İlk Gün - 1
Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşıyorum… Kendisi bile bilmiyor ama ben ona hasta bir şekilde bağlıyım.
-Akşam ( 8 - 8.30 civarı) yaşanmıştır.-
Onu ilk gördüğümde çöktüm…
Her şey karardı, her ses sustu. Ve o tüm sessizliğiyle karşımda dikiliyordu. Ben uyuşturucu almış gibi göz bebeklerim büyümüş, ona bakarken onun bundan haberi bile yoktu. Onu saniyelerce inceledim kollarını, giysilerini, yüzünü.. Ve tam gözlerindeyken yavaşça bana döndü. Gözlerini bana kilitledi. Bakışlarımdaki ağırlığı hissetmişti sanki ve nedenini sorgular biçimde bana bakıyordu. Benimse dudaklarımı kıvırıp gülüsemekler, gözlerimi dikip bakmakla veya ellerim ve boynumla verebileceğim tek bir cevabım bile yoktu. Gözlerindeki alevi hisseder hissetmez bakışlarımı kaçırdım.
Tüm bunlar beş saniye sürmüş olabilir. Ama ben bunu yarım saate yaydım. Bir ömre bile yayabilirim. Ne garip değil mi insan, zaman kavramına uymuyor bazen. Şu dünyada değiştiremeyeceğimiz tek şey zamanken öyle bir şey oluyor ki kendiliğinden değişiyor zaman, aklınca uzalıp kısalıyor, kendiyle oynuyor oyununu. Ona bakmadığım her an içimde pare pare ayrıldı yüreğim, şahrem şahrem döküldü ve ruhumun ağzından akan kanları hissettim. O kanların sıcaklığını çenemde ve şapır şapır dökülürlen yüreğime, göğsümde hissettim.
Ona bakmadığım her an anlamsız, baktığım her yer karanlıktı. Ve ben o karanlıkta kaybolmuş gibiydim.
Kaybolmuş olsanız, her yer karanlık olsa etrafta sadece bir ışık olsa ne yaparsınız? Ona bakarsınız, ona gitmek istersiniz. Sadece o vardır. Karanlıkta kalan her şey anlamsızdır. En değer verdiğiniz şeyler bile karanlıktaysa önemsizdir. Karanlıkta değerli olan tek şey ışık’tır.
Gözlerim hep onu aradı; o haberi olmadan benden kaçarken. Bilmiyordu, nereden bilsindi… Yaptığı her hareket için kendimi suçladım, kendimi sorumlu tuttum. Belki farkımda bile değildi ama ben rezil hayatımın onunkine değip, değiştirmesinden korktum.
Kokusunu çok merak ediyorum.
İçimden yükselen binlerce kelebeği hissettim. Hepsi sıkıca kenetlendiler ve bir bağ oluşturdular onunla benim aramda. Bunu istiyor değildim, istemiyor da değildim. Ben bir travma geçirmiştim sanki. Sanki ölmüştüm de ruhtum artık. Cesedime olanları izliyordum sadece. Olmasına izin verdim.
‘‘Kaçtı hemen, korkak” derler ya, ben kaçmaktan korkan bir korkağım.
Ona hiçbir şey ummadan, sadece onu özleyeceğim için son kez baktım. ‘Kucağında öleceğim insan bu olmalıydı’ dedim son kez. Kim olduğu fark etmezdi. O olsundu sadece. Bakışlarımı sürdürdüm, acımı da elimde olmadan belli ettim. Sorgular bakışlar ve alev gibi gözler bana bakıyordu.
Onu çok özledim.
Sırf iyiliği için gittim. Çünkü benim ellerim kanlıydı ve pis parmaklarımın onun dünyasında iz bırakmasını istemedim. Onu sürekli düşündüm. Hele aynı yerde olduğumuzda kinse yoktu, yanımda önümde arkamda. Ben bile yoktum. Sadece o vardı. Sanki hayalet bir otobüse yalnızca o binmişti ve gittiği yer hiçbir yerdi. Ondan önce otobüsten ben indim. Erken indim. Çünkü inerken ona bakmak istedim. Yoksa o bana bakmazdı.
