iNANÇ YAZILARI

Konu sahibi son olarak 2789 gün önce görüldü
Sayfamızda bilgileri en baştan paylaşmaya başlayacağız.
Bilgilerde sıklıkla görsel kullanılmayacak, yazılar konu bütünlüğü bozulmadıkça kısa yazılacak.
Ayrıca incilller ve tevrat da incelenecek, kuranı kerim ile zaman zaman kıyası yapılacak, çarpıcı bilgiler verilecek.
 
Ayeti kerimeler insanların konuları değerlendirirken insaf ve hakkaniyet ölçülerinden ayrılmamaları gerektiğini, meseleyi herhangi bir mugalata ile safsata ile esas hedefinden saptırmamaları gerektiğini bildiriyor. İnsan düşünecek taktir edecek, bu engellenmiyor ama yaptığı değerlendirmelerin hakkaniyet ölçüleri içinde olması lazım. İnsan kendi vicdanında bunun hesabını verebilmeli.
Belli şeyleri görüyorsunuz takdir ediyorsunuz anlıyorsunuz ama bu anlayışınızı olması gereken noktaya oturtamıyorsunuz. O zaman kendinize zulm ediyorsunuz cebr ediyorsunuz kendinizle kavgalı hale düşüyorsunuz. İnsanların en büyük sıkıntısı cemiyet içinde kendisi ile barışık olmayan insanların kendi gönüllerinde yerleşmiş olması gereken hakkın yerine başka şeyleri koymak istemeleri ile insanların şaşkınlığına yol açan fikirleri yerleştirmeleri olmakta.
Bir konuda gayet açık söyleyip, son derece net mes’ele ortaya koyduğunuzda, karşıdaki kişi bununla ne demek istiyorsun diye konuyu anlamazsa, tabiatıyla siz o adamın seviyesi, bilgisi ve şahsiyeti hakkında bir kanaate sahip olursunuz. Böyleleri akıllı insanlar nezdinde artık etkilerini kaybederler, Müessir olamazlar.
Söz sâhiblerinin murâdı bazan herkesin anladığı gibi olmaz. Herkes anladığı kadar söyler. Bu sözden, başkaları da anlayışı kadar ma’nâ çıkarır. Bir kimse, sözü ile birşeyler anlatmak ister. Dinleyenler, bu sözden başka şeyler anlıyabilir.
Bu yüzden duygusal davranış değil, uyanıklık aranıyor. Sadece karşı çıkmış olmak için karşı gelmek değil olması gerekene bakmak gerekiyor.
001
 
Maksat delil ile ıspat değil, anlatma ve uyarma olmalı. Bazı insanlar kendilerini delil getirme konumunda görüp karşı çıkanlara çeşitli bilgiler sunarlar, ama bunuda tam yapamazlar ve sonuna varamazlar. Karşıdakilerde düşünür ki, onların anlattıklarıda bu anlatan gibi zayıf ve eksiktir.
Delil ile ıspat çok zor bir işdir ve tam anlaşılmadığında karşı çıkanları lüzumsuz yere cesâretlendirir. Bu da anlatanın hatası olup, gayet açık olan sağlam bilgileri bu davranışla karşı çıkanların nazarında küçültür. Esasen bize çok açık gelen bilgiler, karşıdakiler için delilde değildir. Onlar buna inanmıyor ki onlar için bir anlam ifade etsin.
Onlar, içinde bulundukları, inkâr psikolojisiyle, kendilerini öyle şartlandırmışlardır ki, kendilerine herhangi bir uyarıda bulunulduğu zaman, bu uyarı onların kulaklarına, zihinlerine, idrâklerine tesîr etmez. Gerçekleri idrâk edecek özellikler onlarda yoktur. Bu onların inatlarının ve bilinçli tercihlerinin doğal sonucudur.
002
 
