Xerath
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Eylül 6, 2013
-
- Mesajlar
- 7,856
-
- Tepkime puanı
- 858
-
- Puanları
- 348
-
- Yaş
- 37
İran II. Dünya savaşından sonra zayıflayan ve 1979 yılında tamamen ortadan kaldırılan bir monarşi ile yönetiliyordu. Şah'ın devrilmesinden sonra İran'da devlet ve mollalar rejimi üzerine oturtuldu. Bu rejim(teokrasi) daha çok dini yönetimin söz sahibi olduğu bir yönetim biçimidir. Mollalar ülkelerinde yönetim biçimini muhafaza edebilmek için paramiliter bir birlik oluşturdu. Bu oluşuma Sipah-i Pasdaran yani Devrim muhafızları dendi. 1990 yılında devrim muhafızlarının başına Qassem Soleimani yani Kasım Süleymani geçti. Bu örgüt İran emperyalizminin öncü gemisidir. Ortadoğuda tüm ülkelerde varlık gösterir. Adları farklı olsa da amaçları aynıdır.
ABD'nin Irak'ı işgali ve terk edişinden sonra oluşan boşluğa bu örgüt sahip çıktı. Hatta bu örgüt Irak'tan maaş bile aldığı oldu. Qassem Irak'tan Mısır'a, Yemen'den Ürdün'e, Türkiye'den Suriye'ye kadar her yerde etkin bir güç kazandı. Hamaney'in oğlum dediği Qassem Molla rejiminin can damarlarından birisidir. ABD'ye karşı etkin bir direniş sergiledikten sonra saklandığı Irak'ta öldürüldü. Qassem'in ölüm fermanı elçilik baskınında imzalandı ancak asıl neden olarak Irak merkezi yönetiminin yeni yılda ülkede başka askeri güç istemediğini belirtmesi oldu.
İranda Molla rejimine artan tepkiler ve halkın özgürlük naralarından sonra Rejimin koruyucusu ve fedaisinin bu şekilde ölmesi İran kanadında ciddi tepkilere neden oldu. Ülkede 3 günlük yas ilan edildi ve dünyadaki ABD yanlısı (Türkiye dahil) ülkeleri tehdit etti. Bu işte en zararlı İsrail çıkacak çünkü önümüzdeki hafta gerek Hamas gerekse muhafızlar füze saldırısı deneyecektir. Ancak hepsi bu kadar olur, kimse burada bir savaş planına kalkışamaz. Özellikle İran hiç kalkışamaz çünkü bu savaşa dayanacak ekonomisi yok. İran ekonomisinin can damarı olan petrol ticareti ABD ambargo tehdidiyle durdu ve ABD izin verene kadar açılmayacak. O açılmada molalar iktidarda olduğu sürece olmayacak. ABD için ekonomisi kitlenmiş bir İran kısa vadede sorun olmaz. Ancak ortada büyüyen bir Rus ekonomisi var. İrandan pterol satın alamayan ülkeler ya Suudların ya da Rusların kucağına düşüyor. Suudlara değilse bile Ruslara bağımlı bir Avrupa ABD için sonun başlangıcı olur. Akdenizde enerji savaşı biterse ve ABD istediği yolu açarsa o zaman ülkelerin bölünmesini tartışabiliriz. Ancak ABD stratejisi için bölgenin bu şekilde devam etmesi gerekiyor yani bölge bir süre aynı çizgide devam edecek. Bu süre zarfında İran'da iktidarın değişmesi ve Suriye'nin demokratik bir seçimle Esad'ın tekrar başa geçmesi gerekiyor. Kürtler ise dünyada sağladığı itibarı koruması ve batıdan yana taraf olması gerekiyor. Ülkeler bir günde bölünmez önce fikren sonra siyasi olarak ayırmak gerekiyor. Bu yüzden ne Suriye'de nede başka bir ülkede 20 yıldan önce bir özerlik söz konusu değil.
O yüzden emperyalizmin yeni rotası Libya olacak. Ancak akdenizdeki savaşın incelemesi başka bir güne kalacak. Qassem'in öldürülmesinden zarar gören tek ülke İran'dır. Peki kazananlar kimler?
ABD-Trump-Rusya-Suudlar-İsrail-Mısır-Suriye-Irak ve daha niceleri bir gecede tek hamle ile Ortadoğunun tüm seyri değişti. Bu denklemde Türkiye, ne kazanan ne kaybeden oldu. Dış işlerinde yaşanan erozyon iyice gün yüzüne çıkıyor ve lafım ona "monşerlerin" dönemi tekrar başlıyor.
