iNANÇ YAZILARI

Konu sahibi son olarak 2790 gün önce görüldü
6/134. Size vadedilenler mutlaka gelecektir; siz bunu önleyemezsiniz.
Bunu önleyemezsin / Sürekli uyarı var / Bu ikna edici delilleri ihtimal olarak bile almamak akılsız olmayı gerektirir.
Canan Karatay kanser olmamak için her gün iki ceviz ye derse yiyenler bu ihtimale de dikkat etmeli ki bu ihtimal değil kesin gerçek.
- İnkarcıların saplantıları var çünkü herkes kendi fikrini doğru kabul eder,
- Objektiflik adına olmadık fikirlere yer verirler,
- Kendini karar noktası olarak görürler,
- En doğruya ulaşmış tavırla hakemlik yaparlar,
- Hayal ile karar verirken ellerinde zandan başka delil yoktur.
Aslında,
- Akibet bildirmiş olmak gözardı edilmemesi gereken başlı başına bir olaydır, başlı başına delildir.
- Kuranı kerim ifadelerinde cesaret var, hüküm var, kimsenin bilemeyeceği bilgiler var, sözler insanın ruhuna etki ediyor. Zıtlık ve tutarsızlık yok.
Bunu göremezler.
Allah tarafından, geri çevrilmesi konusunda hiçbir imkanın bulunmadığı Cenab-ı Hakkın takdirinin mutlaka gerçekleşeceği bir gün, kıyamet günü gelip çatmadan önce, Allahın davetine icabet ediniz, çünkü o gün, sizin için sığınacak bir yer yoktur ve siz inkâr da edemezsiniz.
Şimdi inkâr edilebiliyor, kabul edilmeyebiliyor ama tam açıklandığı, her şeyin ortaya döküldüğü zaman hem geri dönüş olmayacak hemde aksi düşünülemeyecek.
“Fasbir’inne va’dellahi hakkun”, Peygamber Efendimize Cenab-ı Hak buyuruyor ki, bu uzlaşmaz, bu hak tanımaz insanların olumsuz ve menfi tavırlarından dolayı üzülme, sabret. Allahın vadi haktır ve gerçektir.
“Ve la yestehiffennekellezine la yukınun”, kesin inanmamış kimselerin hareket tarzları hiçbir zaman seni vazifende gevşemeğe ve her hangi bir şekilde tehavün göstermeğe, vazifende kusur ve eksiklikte bulunmağa sevketmesin.
İnkarında direnen, bununla mutlu olduğunu sanan kıt akıllıların menfi tutumu onların kendi tercihi, doğası, hakettikleri budur denilmekte.
020
 
Allah zalim olanlara gerçeği ve doğruyu göstermez.
Verdikleri sözü tutmadıkları için, vadettiklerini yerine getirmedikleri için, Cenab-ı Hak onların basiretini bağlamış, kalp gözünü köreltmiştir. Bu yaptıklarından dolayı Allahü teâlâ kıyamet gününe kadar onların kalplerine nifakı, münafıklığı iyice yerleştirecek ve onun cezasını onlara gösterecektir. 9/77
“Se asrifu an ayatiyellezine yetekebberune fil ardı bi gayril hak”, hakları olmadığı halde yeryüzünde sebepsiz tekebbür gösteren, büyüklenen, kendisinde bir varlık, bir benlik hisseden insanları, ayetlerimizi anlamaktan, onlardan istifade imkânından mahrum bırakırız.
Denmekte.
İnkar edip de inkarcı zihniyetin ardından bir de fiilen Allahü teâlâya karşı gelen, zulmeden, haksızlık yolunda bulunan, zalimlik yapan kimseler var ya, işte onların hak ve hakikate gidecek bir imkanları olmadığı gibi, Allah tarafından bağışlanmaları da söz konusu değildir. Onlar ebedi olarak kalmak üzere Cehennem yoluna gideceklerdir. - 4/169
Bu âyet-i kerimeler, ayrıca gösteriyor ki, kendilerini herhangi bir sûretle, Allahü teâlâya sevdirenler himâye edilir ve daha çok hidâyete kavuşturulur. Gadab-ı ilâhîye sebep olanlar da, kötü işlerinde terk edilirler.
İman edilmesi isteniyor, iman etmeyecekler bildiriliyor. İradelerinde serbest bırakıldıkları, bu tercihin onların tercihi olduğu bu nedenle müdahale edilmeyeceği, layık olanların ise ona uygun hale getirildiği anlatılıyor.
İnanacak kimse ona yatkın hale getiriliyor 22/24
Biraz karışık gibi.
021
 

