İlk insanlar mı daha mutludur, günümüz insanı mı?

Konu sahibi son olarak 665 gün önce görüldü
Kıyas yapılmanın manasız olduğu bir başka soru daha. Mutluluk çokça göreceli bir kavram zaten. Ayrıca ilk insanlardan kastınız nedir? Yaradılışçı görüşe göre ilk insan şu andaki insanla görünüş olarak da kapasite olarak da aynıdır.

Ayrıca bundan yüzlerce yıl öncesinde sosyal şartların, insan algısının, davranış çeşitliğinin ve en önemlisi mutluluk algısının ne olduğunu bilmeden "yaa sömürü yoktu, sadece ye iç sevişti, az insan vardı az hastalık az anlaşmazlık vardı" gerekçeleri ile onların bize nazaran daha mutlu olduklarına kanaat getirebilmek çok garip.

Qasem yazdıklarınıza bir parantez açıp eklemek istiyorum müsaadenizle. İnsanın bilinci geliştiği günden beri zulüm, sömürü, katliam, açlıktan ölenler olmuştur. Hala da oluyor, umarız gün gelir olmaz.
 
Arpes Temennimiz her tür zulumat ve katliamın bitip , Dünyanın bir cennet haline gelmesidir. Ki Cennet şuan Cehnneme dönmüş olan dünyadır bana göre... Onu yine Cennete çevirecek olan Beşerden İnsana Erilen Bizleriz...Ama insanlarda saltanat hırsı oldukça bu biraz zor... Umarın bir gün tüm yeryüzünde her tür zulüm son bulur...

Ayrıca Yaradılışçı görüşe göre ilk insan şu andaki insanla görünüş olarak da kapasite olarak da aynıdır, Görüşünüze de katılmıyorum azizim... İlk insan diye bir şey yoktur, Kuranın bahsettiği Bir karekter ve Her insanın aslında kendi serüvenidir... Beşerden Ahsen ile İnsana evrilen tür diye bakıyorum vakıaya... :) Ve bu karakter dünden bu güne sürekli bir gelişime imza atmış sürekli gelişmiştir...
 
Arpes Temennimiz her tür zulumat ve katliamın bitip , Dünyanın bir cennet haline gelmesidir. Ki Cennet şuan Cehnneme dönmüş olan dünyadır bana göre... Onu yine Cennete çevirecek olan Beşerden İnsana Erilen Bizleriz...Ama insanlarda saltanat hırsı oldukça bu biraz zor... Umarın bir gün tüm yeryüzünde her tür zulüm son bulur...

Ayrıca Yaradılışçı görüşe göre ilk insan şu andaki insanla görünüş olarak da kapasite olarak da aynıdır, Görüşünüze de katılmıyorum azizim... İlk insan diye bir şey yoktur, Kuranın bahsettiği Bir karekter ve Her insanın aslında kendi serüvenidir... Beşerden Ahsen ile İnsana evrilen tür diye bakıyorum vakıaya... :) Ve bu karakter dünden bu güne sürekli bir gelişime imza atmış sürekli gelişmiştir...

Nasıl yani hocam? Yaradılışçı kaynaklara göre ilk insan (yani Adem) konuşabiliyor, düşünebiliyor ve görünüş olarak da modern insanın aynısıdır.

"Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Adem'in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) haline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)..." (Mü'minun, 12-14).

Kuran'a göre yaratılan ilk insanın konuşabildiğini söyleniyor.
 
Nasıl yani hocam? Yaradılışçı kaynaklara göre ilk insan (yani Adem) konuşabiliyor, düşünebiliyor ve görünüş olarak da modern insanın aynısıdır.



Kuran'a göre yaratılan ilk insanın konuşabildiğini söyleniyor.

Ayet tamamen Çevirenin yorumudur...

Bu konuya daha öncede cevap vermiştim inşallah , Hem linkini atayım hemde buraya kopyalayayım...

http://www.forumsal.net/forumsal-ko...enlere-nasihat-gerekmezmi-qasem-agabey-2.html

Yazının içeriği...

___________________________________________

İşte budur...
Böyle net sorki ne dediğini anlıyayım kardeşim...

Değerli kardeşim Öncelikle neye inanıyorsun ve neye inanmıyorsun onları irdele...
Mesela konuya girmeden şöyle bir soruda ben sana sorayım...