Aktarıldığına göre doğru söylenince faydalanacak insanlar bulunsa da, Kalblerinde hastalık bulunan inatçıların bunları dinlemeleri, onların küfür ve inkarlarını daha da artıracak, kafir olarak ölüp gidecekler, Bu çok değer verdikleri dünyayı onlar hüsran içinde terk edecekler.
Hak ve hakikatten uzaklaşanların günün birinde o kabul etmeye yanaşmadıkları hakikati bütün açıklığıyla anlayacaklarını, fakat bu anlayışın kendileri için bir hüsran ve nedametten başka hiçbir şey sağlamayacağını anlatılanlar çok açık ve çok sarih olarak bize bildirmiş oluyor.
İnananlara kitapta uyarı şu şekilde yapılıyor,
Herkes belli bir akibet bekliyor. Siz de bekleyin bakalım. Sizin hakkınızda da ilahi emir neyse tecelli edecektir. Siz yakında ilahi rızaya uygun yolun yolcusu kimlerdir, onu çok iyi bileceksiniz ve hidayete eren, doğruyu bulan, hakikati ve Cenab-ı Hakkın rızasını kabul eden, o rızaya götüren yolu bulan kimselerin kim olduğunu hakkıyla anlayacak ve idrak edeceksiniz. 20/135
 
Madem ki anlamayacaklar o halde bütün bu bilgiler neden anlatılıyor? diye akla gelebilir.
İnsanların işledikleri işler, fiiller, yapılan bütün aksiyonlar kendilerini ilgilendirir. Hayr işleyen onun mükafatını görür, şer işleyen de cezasını görür. “Leha ma kesebet ve aleyha mektesebet” ayeti kerimesinde de bildirildiği gibi, insanlar, yaptıkları iş faydalı ise, Hak rızasına uygun ise, onun mükafatını göreceklerdir ferden. Eğer zararlı bir iş yapıyorlarsa, onun da cezasını kendileri görecektir. Ancak ufak bir sorumluluk var..
“Vema alellezine yettekune min hisabihim min şey’in velakin zikra le’allehüm yettekun”, Allahtan korkarak, Cenab-ı Hakkın rızasına ve emirlerine uygun hareket eden kimselerin, isyan içinde bulunan kimselerin hesabından üzerlerine düşen hiç bir sorun ve vebal yoktur.
“Ve lakin zikra le’allehüm yettekun”, fakat iyi yolda bulunan, Allah rızasına uygun yolda bulunan ve Allahın emirlerini bilen kimselerin, dalalet yolunda, isyan yolunda bulunan kimselere hatırlatmada bulunması icab eder.İşin ehli olan kimselerin emr-i bil ma’ruf, nehy-i anil münker dediğimiz iyiliği emretme, kötülüklerden vaz geçirme faaliyetini yürütmesi icab eder ki, bu suretle diğer insanlar da onlar gibi ittika etsinler, kötülüklerden sakınabilsinler. Başkalarının kötülükten sakınması için insanlara hatırlatma yapmak lazım.“Ve lakin zikra le’allehüm yettekun”, başkalarının ittika etmeleri, kötülüklerden sakınabilmeleri için onlara hatırlatma yapmak icab eder buyuruyor Cenab-ı Hak.
Bizi ilgilendirir tarafı bu kadarcık..
004
 
