a) Emperyalizm ve çok uluslu devletler.
Yazar, bugünkü Avrupa`nın çok uluslu bir devletler kümesini oluşturmadığı görüşündedir.
Malum ya, 1789-1871 döneminde Avrupa`da –İrlanda hariç- ulusal devletler oluştu. O halde, buralarda ulusal sorun ölü bir sözdür. Çok uluslu devletlerde bu sorun vardır ama Avrupa`da yoktur.
Bu da, yazarımızın emperyalizm öncesinin kafasını Ekim sonrası, dahası emperyalizmin olgunluğu sonrası döneme aktardığının açık ispatıdır.
Avrupa kapitalizminin emperyalist, yani imparatorluk kurucu aşamasında Avrupa devletlerinin ulusal devletler olmaktan çıktığını, bunların çok uluslu devletler haline dönüştüğünü yazarımız idrak edememiştir. Yazarımız Avrupa`nın ulusal baskının anavatanlarından biri haline dönüştüğünü idrak edememiştir. Böylece, tekrar II. Enternasyonal döneklerinin Avrupa proletaryasının ulusal sorun diye bir sorunu olmadığı şoven görüşlerinin bir yardakçısı pozisyonuna düşmüştür.
Tüm bunların yazara -ve Kaypakkaya`ya- karşı biraz zorlama eleştiriler olduğu iddia edilebilinir. Denebilir ki, işte onlar da emperyalizme karşı; emperyalizme karşı milli devrimden bahsediyorlar ve kim bilmez ki Avrupa`nın emperyalizmin anavatanlarından biri olduğunu...
Tabii, tüm bunlar ``Marksizm- Leninizm`in ABC`sinden haberi olan herkesin bilebileceği`` (a.g.e., sf.31) şeylerdirler. O zaman ``Avrupa açısından`` ``İrlanda ve Bask dışında`` ulusal sorunun olmadığı türünden zırvaların da zırva olduğu herkese malum olmalıydı.
Dahası, denebilir ki, yazar Avrupa açısından derken emperyalist karakterinden, bu karakterin ona yüklediği çok ulusluluktan bağımsız olarak Avrupa`yı ele alıyor. Yazar da, müsadenizle Avrupa devletlerinin dünya halklarını ezdiğini gayet iyi biliyor. O burada bu olgudan bağımsız olarak Avrupa topraklarını ele alıyor.
Bu, bir kere, yazarın tüm anlayışındaki sakatlığı ortadan kaldırmaz. Onun ulusal sorun olan yerlerden nereleri anladığı anlayışını yok etmez. İkincisi, gene de sakattır. Avrupa devletlerinin Avrupa dışındaki emperyalistliklerini bir kenara bıraksak da Avrupa`da ulusal sorun karşımıza dikilir.
Emperyalizm sadece geri halkları ulusal baskı altına alma siyaseti değildir. Emperyalizm modern ulusları da baskı altına alma siyasetidir. Kendisi emperyalist bir güç olabilen ulusları bile baskı a1tına alma, onları silindir gibi ezip geçme siyasetidir.
Bugünkü Avrupa`da ``ulusal sorun`` olmadığını söyleyenlerden, daha doğrusu bunu İrlanda ve Bask hareketleriyle kısıtlayanlardan emperyalizm ve bu arada proleter hareket üzerine bolca laf edeceklerine bunların tarihlerini dikkatli incelemeleri tavsiye olunur. Bu meyanda, yazarımıza SBKP(B) MK`nin XIX. Parti Kongresine Faaliyet Raporu`nu okuması tavsiye edilir.