Türkiye'nin kıskaçtan kurtulmasının tek yolu Atatürk'ün gösterdiği yolda ilerlemektir. Kısacası dış politikada asıl amaç "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi olmalıdır. Yeni gelecek iktidarın önün de ekonomiden eğitime bürokrasiden askeriyeye kadar çok zorlu engeller var.
Türkiye'yi zorlu ve kanlı bir Rönesans bekliyor.
ABD'nin Irak'ı işgali ve terk edişinden sonra oluşan boşluğa bu örgüt sahip çıktı. Hatta bu örgüt Irak'tan maaş bile aldığı oldu. Qassem Irak'tan Mısır'a, Yemen'den Ürdün'e, Türkiye'den Suriye'ye kadar her yerde etkin bir güç kazandı. Hamaney'in oğlum dediği Qassem Molla rejiminin can damarlarından birisidir. ABD'ye karşı etkin bir direniş sergiledikten sonra saklandığı Irak'ta öldürüldü. Qassem'in ölüm fermanı elçilik baskınında imzalandı ancak asıl neden olarak Irak merkezi yönetiminin yeni yılda ülkede başka askeri güç istemediğini belirtmesi oldu.
İranda Molla rejimine artan tepkiler ve halkın özgürlük naralarından sonra Rejimin koruyucusu ve fedaisinin bu şekilde ölmesi İran kanadında ciddi tepkilere neden oldu. Ülkede 3 günlük yas ilan edildi ve dünyadaki ABD yanlısı (Türkiye dahil) ülkeleri tehdit etti. Bu işte en zararlı İsrail çıkacak çünkü önümüzdeki hafta gerek Hamas gerekse muhafızlar füze saldırısı deneyecektir. Ancak hepsi bu kadar olur, kimse burada bir savaş planına kalkışamaz. Özellikle İran hiç kalkışamaz çünkü bu savaşa dayanacak ekonomisi yok. İran ekonomisinin can damarı olan petrol ticareti ABD ambargo tehdidiyle durdu ve ABD izin verene kadar açılmayacak. O açılmada molalar iktidarda olduğu sürece olmayacak. ABD için ekonomisi kitlenmiş bir İran kısa vadede sorun olmaz. Ancak ortada büyüyen bir Rus ekonomisi var. İrandan pterol satın alamayan ülkeler ya Suudların ya da Rusların kucağına düşüyor. Suudlara değilse bile Ruslara bağımlı bir Avrupa ABD için sonun başlangıcı olur. Akdenizde enerji savaşı biterse ve ABD istediği yolu açarsa o zaman ülkelerin bölünmesini tartışabiliriz. Ancak ABD stratejisi için bölgenin bu şekilde devam etmesi gerekiyor yani bölge bir süre aynı çizgide devam edecek. Bu süre zarfında İran'da iktidarın değişmesi ve Suriye'nin demokratik bir seçimle Esad'ın tekrar başa geçmesi gerekiyor. Kürtler ise dünyada sağladığı itibarı koruması ve batıdan yana taraf olması gerekiyor. Ülkeler bir günde bölünmez önce fikren sonra siyasi olarak ayırmak gerekiyor. Bu yüzden ne Suriye'de nede başka bir ülkede 20 yıldan önce bir özerlik söz konusu değil.
O yüzden emperyalizmin yeni rotası Libya olacak. Ancak akdenizdeki savaşın incelemesi başka bir güne kalacak. Qassem'in öldürülmesinden zarar gören tek ülke İran'dır. Peki kazananlar kimler?
ABD-Trump-Rusya-Suudlar-İsrail-Mısır-Suriye-Irak ve daha niceleri bir gecede tek hamle ile Ortadoğunun tüm seyri değişti. Bu denklemde Türkiye, ne kazanan ne kaybeden oldu. Dış işlerinde yaşanan erozyon iyice gün yüzüne çıkıyor ve lafım ona "monşerlerin" dönemi tekrar başlıyor.
Türkiye'nin kıskaçtan kurtulmasının tek yolu Atatürk'ün gösterdiği yolda ilerlemektir. Kısacası dış politikada asıl amaç "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi olmalıdır. Yeni gelecek iktidarın önün de ekonomiden eğitime bürokrasiden askeriyeye kadar çok zorlu engeller var.
Türkiye'yi zorlu ve kanlı bir Rönesans bekliyor.