Kuranı kerim bu insanların inanmayacaklarını, inanmalarının mümkün olmadığını, zorlanmamaları gerektiğini bildirir. Ancak ömürlerini bu şekilde sonlandırmayı tercih ettikten sonra karşılaşacakları akibetin de ne olacağını tam olarak göz önüne serer. İnsan bu dünyayı terk etmeden önce sürekli uyarılara muhatab kalıyor. Buna rağmen hayatta olunduğu sürece kurtuluş ümidi hep canlı. Aklı olana uyarılar hep var.
“Nahnü halaknahüm”, Cenab-ı Hak buyuruyor ki, Evet siz inkar ettiniz. Hiçe saydınız ama, iyi bilmiş olunuz ki, Sizi biz yarattık. Yoktan var ettik. Siz bir hiçtiniz. Bir varlık haline geldiniz. Size bu varlığı veren kim? Kendi kendinize mi oldunuz böyle? Sizi yaratan biziz
“Fe lev la tusaddikun”, hadi şu hakikati, şu gerçeği tasdik etseniz ya. “Felev la” burada Hella manasında. Hadi tasdik edin buyuruyor Cenab-ı Hak. Yani bunu inkar edecek haliniz yok. Bunun tartışmasını, bunu kendi nefsiniz açısından, kendi lehinize, inkârcı zihniyetinize uygun bir şekilde savunmasını yapma imkanına sahip değilsiniz, tasdik zorundasınız başka çareniz yok diyor. Vakı’a suresi, ayet (57-61)
İnsan, benim ihtiyacım yok ben bana yeterim demeye başladımı o zaman insanın işi bitiyor. İkra suresinde kendini büyük görme, kendi kendine yeter görme halinin insanın inkârına ilk önemli başlangıç teşkil ettiğini zımnen bildiriyor. Bu yüzden devamlı kendi yaratılışını hatırlatıyor.
005
 
Ahirete inancı olmayan bir kimsenin dürüst davranması son derece aptalcadır. İnancı gereği hayattan olabildiğince faydalanabilmesi için her türlü pisliği vakit geçirmeden kullanması şarttır, çünkü ömrü kısıtlıdır başka beklentisi yoktur. Bu yüzden onlardan dürüstlük beklemek saflığına düşmemek gerekir. Eğer hıyanet yapmıyorsa ya uygun ortam bulamamıştır yada geri zekalıdır.
006
 
Ahirete iman etmeyenler doğru ve müstekim olan yoldan tamamen ayrılmış kimselerdir.Onların değer yargıları, son derece farklıdır. Onlar meseleleri olması gerekenden farklı yön ve istikamette değerlendirirler ve bu değerlendirmeler yanlış ve batıl olduğu için doğru ve gerçek olan yoldan tamamen udul ederler, ayrılırlar. Tamamen çıkmaz sokaklara girerler. 23/74
Ateizmin fizyopatolojisi bu oluyor..
Bu tip insanlar tamamen menfaatcı, egoist, hodgam bir zihniyete tabi olurlar ve bu zihniyette olan kimselerin de hak ve hakikate uygun yaşayış ve hayat tarzı içinde bulunmaları elbette ki mümkün olmaz. Ondan dolayı onlar doğru ve gerçek yoldan tamamen ayrılmış, tamamen sapık bir yola düşmüş olurlar.
Onlar bu gerçeği anlamadıkları, yaptıkları işin hesabını Allah huzurunda vereceklerinin bilincine eremedikleri için sürekli, tehlikeli yanlış işlerle meşgul olurlar. Bundan dolayı da Allah katında mes’ul ve sorumlu duruma düşerler. Onların yapmakta oldukları işler, daima bu zararlı işlerdir.
İnkarcıların kalpleri bu gerçekten gafildir. Bu hakikati anlamamaktadır. Onların hayırlı işlerden başka, onların dışında habis, zararlı, yanlış ve pis işleri vardır buyuruyor Cenab-ı Hak.
007
 
