iFt.

Konu sahibi son olarak 897 gün önce görüldü
İlk Gün - 1
Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşıyorum… Kendisi bile bilmiyor ama ben ona hasta bir şekilde bağlıyım.
-Akşam ( 8 - 8.30 civarı) yaşanmıştır.-

Onu ilk gördüğümde çöktüm…
Her şey karardı, her ses sustu. Ve o tüm sessizliğiyle karşımda dikiliyordu. Ben uyuşturucu almış gibi göz bebeklerim büyümüş, ona bakarken onun bundan haberi bile yoktu. Onu saniyelerce inceledim kollarını, giysilerini, yüzünü.. Ve tam gözlerindeyken yavaşça bana döndü. Gözlerini bana kilitledi. Bakışlarımdaki ağırlığı hissetmişti sanki ve nedenini sorgular biçimde bana bakıyordu. Benimse dudaklarımı kıvırıp gülüsemekler, gözlerimi dikip bakmakla veya ellerim ve boynumla verebileceğim tek bir cevabım bile yoktu. Gözlerindeki alevi hisseder hissetmez bakışlarımı kaçırdım.

Tüm bunlar beş saniye sürmüş olabilir. Ama ben bunu yarım saate yaydım. Bir ömre bile yayabilirim. Ne garip değil mi insan, zaman kavramına uymuyor bazen. Şu dünyada değiştiremeyeceğimiz tek şey zamanken öyle bir şey oluyor ki kendiliğinden değişiyor zaman, aklınca uzalıp kısalıyor, kendiyle oynuyor oyununu. Ona bakmadığım her an içimde pare pare ayrıldı yüreğim, şahrem şahrem döküldü ve ruhumun ağzından akan kanları hissettim. O kanların sıcaklığını çenemde ve şapır şapır dökülürlen yüreğime, göğsümde hissettim.
Ona bakmadığım her an anlamsız, baktığım her yer karanlıktı. Ve ben o karanlıkta kaybolmuş gibiydim.

Kaybolmuş olsanız, her yer karanlık olsa etrafta sadece bir ışık olsa ne yaparsınız? Ona bakarsınız, ona gitmek istersiniz. Sadece o vardır. Karanlıkta kalan her şey anlamsızdır. En değer verdiğiniz şeyler bile karanlıktaysa önemsizdir. Karanlıkta değerli olan tek şey ışık’tır.


Gözlerim hep onu aradı; o haberi olmadan benden kaçarken. Bilmiyordu, nereden bilsindi… Yaptığı her hareket için kendimi suçladım, kendimi sorumlu tuttum. Belki farkımda bile değildi ama ben rezil hayatımın onunkine değip, değiştirmesinden korktum.

Kokusunu çok merak ediyorum.

İçimden yükselen binlerce kelebeği hissettim. Hepsi sıkıca kenetlendiler ve bir bağ oluşturdular onunla benim aramda. Bunu istiyor değildim, istemiyor da değildim. Ben bir travma geçirmiştim sanki. Sanki ölmüştüm de ruhtum artık. Cesedime olanları izliyordum sadece. Olmasına izin verdim.

‘Kaçtı hemen, korkak” derler ya, ben kaçmaktan korkan bir korkağım.

Ona hiçbir şey ummadan, sadece onu özleyeceğim için son kez baktım. ‘Kucağında öleceğim insan bu olmalıydı’ dedim son kez. Kim olduğu fark etmezdi. O olsundu sadece. Bakışlarımı sürdürdüm, acımı da elimde olmadan belli ettim. Sorgular bakışlar ve alev gibi gözler bana bakıyordu.
Onu çok özledim.