Dün 2.karşılaşmamızdı. Biliyorum belki bir daha asla karşılaşmayacağız, kaderlerimiz asla kesişmeyecek. Sürekli onu düşünüyorum ama onun adını asla öğrenemeyeceğim. Kokusunun nasıl bir şey olduğunu da. Elleri sıcak mı soğuk mu bilemeyeceğim. O gözlerdeki alevi bir daha kimsenin gözlerinde bulamayacağım. Onu bir daha hiç göremem belki. Benim zaten olmaz. Tek bildiğim;
Onu ilk gördüğümde çöktüm… Çünkü o, olmak isteyip de olamadığım her şeyi temsil ediyordu. Onu çok kıskandım. Olamadığım her şeyi karşımda buldum birden ve ben ona ne olduğunu bilmediğim bir bağla, nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde bağlandım. Sanki lanetlendim.
Onu ilk gördüğümde çöktüm…
12.06.13
Bu onun muhtemelen asla okuyamayacağı yazıyı yazalı 14, onu son kez göreli 15 gün oldu. 4 gün yazmaya devam ettim. Çok aradım onu, bildiğim -bilebildiğim- tüm özelliklerine göre sınıflandırıp tek tek didik didik aradım ama hiçbir yerde bulamadım. En sonunda inanmayı kestim. Ama ummayı değil. Belki bunu da kestiğimde tekrar çıkar karşıma. Bilmiyorum. Öyle basit bir şey değildi bu… İnerken o gözlerini bana dikmiş bakarken buğday tenli gögsüne ve gri geniş boyunlu blüzüne dik dik baktığım o otobüs yüzünden, gördüğüm her otobüs aklıma onu getirdi. Yaşadığım yer ve gördüğüm tüm dövmeler, küpeler aklıma onu getirdi. Galiba onu düşünmeden tek bir gün bile geçirmedim, hala da öyle. Ve eminim ki her allahın günü ona ‘Neredesin?’ diye sordum. Büyük ihtimalle tüm bunlara değmeyecek yine, ama yine büyük ihtimalle ben bunu da çok büyük ve önemli bir ders alarak atlatacağım. Ve güçleneceğim.
ÖZLEDİM VALLA.
İkimiz için de en iyisi neyse o olsun.
Benim için en iyisi o, ama neyse.
Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşıyorum… Kendisi bile bilmiyor ama ben ona hasta bir şekilde bağlıyım.
-Akşam ( 8 - 8.30 civarı) yaşanmıştır.-
Onu ilk gördüğümde çöktüm…
Her şey karardı, her ses sustu. Ve o tüm sessizliğiyle karşımda dikiliyordu. Ben uyuşturucu almış gibi göz bebeklerim büyümüş, ona bakarken onun bundan haberi bile yoktu. Onu saniyelerce inceledim kollarını, giysilerini, yüzünü.. Ve tam gözlerindeyken yavaşça bana döndü. Gözlerini bana kilitledi. Bakışlarımdaki ağırlığı hissetmişti sanki ve nedenini sorgular biçimde bana bakıyordu. Benimse dudaklarımı kıvırıp gülüsemekler, gözlerimi dikip bakmakla veya ellerim ve boynumla verebileceğim tek bir cevabım bile yoktu. Gözlerindeki alevi hisseder hissetmez bakışlarımı kaçırdım.
Tüm bunlar beş saniye sürmüş olabilir. Ama ben bunu yarım saate yaydım. Bir ömre bile yayabilirim. Ne garip değil mi insan, zaman kavramına uymuyor bazen. Şu dünyada değiştiremeyeceğimiz tek şey zamanken öyle bir şey oluyor ki kendiliğinden değişiyor zaman, aklınca uzalıp kısalıyor, kendiyle oynuyor oyununu. Ona bakmadığım her an içimde pare pare ayrıldı yüreğim, şahrem şahrem döküldü ve ruhumun ağzından akan kanları hissettim. O kanların sıcaklığını çenemde ve şapır şapır dökülürlen yüreğime, göğsümde hissettim.
Ona bakmadığım her an anlamsız, baktığım her yer karanlıktı. Ve ben o karanlıkta kaybolmuş gibiydim.
Kaybolmuş olsanız, her yer karanlık olsa etrafta sadece bir ışık olsa ne yaparsınız? Ona bakarsınız, ona gitmek istersiniz. Sadece o vardır. Karanlıkta kalan her şey anlamsızdır. En değer verdiğiniz şeyler bile karanlıktaysa önemsizdir. Karanlıkta değerli olan tek şey ışık’tır.
