Sevgili
Arpes,
Yıl olmuş 2020 ve ölümsüzlüğün konuşulduğu şu çağda, idam ile suç önlemeye çalışmak bana kalırsa kendinizi kandırmaktan başka bir şey olmadığı gibi, ortada demagoji değil, bilimsel veriler var ve beraberinde de suç oranına idamın etki etmediğine dair istatistikler...
Sizler ne sunuyorsunuz peki? İdamın caydırıcı olacağı yönünde tek bir istatistik bile sunamadığınız gibi, elinizde bilimsel veri de yok. Tahminler ya da toplumun yapısına göre önseziler gibi asla idamın caydırıcılığına ışık tutmayacak yorumlar yapıp, bilimsel olana karşı çıkmanızdan da ben hicap duyduğumu belirtmek isterim. Oldu olacak fal da bakalım da tam olsun... Dünya genelinde olanı biteni yansıtan istatistiklere bakmadan, papatya falı ile mi idamın caydırıcılığını anlamaya çalışacağız?
İdam cezasının uygun görüldüğü vahşi suçları kim işliyor? Seri katiller, psikopatlar ya da pedofili eğilimliler...
Bu suçları işleyen insanlara sağlıklı bireyler diyebilir miyiz? Mümkün değil çünkü bu şahısların beyin yapıları, normal insanlardan çok farklı ve bu aradaki fark tüm davranışlarına yansıyor. Öncelikli olarak çoğu davranışlarını kontrol edemiyorlar. Yaptıkları eylemlerin zararlarını fark edebilecek empati duygusuna sahip değiller ya da çok az sahipler. "Karşıdaki insan ne hisseder ya da yakınları üzülür mü?" diye bir endişe taşımıyorlar çünkü bu duyguları yansıtacak bir beyine sahip değiller. Psikopatlar güdüleri ile hareket eder ve bu konuda kontrol mekanizmaları devreye girmez. Bu insanlara "Seni idam ederiz" demeniz, onları asla korkutmayacağı gibi yapacakları hiçbir suça da engel teşkil etmeyecektir. Siz bu insanların farklı beyin yapısına sahip olduklarını bile bile, nasıl idam etmenin caydırıcı olacağını iddia edebilirsiniz ki? Bilim olmaz diyor fakat siz olur diyorsanız da cidden akıl tutulması yaşıyorsunuz demektir.
Dünyadan örnekler verme sebebim de idam cezasının olduğu ülkelerde, nasıl da gereksiz idamlar yapıldığına vurgu yapmaktır. Vahşi suçlar diye başlar fakat yarın siyasal suçlar diye de genişletilebilir ki yasal olduktan sonra kimleri kapsayacağını her an değiştirebilirsiniz.
İnsanlar suçlu olarak doğmaz fakat suça yatkın genlere ya da beyin yapısına sahip olabilirler ve koşullar sebebi ile her an büyük bir suçluya da dönüşebilirler. İdam cezası suç işlendikten sonra yapan kişiye bedel ödetmeyi hedefler ancak yeni suçlar için caydırıcı etkisi yoktur.
Caydırıcı olduğuna dair bilimsel bir dayanağınız varsa bilmek isterim. İstatistik ve bilimsel veri olmadan savunduklarınız maalesef sağlam bir zemine oturmuyor.
Sonunda gerçekten münazaraya dahil olmayı seçmişsiniz, öncelikle teşekkürler.
Bu konu özelinde istatistiklerle ilgili derdimi şöyle anlatmaya çalışayım. İstatistiklerin, toplumsal alandaki herhangi bir olguyu açıklayacak ya da nedenselliğe oturtacak bir töze sahip olduğunu düşünmüyorum. Aşkı, nefreti, hayranlığı, suçluluğu, pişmanlığı, merhameti, adaleti, hakkaniyeti istatistikle izah edemez veya sınıflandıramazsınız. Çünkü istatistik somut ve nesnel şeyleri kategorize ederek, bir sabit veya kontrol grubu üzerinden kıyaslayabilmeyi sağlar. Oysa toplumsal olan şey, milyonlarca değişkenin ekseninde dönen bir asteroid gibidir. Sunduğunuz istatistiklerin tamamı yıl bazlı istatistikler, ilk attığınızda kontrol etme fırsatım olmuştu ve istatistiğe konu yıllardaki nüfus değişimleri ve popülasyon dahi istatistiğin hesabına katılmamış. Bu mu bilimsel veri? Bilim suyun kaynama derecesinden, elektron ve nötronlardan ya da istatistiklerden ibaret değil maalesef. Sosyal bilimler ile pozitif bilimlerin yöntemleri birbirlerinden oldukça farklıdır.
Üniversitelerin ilgili bölümlerinin ders izlencelerine bakarsanız şayet bu tip durumların takibi, analizi, çözümlemesi ve incelenmesi için geliştirilen metotların anlatıldığı bir ders vardır: Sosyal Bilimlerde Yöntem. İstatistik de belli ölçüde, sosyal bilimler alanında kullanılır pek tabii; fakat burada önemli olan husus şu: İstatistiğin kullanılabilir bir veri olabilmesi için ya tüm değişkenlerin hesaplanması ya da tüm değişkenlerin sabit olduğu bir aralıkta yapılması gerekliliğidir. Yani iddianızın aksine ben bilime karşı değilim, yanlış yöntemli bilime karşıyım.