Tarafımızdan kendilerine güzel âkıbet takdir edilmiş olanlara gelince, işte bunlar cehennemden uzak tutulurlar. 21/101
Allahü teâlâ iman eden kimselerden her türlü kötülük ve şerri def eder, hain ve nankör olan kimseleri de sevgisinden mahrum eder. 22/38
Allah bu dünyada insanlara verdiği, ihsan ettiği akıl ve irade ile, onların bir kısmını dalalete, bir kısmını ise hidayete sevk eder.
Burada münkirlerin kafası iyice karışarak sanki herkesin cennete gitmesi gerekiyormuş, bunların arzularına bağlı imiş gibi güçlü denilen, her şeye kadir Allahın neden herkesi doğru yola eriştirmediğini sorgulayıp inkara girmekteler. Halbuki yarattığı varlıklar içinde insan gibi sorumluluk yüklediği, akıl ve irade verdiği, akibetinin kendi iradesine bağlı olmasını dilediği varlıklarda var, her şeyin sahibi istediğini yapabilir, inkar edenlere sormasına onların istek ve arzularına göre davranmasına gerek yok - Sevap ve mükafatın da onların kuruntulara göre olmayacağı bildirildi. Canlı cansız her mahlukatın onun kudretine mağlup ve mahkum olduğu aktarıldı.
 
İnsanların ilahi emre karşı çıkmalarının önemli bir sebebi kendilerindeki gurur ve kibirdir. Kendini beğenmiş insanlar Allahın verdiği kuvvet ve nimetle, Allahın bahşettiği imkanlarla kendilerini bir şey zannederler, halbuki zaman zaman Ayeti kerimelerin hatırlatmaları ile öğrendik ve gördük ki, insanoğlu ne kadar aciz durumlara düçar oluyor, çaresiz kaldığı durumlar oluyor. Bunun çeşitli örneklerini insan bilfiil kendi hayatında yaşıyor. Oturmuşsunuz kemali afiyetle yemek yiyorsunuz boğazınıza bir lokma kaçıyor, gözleriniz dışarıya fırlayacak gibi oluyor gitti gidecek, aklınız başınızdan gidiyor. Mosmor oluyorsunuz neredeyse dünyanız değişecek. İnsan hayatı kalbine bağlı bir sektei kalp insanı götürüyor. Burada insanlar her şeye sahip olsun, isterse dünyalar onun olsun, herkes emrine amade olsun ne faydası var, onun için insanların gururu boş bir gururdur.
Bu dünyada ilahi azamet ve kudreti tasdikin en güzel alameti, Allaha kulluğun en mükemmel nişanesi secdedir secde. Cenabı hak yarattığı bütün mahlukatı kendine itaat etsin diye, insan ve cinleride kendine kulluk etsin diye yaratmıştır. Bütün mahlukat aslında Allahı tesbih ediyor. İsra suresinde "ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum" O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini anlamazsınız. Hakikaten bütün mahlukat onun büyüklüğünü tesbih ile tenzih ile yad ediyor.
023
 