Batının, meclisler halinde topladıkları, birkaçyüz papazın konsüllerinde kendi fikirlerini din diye kabul ettirmeleri, kutsal kitaplar aralarındaki tutarsızlık, zırvalar ve farklar ile çığırından çıkartılan hıristiyanlığın halini görüp haklı olarak Hıristiyanlık aleyhine gelişmesi gereken tepkilerini, şartlanmaları nedeni ile islamiyete de bulaştırmaya çalışmaları kendilerinin çıkmazı olmakta ve ayrıca hıristiyanlığın bu saçma fikirlerinin yayılması, insanların ateizme sapmasına yol açmaktadır. Bu nedenle Hıristiyan alt yapısı ateizmin birinci ve tedavisiz sebebi olmuştur.
Teslis varmı yokmu?, İsa tanrı mı tanrının oğlumu?, Ruhül kudüs ne?, Meryem İsa'nın mı tanrının mı annesi olsun ! - 50 incili kaça indirelim?. Konuşulan konular bunlar. Üstelik halen tartışmalar bitmemiş, içine düştükleri bu tezatlardan kurtulma yollarını bütün çirkeflikleriyle şimdi de aramaktadırlar.
008
 
Gerçek ateizmin kaynağı da bizzat Roma Kilisesidir.
Vanini adında bir papaz, çok sofu ve oldukça gizemli bir tarikat olan "Karmelitler"e kabul edilmişti. 1606'da Vanini, Karmelit keşişi olarak hukuk doktoru olmuştu. 1608'de Padua'ya, buradaki üstün başarısından dolayı da 1611 'de Venedik'e atanmıştı. Ama ne olduysa bundan sonra olmuştu. 1612'de Karmelitler'le bozuşan genç adam, ingiltere'ye kaçmak zorunda kalmıştı. Fikir ve din suçlusu sayılan Vanini burada Hıristiyanlığın Tanrısı'nı (İsa) kabul etmediğini ilan etmiş ve bu görüşlerini yaymak için Hollanda'ya, Liyon'a ve Paris'e gitmişti. Bu arada iki kitap yazmış ve bunlar 1615-16'da yayınlanmıştı. Özellikle ikinci kitabı. De Admirandes'de öne sürdüğü fikirler günümüzde kendisini keskin Ateist sanan bir çok tatlı su entelektüelin dudaklarını uçuklatacak mahiyetteki fikirlerle doludur.
Vanini, "Sonsuz olan Maddedir, Ruh değildir". Benzer şekilde "cin, peri ve şeytanın bizzat Kilise tarafından uydurulmuş gerçekte varolmayan yaratıklar" dır demiştir,
"Beleş" yaşamak isteyen papazların halkı korkutmak amacıyla böyle yalanlar söylediklerini yazar. Kutsal Kitapta yer alan "Doğuş" olayıyla alay eden Vanini, kendi görüşünü şöyle özetlemişti: "İnsan hayvandan gelmedir, onun ileri bir aşamasıdır, temizidir. Sizler de Doğa'dan başka hiçbir güce sakın tapmayın. En büyük ve tek güç madde ve doğadır." Vanini görüşlerini anlattıktan sonra var gücüyle Hıristiyanları "Dinsizleştirmeye" adamıştı kendisini. Vanini'nin söz konusu kitapları Vatikan'ın "Vaşak Kitaplar" listesindedir hâlen, hem de aradan 400 yıl geçmiş olmasına rağmen.
Papazlıktan dönme Ateist Vanini bunları yazdığı zaman (1614) ne Darvin vardı evrim kuramını geliştiren, ne Karl Marx vardı Madde'ye felsefi sonsuzluk kazandıran, ne de günümüzün modası "Doğa Tapıcısı" yeşiller ve çevreciler.
009
 