Gözlerim hep onu aradı; o haberi olmadan benden kaçarken. Bilmiyordu, nereden bilsindi… Yaptığı her hareket için kendimi suçladım, kendimi sorumlu tuttum. Belki farkımda bile değildi ama ben rezil hayatımın onunkine değip, değiştirmesinden korktum.
Kokusunu çok merak ediyorum.
İçimden yükselen binlerce kelebeği hissettim. Hepsi sıkıca kenetlendiler ve bir bağ oluşturdular onunla benim aramda. Bunu istiyor değildim, istemiyor da değildim. Ben bir travma geçirmiştim sanki. Sanki ölmüştüm de ruhtum artık. Cesedime olanları izliyordum sadece. Olmasına izin verdim.
‘‘Kaçtı hemen, korkak” derler ya, ben kaçmaktan korkan bir korkağım.
Ona hiçbir şey ummadan, sadece onu özleyeceğim için son kez baktım. ‘Kucağında öleceğim insan bu olmalıydı’ dedim son kez. Kim olduğu fark etmezdi. O olsundu sadece. Bakışlarımı sürdürdüm, acımı da elimde olmadan belli ettim. Sorgular bakışlar ve alev gibi gözler bana bakıyordu.
Onu çok özledim.
Sırf iyiliği için gittim. Çünkü benim ellerim kanlıydı ve pis parmaklarımın onun dünyasında iz bırakmasını istemedim. Onu sürekli düşündüm. Hele aynı yerde olduğumuzda kinse yoktu, yanımda önümde arkamda. Ben bile yoktum. Sadece o vardı. Sanki hayalet bir otobüse yalnızca o binmişti ve gittiği yer hiçbir yerdi. Ondan önce otobüsten ben indim. Erken indim. Çünkü inerken ona bakmak istedim. Yoksa o bana bakmazdı.
Dün 2.karşılaşmamızdı. Biliyorum belki bir daha asla karşılaşmayacağız, kaderlerimiz asla kesişmeyecek. Sürekli onu düşünüyorum ama onun adını asla öğrenemeyeceğim. Kokusunun nasıl bir şey olduğunu da. Elleri sıcak mı soğuk mu bilemeyeceğim. O gözlerdeki alevi bir daha kimsenin gözlerinde bulamayacağım. Onu bir daha hiç göremem belki. Benim zaten olmaz. Tek bildiğim;
Onu ilk gördüğümde çöktüm… Çünkü o, olmak isteyip de olamadığım her şeyi temsil ediyordu. Onu çok kıskandım. Olamadığım her şeyi karşımda buldum birden ve ben ona ne olduğunu bilmediğim bir bağla, nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde bağlandım. Sanki lanetlendim.
Onu ilk gördüğümde çöktüm…
12.06.13
Bu onun muhtemelen asla okuyamayacağı yazıyı yazalı 14, onu son kez göreli 15 gün oldu. 4 gün yazmaya devam ettim. Çok aradım onu, bildiğim -bilebildiğim- tüm özelliklerine göre sınıflandırıp tek tek didik didik aradım ama hiçbir yerde bulamadım. En sonunda inanmayı kestim. Ama ummayı değil. Belki bunu da kestiğimde tekrar çıkar karşıma. Bilmiyorum. Öyle basit bir şey değildi bu… İnerken o gözlerini bana dikmiş bakarken buğday tenli gögsüne ve gri geniş boyunlu blüzüne dik dik baktığım o otobüs yüzünden, gördüğüm her otobüs aklıma onu getirdi. Yaşadığım yer ve gördüğüm tüm dövmeler, küpeler aklıma onu getirdi. Galiba onu düşünmeden tek bir gün bile geçirmedim, hala da öyle. Ve eminim ki her allahın günü ona ‘Neredesin?’ diye sordum. Büyük ihtimalle tüm bunlara değmeyecek yine, ama yine büyük ihtimalle ben bunu da çok büyük ve önemli bir ders alarak atlatacağım. Ve güçleneceğim.
ÖZLEDİM VALLA.
İkimiz için de en iyisi neyse o olsun.
Benim için en iyisi o, ama neyse.