Melekler, Allahü teâlânın kıymetli kullarıdır. Emr olunduklarını yaparlar.
İnsanların meleklerden daha üstün olabilmesi, verâ sâyesindedir ve terakkî etmeleri, yükselmeleri bu sâyededir. Melekler de, emirlere itaat etmektedir. Hâlbuki melekler, terakkî edemiyor.
Tek tip insan olabilir mi idi. Elbette mümkün ama tercih ve takdir edilen bu. Yaratılanlar arasında tek tip davranış gösterenlerde var. İnsana ise düşünebilme kabiliyeti verildi, irade verildi. Doğruyu tercih etmesi istendi, farklı düşüncelerin olacağı bildirildi, akibetinden haberdar edildi. Bu bir takdir işidir. Böyle olmasını istedi ve bu şekilde yarattı.
Allahü teâlâ eğer dilemiş olsaydı, bütün insanları tek bir millet haline getirebilir, her birinin düşüncesini, tefekkürünü, değer ölçülerini aynı kalıplar içerisinde, aynı şekilde muhafaza ettirebilirdi. Onlar sürekli olarak birbiriyle farklı görüşler taşıyacak, ihtilaf halinde bulunacak şekilde takdir etti -11/118
İnnellahe yahkümü ma yürid
Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir
024
 
Şuara suresinde bazı insanların inanmayacakları ama verilen imkanlar ve nimetler nedeniyle inanmakla yükümlü oldukları, burada müdahalenin olmadığı açıklanıyor.
26/3 - (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!
.
Bunlara bu kadar açık olarak anlattığın halde neden inanmıyorlar diye sen o kadar üzülüyorsun ki, adeta kendini mahvedecek noktaya getiriyorsun. Bu kadar fazla üzülme. Sana düşen vazife sadece ve sadece tebliğ etmek, duyurmaktır. Bundan ötesi, hidayeti vermek, insanlara doğruyu göstermek, doğruyu kabul etme yeteneğini onlara bahşetmek Allahü teâlânın kudretiyle olacak bir şeydir. Sen sana düşeni yaptın. Bundan sonrası için senin üzülmene gerek yoktur.
.
Bunlar ilahi iradenin tecellisidir. Böyle olması takdir edilmiştir. İnanmayanlar olacak, sonradan inananlar bulunacak, insanın gerçek değeri, sabrı ortaya çıkacak.. Yoksa problem tek tip insanın üretilmesi değil.
26/4 - Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.
Şüphesiz ki bunlarda Cenab-ı Hakkın kudret ve azametini bildiren alamet ve işaretler vardır; ama onların çoğu iman etmezler.
“Ve inne rabbeke lehüvel azizürrahim”, hiç şüphe yok ki Rabbın emrine galiptir. O dilediğini yapar ve kullarından cezaya layık olanlarını da hemen anında cezalandırmaz, onlara rahmetiyle tecelli eder. Onlara bir mühlet ve fırsat bahşeder - 26/9
25
 
Soru ahiret inancı olan bir kimsenin dürüst davranmasının tek nedeni, ahirette alacağı hatunlar ve içeceği şaraplar mıdır ?
Cevap Ona kafirlerin hayallerindeki saçmalıklara cevap verilirken değinilecek - dürüst davranmasının tek nedeni inancına bağlı otokontroldür - buna murakabe denir - bundan haberi olmayana zaten ne yaparsa yapsın müslüman denmez
 
