
 
Düşünürken akla, mantığa dayanarak tartan her insan bunun bir saçmalık olduğunu anlar. Bunu yapmayan insana da doğru yolun buldurulabileceğine inanmıyorum.
 
Büyük zatların yanlarında bulunmak bir kere gönlü ferahlatır manevi bir haz duyar insan. Ben büyük bir zat olduğunu kalbimle tastiklediğim birisinin yanında dursam bile değiştiğimi düşünürüm ama şu kadar var ki; insanlar bizim şeyhimiz alimdir, bizim velimizi rabıta yapın vs tarzında konuşunca olmuyor. Bence herkes o insanın davranışlarından ders alarak onu sevmeli. Falanca alim böyleymiş diyince reklam gibi oluyor. Gerçek hiç bir alime birisinin şu adam çok büyük alim he rabıta yap demesine lüzum yoktur zaten insanlar onu tanırsa yanlarında bulunur. Bunun en büyük örneği S.A.V dır. Kimsenin onun övmesini sevmez sadece onu dinleyip hidayete ermelerini isterdi.
 
Musa Aleyhisselâmın ümmeti:
- Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allah (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelîmullah Turu Sina'ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu:

- «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»

Musa Aleyhisselâm:
«Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.

Allah (c.c.):
«Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.

Musa Aleyhisselâm gelip kavmini durumdan haberdar etti, hazırlığa başlandı, koyunlar, sığırlar kesildi. Mümkün olduğu kadar mükellef bir yemek sofrası hazırlandı. Çünkü misafir gelecek olan ne bir vali, ne bir padişah, ne bir başka yaratıktı. Kâinatın yaratıcısı misafir olarak gelecekti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, akşam üstü uzak yollardan geldiği belli; yorgun argın, üstü-başı birbirine karışmış bir ihtiyar gelip:
«Ya Musa! Uzak yollardan geldim, acım, bana bir miktar yemek verin de karnımı doyurayım» dedi.
Hz. Musa:
- Acele etme, hele şu testiyi al da biraz su getir bakalım. Senin de bir katkın bulunsun. Biraz sonra Allah (c.c.) gelecek, dedi.

Tabii adam daha fazla diretmeden çekip gitti. Yatsı vakti oldu, beklenen misafir halâ gelmedi. Sabah oluncaya kadar beklediler, halâ gelen giden yoktu. Neyse ümidi kestiler. Hz. Musa taaccüp içinde idi.

İkinci gün Hz. Musa Tur'a gidip:

- Ya Rabbi, mahcup oldum, ümmetim: «Ya Sen bizi kandırdın, ya Allah sözünde durmadı» diyorlar dediğinde, şöyle hitap olundu:

- Geldim ya Musa, geldim. Açım dedim, beni suya gönderdin, bir lokma ekmek bile vermedin. Beni ne sen, ne kavmin ağırladı.» Bunun üzerine Hazreti Musa Kelîmullah:

- Ya Rabbi bir ihtiyar geldi sadece, o da bir kuldu, Allah değildi. Bu nasıl olur? dediğinde Cenabı Allah:

- «İşte ben o kulum ile beraberdim. Onu doyursa idiniz, beni doyurmuş olacaktınız. Çünkü ben ne semalara, ne yerlere sığarım, ben ancak aciz bir kulumun kalbine sığarım. Ben o kulumla beraber gelmiştim. Onu aç olarak geri göndermekle, beni geri göndermiş oldunuz» buyurdu.

Demek ki, Allah için yapılan her şey, bizzat Allah'ın kendisine yapılmış gibi olmakta, Allah o kimseden razı olmaktadır

EkSen

Sen ciddi ciddi bu masalı kanıt diye önüme sürüp etiketledin beni demek :)
Nereden alıntı bu ? Kim yazmış bu masalı ?
Ayrıca hikayede ALLAH'ın tecelli buyurması yok hepimizin bildiği bir şeyin anlatımı var .. ALLAH tüm kalplerdedir şah damarımızdan daha yakındır bize ..
Konu dışına çıkmadan şu soruma cevap verin ; NEREDE YAZIYOR BİR ADAMIN KARŞISINDA DURMANIN 150 YILLIK İBADETTEN DAHA SEVAP OLDUĞU ?
 
Bunu nasıl görmemişim!
İşte Tanrının insan bedeninde dünyaya gelme hadisesi...Bir adıyla Tanrının insan bedenine hulül edip dünyada görünmesi..
Bu inanış eski Roma, Hint, İran ve eski doğu dinlerinde olan Tenasüh ve hulül inanışının bir yansımasıdır. İsa'nın Tanrının oğlu olması misali...Rafizi denilen insanları sırf bu inanışı sebebiyle katleden Osmanlı şeyhülislamları acaba aynı inanışın kendilerinde olduğunu neden görmezler. Padişahları için ''Allah'ın yeryüzündeki gölgesi'' diyen Osmanlı zihniyeti de aynı kaynaktan beslenir.
''Ali Allah'ımdır'' diyen Ehl-i Hakk'lar ile üstteki kaleme alınmış yazıdaki ''misafir''in ne farkı var?
İmam Rabbani denilen kendi soyunu üstün gören kibir abidesi şahsın bu kaynaktan nemalanmadığını kim idiaa edebilir?

Kaldı ki peygamberimiz ömrünü bu sapkın anlayışa dikkat ederek ve ettirerek geçirmiştir .. Kendisi için " benim huzurumda olan şu kadar yıllık ibadet sevabı alır " dememişken ve tam tersine " bende sizler gibi bir insanım " düsturu üzerine hareket etmişken bazı çakalların peşlerinden gittikleri adamları ululaştırmak adına ALLAH'a iftira atmaları şirkten başka bir şey değildir ..
Saygı gösterin hürmet gösterin eyvaALLAH ama KULLUK GÖSTERMEYİN .. Kulluk ALLAH'a gösterilir kuluna değil ..
 
Peygamberimiz ''ben de sizler gibi bir kulum'' buyurmuştur. Yani kimseden üstün bir tarafım yok hesap günü hepimiz birlikte sual edileceğiz demiş ise bu büyüklük saçmalıkları nedir?
İşin ucu hep bir yere çıkıyor.
Napolyonun dediği gibi: ''Para para para''
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri