RASULULLAH’IN SÜNNETİNDEN ÖRNEKLER
Peygamber'ın Cinsel Duyarlılığı
GENEL ANLAMDA cinsel zevke karşı gevşek davranma duygusu ta*şıyoruz. Bu durum Rasulullah'la alakalı olduğunda ise daha fazla ve daha aşırıdır. Bütün bunlar üzücü durum olup dinlerini anlama, sağlam ve üstün adabına sarılma hususunda müslümanlann geri kalmışlığının bir gös*tergesidir. Sağlama adab diyoruz. Çünkü, müslüman erkek ve kadının hayatı bununla düzelir. Yani, eğrilik, aşırılık bulunmayan, ifrat, tefrit olmayan düz*gün hayat bunun üzerine ikame edilir. Sonra bu yüce adabtır, diyoruz, çün*kü, kendisine tâbi olanları en yüce mertebeye ulaştırmaya kefildir. Şayet biz dinimizi Allah'ın, sabit nasslarından öğrenirsek gevşek davranma duygusu*na imkân kalmaz. Şayet biz İslam'ın haya ve cinsel kültür konusundaki üstün düşüncesini anlarsak, Rasulullah'ın hayatındaki ibadet ve cihad konusunu çözdüğümüz gibi aynı şekilde Rasulullah'ın hayatındaki cinsel zevk konu*sunu kolay çözeriz. Allah önceki seleflerimize rahmet etsin, onlar Rasulul-lah'rn cinsel meselelerdeki sünnetini, ibadet ve bütün muamelattaki sünneti gibi korudular ve kimi erkek, kimi kadın olan sağlam, güvenilir raviler cinsel meseleleri bize uzun silsileler halinde rivayet ettiler. Bu rivayetlerin hepsi de tebliğ edilmesi vacip olan ilimdir. Nebevi sünnet bize -açık ve net bir şekil*de- hayır ve şer yolunu beyan etmişse, hayır ve şerrin alış-veriş, hibe, hadler alanında olmasıyla cinsel zevk alanında olmasından ne fark var? Bildiğimiz gibi sünnet, Rasulullah'tan varid olan kavi, fiil ve takriri içerir. Bu sebepler Rasulullah'ın cinsel zevk alanındaki fiilleri sünnetinden bir parçadır. Rasu-lullah, hayatlarında kendilerine fayda veren herşeyi müslümanlara öğretmeye önem vermiştir. Bu önem vermeyi müşrikler farkederek açıklamışlardır:
Selman'dan rivayetle: "Müşrikler, Selman'a 'Peygamberiniz size her şeyi hatta kaza-i haceti bile öğretti1, dediler. Selman: 'Evet', gerçekten Rasu-lullah kıbleye karşı ihtiyaç gidermeyi, sağ el ile temizlenmeyi, üçtün az taşla taharet yapmayı, hayvan dışkısı ve kemikle temizlik yapmayı bize nehyetti1, dedi."[1093]
Rasulullah ve cinsel zevk konusunun, çağdaş müsteşriklerin yoğun eleştirisi haline gelmesi bu konunun hassasiyetini daha da artırmıştır. Müs*teşrikler tahrif edilmiş hıristiyani düşüncelerinden hareketle -ki onların dü*şüncesine göre insanın ruhi olarak kemale ermesi, ruhbanlığa yönelmesiyle mümkündür. Yani dünya zevklerinden ve tabii cinsel zevkten uzak kalma ile- şöyle demişlerdir: Kerim olan bir Peygamber, nasıl cinsel zevkte bulu*nabilir? Onlar bununla Peygamber (s.a.v.)'in dokuz hanımına işaret ediyor*lar. Nübüvvet dönemindeki Yahudiler, bu tür saldırılar hususunda çağdaş müsteşriklerden daha önce davranmışlardır. Bu konuda İbn Cerir: 'Yoksa Allah'ın, lütfundan insanlara verdiği (vahiyler) yüzünden onları kıskanıyor*lar mı? Oysa biz İbrahim soyuna da Kitab'ı ve hikmeti ve büyük bir mülk: vermiştik." (Nisa, 54) âyetinin tefsirinde şu rivayetleri naklediyor:
İbn Abbas'tan rivayetle: "Ehl-i Kitap dedi ki: 'Muhammed sanıyor ki kendisine verilen tevazidan dolayı verildi. Dokuz tane kadını var. Evlen*mekten başka bir derdi yok. Hangi kral bundan daha üstün?' Bunun üzerine 'Yoksa Allah'ın, lütfundan insanlara verdiği (vahiyler) yüzünden onları kıskanıyorlar mı?1 âyeti nazil oldu.
Dahhak'tan rivayetle: "Yahudiler dediler ki: 'Muhammed'e ne oluyor ki sandığı gibi nübüvvet verilsin?! O aç ve çıplağın biri. Kadınlarla evlenmek*ten başka bir derdi yok.' Peygamber'in kadınlarla evlenmesini çekemediler. Alîah onlardan istediğiyle evlenmesini Muhammed'e helal kıldı."[1094]
Taberi'nin kitabını tahkik eden Ahmed Muhammed Şakır, bu âyetin tefsiri üzerine yaptığı bir yorumunda diyor ki: "Yahudilerin bu sözü daha önceden geçti. Kendilerinden sonra gelen kin ehli bunu dillerine dolayarak halen kitaplarında Muhammed (a.s.)'a saldırmaya devam ediyorlar."[1095]
İbn Sa'd'ın Tabakatü'l-Kübra'sından naklediliyor:
"Gufra'nın mevlası Ömer'den: Yahudiler, Rasulullah'ın kadınlarla evlendiğini görünce: 'Şu yemekten karnı doymayana bakınız. Vallahi onun ka*dınlardan başka bir derdi yoktur', dediler. Yahudiler, onu kadınlarının çok*luğundan dolayı haset ettiler ve bununla onu ayıplayarak: 'Eğer Peygamber olsaydı, kadınlara rağbet etmezdi', dediler. Bu hususta onların en ileri gideni Huyey b. Ahtap'dı. Böylece Allah onları yalanladı ve onlara Allah'ın Pey*gamberine olan lütfunu ve genişliğini haber verdi: "Yoksa Allah'ın, lütfun-dan insanlara verdiği (vahiyler) yüzünden onları kıskanıyorlar mı? Oysa biz İbrahim soyuna da kitabı ve hikmeti vermiş ve onlara büyük bir mülk vermiştir. "[1096]
Bu konu etrafında müsteşriklerin gündeme getirdikleri gerçekleri açık*lamak istiyorum. Müsteşriklerin bazılarının gündeme getirdikleri batıl şey*lere gelince, onlara müslümanlann kitaplarında verdiği cevaplar yeterli olup bunlara başka bir şeyin eklenmesine gerek olmadığını sanıyorum.
Gerçekten biz müslümanların, müsteşriklerin sözlerine karşı, böylesi yanlış ve bitkin bir tavır takınması üzücüdür. Birinci olarak, "cinsel zevkle beraber ruhi yücelme olmaz", şeklindeki sapık düşünelerine tashih etme ye*rine teslim ederek en büyük hatayı yaptık. İkinci olarak, bu sapık düşünceyi savunan zayıf ve mevzu nasslar sunarak hata yaptık. Üçüncü olarak, Pey*gamberimizin kadınları sevdiğini yalanlayıp O'nun çok evlilikte bulunması*nı siyasi ve toplumsal nedenlere bağlayarak hata yaptık. Sanki helal ve güzel cinsel zevkte bulunması isteği Rasulullah'ın makamına yakışmazmış gibi. Dördüncü olarak, cinsel zevkle ilgili sahih nasslan örtbas etmeye çalıştık. Sanki parmaklarımızla güneşin ışığını örtmeye çalışıyorduk. Eğer biz ken*dimize, Peygamberimize, dinimizin nasslanna, dil ve dinleri farklı olan bü*tün insanlara karşı doğru sözlü isek, birinci olarak güneşi bu sağlam dinin il*kelerine ışınlarını göndermesi için bırakalım. Böylece biz ve insanlar ruhi yüceliğin anlamını öğrensin. Ruhi yücelik, ihsan ve takvadır. Takvalı ve muhsin olan insan bütün emirlerinde Allah'a itaat eden ve yasaklarından uzak duran kimsedir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
Ebu Hureyre'den: "Size bir şeyi yasakladıysam ondan kaçının, bir şeyi emrettiysem de onu gücünüz yettiği kadar yapmaya çalışın."[1097]
Mü'min, geçimini sağlamaya çalışırken itaat ettiği gibi, yeme-içme, mesken, giysi ve cinsel zevkte bulunmaya karşı ihtiyaçlarını gidermek için çaba sarfederken Allah'a itaat ettiği gibi, ibadetlerini eda ederken de Allah'a itaat eder. Böylece mü'min yaptığı her işinde, attığı her adımında ve söylediği her sözünde Allah'a itaat eder. Müslüman her işinde Rabbine itaat eder ve itaatinde iyi olursa muttaki ve iyilerden olur. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Şüphesiz ki Allah, muttakilerle ve iyilik edenlerle beraberdir. " (Nahl, 128).
Bundan sonra güneşi genel anlamda cinsel zevkle ilgili, özel anlamda ise Rasulullah'la alakalı güvenilir sahih nasslara ışığını vermesi için bırakalım. Böylece önce biz müslümanlar sonra da diğer insanların tamamı hakikati görürler. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Helak olan, açık delille helak olsun, yaşayan da açık delille yaşasın. Allah, işitendir, bilendir." (Enfal, 42).
Evlilik ve faydalanmayla onurlu işlere olan arzu arasındaki denge (Rasulullah'ın hayatında)
Onurlu işlere olan sürekli arzu:
Allahu Teala, Peygamberini evlilik ve faydalanma hususunda yani, cinsel zevk alanında bazı husususiyetlerle genişletmiştir. Nitekim bu biraz sonra bize açıklanacaktır. Allahu Teala -bu sıfatlarla birlikte- Rasulüne Ulu'1-azm Peygamberi hariç, başka kimseye vermediği üstün ve mucizevi sıfatlar vermiştir. Bu sıfatların tamamının ana ekseni kemal ve onurla işlere olan arzudur.
Bu arzuyu değerli peygamberlerle birlikte Allah'ın bir grup salih kulu da katılabilir. Fakat burada Peygamber, arzunun yüce makamındadır. Öyle ki o, kimseye boyun eğmez, aksine herkes onu örnek alır. Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Şüphesiz ki yüce bir ahlâk üzeresin". Hz. Aişe'ye ahlâkından sorulduğunda: "Onun ahlâkı Kur'an'dı, diye cevap vermişti."[1098] Rasulün ma*kamında olan kimsenin arzusu hayatın her alanında yücelmez, bir alanında aşağı iner. Oysa Rasuîün arzusu hayatın bütün alanlarını ve ömrünün tama*mını kapsar. Bu sebeple bu arzuyla Rasulullah'ın bütün evliliği ve hatta ha-nımlarıyla olan bütün ilişkilerini irtibat! andırmam iz doğaldır. Kitab'm âyet*leri ve nebevi hadisler, Peygamber (s.a.v.)'in evliliğinin normal insani evli*lik olduğunu açık olarak belirtiyor. Yani meşru insani evliliğin hedeflerini gerçekleştirme. Bu da hoş sohbetle birlikte cinsel ilişkide bulunma arzusu ve genel anlamda hayatı paylaşma isteğidir. Ama normak evlilikle birlikte diğer üstün hedeflerin de olması onurlu insanlara yakışan mendup bir du*rumdur. Durum böyle olunca insanların en onurlusunu siz düşünün. Ancak bütün bunlar, Rasulullah'ın evliliğini güzel ve meşru olan hedefinin dışına çıkarmamıza yetmez.
Şöyle sorabiliriz: İnsanın kadınları sevmesi kesinlikle şehvetinin esiri olduğu azminin düştüğü ve mürüvvetinin zayıfladığı anlamına mı gelir? Biz, durumun böyle olmadığı kanaatindeyiz. İnsanlar bu hususta birkaç kı*sımdır: Bir kısmının akıl ve kalbine bu sevgi galip gelir, öyle ki, hangi yol ve biçimde olursa olsun şehvetini gerçekleştirmekten başka onu bir şey ilgilen*dirmez. Bir kısn ı da nefsine sahip çıkar ve şehvetini güzel helal yolda ger*çekleştirir. Üçüncü bir kısım ise helalle yetinmeyip buna üstün derecedeki helali ve yüceliği de ekler. Bu da kerim olan Peygamberimizin durumudur. O kadınları seviyorsa şerefli olan kadınlara sevgisi daha fazladır.
İnsan şehvetini gidermek için teşebbüste bulunur veya bulunmaz. Eğer teşebbüste bulunursa öncelikle helal yola sarılmaktan başka çaresi yoktur. Sonra insanlar arasındaki faziletler helale izafe ettikleri şeref ve yücelik an-lamlanyladır. Burada cinsel zevkten uzak durmaya şeref ve yücelik denil*mez. Çünkü uzak durma, şeriata karşı üstün gelme ve kanun koyucuya karşı düzeltmedir. Şevkani şöyle diyor: "Helal olan bir şeyi yapmaktan uzak durmak için kanun vazedilmez. Helalin terkinden takva yoktur."[1099] Bu bazı ruhbanların rahipliği ortaya çıkarmalarıyla baş göstermiştir. Rasulullah kar*şı çıkmasaydı bazı sahabelerden de bu görülecekti. Fitneyi beşiğinde yok eden, meyve vermesinden ziyade yeşermeden önce önce aşırılığın kökünü kazımak için yapılan karşı çıkış ne güzel! Aşırılık, keyfilikten, zorbalıktan ve sindirmekten başka bir sonuç vermez. Hatta bu zıdda karşı bir inkılabtır.
Rasulullah'm gerek hanımlarını seçerken, gerekse onlarlar beraber olurken onurlu işleri arzullamasıyla ilgili örnekleri sunmadan önce Rasulul lah'ın ashabına yönelik tevcihiyle ilgili iki misal sunmak istiyoruz:
Birinci misal: Rasulullah (s.a.v.) ashabını evlilik yaparken onurlu işlere teşvik etmiştir.
Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Kadın dört şey için nikahlanır: Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanını tercih et, ellerin topraklansın."[1100]
İkinci örnek: "RasuluIIah (s.a.v.) sahabesinden birinin, onuruna olan arzusunu görünce mübarek olması için ona dua etmiştir:
Cabir b. Abdullah'tan: "RasuluIIah (s.a.v.) bana: 'Evlendin mi?' diye sor*du. Ben: 'Evet1, cevabını verdim. 'Bakire mi, dul mu?' dedi. 'Hayır, dul aldım ya RasuluIIah', dedim. RasuluIIah (s.a.v.): 'Bakire alsaydım ya! Sen onunla, o seninle oynaşır, birbirinizi güldürürdünüz' buyurdu. Ben: 'Gerçekten Ab*dullah (babasını kasdediyor) vefat etti ve geriye kızlar bıraktı. Ben de onlara kendileri gibi bir kız getirmeyi yahut bir kızla gelmeyi doğru bulmadım. On*lara bakıp gözetecek bir kadın getirmek istedim'. RasuluIIah (s.a.v.): 'Öyle ise Allah sana mübarek eylesin', buyurdu."[1101]
RasuluIIah (s.a.v.) hanımlarını seçmedeki onurlu işlere olan arzusuna örnekler:
Rasulullah'm Hz. Aişe ile olan evliliğini onun Hz. Ebu Bekir'in kızı olması teşvik etmiştir. Nitekim RasuluIIah, Ebu Bekir hakkında: "Eğer dost edinseydim Ebu Bekir'i edinirdim. Fakat o kardeşim ve arkadaşımdır" bu*yurmuşlardır. Ebu Bekir'in kızıyla evlenmesi ona ikramdı. Arkadaşın ikramı da ikramların en iyisidir.
Rasulullah'ın Ümmü Seleme ile olan evliliği, Habeşistan'a hicret eden ve bu uğurda birçok zorluğa göğüs geren daha sonra kocasını o kadar sevmesine ve takdir etmesine rağmen öldüğünde Allah'ın şeriatına boyun eğerek ağlamayan salih bir kadına iyilikti:[1102]
Ümmü Seleme'den: "Ebu Seleme vefat edince, hem garip, hem de gur*bet elde ölen bir garib! Ona öyle bir ağlayayım ki, dillere destan olsun, de*dim. Tam ona ağlamak için hazırlanmıştım ki, birden bire Beni Said'den bir kadın geldi. Bana yardım etmek istiyordu. Hemen kendisini RasuluIIah (s.a.v.) karşıladı ve: 'Sen şeytanı, Allah'ın çıkardığı eve tekrar sokmak mı is*tiyorsun?1 buyurdu. Bunu iki defa tekrarladı. Artık ben de ağlamaktan vazgeçtim ve ağlamadım."[1103]
Ümmü Seleme, kocasına kocası öldükten sonra da vefalıydı. Ümmü Seleme'den: "Rasulullah'ın şöyle dediğini işittim: Hiç bir müslüman yoktur ki, başına bir musibet geldiğinde: 'Biz Allah'ınız ve ancak ona dönücüleriz. Allah'ım musibetim hakkında bana ecir ver. Ve onun ardından bana daha hayırlısını ihsan eyle1, derse musibeti hakkında Allah ona mükâfat vermesin ve arkasından daha hayırlısını kendisine ihsan buyurmasın. Ümmü Seleme dedi ki: 'Ebu Seleme vefat edince RasuluIIah (s.a.v.)'ın sahabesi Ebu Sele*me'den daha hayırlı kim olabilir?' dedim. Sonra o duayı okudum. Allah bana 'İhsan1 buyurdu."[1104]
Rasulullah'ın, kocası öldükten sonra Ömer'in kızı Hafsa ile evlenmesi Allah'ın kelimesinin yücelmesi ve İslam'ın zaferi için yardımcı olan ve Rasulullah'ın yanında Ebu Bekir'den sonra ikinci mertebeden olan Ömer'e ikramdı.
Rasulullah'ın Ümmü Habibe ile evlenmesi, bu kadının ilk muhacirlerle birlikte Habeşistan'a hicret etmesi ve kocasının onu hıristiyanlaştirmaya ça*lışmasına rağmen dini ve hicreti üzre sebat etmesinden dolayı idi.
Rasulullah'm Hay b. Ahtab'ın kızı Safiyye ile evlenmesine gelince üze*rinde biraz düşünülmesi gerekir. Gerçekten bu kadın çok güzeldi. Fakat gü*zelliği ile birlikte Kureyza oğullarının efendisinin kızıydı. Kocası Hayber gazvesinde ölmüştü. O sahabelerden birinin payına düşmüştü. Rasulullah'ın -müslümanların imamı olarak- onu seçmesi acılarım hafifletmek ve kaybet*tiğini tazmin etmesi için bir tür ikramdı. Değerli sahabelerden biri Rasulul-lah'a şöyle diyordu: "Safiyye binti Hay, Kureyza ve Nadir'in efendisinin kızıdır. Ancak o sana uygun olur."[1105]
Aynı şekilde Cüveyriye'ye ile olan durum da böyledir. Cüveyriye gü*zeldi, ancak güzelliğiyle beraber babası Haris, Beni Mustalık topluluğunun efendisiydi.[1106] O, sahabelerden birinin payına düşmüştü. Kendini açıkça Ra-sulullah'a teklif etti.[1107]
Rasulullah'ın -müslümanların imamı olarak- onu seçmesi bir tür ikram*dı, düştüğü esirlik sebebiyle kendisine dokunan zilleti kaldırmaktı. Allah'ın dilemesiyle RasuluIIah tarafından yapılan bu ikram bu evlilik için iyi bir sonuca götürdü. Aişe (r.a.) diyor ki: "İnsanlar Rasulullah'ın Cüveyriye ile evlendiğini duyunca, elleri altındaki sabileri göndererek serbest bıraktılar. Dediler ki: Bunlar Rasulullah'ın akrabaları. Kavmine karşı bundan daha fazla bereketli olan bir kadın görmedik. Bunun sebebiyle Beni Mustalık'tan yüz aile serbest bırakıldı."[1108]
Rasulullah'ın kadınlarıyla beraberken onurlu şeylere olan arzusuna örnekler:
Aişe (r.a.)'dan: "Hatice'nin kızkardeşi Hale binti Huveylid, Rasulul*lah'ın yanına girmek için izin istedi de, Hatice'nin izin istemesini hatırladı. Ve bundan memnuniyet duyarak: 'Allah'ım! Huveylid'in kızı Hale!' dedi. Ben hemen kıskandım. Ve: 'Allah sana yerine daha hayırlısını vermişken, önce*den ölmüş Kureyş'in kocakarılarından çenelerinin içi kırmızı bir koca karıyı ne anıp duruyorsun?' dedim. (Ahmed'in rivayetinde[1109]: Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): 'Allah ondan daha hayırlısını bana vermedi. O, insanlar beni inkâr ederken bana iman etti, insanlar beni yalanlarken beni doğruladı, insanlar beni malla*rından mahrum bıraktıklarında o beni malıyla destekledi', buyurdu.")[1110]
Hz. Aişe'den: "Ben, Rasulullah'ın hanımlarından Hatice'yi kıskandı*ğım gibi hiçbirini kıskanmadım. Fakat Rasulullah onu çok anardı. Bir ko*yun, kestiği zaman Hatice'nin arkadaşlarına gönderirdi. Birgün Rasulullah: O benim için tek kadındı, benim ondan çocuğum vardı', buyurdu. (Bir riva*yette:[1111] 'Ben onun sevgisiyle rızıklandım')."[1112]
Aişe (r.a.)'dan: "Kadının biri Rasulullah'a geldi. Rasulullah'a et getiril*diğinde Rasulullah o etten kadına ikram etti. Aişe: 'Ey Allah'ın Rasulü! Elini bulaştırma', dedi. Rasulullah: 'Ey Aişe! Bu kadın imandan önce Hatice'nin gününde bize gelirdi', buyurdu."[1113]
Bu nassları ve daha önce naklettiğimiz Rasulullah'ın Hz. Aişe'ye olan sevgisini gösteren nassları düşünelim. Bu nasslardan biri şudur: Sahabeler*den biri: "Sana insanların hangisi daha fazla sevgilidir?" diye sorduğunda, Rasulullah (s.a.v.): "Aişe", buyurdu. Biz bu nassları düşündüğümüzde Ra*sulullah'ın Hatice'ye olan sevgisinin Aişe'ye olan sevgisini unutturduğunu sananların nasıl büyük bir hata yaptıklarını görürüz. Hz. Aişe o gün küçük, güzel ve bakire olmasına karşın, yaşlı ve dul olan Hz. Hatice'nin sevgisini unutturarnamıştır. Bu da Rasulullah'ın onurlu işlere olan arzusunu en güzel bir şekilde göstermektedir. [1114]
Rasulullah'ın İbadet Alanındaki Arzusuna Örnekler
Geceleri kalkması:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Ey örtüsüne bürünen. Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız gecenin birazında (uyu). Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve ağır ağır Kur'an oku. Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız. Gerçekten gece kalk(ıp ibadet et)mek daha oturaklı ve (gecele*yin) söz daha etkilidir. Çünkü gündüz, senin uzun süre uğraşacağın şeyler vardır. Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O'na yönel." (Müzzemmil, 1-8)
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) onbir rekat namaz kılıyordu -yani gece- (başka bir rivayette:[1115] 'Güzelliği ve uzunluğu hakkında sorma') secde*de başını kaldırmadan sizden birinin elli âyet okuyacağı kadar bir süre secde ediyordu. Sabah namazından önce iki rekat kılıyor sonra namaz için çağrıcı gelinceye kadar sağ yanı üzerinde uyuyordu."[1116]
Aişe (r.a.)'dan: "Bir gece Rasulullah (s.a.v.)'i yatakta bulamadım ve kendisini araştırdım. Elim, namaz kıldığı yerde onun ayaklarının altına do-kunuverdi. Ayaklan dik olarak: 'Allah'ım! senin gazabından senin rızana; aza*bından da atfına sığınırım! Hem senden sana sığınırım! Sana karşı senayı bitirenıcm! Sen kendini nasıl sena ettinse öylesin' diyerek dua ediyordu."[1117]
Aişe (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) gece kalkıyor; ayaklan şişinceye kadar kıyam ediyordu. Aişe (r.a.ı: 'Ya Rasulullah! Böyle yapmasan. şüphe*siz Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı', Jcdi. Rasulullalı (s.a.v.): 'Şükreden bir kul olmayayım mı?' buyurdu."[1118]
Huzeyfe (r.a.)'dan: "Bir gece Peygamber (s.a.vj ile birlikle nama/ kıldım. Bakara sûresine başladı. Ben (içimden) yüz âyeti tamamlayınca rü*ku eder', dedim. Sonra devam etti. Ben (içimden) bütün sûreyi bir rek'atta okuyacak, dedim. O yine devam etti. Ben bu sûre ile rükua varır, dedim. Son*ra Nisa sûresine başladı; onu da okudu. Ağır ağır okuyor, içinde teşbih bulu*nan bir âyete gelince Allah'a sığınıyordu. Sonra rükua gitti ve 'Büyük Al*lah'ımı tenzih ederim' demeye başladı. Rasulullah'ın rükuu da kıyamı kadar*dı. Sonra 'Allah kendisine hamd edenin hamdini işitir1 dedi. Sonra rükuuna yakın uzun bir müddet ayakta durdu. Sonra secde etti ve: 'Ulu Allah'ımı teş*bih ederim1 dedi. Sücudu da kıyamına yakındı."[1119]
Gecenin sonunda kabristan ziyareti:
Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) Aişe (r.a.)'ın nöbetinde olduğu her gece, gecenin sonunda Bakı'a çıkar ve: 'Selam size ey mü'minler diyarı! Size yarın verileceği vaad olunan şey verilmiştir. Sizler bekletilmek*tesiniz. İnşaallah biz de size katılacağız. Allah'ım! Baki kabristanında yatan*lara mağfiret buyur' derdi."[1120]
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) yanımda bulunduğu nöbet gecesi gelince Rasulullah değişti. Cübbesini yere koydu, ayakkabılarını çıkarıp, ayak ucuna koydu. Kaftanının bir tarafını döşeğinin üzerine yayarak, uzan*dı. Çok geçmeden benim uyuduğumu zannederek yavaşça cübbesini al-dı;sessizce ayakkabılarını giydi ve kapıyı açarak çıktı. Sonra yavaşça kapıyı kapadı. Ben, hemen elbisemi başıma geçirdim, baş örtümü sarındım, çarşa*fıma burundum. Sonra onun peşinden yola düştüm. Bakı'a varınca durdu, hem de epey durdu. Sonra üç defa ellerini kaldırdı, sonra geri döndü. Ben de döndüm. O hızlı hızlı yürüdü, ben de hızlı hızlı yürüdüm. O hızlandı, ben de hızlandım. O koştu ben de koştum. Nihayet onu geçerek eve girdim. Ben ya tar yatmaz o da girdi ve: 'Sana ne oluyor ya Aişe? Heyecanlanmışsın1, buyur*du. Ben: 'Bir şey yok', dedim. Rasulullah (s.a.v.): 'Ya söylersin yahut latif ve habir olan Allah bana haber verir', dedi. Ben: 'Ya Rasulullah! Annem babam sana feda olsun', dedim ve olanları haber verdim. O da: 'Yaa, önümde gördü*ğüm karaltı sen miydin?' dedi. 'Evet' cevabını verdim. Bunun üzerine beni göğsümden Öyle bir itti ki, canımı yaktı. Sonra şunları söyledi: 'Allah ve Ra-sulü sana zulm edecekler mi sandın? İnsanlar neyi gizlerse gizlesin, Allah onu bilir. Senin gördüğün zaman bana Cibril geldi de, nida etti. Ama nidasını senden gizledi. Ben, kendisine cevap verdim; fakat ben de cevabımı senden gizledim. Sen soyunmuş bir vaziyette iken yanına girecek değildi ya. Ben, senin uyuduğunu zannettim de, uyandırmak istemedim. Korkacağından da şüphe ettim.' Cibril bana: 'Rabbin, Baki'de yatanların yanma giderek onlar için istiğfarda bulunmanı sana emrediyor,' dedi. Ben: 'Onlara ne diyeyim Ya Rasulullah?' dedim. Rasulullah (s.a.v.): 'Selam Mü'min ve Müslümanlardan bu diyarda yatanlara!.. Allah, bizim geçmişlerimize de, geleceklerimize de rahmet eylesin. Bizler de inşaallah sizlere katılacağız, de", buyurdular."[1121]
Nafile oruç tutma:
Enes(r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) bir ay sürekli iftar ediyordu öyleki hiç oruç tutmayacak zannediyorduk. Bazen de sürekli oruç tutuyor öyle ki iftar etmeyecek zannediyorduk..."[1122]
Enes (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.)'in ayın sonunda visal yaptığını gö*renler de visal yaptılar. Peygamber (s.a.v.) bunu duyunca: 'Bu ay uzamış olsa öyle yapardım ki ben sizin gibi değilim. Ben Rabbim beni doyurduğu halde yaşarım', buyurdu. (Başka bir rivayette: [1123]Peygamber (s.a.v.): 'Visalden sa*kının', buyurdu. 'Ama sen de visal yapıyorsun', denildi. Rasulullah (s.a.v.): 'Ben, Rabbim beni doyurup sulayarak geceliyorum. Siz gücünüzün yeteceği amelleri üzerinize alın', buyurdular.")[1124]
Küsuf namazı:
Esma binti Ebi Bekir (r.a.)'dan: "Aişe'nin yanına girdim. İnsanlar na*maz kılıyorlardı. Aişe'ye: 'Bu insanlara ne oluyor ki, namaz kılıyorlar1, de*dim. Başı ile gökyüzüne işaret etti. (Yani güneşin tutulduğuna). Ben: 'Bu bir âyet midir?1 dedim. Aişe: 'Evet', diye işaret etti. Esma diyor ki: 'Ben de Rasu-Iullah'a uyarak namaza durdum1. Rasulullah (s.a.v.) kıyamı o kadar uzattı ki, üzerime baygınlık geldi. (Müslim'in Cabir (r.a.)'dan rivayetinde:[1125]Pek sıcak bir günde güneş tutuldu. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) ashabına namaz kıldırdı. Fakat kıyamı uzattı. O derece ki ashab düşmeye başladılar...) Bunun üzerine yanıma bir tulum su alarak, ondan başıma veya yüzüme serpmeye başladım. (Müslim'in bir başka rivayetinde: Kıyamı o kadar uzattı ki, ken*dimde oturmak ihtiyacını hissettim. Sonra zayıf bir kadına bakarak; bu ben*den daha zayıf diyor ve ayakta duruyordum. Nihayet Rasulullah rüku'a var*dı. Fakat rüku'uda uzattı. Sonra rükudan başını kaldırdı, kıyamı da uzattı. O derece ki: Bir adam gelse: rüku etmediğini düşünürdü.) [1126]Nihayet Rasulullah (s.a.v.) namazdan çıktı, güneş de açılmıştı. Cemaate bir hutbe okudu: Allah'a hamdü senada bulundu.. [1127]
Rasulullah (s.a.v.)'ın Zühd Arzusu
Allah Teaîa'nın Peygamberi'ni dünya metamdan uzak durmayı uyarması:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Onlardan bazı zümrelere kendilerini denemek için verdiğimiz dün*ya hayatının süsüne gözlerini dikme. Rabb'inin rızkı hayırlı ve daha sürekli*dir." (Taha, 131). [1128]
Peygamber (S.A.V.)'İn Yeme Ve İçme Konusundaki Zahidliği:
Aişe (r.a.)'dan: "Al-i Muhammed (s.a.v.) kendisi Medine'ye geleliden vefatına kadar, üç gece arka arkaya buğday yemeğinden doya doya yememişlerdir."[1129]
Ebi Hazım (r.a.)'dan: "Sehl bin Sa'd'a Rasulullah'ın elenmiş un yedi mi?' diye sordum. Sehl: 'Allah nefsini alıncaya kadar elemiş un görmedi. Ben: 'Rasulullah döneminde onların eleği var mıydı?' dedim. Sehl: 'Allah onu gönderip nefsini alıncaya kadar eleği görmedi'. Ben: 'Elenmemiş arpayı nasıl yiyordunuz?' dedim. Sehl de: 'Onu öğütüyor ve üflüyorduk, uçan uçu*yordu kalanını da suyla ıslatıp yiyorduk', dedi."[1130]
Mü'minlerin annesi Aişe (r.a.)'dan: "Bir gün Rasulullah (s.a.v.) yanıma girdi ve: 'Yanınızda yiyecek bir şey var mı?' diye sordu. Biz: 'Hayır', cevabını verdik. Rasulullah (s.a.v.): 'Öyle ise ben oruçluyum', buyurdu. Sonra başka bir gün yine yanımıza geldi: 'Ya Rasulullah, bize has yemeği hediye geldi', dedik. Rasulullah: 'Onu bana göster, vallahi oruçlu olarak sabahladım1, dedi ve yedi."[1131]
Enes (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.)'e et getirildi. Bunu Berire'ye sada*ka verdi ve: Bu onun için sadaka, bizim için ise hediyedir."[1132]
Peygamber'in Ev Geçiminin Zorluğu:
Ebu Bürde (r.a.): "Aişe'nin yanına girdim de bize Yemen'de yapılan kalın bir çarşafla mülebbede dedikleri cinsten bir kilim çıkardı. Ve Rasulul*lah (s.a.v.) şu iki elbisenin içinde vefat etti diye Allah'a yemin verdi."[1133]
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.)'in üzerinde yattığı döşeği deriden olup dolgusu lif idi."[1134]
Abdullah (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) hasır üzerinde uyumuştu. Kalktığında yan tarafında iz bırakmıştı. Bunun üzerine biz: 'Ey Allah'ın Ra-sulü, yumuşak bir yatak getirsek', dedik. Rasulullah: 'Dünya benim için ne ki, ben dünyada bir ağacın gölgesinde gölgelenen sonra ayrılan binekli gibi*yim1, buyurdu."[1135]
Aişe (r.a.)'dan "Rasulullah (s.a.v.) vefat etti. Halbuki benim rafımda yi*yecek bir şey yok. Yalnız bir rafımda bir parçacık arpa vardı. Ondan uzun zaman yedim."[1136]
Amr bin Haris (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) silahı, beyaz dişi bir katın ve sadaka olan araziden başka bir şey bırakmadı."[1137]
Enes (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.)'e arpa ekmeği ve kokusu bozulmuş yağ götürdü... Rasulullah'ın: 'Muhammed'in ailesinin yanında bir sa' buğday ve bir sa' tane olduğu halde gecelemedi', buyurduğunu işitti. Yanında ise dokuz kadını vardı."[1138]
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) vefat ettiğinde zırhı üç sa' arpa kar*şılığı bir [1139]yahudi de rehindi." [1140]
Peygamber Ocağında Geçim Sıkıntısı
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Ey Peygamber, eşlerine söyle, 'eğer siz, dünya hayatını ve onun sü*sünü istiyorsanız, gelin size mut'a (boşanma bedeli) vereyim ve sizi güzellik*le salayım.' 'Eğer siz, Allah'ı, elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanz (biliniz ki) Allah, sizden güzel hareket edenlere büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab, 28-29).
Cabir bin Abdullah (r.a.)'dan: "Ebu Bekir, Rasulullah (s.a.v.)'in yanına girmek için izin istemeye gitti; fakat birçok kimseleri kapıda otururlarken buldu. Bunların hiçbirine izin verilmemişti. Müteakiben Ebu Bekir'e izin verilerek içeri girdi. Sonra Ömer gelerek izin istedi. Ona da izin verildi. Ömer Peygamber (s.a.v.)'i etrafında kadınları olduğu halde kederli oturur*ken buldu. Bunun üzerine: Mutlaka bir şey söyleyip Peygamber (s>a.v.) 'i güldürmeliyim; diyerek şunu söylemiş: 'Ya Rasulullah! Harice'nin kızını bir görseydin! Benden nafaka istedi. Ben de kalktım onun boğazını sıktım'. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) güldü ve: 'Erafımdakiler de gördüğün gi*bi, benden nafaka istiyorlar', buyurdu. Derken Ebu Bekir Aişe'nin boğazını, Ömer'de Hafsa'nın boğazını sıkmağa kalktılar. İkisi de: 'Siz Rasulullah (s.a.v.)'den onda olmayan bir şeyi istiyorsunuz ha?' diyorlardı. Aişe ve Hafsa: 'Vallahi Rasulullah (s.a.v.)'de olmayan bir şeyi ebediyyen istemeyeceğiz', dediler. Sonra Rasulullah (s.a.v.) onlardan bir ay, yahut yirmi dokuz gün uzaklaştı."[1141]
Ömer bin Hattab (r.a.)'dan: "Sabah namazını Rasulullah (s.a.v.) ile bir*likte kıldım. Hanımlarından boş bir odaya girdi... Rasulullah (s.a.v.)'in yanı*na gittim. Bir hasırın üzerine yaslanmıştı. Vücudu ile hasır arasında hiç bir şey yoktu. Başının altında içi lif dolu deriden bir yastık vardı. Selam verdim. Sonra başımı kaldırarak içeriye bir göz gezdirdim. Vallahi içeride üç deriden başka göze dokunur bir şey göremedim. Ve: 'Ya Rasulullaha, Allah'a dua et de ümmetine bol rızık ihsan eylesin. İranlılarla Romalılar, Allah'a tapmadık*ları halde onlara bol azıklar ihsan eylemiştir1, dedim. Bunun üzerine doğru*larak oturdu ve: 'Sen şüphede misin ey Hattab oğlu? Onlar iyi amellerinin karşılığı kendilerine dünya hayatında peşin verilen bir kavimdirler1, buyur*du. 'Benim için mağfiret dile ya Rasulullah', dedim. (Bir başka rivayette:[1142]'Kadınlarını boşadın mı ya Rasulullah?' diye sordum. Rasulullah (s.a.v.): 'Hayır, fakat onlardan bir ay ayrıldım1, buyurdu.) Yirmi dokuz gece geçince Rasulullah, 'sen bizim yanımıza bir ay girmemeğe yemin ettin; fakat yirmi dokuzuncu gecede girdin. Biz sayıyoruz', dedi. Rasulullah (s.a.v.) 'Gerçek*ten ay yirmi dokuz çeker1, buyurdu. [1143]Aişe diyor ki: 'Rasulullah (s.a.v.) benden başlayarak: 'Ya Aişe! Ben sana bir şey söyleyeceğim, fakat annenle babana danışmadan bu hususta cevap vemeğe acele etmeyebilirsin', dedi. 'Ey Pey*gamber, eşlerine söyle:'Eğer siz, dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsa*nız, gelin size mut'a (boşanma bedeli) vereyim ve sizi güzellikle salayım. Eğer siz, Allah'ı, elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız Allah, sizden güzel hareket edenlere büyük bir mükâfat hazırlamıştır* âyetini okudu. Ben de: 'Ebeveynime bu hususta mı danışacakmışım? Ben Allah ile Rasulünü ve ahi*ret yurdunu arzu ediyorum', dedim. Sonra diğer hanımlarına da seçim yaptır*dı. Onlar da Aişe'nin söylediği gibi söylediler. [1144]
Peygamberlerin Husususiyetleri Eski Bir Sünnet Ve Mucizedir.
Muhammed (a.s.)'in cinsel zevk alanındaki hususiyetleriyle ilgili nass-ları sunmadan önce iki durumu belirtmek istiyoruz. Birincisi: Rasulullah'ın -evlilik ve cinsel zevk alanındaki- bir takım Özelliklerindeki genişlik, aslında şeriatın genel çizgisindeki bir kolaylık olup, bütün insanlar için genişliktir.
Bunu cinsel zevkin kolaylaştırılması bölümünde daha önce açıklamıştık. Bütün insanlar için meşru olan bu özellikler peygamberlerin makamına da ziyadesiyle uygundur.
İkincisi: Bu tür özellikler, peygamber ve rasullerin tarihinde eşine az rastlanır Özellikler değildir. Allahu Teala, peygamberlerinden bazılarına diğerlerinden farklı özellikler vermiştir. Musa (a.s.)'ya heybet, Süleyman (a.s.)'a hükümdarlık ve cinleri, kuşları ve rüzgarı hükmü altında bulundura*cak güç ve bunun yanısıra da cinsel güç vermiştir.
Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Allah'ın kendisine farz kıldığı şeyler hususunda Peygambere bir zorluk yoktur. Bu daha önce geçenler üzerindeki Allah'ın bir sünnetidir. Allah'ın emri takdir edilmiştir." [1145]
Süleyman (a.s.) Bazı Özellikleri
Ebu Hureyre (r.a.)'dan "Peygamber (s.a.v.): 'Davud 'un oğlu Süleyman dedi ki: 'Allah'a yemin olsun ki, bir gece yetmiş kadını dolaşacağım ve her bir kadın Allah yolunda savaşacak bir savaşçıya hamile kalacak.1 Ona arka*daşı 'inşaallah' dedi. O da söylemedi. (Bir başka rivayette:[1146] İnşaallah deme*yi unuttu ve kadınların dolaştı. Bir kadın hariç, hiçbiri hamile kalmadı.)-'[1147]
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadiste hayır fiilinin fazileti ve sebeplere sarılma sözkonusudur. Çoğu zaman mubah ve korunma niyet ve maksatla müstehab olur. Hadiste peygamberlerin, güçlü olmaya teşvik etmeleri söz-konusu ediliyor."[1148]
Çoğunlukla peygamberlerin üstün özelliklerini, nübüvvetlerini te'yid eden mucize takip eder. Bazı insanlarda olduğu gibi sadece dünya zevkinde-ki genişlik olmayıp mucizeyle farklılık gösterirler. İşte hükümdar Süleyman (a.s.):
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Süleyman'a da rüzgar (boyun eğdirmiştik). Onun emriyle, içinde bereketler yarattığımız yere akıp giderdi. Biz, her şeyi biliriz. Kendisi için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytanları da emrine vermiştik. Biz onlan onun emrinde tutuyorduk." (Enbiya, 81-82).
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu." (Nemi, 17).
Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)'in durumu da böyle olup, cinsel zevkle ilgili hususiyetini nübüvvetini te'kid eden mucizelik takip ediyordu.
Enes bin Malik (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) bir gecede bütün kadınlarını dolaşırmış. (Müslim'in rivayetinde: Bir gusülle) O gün onun dokuz ka*dını vardı. (Bir başka rivayette:[1149] Enes'e deniliyor ki: Rasulullah (s.a.v.) buna dayanabiliyor muydu? Enes: Biz aramızda ona otuz erkek kuvveti verildiğini konuşuyorduk, cevabını verdi.)"[1150]
Bu konuda İbn Hacer diyor ki: "Rasulullah insanların Allah'tan en fazla korkanı ve en fazla amel edeni olmasıyla birlikte çok evleniyordu.... Bu son derece harika bir mucize göstermek içindi. Çoğu zaman yiyecek bir şey bulamıyordu, bulsa da başkalarını kendisine tercih ediyordu. Çoğu zaman oruç tutuyor ve bunu devam ettiriyordu. (Rasulullah evliliğe güç yetireme-yenlere oruç emrederek orucun şehveti kırdığına işaret ediyordu. Bu adet Rasulullah hakkında geçerli değildi.)[1151]Rasulullah bir gecede kadınlarını dolaşıyordu! Buna ancak beden gücüyle güç yetirebilir. Beden gücü ise yeme ve içmedeki gıdalara bağlıydı. Rasulullah'ın yanında ise yok denilecek kadar azdı. Kadınlarının çokluğu onu ibadet etmekten alıkoymamıştır."[1152]
Allah'ın Rasulünü Neye Teşvik Ettiğini Gösteren Örnekler
(Evlilik ve cinsel zevk alanında)
Bu örnekleri sunmadan önce Rasulullah (s.a.v.)'in sakınca görmeden açık ve net bir şekilde kadınlara olan sevgisini bizzat ifade ettiğini açıklamak istiyoruz:
Enes bin Malik (r.a.)'dan:" Rasulullah (s.a.v.): 'Bana dünyanızdan ka*dın ve güzel koku sevdirildi. Namaz ise gözümüzün nuru kılındı, buyuruyor."[1153]
Birinci örnek: Allahu Teala'nın bazı kadınları Rasulü için seçmesi: Aişe (r.a.)'ı seçmesi:
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) Aişe (r.a.)'a: 'Bana iki defa rüyamda gösterildin. Seni beyaz bir ipek parçası içinde gördüm', dedi ve: 'Bu senin kadının, dediler. Bir de açtım ki, senmişsin. Bunun üzerine: 'Eğer bu Al-lah'tansa, onu gerçekleştirsin, dedim', buyurdu."[1154]
Zeyneb (r.a.)'ı seçmesi: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Allah'ın nimet verdiği; senin de kendisine nimeı verip hürriyete ka*vuşturduğun kimseye: 'Eşini yanında tut, Allah'tan kork diyorsun, fakat Al*lah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun, insanlardan çekmiyordun; oysa asıl çekinmene layık olan, Allah idi. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki (bundan böyle) evlatlıkları, kadınlarıyla ilişkilerini kestikleri zaman o kadınlarla evlenmek husufunda mü'minlere bir güçlük olmasın. Allah'ın buyruğu (her zaman) yerine getirilmiştir." (Ahzab, 37).
Enes (r.a.)'dan: "Zeyd bin Haris Rasulullah'a gelerek şikâyet etti. Rasu*lullah (s.a.v.): 'Eşini yanında tut', buyurdu. Aişe (r.a.) diyor ki: 'Rasulullah (s.a.v.) (vahiyden) eğer bir şey gizleseydi, şüphesiz bunu gizlerdi."[1155]
Hafız İbn Hacer diyor ki: "İbn Ebi Hatim bu kıssayı Süddi kanalıyla açık ve güzel bir şekilde rivayet etmiş olup bunun lafzı şöyledir. 'Bu âyetin Zeyneb binti Cahş hakkında nazil olduğu bize ulaştı. Onun annesi Rasulul*lah'ın halası olan Abdulmuttalib'in kızı Ümeyye idi. Rasulullah onu kölesi Zeyd bin Haris'le evlendirmek istedi. O, bunu iyi karşılamadı. Sonra Rasu lullah'ın yaptığına razı oldu ve Zeyd'le evlendi. Sonra Allahu Teala, Pey*gamberine onun kendi kadınlarından biri olduğunu haber verdi. Peygamber, Zeyd'e onu boşamasını emretmeye utanıyordu. Zeyde ile Zeyneb arasında olanlar insanlar arasında halen devam ediyor. Bunun üzerine Rasulullah, Zeyd'e Allah'tan korkmasını ve hanımını yanında tutmasını emrediyordu. İnsanların kendisini: 'Oğul edindiği Zeyd'in hanımıyla evlendi' diyerek ayıp*lamalarından korkuyordu... Özet olarak Peygamber (s,a.v.)'in gizlediği Allah'ın kendisine haber verdiği şeydi-, bu da onun hanımı olmasaydı...[1156] İbn Arabi diyor ki: Peygamber (s.a.v.), Zeyd'e 'Hanımına yanında tut' diyerek Zeyd'in onun hakkında ne düşündüğünü ölçmek istiyordu. Rasulullah'ın Zeyneb hakkındaki düşüncesinin farkına varınca, onun kendisine karşı olan büyük-lenmesinden nefret etti. Sonra onu boşamasına izin verildi. Enes (r.a.)'dan: 'Zeyneb'in iddeti bitince Rasulullah (s.a.v.) Zeyd'e bana iste!1 buyurdu. Zeyd gitti. Zeyneb'e vardığında onu hamurunu mayalarken buldu. Zeyd şöyle dedi: 'Zeyneb'i görünce kalbimde büyüdü1. Hatta Rasulullah (s.a.v.) kendisi*ni istedi diye yüzüne bile bakamadım da ona sırtımı çevirdim. Ve ters dön*düm sonra: 'YaZeyneb! Rasulullah (s.a.v.) beni seni istemeye gönderdi', de*dim. Zeyneb: 'Rabbimden emir almadıkça ben bir şey yapamam1, diyerek kalktı namazgahına gitti ve Kur'an indi. Rasulullah (s.a.v.) gelerek Zey-neb'in yanına izinsiz girdi."[1157]
Enes (r.a.) da: "Zeyneb, Rasulullah'ın kadınlarına karşı övünürdü ve: 'Onları aileleri nikahladı, beni ise Allahu Teala yedi kat göğün üzerinde nikahladı', diyordu.[1158]
İşte böylece Allah Peygamberine iki kadın seçti.[1159] Bu iki kadın üstün ahlâkı ve yüce gönlü taşıyordu. Güzelliğe gelince Ömer (r.a.) -kızı Hafsa'yla olan konuşmasında- Hz. Aişe'yi vasfederek bunu doğrulamıştır:[1160] "Kendisine güzellik verilen bir kadındı."[1161] Üstün ahlâk ve yüce gönüllü olmalarına ge*lince: Aişe'nin şahsiyetinin özellikleri daha önce geçmişti... Aynı şekilde Zeyneb binti Cahş'ın şahsiyetinin özelliklerini de daha önceden zikretmiş*tik. Burada Hz. Aişe'nin Hz. Zeyneb hakkındaki şu sözü sunmakla yetinece*ğiz: "Din hususunda Zeyneb'den daha hayırlı bir kadın görmedim..."[1162] Al*lah'ın dilemesiyle Peygamber hanımları içerisinde Peygambere en sevimli Hz. Aişe olmuştur. Bu da daha önce geçen Rasulullah (s.a.v.)'in sözünde açıkça ifade edilmiştir. Zeyneb'e gelince o ikinci sırada yer almıştır. Nite*kim Hz. Aişe: "Zeyneb Peygamber (s.a.v.)'in hanımları içinde bana yakındı" şeklinde bunu ifade etmiştir.[1163]
ikinci örnek: Bazı şartlan yerine getirmekle beraber hanımlarının sayısındaki genişlik:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Ey Peygamber, biz, mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana gani*met olarak verdiği savaş esirlerinden elinin altında bulunan cariyeleri, amca*nın, halalarının, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de kendsini (mehirsiz olarak) Peygamber'e hibe eden ve Peygamber1.!n de kendisini almak dilediği inanmış kadın, diğer mü'minlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık). Biz, eşleri ve ellerinin al*tında bulunan cariyeleri hakkında mü'minlere yapmahnn gerekli kıldığımız şeyi bildirdik. (Onların bu hususta ne yapması lazım geldiğini daha önce açıklamıştık) ki, sana bir zorluk olmasın, Allah çok bağışlayan çok esirge*yendir." (Ahzab, 50).