Hidayet Cenab-ı Hak tarafındandır. Allahü teala, kullarında hak ve hakikate, gerçeğe meyil gördüğü zaman, onlarda herhangi bir itiraz ve teannüt yoksa, Allahın gönderdiği peygamberlere karşı tavır alma ve düşmanlık, husumet duygusu göstermiyorlarsa, onlara hidayet için çeşitli vesileler halk eder. Hak ve hakikati görmeleri için kalplerine, gönüllerine inşirah bahşeder ve Cenab-ı Hakkın hidayete ulaştırdığı bir kimse doğruyu bulmuş olur. Allah korusun bir kimsede teannüd, hakka karşı direnme, kibirlenme, böbürlenme gördü mü, Cenab-ı Hak o kimseyi de dalalete düşürür. O kimse sapıklık içinde kalır ve onu kurtaracak hiçbir güç ve kuvvet de bulunmaz.
Onun için insanların temayüllerini, irade ve ihtiyarlarını belli bir istikamete tevcih etmeleri, yöneltmeleri son derece önemlidir. İlk hareketi, insan ilk tercihini Cenab-ı Hakkın verdiği iradeyle yapacaktır. Allahü teâlâ ondan sonra onun kalbinde ve gönlünde iman ve hidayet yaratır, eğer hakka meyl etmişse. Şer yolunu iltizam etmiş, kötülüğü seçmiş ise, o zaman da o kimse dalalete düşmüş olur.
18/56 - Halbuki biz peygamberleri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise hakkı, batılla ortadan kaldırmak için mücadele ediyorlar. Onlar, âyetlerimizi ve korkutuldukları azabı da alaya almışlardır.
Rabbinin âyetleriyle nasihat edilip de onlardan yüz çeviren ve daha önce işlediği günahları unutandan daha zalim kim olabilir? Biz onların kalbleri üzerine Kur’anı kerimi anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Onları doğru yola çağırsan da onlar ebediyyen hidayete eremezler.
İşte bu nedenle onlar inanmayı beceremezler.
026
 
Kalblerinde hastalık olanlara gelince, onların Kur’anı azimüşşanı dinlemeleri, onların küfür ve inkarlarını daha da arttırır. Onlar kafir olarak ölür giderler. Bu çok değer verdikleri dünyayı onlar hüsran içinde terk ederler.-- 9/125
İnkar edip de inkarcı zihniyetin ardından bir de fiilen Allaha karşı gelen, zulmeden, haksızlık yolunda bulunan, zalimlik yapan kimselerin hak ve hakikate gidecek bir imkanları olmadığı gibi, Allah tarafından bağışlanmaları da söz konusu değildir. Onlar ancak ve ancak Cehennem yolunu bulacaklardır ve ebedi olarak kalmak üzere Cehenneme gideceklerdir.
Cenab-ı Hak insanları kendi yönlendirmesi suretiyle hidayete erdirmek istememiş, onları bir takım alamet ve işaretlerle kendi ihtiyarlarıyla başbaşa bırakmıştır ve bunun neticesinde de insanlardan pekçok kısmı inkâra giriftar olmuş ve inkâr içinde bulunmuştur.
Demek ki inkar edenlerin Kurtulmak, doğruyu bulmak gibi talepleri yok ve alay ediyorlar, pişmanlık belirtisi yada istek gibi dertleri hiç olmuyor.
027
 
Madem ki nasihat etkilemeyecek neden nasihat ediliyor sorusuna açıklık getirmeli.
Allahtan korkarak, Cenab-ı hakkın rızasına ve emirlerine uygun hareket eden kimselerin, isyan içinde bulunan kimselerin hesabından üzerlerine düşen hiç bir sorumluluk ve vebal yoktur. Fakat Allah rızasına uygun yolda bulunan ve Allahın emirlerini bilen kimselerin, dalalet yolundaki kimselere hatırlatmada bulunması icab eder.6/69
İnsanlar yaradılışları itibariyle devamlı surette uyarılmağa, ikaz edilmeğe muhtaçtır. İnsanoğlunun tabiatında buna ihtiyacı vardır. Bu bakımdan ehil olan, ilmen yetişmiş, amalen salah yolunda bulunan kimseler, insanlara iyiliği emretmek, kötülükten vazgeçirmek için daima öğüt ve nasihatlerde bulunmaları icab eder. Meseleleri bilen ve anlatacağı konuya iyice vakıf olan ve onu güzelce insanlara takdim edebilecek kimseler, bu şerefli vazifeyi, aydınlatma görevini yerine getirirler.
İnsanın geçici olarak elinde bulundurduğu nimetleri faydalı yönde kullanarak doğruya yönlendirmesi, iyiyi arzu etmesi, ilk hareketin kendinden gelmesi, buna yönlenmesi gerekiyor. Tarafını belli etmeli ki yardıma layık olabilsin. Layık olanlar bu nasihatlerden gereken dersi çıkartsın, bunlardan kaçanlar ise karşılığını alsın.
028
 