Madem diyorsun hayat sınav, Ve dünyada sınav merkezi , Ohalde bu kadar galaksiye Andromeda sistemi ve kocaman bir evrene ne gerek vardı... Bizim bunlarla ne alakamız var ki ? Harbi Madem evren insanın hizmetine sunuldu ohalde neden sadece dünyayla sınırlı yaşam formu ? vs vs vs... Neden herşeyin merkezine kendimizi alıyoruz ? Şimdi sen bu sorularla aklını bir kurcala bende inşallah Yukarıda sorduğun Soruları bir kaleme alayım...

Değerli kardeşim...

Öncelikle Vahy insanların anlayacağı bir dille İnsanlara hitap eder. Ve Akıllarda soru işareti bırakmayacak bir açıklıkla mubin bir vahy dir... Söz konusu eğer yaradan ise bence herşeyden önce vahye baş vurve konuyu vahy çerçevesinde akl etmeye fehm etmeye çalış.

Vahyler inzal olduğu dönemde yaşayan toplulukların anlayabileceği dilde olayları somutlaştıracak örnekler üzerinden verir. Bu yüzden Allahın ne demek istediği üzerinde biraz akıl yormalıyız. Çünkü bizi diğer canlılardan ayıran temel özelliğimiz düşünüp fehm edebilmemiz akl edebilmemizdir.

Allah kitabında hiçbir şekilde Bir robot yapıp ona kendinden bir parça üfleyerek bir yaratmadan bahsetmez, kİ BU İNSANI aLLAHIN OĞLU YADA YARI TANRI KONUMUNA DÖNÜŞTÜRÜR , Buda oldukça komik bir durumdur. O yüzden biz bunu evre evre ve vahy bütünlüğü içerisinde beraberce işleyip görelim.

Konu çok çok uzamasın diye ben ayet numaraları vereceğim. İnşallah sende kitabullahı eline Alıp ilgili ayetleri tek tek kontrol edip öyle ilerle. Çünkü Vahy, 'hüden lin nas' olduğunu, insanlara, insanlığa yol göstermek için indirildiğini, Kurana göre, varlık aleminde hiç yokken insanı Allahın yaratmış olduğudan ve bunuda evre evre yaptığından bahseder. “Size ne oluyor ki Allahın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz. Oysa sizin her birinizi peşpeşe aşamalardan geçirerek yaratmıştır.” (Nuh 71/13-14) Bu bize yaratmanın bir anlamda olmadığını belli zaman dilimlerinden geçerek evre evre bir şekillendirmeden geçtiğini gösterir... Aynen Anne karnında hiç yok iken Rahim duvarına yapışan bir damla meniden insanın evre evre oluşumu gibi... Yani yaradanın şartlar oluştuğunda meydana getirdiği bir yaratma mekanizmasından bahsediyoruz. Tıpkı verimli toprağa tohumu ekip onu suladığında filiz verip büyümesi dallanıp budaması gibi Allah evrendeki her canlıyı belli bir ve düzen çerçevesinde yaratmıştır. Konu okadar genişki inşallah biz sadeec yaratma bölümünü ele alıp daha sonra bura üzerinden soracaklarınla devam edelim...

Şimdi Vahye bir göz atıp Analiz edelim... "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinize itaatsizlikten sakının" (Nisâ, 1). Burada ister adem bir ve ilk insan olsun isterse bir karekter olsun farketmez, Yartmanın bir sisteme müdahil edildiğinden bahseder... Bu çerçevede ele alacak olursak ilk insan Hz. Adem topraktan yaratılmıştır. Aşamalardan geçerek en son halini almıştır. “Hâlbuki O, sizi çeşitli merhaleler halinde yarattı.” (Nuh, 14) Demekki bu yaratma böyle heykeli dikip kendinden ruh üflemeyle değil Seninde dediğin Gibi cansız atomların bir araya gelmesi ve yine cansız moleküllerin oluşup,birleşip bir araya gelmesiyle evre evre aşama aşama meydana getirilmiştir. Yoksa bu eşsiz yapı Mu muazzam sistem kendiliğinden bir güç olmadan olması aklın alamayacağı bir durumdur.