Hanımlarının sayısındaki fazlalığa gelince, Peygamber (s.a.v.) öldü*ğünde dokuz kadın bırakmıştır. Bunlar: Şevde, Aişe, Hafsa, Ümmü Seleme, Zeyneb, Ümmü Habibe, Cüveyriye, Safıyye ve Meymune'dir.Aynca evlilik için çeşitli teklifler vardı. İşte bunlardan bazıları:
Ümmü Habibe binti Ebi Süfyan'dan: Rasulullah (s.a.v.) yanıma girdi de kendisine: 'Kız kardeşimi, Ebu Süfyan'ın kızını ister misin?' dedim. 'Ne ya*pacağım?' diye sordu. 'Nikâhlarsın', dedim. Rasulullah (s.a.v.): 'Sen bunu is*ter misin?' dedi. Ben: 'Ben senin bir tanen değilim. Şu halde bana hayırda kız kardeşimin ortak olmasını dilerim' dedim. Rasulullah (s.a.v.): 'O bana ol*maz' buyurdu. 'Ama ben senin Dürre binti Ebi Seleme'yi istemekte olduğunu haber aldım1, dedim. 'Ümmü Seleme'nin kızını mı?1 diye sordu. 'Evet1 dedim. Rasulullah (s.a.v.): 'O benim terbiyem altında bulunan üvey kızım bile olma*sa bana yine helal değildir. Çünkü o benim süt kardeşimin kızıdır. Onun ba*bası ile beni Süveybe emzirmiştir. Artık bana kızlarınızı ve kız kardeşlerini*zi arzetmeyin! buyurdular."[1164]
Ali (r.a.)'dan: "Ali (r.a.): 'Ya Rasulullah! Neden bizi bırakıpta daima Kureyş'i tercih ediyorsun?' dedim. Rasulullah: 'Sizde bir şey var mı ya?' bu*yurdu. Ben: Evet, Hamza'nm kızı var', dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): 'O bana helal olmaz; çünkü o benim süt kardeşimin kızıdır,' buyurdular."[1165]
Enes bin Malik (r.a.)'dan: "Denildi ki: 'Ya Rasulullah! Ensar'dan evlen*miyor musun?' Rasulullah (s.a.v.): 'Onların gözlerinde bir şey var', buyur*du."[1166]
Enes (r.a.)'dan: "Bir kadın Peygamber'e gelerek: 'Benim bir kızım var -güzelliğini zikretti- onu senin için tercih ettim', dedi. Rasulullah (s.a.v.): 'Onu kabul ettim', buyurdu. Kadın hala kızını anlatmaya devam ediyordu ki: 'Kesinlikle başı ağrımadı1, dedi. Bunun üzerine Peygamber: 'Kızına ihtiya*cım yok', buyurdu."[1167]
Ebu Hureyre (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) Ebu Talib'in kızı Ümmihani'yi istedi. O da: 'Ya Rasulullah, ben yaşlandım, çocuklarım da var' dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): 'Kureyş kadınları deveye binen kadınların en ha*yırlısı, küçüklüğünde çocuğa karşı en şefkatlisi, kocasına elindeki iş husu*sunda en riayetkar olanıdır', buyurdu."[1168]
İbn Abbas (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) kavminden Şevde denilen bir kadını istedi. Onun ölen kocasından bey ya da altı çocuğu vardır...[1169]
Cabir (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) Ümmü Mübeşşir binti Bera' bin Ma'rur'u istedi. Ümmü Mübeşşir: 'Ben kocama ondan sonra evlenmeyeceğim şart koydum', dedi. Rasulullah (s.a.v.): 'Bu doğru değil', buyurdu."[1170]
Ayette mehirsiz olarak kendisini hibe eden kadını Rasulullah'ın kabul etmesinin mubah olduğuna dair daha fazla genişlik vardır. Bu konuya açık*lık getiren bir çok nass sünnette varid olmuştur.
Aişe (r.a.)'dan: "Kendisini Rasulullah'a hibe eden kadınları kıskanarak: 'Kadın kendisini hiber eder mi?' diyordum. (Bir rivayette[1171] 'Havle binti Ha*kim kendisini Peygamber (s.a.v.)'e hibe eden kadınlardan biriydi)."[1172]
Sehl bin Sa'd es1 Saidi'den: "Kadının biri Rasulullah'a gelerek: 'Ey Allah'ın Rasulü, kendimi sana hibe etmeye geldim', dedi. Bunun üzerine Rasu*lullah kadına iyice baktı, sonra başını eğdi. Kadın kendi hakkında bir hüküm vermediğini görünce oturdu."[1173]
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Kendisini hibe edenlerdenr biri" sözü birden daha fazla kadının kendisini hibe ettiğini gösteriyor... Aişe'nin hadisindeki kendisini Rasulullah'a hibe eden kadın Havle binti Hakim'dir... Kendisini hibe edenlerden Ümmü Şerik Fatıma binti Şüreyh de vardır. Bir rivayette Leyla binti Hatimin'de kendisini hibe edenlerden olduğu söylenmiştir... İbni Abbas'tan gelen bir rivayete göre Rasulullah'ın yanında kendisini hibe eden bir kadın yoktu. Bu rivayeti Taberi Hasan senediyle rivayet etmiştir. Burada maksat Rasulullah mubah olsa da kendisini hibe eden kadınlardan birine yaklaşmamıştır. Çünkü Rasulullah'ın iradesi şu âyete bağlıydı: "Eğer Peygamber onunla evlenmek isterse.[1174]
Üçüncü örnek: Eşler arasındaki taksimde özgür genişlik: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. (Geçici olarak) ayrıldıklarından (tekrar birleşmeyi) arzu ettiğine (dönmekte) senin üzerine bir günah yoktur. Onların gözlerinin aydınlanıp tasalanmalarına ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına en elverişli olan budur. Allah sizin kalblerinizde olanı bilir, Allah bilendir, hakimdir." (Ahzab, 51).
Aişe (r.a.)'dan: "Ne zaman ki Allahu Teala: 'Onlardan dilediğini bırakır, dilediğini yanına alırsın. Ayrıldıklarından arzu ettiğine dönmekte senin üzerine bir günah yoktur... âyetini indirdi ben: 'Rabb'inin senin arzun konusunda çabuk davrandığını görüyorum', dedim.[1175]
Fethu'l-Bari'de şöyle nakledildi: "Kurtubi diyor ki: 'Aişe'nin bu sözü kıskançlık ve cilveyi ortaya koyuyor."[1176]
Ben diyorum ki: Bu doğrudur, fakat aynı zamanda Allah'ın Peygamberine has kıldığı doğrudur; zira aynı zamanda Allah'ın Peygamberine has kıl*dığı hususiyeti de belirtiyor.
Muaz, Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.): 'Onlardan dilediği*ni bırakır, dilediğini yanına alırsın. Ayrıldıklarından arzu ettiğine dönmekte senin üzerine bir günah yoktur...1 âyeti nazil olduktan sonra biz kadınların*dan nöbetinde bulunduğu kadının gününde izin istiyordu. Benden izin iste*yince ben de ona: 'Ya Rasulullah, eğer izin vermek bana aid bir hak ise, ben senin üzerine hiç kimseyi seçmek istemem', dedim."[1177]
Bu hadis iki meseleyi açıklıyor. Allahu Teala, Rasulüne seçme hakkı verdiğinde, bütün kadınları arasında muayyen bir güne bağlı kalmama husu*sunda eşit davrandı. Bu eşitlik Rasulullah 'a en sevimli olan Aişe'ye karşı da*hi gerçekleşti. İkincisi: Rasulullah'ın seçme hürriyeti konusunda hakkı ol*masıyla birlikte, sırası gelen kadından izin istiyordu.
Dördüncü örnek: Allahu Teala'nın, kadınlarına örtüyü farz kılmakla Rasulüne ikramda bulunması:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"...Onlardan (yani Peygamber'in hanımlarından) birşey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu hem sizin kalbleriniz, hem de onların kalbleri için daha temizdir..." (Ahzab, 53.)
Allahu Teala, Peygamberin hanımlarına bütün mü'minlerin anneleri olma sıfatını vererek Rasulüne ikramda bulunmuştur.
Allahu Teala:
"Peygamber, mü'minlere canlarından ileridir, O'nun eşleri de onların anneleridir..." (Ahzab, 6).
Buradaki ayrıcalık, manevi bir ayrıcalıktır. Sonra Allah, ikinci kez ik*ramda bulunarak kadınlarını toplumsal ayrıcalıkla ayırmıştır. Bu da onlara hicabın farz kılınmasıyla olmuştur. Böylece onlar erkekleri, erkerlerde onla*rı görmemiştir. Hicabın farz kılınması mü'minlerin annelerinin toplumsal olan ilişkilerini ve erkeklerle olan konuşmalarını engellemiştir. Sadece per*de arkasından konuşmalarını farz kılmıştır.
Beşinci örnek: Allahu Teala'nın, Rasulullah'ın hanımlarını sadece kendisine has kılması:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Sizin, Allah'ın elçisini incitmeniz ve kendisinden sonra onun eşlerini nikahlamanız asla olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah)tır." (Ahzab, 53).
Altıncı örnek: Allahu Teala'nın, Rasulü'nü genişliğin devam etmesi hu*susunda gözetmesi:
a) Allah'ın kendisine has kıldığı şeylerle Peygamberinden zorluğu kaldırması:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
Allah'ın kendisine takdir ettiği bir şeyi yerine getirmekte, Peygam-ber'e herhangi bir güçlük yoktur..." {Ahzab, 53).
b) Peygamberi ve bazı hanımlarını Allah'ın kendilerine geniş tuttuğu şeyleri daraltmalarından ötürü kınaması:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Ey Peygamber niçin, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hatırı için haram kılıyorsun? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Allah size, yeminlerinizi (keffaretle) çözmeyi meşru kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bi*lendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü (başkasına) haber verip, Allah da Peygamberi, eşinin bu davranışına muttali kılınca Peygamber, eşine o söylediğinin bir kıs*mını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu eşine haber verine eşi: 'Bunu sana kim söyledi?' dedi. Peygamber: 'Her şeyi bilen, haber alan Allah bana söyledi', dedi. Eğer ikiniz kalblerinizin sapmış olmasından dolayı Allah'a tevbe ederseniz (ne ala). Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun koruyucusu ve yardımcısı Allah, Cibril ve mü'minlerin iyileridir. Ayrıca melerler de ona arkadır." (Tahrim, 1-4).