Sırf iyiliği için gittim. Çünkü benim ellerim kanlıydı ve pis parmaklarımın onun dünyasında iz bırakmasını istemedim. Onu sürekli düşündüm. Hele aynı yerde olduğumuzda kinse yoktu, yanımda önümde arkamda. Ben bile yoktum. Sadece o vardı. Sanki hayalet bir otobüse yalnızca o binmişti ve gittiği yer hiçbir yerdi. Ondan önce otobüsten ben indim. Erken indim. Çünkü inerken ona bakmak istedim. Yoksa o bana bakmazdı.

Dün 2.karşılaşmamızdı. Biliyorum belki bir daha asla karşılaşmayacağız, kaderlerimiz asla kesişmeyecek. Sürekli onu düşünüyorum ama onun adını asla öğrenemeyeceğim. Kokusunun nasıl bir şey olduğunu da. Elleri sıcak mı soğuk mu bilemeyeceğim. O gözlerdeki alevi bir daha kimsenin gözlerinde bulamayacağım. Onu bir daha hiç göremem belki. Benim zaten olmaz. Tek bildiğim;

Onu ilk gördüğümde çöktüm… Çünkü o, olmak isteyip de olamadığım her şeyi temsil ediyordu.
Onu çok kıskandım. Olamadığım her şeyi karşımda buldum birden ve ben ona ne olduğunu bilmediğim bir bağla, nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde bağlandım. Sanki lanetlendim.
Onu ilk gördüğümde çöktüm…

12.06.13


Bu onun muhtemelen asla okuyamayacağı yazıyı yazalı 14, onu son kez göreli 15 gün oldu. 4 gün yazmaya devam ettim. Çok aradım onu, bildiğim -bilebildiğim- tüm özelliklerine göre sınıflandırıp tek tek didik didik aradım ama hiçbir yerde bulamadım. En sonunda inanmayı kestim. Ama ummayı değil. Belki bunu da kestiğimde tekrar çıkar karşıma. Bilmiyorum. Öyle basit bir şey değildi bu… İnerken o gözlerini bana dikmiş bakarken buğday tenli gögsüne ve gri geniş boyunlu blüzüne dik dik baktığım o otobüs yüzünden, gördüğüm her otobüs aklıma onu getirdi. Yaşadığım yer ve gördüğüm tüm dövmeler, küpeler aklıma onu getirdi. Galiba onu düşünmeden tek bir gün bile geçirmedim, hala da öyle. Ve eminim ki her allahın günü ona ‘Neredesin?’ diye sordum. Büyük ihtimalle tüm bunlara değmeyecek yine, ama yine büyük ihtimalle ben bunu da çok büyük ve önemli bir ders alarak atlatacağım. Ve güçleneceğim.

ÖZLEDİM VALLA.
İkimiz için de en iyisi neyse o olsun.
Benim için en iyisi o, ama neyse.
 
"yağmurlarla inseydin içime
içim senden yanaydı
yüzümdeki işgaller senden karaydı
seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi
sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
ve ben
sende hiçbir şeydim
sen bende herşeyken"
 
Eşim olma, karım ol!
Bakma daha ilkel durduğuna sen, ruhu vardır kelimelerin.
“Karı-koca” “eş”ten daha çok şey anlatır. Hatta belki bize unutulmuş bir şeyi söyler.
Sahi, biliyor musun?
Neden erkeğe “koca”,
kadına da “onun karı” demiş eskiler?

Eşim değil, karım ol!
Kedilerin eşi olur, terliklerinde…
İnsanın eşi olmaz.
Bir ömür eşlik ediyor diye mi sevgiliye eş denir?
Eşlik etmek yeter mi?
Fazlasını beklemez mi insan yârinden? Kelimeleri yitirmeseydik anlardık belki,evlenecek erkeğe eskilerin neden ”koca” dediklerini.
Çünkü “koca” bilge demektir, yüce demektir. Koca demek, dağdemektir.
Ve ne kadar yüce olursa olsun,
üstünde kar olmayan dağ eksiktir.
Dağların yücesine kar yağar diye kadına da “kocanın karı”
demişler. Bakma şimdi evlenenlerin “karı-koca”
ilan edildiğine. “Koca ve onun karı” olmalıdır
aslında. Yani yüce bir dağ olmalı adam.
Kar gibi pak ve masum olmalı kadın. Örtmeli ve bir ömür, süsü olmalı dağın. Çünkü üşür tepesinde kar olmayan dağ, ne kadar yüce olursa olsun,yarım görünür…