Dinlere saldırıyorlar,
Avrupalı ilim adamları, tarihçiler, hattâ hıristiyan din adamları, bugün elde mevcut Tevrât ve İncîllerin bozuk olduklarını ilân ederken, ruh bilgilerinden haberleri olmayan, din bilgisi olarak, yehûdîlerin ve papasların İncîli değişdirmeleri ile meydâna çıkmış hıristiyanlık ile, islâm düşmanlarının yazdığı birkaç uydurma kitâbdan başka sermâyeleri bulunmayan din düşmanları da, Tevrât ve İncîllerdeki bozuk yerleri ileri sürerek, bütün dinlere saldırıyorlar.
Avrupalılar, akıl ve mantık dışı olan bozulmuş hıristiyanlığa karşı isyân ettiler. Hıristiyanlığa karşı yapılmış olan hücûmlar, İslâmiyete karşı yapılamadı. Çünki İslâm dîni, teblîg edildiği günden beri, bütün temizliği ve sâfiyyeti ile durmaktadır. İçinde akla, mantığa ve ilme ters düşecek hiçbir fikir ve bilgi yoktur. Kur'an-ı kerim indirildiğinden beri, bir noktası bile değiştirilmeden, aynen muhâfaza edilmiştir.
Bunu gördükleri için, saldırılarında islamla alakası olmayan, hoş görünmeyen ve çoğu zaman batının desteklediği terör odaklarını, sahte tarikatları ve şii, vehhabi gibi sapık fırkaların tamamen keyfi uygulamalarını islamiyete bulaştırma çabasındadırlar. Hıristiyan misyonerlerin yanlış düşünce ve propaganda ürünü bu davranışları hıristiyanlığı ve yahudiliği kabul etmeyen, dinleri terk etmekten başka çıkışı kalmayan insanları ateizme yönlendirmektedir.
010
 
-325 senesinde Büyük Konstantinin emri ile toplanan İznik meclisi,
-364 senesinde Ludicia meclisi,
-381 de İstanbul meclisi,
-397 senesinde Kartaca ruhban meclisi,
-421 İstanbul
-431 de Efesus [Efes] meclisi,
-451 de Kadıköy meclisi
Çeşitli zamanlarda yapılan incil versiyon değişiklikleri ve düzeltilmiş yeni baskılar, insan müdahalelerini göstermekte ve her insanın aklını karıştırmakta. Aklı başında olanlar ilahi olmayan bu fikir kırıntılarına karşı çıkarak dinsizliği seçmek zorunda kalmakta.
011
 
Ateist ve Hıristiyan ayrımı şu nedenle gerekmiyor,
Kafalarında azıcık irice, beyaz sakallı, moruk şeklinde tanrı fikirleri var. Ahiret fikirleri hayal ürünü.
Halbuki Kuranı kerim, Ömürlerini bir kere bile baştan sona okumayı beceremedikleri kitap ile mücadele ettiklerini sanarak geçiren ateistlere ve kafirlere güzel(!..) bir gelecek bildiriliyor. Herşey açıklanıyor, sıkılmadan, daralmadan baştan sona okumayı başarabilirlerse onlar da görebilirler.
Koyu inatları ve kibirden kaynaklanan taassubları, kafalarında bulunan hayalin dışında hiçbirşey kabul etmeyen yapıları hakkında da uyarılar var.
İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar Allahü teâlânın ayeti kerimelerine şüpheci nazarlarla bakmaktadırlar.-22/55
Âyetlerimiz kendilerine apaçık olarak okunduğu zaman, o kâfirlerin yüzlerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar.--22/72
Kitapta, Yapılan tercihte hata olduğu, zandan başka dayanaklarının olmadığı, yapılması gerekenlerin gözardı edilmesi nedeni ile bu yanlış tercihin sonucunda karşılaşılacak olaylarla ilgili devamlı bilgilendirme ve uyarı var.
012
 