Ve yine Allah bu yaratma işini Topraktan başlayarak yarattığını beyan eder ve Aşamalardan geçerek en son halini almıştır. “Hâlbuki O, sizi çeşitli merhaleler hâlinde yarattı.” (Nuh, 14)
Vahy bu merhalelerden bir çok yerden bahseder; İlk insanın yaratılışı Kur'an'da değişik yerlerde, kimi zaman merhaleleriyle birlikte zikredilmiştir. Yaratılışının safha ve merhalelerini anlatmak için, toprak (turap) (Âl-i İmran, 59; Kehf, 37; Hac, 5; Rum, 20; Fatır, 67), çamur (tin) (Enam 2; Araf, 12; İsra, 61; Secde, 7; Sad, 71, 76), yapışkan cıvık çamur (tin lazib ) (Saffat, 11), değişken cıvık çamur (hame-i mesnun) (Hicr, 26,33), çamurdan süzülmüş öz (sülaletin min tin) (Mü’minûn, 12), kuru çamur (salsal) (Hicr, 26, 33), biçimlenmiş kuru çamur (salsalin kel fahhar) (Rahman, 14), gibi ifadeler kullanmıştır. Şimdi aklında bin bir türlü soru dolaşıyor değil mi ?
İlk insan ve ilk peygamber oluşu?
Eşinin nasıl yaratıldığı ?
Adem ve eşinden yeni nesillerin nasıl var edildiği ?
gibi değişik soru ve sorunları zihin dünyanda meydana getiriyor dimi... Şimdi Adem'in yaratılmasında ana da baba da yoktur, İsA'nın yaratılmasında yalnızca ana vardır, Hz.Yahyâ'nın yaratılmasında ana ve baba vardır, fakat çocuk yapma/doğurma kabiliyetleri mevcut değildir. Kur'ân-ı Kerîm'de ve sağlam rivayetlerde "kardeşlerin birbiri ile evlendikleri" bilgisi verilmediğine göre ilk yaratılan erkek ile kadından birçok erkek ve kadının türetilmesinin mahiyetininbilinmediğini, zikredilen şekillerden birisine göre veya bir başka şekilde yaratma ve çoğaltmanın olabileceğini ifade etmek daha uygun olduğunu düşünüyorum...

Şimdi değerli Gitanes Kardeşim Vahy bize bir bütünlük içerisinde bize neler söylemektedir bir bakalım istersen...

"O'dur ki her şeyin yaratılışını güzel yaptı ve insanı yaratmaya çamurdan başladı." (Secde, 7)

“Andolsun Biz insanı kuru bir çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık” (Hicr, 26)

“Onu (şeklini) düzeltip ona ruhumdan üflediğim zaman, kendisi için derhâl (bana) secdeye kapanın” (Sâd/72). “Sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere: ‘Âdem’e secde edin’ dedik” (Arâf, 11).

“(İblis): ‘Ben bir salsaldan (kurumuş çamurdan), değişken bir balçıktan (hamein mesnûn) yarattığın insana secde edemem!’ dedi.” (Hicr, 33).

“Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz, şu muhakkaktır ki Biz sizi(n aslınızı) topraktan, sonra (onun neslini) insan suyundan (spermadan), sonra alaka (yapışkan şey)’dan, daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık (ve bunları) size (kudretimizin kemalini) apaçık gösterelim diye (yaptık), sizi dileyeceğimiz muayyen bir vakte kadar rahimlerde tutuyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz.” (Hacc, 5)

“Şüphe yok ki, Allah Teâla’nın nezdinde İsa’nın hâli, Âdem’in hâli gibidir ki, onu topraktan yarattı, sonra ona ‘ol’ dedi, o da oluverdi.” (Âl-i İmran, 59)

"Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Adem'in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) haline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)..." (Mü'minun, 12-14).

“O, sizi tek bir nefisten yarattı. Sonra ondan, onun eşini kıldı ve sizin için hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karnında, üç karanlık içinde bir yaratmadan sonra, (başka) bir yaratmayla yarattı. İşte, sizin Rabb'iniz olan Allah böyledir. Mülk O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur. Hangi sebepten yüz çevriyorsunuz?” (Zümer, 6)

“O ki, sizi, topraktan, sonra bir 'nudfe'den(meniden), sonra bir 'alak'tan(zigottan) yaratır. Sonra sizi, bebek olarak çıkarır. Sonra sizi, güçlü buluğ(erginlik) çağına ve arkasından da yaşlılığa (eriştirir). Sizden kiminizi, önceden vefat ettirir, (kiminizi) belirlenmiş bir ecele eriştirir. Umulur ki akledersiniz.” (Mü'min, 67)

“İnsan, görmüyor mu ki; biz onu, 'nudfe'den(meniden) yarattığımız halde; o, bize apaçık bir hasımdır(düşmandır). O yaratılışını unutarak, bize misal getiriyor. Ve diyor ki: O çürümüş kemikleri, kim diriltecekmiş? De ki: Onu, O diriltecektir. O, onu ilk önce de inşa etmişti. O, her yaratmanın Alimi'dir." (Yasin, 77-79)