Ate'ler kendilerini inanmadıkları bir olaydan kurtarmaya çabaladığımızı sanıyorlar.
Böyle bir derdimiz yoktur. Neye inanırsa inansın sorumlukları kendilerine aittir. İkaz edilir, akibet bildirilir ve kendi hallerine bırakılır. Maksat doğru ve yanlışın belli edilip başkalarının o hataya düşmemesidir. İnanmayanların o halde kalacakları zaten hüküm olarak bildirildi.
“Bu kitap, Allah'tan korkanların, Allah'ın emirlerine saygılı olanların, Cenâb-ı Hakkın emirlerine itâatkar bulunan kimselerin, hidâyete ermelerine, doğruyu bulmalarına, hakîkati görmelerine, gerçeği anlamalarına vesîle teşkîl edecek bir özelliğe sâhiptir.” Bu kitâbın karakteristiği budur. İnsanlar, doğruya ve hakka tâlip iseler, mutlakâ bu kitâba uymak sâyesinde, bu kitâba uyarak o doğruyu bulma imkânını elde ederler. Bu sûretle, dalâletten, sapıklıktan, her türlü yanlış yollara düşmekten de kendilerini kurtarırlar.
Ama onlarda, Allah’tan korkma, Allah’ın emirlerine saygı gösterme vasfı bulunması esastır.
İnsan bu açıklamalara bakarak hangi konumda bulunduğunu kendi kendine anlayabilir.

Bu kitap, inanan insanlar için doğruyu gösteren hidayet rehberi ve rahmettir. İnanmayanlara bu fırsat verilmez.
Ölecekleri ve hayatiyetten kendilerine güç kuvvet veren canlılıktan hiçbirşey kalmıyacağı güne kavuşacakları vakte kadar onları bırak artık denmektedir.

029
 
Kuranı kerimde muhatab alınanlar, inatçılar ve doğru düşünemeyen kibirliler, ateistler değildir. Kur’anı Kerim onların sorumluluk sınırlarını ve akibetini bildiriyor, kendilerine çeki düzen vermeleri için uyarıyor, ancak onların bu uyarılara kapalı olduğunu, pek çoğunun bunu önemsemeyeceğini ve bu inatları neticesinde onların bu yolda sabit kalması için kendi hallerine bırakılıp yardım edilmeyeceğini, bunun kendi tercihleri olduğunu da ayrıca belirtiliyor. Yani inanmayacakları bildirilen bu kısım insanların sorumluluklarınında kalkmadığı ilan ediliyor.
İnanabilmek için izin şarttır, bu izinde en temelde saygıyı gerekli kılar, kişinin tercihine bağlı olduğu kesindir. Bir insanın düşünerek, çabalıyarak mutlak doğruyu bulurum iddiasında olması aslında mümkün değil. Sadece bilgi birikimine ve tecrübesine güvenen, istersem yaparım diyen bir insanın kibri en bariz görünenleri görünmez hale getirebilir. Sıklıkla yanılan nadiren doğruyu bulan, olgun olamıyan, eksik bilgiler temeline kurulu bir düşünce insanı gerçek doğruya ulaştıramaz. Bu nedenle İbrahim suresi 1. ayetinde Allahın izni ile karanlıktan aydınlığa çıkartılacaklar, son ayeti ile yeniden uyarılıp bütün bu söylenenlerin muhatabının akıl sahipleri olduğu ve bu söylenenlerin akıl sahiplerinin anlayabileceği tebliğ olduğu vurgulanıyor.
Bu Kur’anı azimüşşan, Allahü teâlânın izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, küfürden imana, dalaletten hidayete erdirmek için yani, Her türlü övgüye, methü senaya layık olan, güçlü ve emrine galip, istediğini yapabilecek kudrette olan Allahü teâlânın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. 14/1
Bu Kur'ân-ı kerim, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir. 14/52
030
 
