İndirilen Din ve Uydurulan Din Farkı
Gerçek İslam, Allah ile kul arasına hiçbir nesneyi, şahsı veya bedensel atığı sokmaz. Bir insanın dışkısını, salyasını veya sümüğünü "kutsal" ilan ederek medet umulacak bir nesne haline getirmek, İslam’ın en temel davası olan Tevhid’e (Allah’ın birliği ve eşsizliği) yapılmış bir suikasttır. Bu, İslam’ı putperest bir kabile dinine indirgemek, insanları şahısların biyolojik atıklarına köle etmektir. Hiçbir beşerî kalıntı, ibadet veya teberrük (bereketlenme) konusu olamaz; zira İslam, insanı eşyanın ve şahsın boyunduruğundan kurtarıp sadece Allah’a bağlamak için gelmiştir.
Kur’an, insanı "ahsen-i takvim" (en güzel biçim) üzere yaratılmış, akleden bir varlık olarak tanımlar. Gerçek İslam perspektifinde din, temizlik (taharet) üzerine kuruludur. Tiksinti uyandıran bedensel atıkları "şerif" (şerefli) sıfatıyla kutsallaştırmak, hem fıtrata hem de estetiğe aykırıdır. Bu tür anlatılar, İslam’ı rasyonel dünyada alay konusu haline getirmekte, genç kuşakları dinden soğutmakta ve inancı bir "ortaçağ masalına" hapsetmektedir. Aklı tatile çıkaran bu din adamları, toplumun zekasını aşağılamaktadır.
Bu hurafe anlatılarının arkasında yatan asıl motivasyon, bilgisiz kitleleri hayret içinde bırakarak itaat altına almaktır. Gerçek İslam, dini bir meslek veya kazanç kapısı görmeyi reddeder. Oysa bu şahıslar, uydurma menkıbeler ve akıl dışı mucize anlatılarıyla kendilerine dokunulmaz bir kutsallık zırhı örmektedirler. Halkı ilimden, üretimden ve gerçek ahlaktan koparıp "kıl tüy" peşinde koşan bir kitleye dönüştürmek, İslam toplumlarını geri kalmışlığa mahkûm etmektir.
Gerçek İslam'ın tek kaynağı olan Kur’an’da ne sümük kutsaması vardır ne de dışkı takdisi. Bu din adamları, uydurma rivayetleri ve sahte "hadis" kisveli hikayeleri Kur’an’ın önüne geçirerek dini tanınmaz hale getirmişlerdir. Allah’ın "akletmez misiniz?" sorusuna karşılık, bu kitleler "sorgulama, sadece itaat et" diyerek toplumu manevi bir uyuşturucuyla uyutmaktadır.
Bedensel atıklardan kutsallık devşiren, dini bir fantezi dünyasına çeviren ve insanları hurafe bataklığında boğan bu zihniyet, İslam'ın temsilcisi değil, en büyük düşmanıdır. Gerçek İslam; temizliktir, akıldır, onurdur ve sadece Allah’a yönelmektir. Sümükten şifa, idrardan bereket uman bir anlayışın İslam dairesinde yeri yoktur; bu, dinin içine sızmış bir kültürel patolojidir.
Gerçek İslam, Allah ile kul arasına hiçbir nesneyi, şahsı veya bedensel atığı sokmaz. Bir insanın dışkısını, salyasını veya sümüğünü "kutsal" ilan ederek medet umulacak bir nesne haline getirmek, İslam’ın en temel davası olan Tevhid’e (Allah’ın birliği ve eşsizliği) yapılmış bir suikasttır. Bu, İslam’ı putperest bir kabile dinine indirgemek, insanları şahısların biyolojik atıklarına köle etmektir. Hiçbir beşerî kalıntı, ibadet veya teberrük (bereketlenme) konusu olamaz; zira İslam, insanı eşyanın ve şahsın boyunduruğundan kurtarıp sadece Allah’a bağlamak için gelmiştir.
Kur’an, insanı "ahsen-i takvim" (en güzel biçim) üzere yaratılmış, akleden bir varlık olarak tanımlar. Gerçek İslam perspektifinde din, temizlik (taharet) üzerine kuruludur. Tiksinti uyandıran bedensel atıkları "şerif" (şerefli) sıfatıyla kutsallaştırmak, hem fıtrata hem de estetiğe aykırıdır. Bu tür anlatılar, İslam’ı rasyonel dünyada alay konusu haline getirmekte, genç kuşakları dinden soğutmakta ve inancı bir "ortaçağ masalına" hapsetmektedir. Aklı tatile çıkaran bu din adamları, toplumun zekasını aşağılamaktadır.
Bu hurafe anlatılarının arkasında yatan asıl motivasyon, bilgisiz kitleleri hayret içinde bırakarak itaat altına almaktır. Gerçek İslam, dini bir meslek veya kazanç kapısı görmeyi reddeder. Oysa bu şahıslar, uydurma menkıbeler ve akıl dışı mucize anlatılarıyla kendilerine dokunulmaz bir kutsallık zırhı örmektedirler. Halkı ilimden, üretimden ve gerçek ahlaktan koparıp "kıl tüy" peşinde koşan bir kitleye dönüştürmek, İslam toplumlarını geri kalmışlığa mahkûm etmektir.
Gerçek İslam'ın tek kaynağı olan Kur’an’da ne sümük kutsaması vardır ne de dışkı takdisi. Bu din adamları, uydurma rivayetleri ve sahte "hadis" kisveli hikayeleri Kur’an’ın önüne geçirerek dini tanınmaz hale getirmişlerdir. Allah’ın "akletmez misiniz?" sorusuna karşılık, bu kitleler "sorgulama, sadece itaat et" diyerek toplumu manevi bir uyuşturucuyla uyutmaktadır.
Bedensel atıklardan kutsallık devşiren, dini bir fantezi dünyasına çeviren ve insanları hurafe bataklığında boğan bu zihniyet, İslam'ın temsilcisi değil, en büyük düşmanıdır. Gerçek İslam; temizliktir, akıldır, onurdur ve sadece Allah’a yönelmektir. Sümükten şifa, idrardan bereket uman bir anlayışın İslam dairesinde yeri yoktur; bu, dinin içine sızmış bir kültürel patolojidir.