Bir safsatayı bilinçli veya bilinçsiz olarak kullandığınızı görüyorum, "şu zamana kadar bir veri veya istatistik sunabilmiş değilsiniz" savınıza şöyle bir cevabım var: Sizin yanlış silahı seçmiş olmanız, benim sorunum değil. Sunduğunuz istatistiklerin yukarıda anlatmaya çalıştığım üzere benim açımdan tutarlı veya geçerli hiçbir yanı yok, çünkü aşırı "göreli" veriler bunlar. Nüfus bilgisine sahip değil, toplumsal vakalardan bağımsız, politik olaylardan bağımsız, hukuki reform ve değişimlerden bağımsız bir idam istatistiğini dünyanın hiçbir yerinde ciddiye almazlar zaten. Küba'da Domuz Körfezi Harekatı ile 5 sene öncesine dair idam cezası verilerinin istatistiği tabi ki birbirinden farklı olacaktır. Yahut Türkiye'de 50 ile 83 yılları arasında idam istatistiğine bakarak suç önce azalmış sonra da artmış demek mümkün müdür? Bunun bilimsel olduğuna inanmamızı mı bekliyorsunuz gerçekten?
İnsanlar suçlu olarak doğmaz fakat suça yatkın genlere ya da beyin yapısına sahip olabilirler ve koşullar sebebi ile her an büyük bir suçluya da dönüşebilirler.
Suç işlemeyi, masum insanların durup dururken başına gelen bir talihsizlik gibi anlatmanız çok acı. Koşullar sebebiyle büyük bir suçluya dönüşmek çok çirkin bir tabir? Suçun kendisini olumluyor gibi konuşmayın lütfen. Ted Bundy sayısız kadına tecavüz edip vahşice öldürdü. Belli ki mental bir rahatsızlığı vardı, katı bir Katolik eğitimden geçti ve istismar edildi, şiddet gördü. Sonra da gibi o kadınlara tecavüz edip katletti, vah vah mı diyelim? "Koşullar" onu bu hale getirdi, genleri böyleydi, beyni böyleymiş demek iradeyi hiçe saymaktır. Çünkü şayet açıklamanız buysa, bu kişiye hiçbir ceza verilmemeli, kişinin hiçbir kabahati yok gibi duruyor. Aynı şey kadercilikte de mevcut, herkesin kaderi böyleymiş deyip bırakalım hukuk ve ceza sistemini, nasıl yaşayabiliyorsak öyle devam etmeye çalışalım.
Genler ve beyin yapısı iddianız bana çok gülünç geliyor. Çünkü argümanın arkasında bir tez yok, tabi ki beyin yapısı farklı olacak; biz günlük hayatımızda birbirimizin kafasını koparıp kazıklara takmayı hayal etmiyoruz çünkü. Peki sağlıklı, üreten, faydalı toplum fertleri ne yapsın bu konuda? Bir şey yapmalı mıyız gerçekten? Beni bir ara sokakta kıstırsa defalarca bıçaklayacak biri için niye çabalayayım? Niye vergilerimle onu besleyeyim? Neden onun kimseye zarar vermemesini garanti etmek için onu kapatacak bir yer inşa edeyim? Hayattaki şanslarını öldürmek ve katletmek üzerine harcamış kişilere hapishane yapmak yerine evsizlere neden sıcak bir yuva vermeyeyim? Suç böyle önlenir çünkü. Bırakın şu yanlış uygulama, kapsam genişlemesi iddialarını. Konumuz nerede nasıl uygulanacağı değil çünkü. Şayet düzgün bir hukuk sisteminiz ve anayasal dayanağınız ya da güçlü bir hukuk geleneğiniz varsa gayet dar kapsamda, çok ağır suçlarla kısıtlı şekilde tutabilirsiniz. Bunun en büyük örneği ABD ve Japonya. Japonya'nın nüfusu 127 milyona yakın. Japonya'da 2000 yılından bu yana 89 kişinin idam cezası infaz edilmiş. 2018 verileri bunlar. 2018'de idam edilen suçlulardan biri, Aum Shinrikyo'nun kıyamet tarikatının emirleri doğrultusunda 1995'te Tokyo metrosuna sarin gazıyla saldırıp 13 kişinin ölümüne sebep olan bir suçlu. Yanlış anlamayın 1995'te yakalanmış fakat bu cezanın geri döndürülemez olduğunu tek fark edenler sizin münazara grubunuz olmadığı için tekrar tekrar mahkemeye çıkarılmış bu suçlu. Her seferinde itiraf edip, ifadesini aynen tekrar etmesine rağmen tam 37 celsede görülmüş davası. ABD'de de benzer bir idam protokolü var, bu kadar titiz olmasa da.
Not: Ölümsüzlüğü konuştuğumuzu düşünüyor olma sebebinizi anlayamadım. Bilimsel vizyondan bahsediyorsanız şayet, 40 sene önce de uçan arabalardan konuşuyordu insanlar. Sokakta uçan arabalar göremiyorum.
Sevgiler.