Açıktır ki 1952`den bugüne çok şey değişti –her ne kadar yazarımız bugünden 1871 sonrasını anlasa da. En önemlisi özgür Doğu Avrupa`nın köle Doğu Avrupa`ya dönüştürülmesidir. Avrupa uluslarının kurtarıcısı Kızıl Ordumuz Varşova paktı adı altında Doğu Avrupa`ya kazık çaktı. Kruşçefçi hainler ABD ile elbirliği ederek Avrupa`yı yönetmenin yeni türünü oluşturdular. Batıda ABD, Doğuda SSCB Avrupa devletleri üzerinde atom başlıklı silahlar yığdılar. SSCB`nin Almanları demokrasi ve barış merkezi bir ulus olarak birleştirme çabaları Kruşçef`in Berlin duvarına, Brejnev`in Doğu-Batı Almanya bölünmüşlüğünü pekiştiren sınırları tanıma anlaşmasına yerini bıraktı. Ve H. Kıran gibileri bu Avrupa`da ulusal sorun olmadığından dem vuruyorlar. ABD ve SSCB`nin Avrupa`daki emperyalist siyasetlerinin, Avrupa için çıkacak bir savaşta Avrupa uluslarını varlık, yokluk sorunuyla karşı karşıya bırakan bu siyasetin, ve bu siyasetin Avrupa`daki uşakları haline gelmiş Avrupa`nın büyük burjuvazisinin siyasetinin Avrupa uluslarını ulusal bir sorunla karşı karşıya bıraktığını bir kenara bıraksak bile geriye II. Dünya Savaşı sonrası Batı Almanya`yı işgal etmiş ve daha hala Alman topraklarını terketmemiş ABD ve İngiliz ordularının, Doğuda bir işgal ordusuna dönüştürülmüş SSCB ordularının varlığı, Almanların bölünmüşlüğü, bir de üstüne üstlük ``Özgür Berlin`` kalır. İtalyanları da bir kenara koyalım. Hiç değilse burada, Alman ulusuyla ilgili olarak ulusal bir sorun karşımıza çıkmıyor mu?
Ve yazar Basklılara değindiği oranda Avrupa`da daha çok ulusal sorun gösterebiliriz. İspanya`da sadece Basklılar değil Katalonyalılar da var ulusal taleplerde bulunan. İspanyolların İngilizlerle Cebelitarık üzerine anlaşmazlığı var. Fransa`da Korsikalılar, Belçika`da iki dilin kavgası. İngiltere`de İskoçyalı ve Galiçyalıların ulusal talepleri, bir de Kuzey İrlanda. Doğu Avrupa`da Rusların baskılarına karşı gelişen hareketler herkese malum. Bir de bu ülkelerde azınlıklar sorunu kaçınılmaz olarak ortaya çıktı...
Avrupa`da ulusal sorun yokmuş. İyi ki Stalin`den Avrupa`da kapitalizmin şafağında ulusal devletlerin oluştuğunu okumuş sayın yazar. Ama emperyalizmi ve emperyalizmin Avrupa`da vardığı sonuçları unutmuş bu arada. Niye?
Yazar, bugünkü Avrupa`nın çok uluslu bir devletler kümesini oluşturmadığı görüşündedir.
Malum ya, 1789-1871 döneminde Avrupa`da –İrlanda hariç- ulusal devletler oluştu. O halde, buralarda ulusal sorun ölü bir sözdür. Çok uluslu devletlerde bu sorun vardır ama Avrupa`da yoktur.
Bu da, yazarımızın emperyalizm öncesinin kafasını Ekim sonrası, dahası emperyalizmin olgunluğu sonrası döneme aktardığının açık ispatıdır.
Avrupa kapitalizminin emperyalist, yani imparatorluk kurucu aşamasında Avrupa devletlerinin ulusal devletler olmaktan çıktığını, bunların çok uluslu devletler haline dönüştüğünü yazarımız idrak edememiştir. Yazarımız Avrupa`nın ulusal baskının anavatanlarından biri haline dönüştüğünü idrak edememiştir. Böylece, tekrar II. Enternasyonal döneklerinin Avrupa proletaryasının ulusal sorun diye bir sorunu olmadığı şoven görüşlerinin bir yardakçısı pozisyonuna düşmüştür.
Tüm bunların yazara -ve Kaypakkaya`ya- karşı biraz zorlama eleştiriler olduğu iddia edilebilinir. Denebilir ki, işte onlar da emperyalizme karşı; emperyalizme karşı milli devrimden bahsediyorlar ve kim bilmez ki Avrupa`nın emperyalizmin anavatanlarından biri olduğunu...
Tabii, tüm bunlar ``Marksizm- Leninizm`in ABC`sinden haberi olan herkesin bilebileceği`` (a.g.e., sf.31) şeylerdirler. O zaman ``Avrupa açısından`` ``İrlanda ve Bask dışında`` ulusal sorunun olmadığı türünden zırvaların da zırva olduğu herkese malum olmalıydı.
Dahası, denebilir ki, yazar Avrupa açısından derken emperyalist karakterinden, bu karakterin ona yüklediği çok ulusluluktan bağımsız olarak Avrupa`yı ele alıyor. Yazar da, müsadenizle Avrupa devletlerinin dünya halklarını ezdiğini gayet iyi biliyor. O burada bu olgudan bağımsız olarak Avrupa topraklarını ele alıyor.