Şimdi değerli gitanes vahye baktığımızda ; Kuran bir biyoloji kitabı olmadığına göre bu yaratılış evrelerinden söz edilmesinin maksadı sence nedir ? Bütün bunlarla Cenab-ı Hak, dilediğini dilediği şekilde yaratacağını göstermemişmidir sence ? İnsanın yaratılış evreleri anlatılırken, Allah'ın lutfu hatırlatılıyor değil mi ? İnsana sorumluğu hatırlatılıyoor, Ademoğlu sorumlu davranmaya çağrılıyor. Rabbine nankörlük etmemesi için uyarılıyor. Aldatıcının aldatmasına karşı uyanık olması, aklını kullanması öğütleniyor. İlahi yönlendirmeye tabi olması ve kulluk görevini yerine getirmesi halinde ebedi mutluluk yurdu cennetle müjdeleniyor. Nankörlük etmesi halinde ise ebedi umutsuzluk ve perişanlık yurdu cehennemle tehdit ediliyor. Biraz düşünelim mi ; Şimdi Bir devlet kuruyorsunuz ve bu devlette refah içerisinde yaşamın idamesi için , kişilerin birbirlerinin hak ve hukuklarını gözetmesi herkesin mutl ve huzurlu yaşaması için bir çeşit kural ve kaideler koyuyorsunuz. Hemde hayatın her alanında... Bu kurallara kaideler uyanlar refah ve huzur içinde yaşarken Bu düzeni bozmak isteyenler İdama varana kadar büyük cezalarla yargılanırlar. Şimdi bu kadar muazzam bir sistemi yaratan bir yaratıcı vasrsa sizce bu muazzam sistemi başı boş ve amaçsız mı bırakmıştır ? Başı boş bırakıldığımızı mı sanıyoruz? Küçücük bir iş yerinin işelemesi için Tonlarca kural koyan bizler , En güzel sanaatkarın sanatını gösterdiği bu evrende bize yaşama hakkı verip bunu çeşitli ilkelere bağlamış olması çok mu mantıksız.... ? Ne dersin sevgili Maria puder sence Allah var Ama ilkeleri yok mu ? Din diye insanların KENDİ İDEOLOJİ ve saltanatlarının idamesi için koyduğu kuralları incelediniz, peki ya vahyin kendisini ?

İşte bu Yaratılış evreleri insanın fıtratını ortaya koymaktadır... Allah Teala ne yapmamız, nasıl insan olmamız, nasıl toplum oluşturmamız gerektiğini öğretmek istiyor. İslam tarihine baktığımızda Peygamber ve yanındakiler Erkamın evinde eğitimler yapıyorlar. Hem kendilerini, hem çevrelerini vahyin rehberliği ile tıpkı yaratılıştaki merhaleler gibi merhalelerden, evrelerden geçerek yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. Şimdi anlıyormusunuz neden yavaş yavaş merhale merhale sizinle iletişim kurmak istediğimi ?

Değerli kardeşlerim... Rab insanı sınav a tabi tutmak için değil, Bu sistemin içerisinde yer alan diğer canlı ve cansız her varlık gibi sorumlulukları olan bir varlık olarak yaratmıştır. Sorumluluklarını kendine bildirmiş ve hayatın her alanında Bu sorumlulukları (İbadat) yerine getirmekle beraber İnsanlara Tercihler sunmuştur. İnsanın tercihlerinde, kararlarında bir takım etkenler vardır. Tarih ve oradan devşirdiklerimiz, bize miras kalanlar bir etkendir. Tarihsel determinizm tarihin bu zorlayıcılığı karşısında insanın çaresiz, aciz olduğunu söyler. Bu görüşe göre insan, kendisine tarihten miras kalan birikimi yaşar, o kaderi yaşar. Bir başka görüş de insanın bulunduğu coğrafyaya göre onun düşüncelerinin şekillendiğini savunur. Dağ başındaysa dağ başına göre bir karakter belirir. Veya deniz kenarında, su kenarındaysa suya göre, çöldeyse çöle göre. Aynı şekilde insanın içinde yaşadığı toplumun niteliklerine mecbur olduğu, tercih hakkının olmadığı görüşü de söz konusudur. Hırsız bir toplumda yaşayan bir insanın ancak hırsız olabileceği, erdemli insanlardan oluşan bir toplumda yaşayan bir insanın doğal olarak uyum süreçlerinden dolayı bu özellikleri zorunlu olarak barındıracağı savunulur. Cebriye anlayışı, kaderci anlayış da, insan hangi çabayı ortaya koyarsa koysun, onun önceden belirlenmiş olanı yaşadığını savunur. Fakat Vahy dediğimiz Kitabullah ta insanın potansiyel olarak iyiye ve kötüye meyyal olduğunu okuyoruz. Bu meyyal olma durumu insanın tercih edebiliyor olmasını gerektirir. İnsanı etkileyen bütün çevresel unsurlara rağmen ona teklif edilen şeyi, hususu kabul edebiliyorsa, kendini değiştirebiliyor olması lazım. Yoksa gayri adilane olurdu. Allah Teala “Ben insanları ve cinleri (İnsan dışındaki varlıklar için kullanmaktadır) bana kulluk etsinler(Kendilerine yüklediğimiz sorumluğu yerine getirmesi) diye yarattım.” diyor. Öyleyse insan olarak bütün bu zorlayıcı dış unsurlardan bağımsız olarak bunu başarabilecek farklı bir iç potansiyele, güce sahip olmamız lazım ki bize bu teklif yapılmış olsun. Allah Teala bu sizde, bütün insanlarda, içinizde var diyor.