Eşim olma, karım ol!
Bana benzemeye çalışma sakın.
Bana benden lazım değil bir tane daha.
Ama unutma ki sensiz yarımım.
Her zaman söylemem, ama sen anla.

Eşim olma, karım ol!
Beni tamamla..
 
Benim için aydınlık,senin gözlerin. Benim için nefes iki dudağının arası. Benim için huzur,senin kolların. Benim için hayat, sadece sen. Ve sen..

Sen yeter ki iste, ben her şeyi yaparım. Ömrümden alır, ömrüne katarım. Sadece senin olur ve sadece senin için yaşarım. Sen iste herkesi siler atarım. İste, sadece iste..
 
Beraber semtler, şehirler gezelim sabaha karşı dönelim eve.

Ay başlarında kahvaltıcılara gidelim, ay sonlarında kuru ekmek yiyelim.
Birlikte kitaplar okuyalım.

Ben bulaşığı yıkayayım, sen durula. Ben yeri silerken sen camları sil. Sevişmeye vakit kalsın.

Akşamları yemekler pişirelim, kekler yapalım, sonra kahvemizi içelim.

Sözsüz müzikler dinleyelim; çıkaracağımız fanzinlere, dergilere, kitaplara yazılar yazalım. Sen yaz, ben düzelteyim, ben yazayım sen düzelt.

Aşk dört mevsim. Beşinci mevsim sensin.
 
Gece mutfaktan tıkırtılarını duymak istiyorum, banyoda diş fırçanı görmek istiyorum.
uykudan uyandığımda elimi yanımdaki yastığa uzattığımda yanımda nefes alışını hissetmek istiyorum.
 
Oturmuşum sabır agacının dibine sayıyorum yanlışları ve günleri,
bak yine mevsim değişti gitti ama yoksun..
özlemiyor musun ?
 
Vurulmuşum sevdaların güzeline
Saklıyorum adın sonsuz şiir dilimde
Atmadım eşyaların duruyor bak yerinde
atamam ki anlamıyor musun?
 
Çok mu zor dönmesi en beklenen ?
 
Artık anladım ki; aramayanın, bir arayanı ya da muhakkak bir aradığı, “gel" diyemeyenin bir geleni vardır ya da bir yeri, gidebildiği..
Belkide geri dönüp gitti birisi..
Meyletmiyorum daha fazla!
Lanet olası bencilliğinle cayır cayır, yalanlarınla yana yana, sevin doyasıya. Kaybım, derdim değil.
Ömrün boyu gurur duy bu sahte galibiyetinle.
 
'' Eski Bir Tapinak Yazıt'ı'' -10 /ve son...

Kaybedebilirsin
Kaybetmeyi, ahlaksızca kazanmaya tercih et
Birincisinin acısı bir an,
Ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer
Bazı idealler o kadar değerlidir ki
O yolda yenilmen bile zafer sayılır
Bu dünyada bırakacağın en büyük miras
dürüstlüktür
 
Aklım koca bir mezarlık, gömülen gömülene, unutulan unutulana, kayıplara karışan karışana
hatırladıklarım unuttuklarımdan az, geçmiş zaman karanlık, yarınlar beyaz
 
Bana bir çiçek bulun solmayan
Bir yer bulun güneşi batmayan
Bir dil bulun yalanı olmayan
Biz yoldayız dönüşü olmayan.
 
Kötü sondan kacılmaz ki enseler kader kacarken..
 