Bu, bir kere, yazarın tüm anlayışındaki sakatlığı ortadan kaldırmaz. Onun ulusal sorun olan yerlerden nereleri anladığı anlayışını yok etmez. İkincisi, gene de sakattır. Avrupa devletlerinin Avrupa dışındaki emperyalistliklerini bir kenara bıraksak da Avrupa`da ulusal sorun karşımıza dikilir.
Emperyalizm sadece geri halkları ulusal baskı altına alma siyaseti değildir. Emperyalizm modern ulusları da baskı altına alma siyasetidir. Kendisi emperyalist bir güç olabilen ulusları bile baskı a1tına alma, onları silindir gibi ezip geçme siyasetidir.
Bugünkü Avrupa`da ``ulusal sorun`` olmadığını söyleyenlerden, daha doğrusu bunu İrlanda ve Bask hareketleriyle kısıtlayanlardan emperyalizm ve bu arada proleter hareket üzerine bolca laf edeceklerine bunların tarihlerini dikkatli incelemeleri tavsiye olunur. Bu meyanda, yazarımıza SBKP(B) MK`nin XIX. Parti Kongresine Faaliyet Raporu`nu okuması tavsiye edilir.
Açıktır ki 1952`den bugüne çok şey değişti –her ne kadar yazarımız bugünden 1871 sonrasını anlasa da. En önemlisi özgür Doğu Avrupa`nın köle Doğu Avrupa`ya dönüştürülmesidir. Avrupa uluslarının kurtarıcısı Kızıl Ordumuz Varşova paktı adı altında Doğu Avrupa`ya kazık çaktı. Kruşçefçi hainler ABD ile elbirliği ederek Avrupa`yı yönetmenin yeni türünü oluşturdular. Batıda ABD, Doğuda SSCB Avrupa devletleri üzerinde atom başlıklı silahlar yığdılar. SSCB`nin Almanları demokrasi ve barış merkezi bir ulus olarak birleştirme çabaları Kruşçef`in Berlin duvarına, Brejnev`in Doğu-Batı Almanya bölünmüşlüğünü pekiştiren sınırları tanıma anlaşmasına yerini bıraktı. Ve H. Kıran gibileri bu Avrupa`da ulusal sorun olmadığından dem vuruyorlar. ABD ve SSCB`nin Avrupa`daki emperyalist siyasetlerinin, Avrupa için çıkacak bir savaşta Avrupa uluslarını varlık, yokluk sorunuyla karşı karşıya bırakan bu siyasetin, ve bu siyasetin Avrupa`daki uşakları haline gelmiş Avrupa`nın büyük burjuvazisinin siyasetinin Avrupa uluslarını ulusal bir sorunla karşı karşıya bıraktığını bir kenara bıraksak bile geriye II. Dünya Savaşı sonrası Batı Almanya`yı işgal etmiş ve daha hala Alman topraklarını terketmemiş ABD ve İngiliz ordularının, Doğuda bir işgal ordusuna dönüştürülmüş SSCB ordularının varlığı, Almanların bölünmüşlüğü, bir de üstüne üstlük ``Özgür Berlin`` kalır. İtalyanları da bir kenara koyalım. Hiç değilse burada, Alman ulusuyla ilgili olarak ulusal bir sorun karşımıza çıkmıyor mu?
Ve yazar Basklılara değindiği oranda Avrupa`da daha çok ulusal sorun gösterebiliriz. İspanya`da sadece Basklılar değil Katalonyalılar da var ulusal taleplerde bulunan. İspanyolların İngilizlerle Cebelitarık üzerine anlaşmazlığı var. Fransa`da Korsikalılar, Belçika`da iki dilin kavgası. İngiltere`de İskoçyalı ve Galiçyalıların ulusal talepleri, bir de Kuzey İrlanda. Doğu Avrupa`da Rusların baskılarına karşı gelişen hareketler herkese malum. Bir de bu ülkelerde azınlıklar sorunu kaçınılmaz olarak ortaya çıktı...
Avrupa`da ulusal sorun yokmuş. İyi ki Stalin`den Avrupa`da kapitalizmin şafağında ulusal devletlerin oluştuğunu okumuş sayın yazar. Ama emperyalizmi ve emperyalizmin Avrupa`da vardığı sonuçları unutmuş bu arada. Niye?