Şimdi bu bağlamda bir düşünelim; Sokağa çıktığımızda insan bunun için mi var, bütün bu topluluklar, bu kalabalıklar bu fahşa, bu çirkef, bu umursamazlık, bu haddi aşma için mi var diye insanın içi cız ediyor. Çünkü işin ucu gelip bana da dokunacak. Benim iki türlü hesabım olacak. Bir, kendimle alakalı, yani insan olabildim mi, beşerdim, tamam bu bana bir ödüldü, var edildim. Adem kılındım. Allah Teala her şeyi bana, benim emrime verdi. Peki ben sorumluluğumun gerektirdiği gibi davranabildim mi? Ondan sonra insan olabildim mi? Ve insanlar meydana getirme aşamalarında bizzat bulundum mu, çaba gösterdim mi? Allah Teala insanları topluluklar halinde ve fert fert hesaba çekeceğini ve bu hesabın sonucunun ya ebedi mutluluk yurdu ya da ebedi hüsran yurdu olacağını bize bildiriyor. Ebedi mutluluk yurdunu kazanmamız için hem fert, hem de topluluklar olarak ıslah ediciler olmamız, hakkın, hakikatin şahitleri olmamız, iyilerden olup iyiliği emretmemiz, kötülükten uzaklaşıp aynı zamanda ondan sakındırmamız gerekiyor. Rabbim hepimize bu sorumluluğunun bilinciyle salihler olarak yaşamayı ve yine salihler olarak ölmeyi nasip etsin.

Dahada uzamaması için inşallah aklındaki net sorularla gidelim...
___________________________________________________________

Bu konuyla alakalı Daha derinlemesine Analiz ve evrim sürecini de yine Forumsal Makaleler bölümünde 4 makale şeklinde yayınlamıştık inşallah üstadım...

Bugün Arkadaşların yazılarına değineceğim inşallah sen değineceğin yerlere değin , üzerinde yeniden konuşuruz...
 
Devirler değişebilir, çağlar değişebilir, insanlar değişebilir, dünyalar değişebilir. Ancak mutluluk duygusu değişmez. İlk insanlarda nasılsa şimdide öyle. Mutluluktan vazgeçen insan hangi çağda olursa olsun mutsuz olacaktır. Aynı şekilde mutlu olmak isteyen insanda her çağda mutlu olabilir.

İlk insanların bulunduğu zamanda kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. cariyelik anlayışı ve kölelik anlayışı vardı. Altını olan mutlu parası olmayan zulüm görüyordu. Bu açıdan baktım mı hiç olmassa bir gelişme var.

İlk insanlar zamanında televizyon, telefon, gazete, sinema, tiyatro, opera, futbol, spor gibi hobilerde yoktu. Şimdi bir bakın bakalım bu saydıklarımı bir hafta yapmadan bakmadan odanızda oturun mutlu oluyormusunuz bizede söyleyin.

Kısa ve öz her devrin insanı kendi devrinde daha mutludur.
 
ilk insan müsvetteleri yemiş içmiş sevişmiş uyumuş sıçmış kafayı takacak derdi yok annem nie mutsuz olsun avcımenler :))))
 
Kesin ilk insanlar .. Bir kere o zamanlar tayyip diye bir şey yoktu başlarında :)
 
İnsan doğduğunda özgür doğar fakat daha sonra zincirler içerisine hapsedilirler.Bence İlk insanlar daha mutluydu çünkü fazla istekleri yoktu.Teknolojinin ve insanların paranın kölesi olmasınında etkisiyle ve Günümüz insanlarıda bir takım zincirlere hapsoldukları için mutsuzlukları bundan kaynaklanıyor.
 
Geri