“Evet doğru, insanlar değişiyor, üç gün önce bıraktığın insanın yerinde başka bir insan buluyorsun,
ama istediğimiz yöne doğru mu bu değişme?
Başka yöne doğru mu?
Dün anlamsız bir tablo gibi seyrettiğim ağaçlar, bulutlar bugün heyecan veriyor,
dün Allaha inanan bugün isyan ediyor veya sanata tapan adam Allaha dönüyor; bugün yaşamın anlamı dediğin şey yarın bir taş parçasından daha anlamsız olabiliyor.
Bu kadar ince bekleyişler gerekir mi acaba?”
 
Gecenin sessizliğinde saklı tüm günahlarım.
Çöker en derin uykuların vaktinde. Hadi al hepsini; günahlarımı, korkularımı, inançlarımı.
Al ki inandığım korktuğum hiç bir şey kalmasın geride.
Hayal kırıklıklarıyla dolu bir ömür istemem, peki ya senin olmadığın bir ömrü neylerim?
Sen kal alıştırdığın sevginle dur başucumda. Tüm sevgini saçlarıma aktar tüm kalp kırıklıklarım orda çünkü.
Aktarılmış bir kaç acı hatıra biraz hüzün biraz gözyaşı.
 
tumblr_mq7gdrT28f1rjr1r8o1_500.jpg



O Kadar

Bekledim kimseyle konuşmadım sen orada yatarken önce 3,5 belki 10 gün boyunca sen uyandığında söyleyeceklerimi unutmayayım diye
bir yerlere yazmaya başladım.
Sen yokken senin odanda yatağında uyudum, seninle uzun uzun konuştum
kimse duymadı kapkaranlık odada, sen hissettin.
En sevdiğin defterine açıp gör diye küçük notlar yazdım.
Yeniden kendi odama geldim herşey çok daha kötü oluyordu 20. güne yaklaşıyordu sensizlik. Artık korkuyordum.
Bu yazdıklarımı sana okuyamayacağımı hissediyordum. Yırtıp attım bi gece hepsini, tüm fotoğrafları sildim sonra.
Yoktun, yok olacaktın söylediler bana.
Tıpkı ilk tanıştığımız gün gördüğüm rüyada olduğu gibi.
Ağlayan uğurlayan tanımadığım insanların arasında olacaktım .
Sonra bu notu yazdım sana. O zaman fotoğrafını çekip her yere bunu koydum .
Beni anlatan bana günlerdir seni soran herkes duysun,
kimseyle konuşacak birşeyim yoktu işte “ne gerek var kafiyeli cümleler kurmaya özledim işte o kadar" dedim.
Birkaç damla gözyaşı süzüldü gözlerimden elimden birşey gelmeyişinin çaresizliği.
Sonra çaresizce tanrıya yakarışlar. Belki bir iki hastane acil servisinde nefes almaya çalışmalarım.
Zaten sonrası da belli. Bir kaç gün sonra bir melek yükseldi gökyüzüne.
 
Eline, koluna vücudun yabancılaşır da
Koyacak yer bulamazsın ya
Seni sevmekte böyle bir şey işte..


Biraz kendine şaşırıp
Kalbine yabancılaşmak
Söyleyecek sözleri seçememek
Yazmayı bilememek


işte böyle biraz..
 
tumblr_mqdvjvoBxo1qllwuxo1_500.jpg


Karşımdasın işte…
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi…

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:
Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tir..”
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim…
-(Nâzım Hikmet Ran)
 
ayrilik.jpg


sende istemezdin değilmi böyle apansız üstelik başlamadan bitmesini..

ben asla suçlamıyorum seni.

ve sen kavuşmadan kaybettiğim s e v g i l i


eğer varsa hatırım sakın cezalandırma kimseleri.

düşün ki esmeye hakkı olmayan bir bahar meltemiydi bizimki,

yüreğimize sadece eli değdi,

d e ğ d i

ve

g e ç t i
...
 
Geri