“Bu kitap, Allah'tan korkanların, Allah'ın emirlerine saygılı olanların, Cenâb-ı Hakkın emirlerine itâatkar bulunan kimselerin, hidâyete ermelerine, doğruyu bulmalarına, hakîkati görmelerine, gerçeği anlamalarına vesîle teşkîl edecek bir özelliğe sâhiptir.” Bu kitâbın karakteristiği budur. İnsanlar, doğruya ve hakka tâlip iseler, mutlakâ bu kitâba uymak sâyesinde, bu kitâba uyarak o doğruyu bulma imkânını elde ederler. Bu sûretle, dalâletten, sapıklıktan, her türlü yanlış yollara düşmekten de kendilerini kurtarırlar.
Ama onlarda, Allah’tan korkma, Allah’ın emirlerine saygı gösterme vasfı bulunması esastır. Bu özelliğe sahip olan, bu vasfa haiz olan mü’minler, mütteki kimseler, ittika eden kimseler, Allahü tealanın kendilerine ihsanı olan bu kitap vasıtasıyla hakikati, gerçeği anlama imkanına sahip olabilirler. 2/2
Bakara suresi ik 5 ayeti kerimesi sanki kuranı kerimin özeti gibi herşeyi kısaca bildirmekte, kimlerin inanabileceği işaretlenmekte.
031
 
“Gerçekleri kutsal kitaplara göre yorumlayanlarla” tartışma yapmama adına kendini soyutlayan, farklı bir konumda görmek isteyen ve gerçek olarak kafasında canlanmış birkaç kuruntudan başka neyi kastettiği belli olmayan Dawkins gibileri zaten bu kitaplar muhatab almıyor ve onların inanmayı beceremiyeceklerini ve böylece sürelerini tamamladıktan sonra hak ettikleri cezaya maruz kalacaklarını, hem uyarı, hem haber verme bakımından açıklıyor. Bu gibilerin sinirlenmesine, telaşlanmasına gerek de yok, kendileri hesaba alınıp muhatab kabul edilmiyor ki Kuranı kerimin bildirdiği gibi davranmaya çalışsınlar, Hidayeti vermek, insanlara doğruyu göstermek, doğruyu kabul etme yeteneğini onlara bahşetmek Allahü teâlânın kudretiyle olacak bir şeydir.
"Allah dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi iman ederdi. İkrah etme onları. Bırak, onları kendi iradeleriyle, kendi ihtiyarlariyle başbaşa kalsın. 10/99" - şeklindeki uyarı onlara yapılacak emri bil marufu ortadan kaldırmıyor belki onların buna rağmen inanmayı BECEREMEYECEKLERİNİ açıkça ilan ediyor.
032
 
Uyarma tarzı için iki davranış şekli belirtilmiş,
1. Madem ki düzelmeyecekler anlat ve kendi hallerinde bırak, arzu ettikleri rahatsız olmadıkları durumda terk et.
Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. 6/199
İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın helâk edeceği, ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz" dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; "Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırlar diye.". 7/164.
2. si laf anlamaz söz dinlemez tavırlardan dolayı kendilerini istedikleri hal üzere terk etmek
Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, onlara müsamaha ile safh ile, hoşgörü ile yaklaş. Çünkü Allahü teâlâ, iyilik edenleri elbette sever. 5/13
Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak
“Fe zerhüm”, bırak onları buyuruyor Cenab-ı Hak.
Emir sigası.
Hatta yülaku yevmehümüllezi fihi yus’akun” ölecekleri ve hayatiyetten kendilerine güç kuvvet veren canlılıktan hiçbirşey kalmıyacağı güne kavuşacakları vakte kadar onları bırak artık
033-034
 
Geri