Yazılan kitaplar,
İslâm âlimleri, islâm dînine zıd ne kadar görüş, fikir, felsefî düşünce ve akîdeler var ise, hepsine cevaplar vermişlerdir. Bu arada bozulan Îsevîliğin yanlışlıklarını da, açığa çıkarmışlardır.Papazlar, İslâm âlimlerinin kitaplarına cevap verememişlerdir.İslâm âlimlerinin, bâtıl dinleri red için yazdığı kitaplar pek çoktur. Bunlar arasında, hıristiyanlara cevap veren, (Tuhfet-ül-erîb), (İngiliz câsûsunun itirafları), (Dıyâ-ül-kulûb), (İzhâr-ül-hak), (Es-sırât-ül-müstekîm), (Şems-ül-hakîka)ve (Îzâh-ul-merâm), fârisî (Mizân-ül-mevâzîn), (İrşâd-ül-hiyârâ)fransızca (Er-reddül-cemil)kitapları meşhûrdur.Bunlardan Harputlu İshak Efendinin hazırladığı (Dıyâ-ül-kulûb)u, bilhâssa protestan papazlarının İslâmiyete karşı yazmış oldukları haksız yazılarına ve iftirâ'larına cevaptır.
Bugün ellerde bulunan(Kitap-ı mukaddes)de mevcut ilim, akıl ve ahlâk dışı yazılar meydandadır. Buna karşılık İslâm âlimlerinin akla, ilme, fenne ve medeniyete ışık tutan yazıları da dünya kütübhânelerini doldurmaktadır. Bu hakîkati görmemek, bilmemek, günümüz insanı için özr olamaz.Şimdi, Muhammed aleyhisselâmın getirdiği İslâm dîninden başka din arayanlar, âhirette sonsuz azâbdan kurtulamıyacaklardır.
Dawkins gibilerin peşin hükümleri, önyargıları doğruya ulaşma yolunda engel olmuştur.
013
 
Kur'anı kerim akıl sahiplerine hitap ediyor. Diğerlerinin bunları duydukça nefretlerinin artacağı bildiriliyor.
Akıl ile zeka farklıdır.
Zekâ, sebeb ile netîce arasındaki bağlılıkları bulmak, benzeyiş ve ayrılışları anlamakdır. İçgüdüden yukarı, akldan aşağı, bir şü’ûr basamağıdır.
Zekâ, düşünebilmek kuvvetidir. Fekat, düşüncelerin doğru olması için, akl lâzımdır. Zekî insan, düşüncelerinin doğru olabilmesi için, bir takım prensiplere muhtâcdır. Bu prensipleri idâre eden akldır.
İnkarcıların akıllarının örtülmesinin sebebi gereksiz nefretleri.
Biz, bu Kur'ân'da akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde ikaz ve ihtarı açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır. 17/41
Mutlak ve esas cehalet, marifetullahtan mahrum kalmak, Allah’ı tanıyamamak anlamında kullanılıyor.
“Ma kaderullahe hakka kadrihi”, ayeti kerimesinde bildiriliyor, gerçek manada Allahın kudret ve azametini takdir edemediler, anlıyamadılar.
Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.
Tezekkür kelimesinde hem hatırlama manası var, hem de yapılan bir nasihattan, verilen bir öğütten istifade etme manası var.
“Ulul elbab” diyor. Yani akıl sahipleri “Lüb” demek bir şeyin özü hülasası demek.
Yine anlamak için basiret şart koşuluyor. Akıl sahiplerinin anlayacağı vurgulanıyor.
Akıllarını kullanamadıkları için doğruyu bulamayanların kalpleri hastalıklı olarak tarif ediliyor.
Kalblerinde hastalık olanlara gelince, onların Kur’anı azimüşşanı dinlemeleri, onların küfür ve inkarlarını daha da arttırır. Onlar kafir olarak ölür giderler. Bu çok değer verdikleri dünyayı onlar hüsran içinde terk ederler.9/125
014
 
Kuranı kerimde muhatab alınanlar, inatçılar ve doğru düşünemeyen kibirliler, ateistler değildir. Kur’anı Kerim onların sorumluluk sınırlarını ve akibetini bildiriyor, kendilerine çeki düzen vermeleri için uyarıyor, ancak onların bu uyarılara kapalı olduğunu, pek çoğunun bunu önemsemeyeceğini ve bu inatları neticesinde onların bu yolda sabit kalması için kendi hallerine bırakılıp yardım edilmeyeceğini, bunun kendi tercihleri olduğunu da ayrıca belirtiliyor. Yani inanmayacakları bildirilen bu kısım insanların sorumluluklarınında kalkmadığı ilan ediliyor.
Kendilerine kitap verilen yahudi ve hıristiyanlar, haklı olduğunu gösterecek, her türlü mucize ve delili, her türlü belgeyi getirsen, onlar yine de sana tabi olmazlar.
Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikçe yine de inanacak değillerdi; fakat çokları bunu bilmezler. 6/111
015
 
Kâfirleri azâb ile korkutman veyâ korkutmaman müsâvîdir. Onlar îmân etmezler. 2/6
“Kâfirler, yani inkâr edenler hakkında, herhangi bir korkutma ve îkâzda bulunsan da, bulunmasan da fark etmez; Onlar inanmazlar.” Yani bu îkâzların, bu uyarıların, onlar için tesîrli, etkili olmaz. Onlar, Allahü teâlânın kendilerine daha önce gösterdiği bütün hakîkatleri, gerçekleri göz ardı etmiş, bunları gizleme yoluna giderek, hakîkatleri görmek istememişlerdir. Haddizâtında onlar, önceki davranışlarının sonucu olarak böyle bir durumla karşı karşıya kalmışlardır. Onların inkârları, son derece inâdî, bilinçli bir inkârdır. Bu bakımdan, Cenâb-ı Hak, “onların îmân etmeleri, inanmaları söz konusu değildir artık” buyuruyor.
016
 
1- Hükmü kesinleşmiş olanlar inanmayacak
Onlara bütün ayetler, mucizeler, en inandırıcı haller onların gözünün önüne serilse bile, onlar can yakıcı, elem verici azabı görünceye kadar iman etmeyeceklerdir.
Burada kendi tercihlerinin inkar yönünde olacağının bilinmesi söz konusu edilmiş. Ne yapılırsa yapılsın bu inatla hayatları son bulacak denmekte.
Bunun bilinmesi tembel bir öğrencinin sınıfta kalacağını bilmek gibi. Elbette zorlama yok ancak doğruyu tercih etmediklerinden buna yanaşmayacakları kesin olduğundan bazıları açıklanmıştır.
2- İnanmasında bir fayda bulunmayanlara fırsat verilmeyecek ve onlar her durumda isyan edecek
Kendi seçimleri ile baş başa bırakılanlar her ne kadar inanabileceklerini, bazı deliller isteyebileceklerini, bunun kendi iradelerine bağlı olduğunu iddia etseler de sonuçta neyi görürlerse görsünler can yakıcı azabı görene kadar iman etmeyecek ve bu tercihlerinde direnecekler denmekte.
Haklarında hüküm kesinleşmiş olanlar elbette Ebu leheb gibi ilan edilmişse inanmayacağını herkes bilir ancak bu durum henüz akibeti belli edilmemişlerin hayatta kaldıkları sürece kendi iradelerini olumlu yönde kullanmalarına engel teşkil etmez.
Bunlar açıklanmış iken kişi hangi tarafa yatkın olduğuna bakarak durumunu tahmin etmesi mümkün olabilir.
(Allahü teâlâya başkalarını ortak edenler, Allah istese idi, biz müşrik olmazdık dedikleri zaman, onlara, hüccet-i bâliğa Allahındır. Allahü teâlâ istese idi, hepinize hidâyet ederdi, diye cevap ver!)
Bunları bilen insanın kendi tercihini iyiden yana yapması gerekir.
Allahu teala herkesi inandırmak zorunda değildir, insan inanıp inanmamakta serbest bırakılmıştır. Akıl ve deliller verilmiş inanması istenmiştir.
Hakikati, istikameti, Allahın razı olduğu yolu onlara apaçık bildirsin, izah etsin, diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Cenab-ı Hak dilediği kimseyi dalalete düşürür, sapıttırır. Dilediği kimseye de hidayet verir. Allahü teâlâ istediğini yapacak güçtedir ve Onun bütün işleri hikmetlidir. Lüzumsuz ve abes, manasız bir işi yoktur.14/4
017
 
Hataya düşmenin sebebi şimdiki şartlara göre karar veriliyor olması.
Papazını filozofunu, onu bunu boşvermek lazım, kim ne yaparsa yapsın mesele kendini kurtarma meselesidir. Her fırsatı değerlendirmek için uyanık olmak gerekiyor.
Onlara de ki: "Kim sapıklık içinde ise, Allahü teâlâ onun sapıklığını daha da arttırır. Allahü teâlâ ona bir takım imkanlar verir, ona mühlet tanır ve o içinde bulundukları sapıklıktan kurtulmanın yollarını aramazlar. Onlar kendilerine vadedileni gördükleri zaman, anlıyacak, bileceklerdir ama, iş işten geçmiş olacaktır.
O yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları şeylerle de övülmek isteyenlerin (onacaklarını) sanma! Onların azaptan kurtulacaklarını da sanma! Onlar için can yakıcı bir azap vardır. 2/188
19/
Âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman, o inkâr edenler, Dünyevi ölçüleri nazarı itibara alarak, insanlar arasında içinde bulundukları maddi durumları değerlendirmek suretiyle mü’minlerin haline baktılar, bir de kendi guruplarına, kendi cemaatlerine baktılar. Dediler ki bakın, şöyle bir değerlendirme yapalım. Bir görelim bakalım. Bu iki guruptan hangisi daha hayırlı, daha faydalı. Hangisinin meclisi daha kıymetli diye birbirlerine sordular.
Halbuki biz, kendilerinden evvel, mal ve gösterişce daha güzel fevkalade müstesna durumda olanları da helak etmiştik.
6/115 - Rabbinin sözü, gerek doğruluk, gerekse adalet ve hakkı yerine getirme bakımından, her yönüyle kamil ve olgundur, tam manasıyle hedefini bulmuştur, tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.
Bunun için, insanın Allahına karşı çok uyanık olması lâzımdır. Kaderde bulunan işler, kaza hâline gelmeden önce, insan dış etkilerin baskıları altında kalsa bile, irâde ve ihtiyârı elindedir.
Allahın izni olmadan hiçbir kimsenin iman etme imkanı yoktur, layık olmaya çalışmak da engellenmiş değildir. İnsan daha iyiye kavuşma çarelerini aramak zorundadır.
018
 
Gökleri, yeri ve her ikisi arasındaki bütün mevcudatı, yaratılmışları, biz ancak hak olarak, bir ilahi emrin gereği olarak yerine getirdik. Biz onlara laf olsun diye değil, belli bir maksat için, ilahi irademizin tecellisi için yarattık buyuruyor Cenab-ı Hak. Kıyamet vakti mutlaka gelecektir. O kıyamet vakti gelmeden insanlarla olan muamele ve münasebetini en uygun, en medeni, en güzel, en yumuşak şekilde devam ettir.-- 15/85
Bütün bu söylenenlerin gerçeğini, bu haberin mahiyyetini bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz. 38/88
20/135 - Herkes belli bir akibet bekliyor. Siz de bekleyin bakalım. Sizin hakkınızda da ilahi emir neyse tecelli edecektir. Siz yakında ilahi rızaya uygun yolun yolcusu kimlerdir, onu çok iyi bileceksiniz ve hidayete eren, doğruyu bulan, hakikati ve Cenab-ı Hakkın rızasını kabul eden, o rızaya götüren yolu bulan kimselerin kim olduğunu hakkıyla anlıyacak ve idrak edeceksiniz.
Yaratılanlar tesadüfen olmadığı gibi boşu boşuna da yaratılmadı, belli bir amaç için hepsi....Uyarılar bunu anlatıyor.
019
 
Geri