Enes (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.)'in cariyesi vardı. Onu kendisine haram kıldı. Bunun üzerine 'Ey Peygamber, Allah'ın sana helal kıldığını niçin haram kılıyorsun' âyeti nazil oldu."[1178]
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Nesai geçen hadisi sahih bir senedle rivayet etmiştir.[1179] Said bin Mansur sahih isnadıyla Mesruk'tan rivayet ediyor. Rasu*lullah (s.a.v.) Hafsa'ya cariyesine yaklaşmayacağına dair yemin ederek: 'O bana haramdır', dedi. Bunun üzerine yemini için keffaret nazil olup Allah'ın helal kıldığını haram kılmaması emrolundu... Ömer (r.a.)'dan: "Rasulullah Hafsa'ya 'kimseye haber verme! İbrahim'in annesi bana haram,' dedi. Ona yaklaşmadı ta ki Aişe haber verinceye kadar. Bunun üzerine: 'Allah size, ye*minlerinizi (keffaretle) çözmeyi meşru kılmıştır' âyeti nazil oldu."[1180]
İşte böylece Allahu Teala Rasulü'ne genişliğin devam etmesini diliyor ve Allah'ın kendisine helal kıldığını haram kılmasını kınıyor. Yine Allahu Teala Peygamber'in bazı hanımlarını Peygamber'i daraltmalarından ötürü kınıyor. Bu kınamadan sonra Allah'ın onu nasıl şu âyette nasıl genişlettiğini düşünelim.
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"O sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendisim Al*lah'a teslim eden, inanan, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, seya*hat eden dul ve bakire eşler verir." (Tahrim, 5). [1181]
Evlenmede Genişliği Sınırları
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Bundan sonra artık sana (başka) kadmlar(la evlenmek), güzellikleri hoşuna giden kadınlar olsa da bunları başka eşlerle değiştirmek helal değil*dir. Yalnız elinin altında bulunan (cariye)ler bunun dışmdadırlar. Allah, her şeyi gözetleyicidir." (Ahzab, 52).
İşte böylece Allah, kadınların sayısının genişliğini dokuzda kalmasını diledi. Aynı şekilde Peygamber'e bazı kadınlarını başka kadınlarla hoşuna gitse bile değiştirmemesini emretti. Belki de bu daha önce belirttiğimiz gibi dünya hayatının metaını istemeyerek Rasulullah'ı tercih eden dokuz kadına bir mükâfattı.
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Ayetteki 'Bundan sonra1 nefyi hususunda ihtilaf edilmiştir. Tercih yapılırken bulunan kadınlardan sonra mı?[1182] İbn Abbas ve ona uyanlar bu görüşte. Çünkü bu onlar için bir mükâfat olmuştur. Evet, bu kıssadan sonra Rasulullah yeni bir kadınla evlenmemiştir..." [1183]
Peygamber'e Has Kılınan Şeylerde Sahabenin Yardımcı Olması:
Allahu Teala Peygamber'ine evlilik ve faydalanma alanını geniş tutarak bunu ona has kılmışsa, değerli sahabeler de bu özel durumlarda ona yardım*cı oluyorlardı. İşte bu duyarlılığı destekleyen örnekler:
Sehl bin Sa'd (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.)'e Araplardan bir kadının la*fını ettiler. O da: 'Ebu Useyd'e kadına haber göndermesini emretti. Ebu Useyd kadına haber gönderdi. Ve kadın gelerek: 'Beni Saide'nin kalesine mi*safir indi..."[1184]
Hafız İbn Hacer diyor ki: "İbn Sa'd'ın rivayetinde Nunıan b. Cun el-Kindi, Peygamber'e müslüman olarak gelip: 'Seni Araplardaki en güzel dul kadınla evlendireyim mi?' dedi. Bunun üzerine Rasulullah onunla evlendi ve onunla beraber Ebu Esyed es-Saidi'yi gönderdi. Ebu Esyed diyor ki: 'Onu Beni Saide'ye indirdim. Hay kadınları onun yanına girip hoşgeldin dediler sonra çıktıklarında onun güzelliğinden sözettiler."[1185]
Enes bin Malik (r.a.)'dan: "Allah fethi ihsan edince Hayber kalesini teslim aldık. Rasulullah (s.a.v.)'e Safıyye binti Huyeyy bin Ehtab'ın güzelli*ği anlatıldı. Peygamber (s.a.v.) onu kendisine seçti. (Müslim'in rivayetin*de[1186] "Safiyye taksimde Dıhye'ye düştü. Cemaat onu Rasulullah (s.a.v.)'in yanında medh etmeye ve: 'Esirler içinde onun gibisini görmedik' demeye başladılar. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) Dıhye'ye haber gönderdi. Ve Safiyye'ye bedel ne isterse verdi.)"[1187]
Ümmü Seleme (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) bana Hatıb bin Ebi Bel-ta'yı kendisine istemeye gönderdi. Ben: 'Benim bir kızım var. Hem ben kıs*kancım1 dedim. Rasulullah (s.a.v.): 'Kızına gelince, onu annesinden müstağ*ni kılması için Allah'a dua ederiz. Kıskançlığı gidermesi için de ben Allah'a dua ederim', buyurdular."[1188]
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Ahmed'in rivayetinde... Ümmü Seleme: 'Zeyneb'i doğurduğumda Rasulullah gelerek bana evlenme teklifinde bu*lundu... Bana gelerek 'Zeyneb nerede?' derdi..."[1189]
Abdullah bin Ömer (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) Beni Mustalık üzeri*ne saldırı düzenledi... Onların savaşanları öldürüldü. Geri kalanları da esir alındı. O gün Cüveyriye de esir düştü."[1190]
Aişe (r.a.)'dan: "Cüveyriye binti Haris bin Mustalık Sabit bin Kays'ın payına düşmüştü. Kendisinin azad olması için anlaştı. Göz alıcı güzel bir ka*dındı. Aişe diyor ki: 'Kadın gelerek anlaşması hususunda Rasulullah'ı soru*yordu. Kapıya kalkınca onu gördüm ve yeri hoşuma gitmedi. Rasulullah'ın da benim ondan gördüğümü göreceğini bildim...' Rasulullah (s.a.v.): 'Senin ondan daha hayırlı bir yerin var mı?' diye sordu. O da: 'Yok, ya Rasulullah', dedi. Rasulullah (s.a.v.): 'Fidyeni ödeyeyip seni nikahlayayım mı?' buyurdu. Kadın da: 'Evet', dedi."[1191]
Ömer bin Hattab (r.a.)'dan: "Benim Ensar'dan bir komşum vardı. Mec*liste bulunamazsam bana haber getirir, o bulunamazsa ben ona haber getirir*dim. O tarihte biz Gassan hükümdarlarından bir kraldan korkuyorduk. Üze*rimize hücum etmek istediğini haber almıştık. Ondan da gözümüz korkmuş*tu. Ensarlı komşu kapıyı çaldı ve: 'aç, aç!' dedi. Ben: 'Gassanh mı geldi?' diye sordum. O da: 'Ondan daha kötü'. Rasulullah (s.a.v.) 'hanımlarından ayrıl*mış', dedi..."[1192]
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadiste Rasulullah'ı ilgilendiren durumların sahabeleri de bir o kadar ilgilendirdiğine dair işaretler var..."[1193]
İkinci Örneği sunarken Allah'ın, Peygamberine has kıldığı durumlar konusunda sahabelerin duyarlılığına işaret eden bir çok nass geçmişti. Bu nasslardan bazıları:
Ümmü Habibe hadisi: "Ey Allah'ın Rasulü, kız kardeşimle evlen..."
Ali (r.a.) hadisi: "Neden bizi bırakıp da daima Kureyş'i tercih ediyor*sun?"
Enes (r.a.) hadisi: "Ey Allah'ın Rasulü, Ensardan evlenmiyor musun?" Enes hadisi: "Bir kadın Peygamber'e gelerek: Benim bir kızım var -onun güzelliğini anlattı- ben onu sana tercih ettim..."
Sehl hadisi: "Kadının biri Peygamber'e gelerek: 'Sana kendimi hibe etmeye geldim', dedi." [1194]
Rasulullah (s.a.v.) in Cinsel Zevkiyle İlgili Tablolar
Sabah namazından sonra kadınlarını dolaşıyordu:
İbn Abbas'tan: "Rasulullah (s.a.v.) sabah namazını kıldığı zaman na*mazgahında güneş doğuncaya kadar oturuyor insanlar da onunla oturuyor*lardı. Sonra kadınlarından her birinin yanına girip onlara selam veriyor ve dua ediyordu. O gün onlardan birinin yanında oluyordu."[1195]
İkindi namazından sonra kadınlarını dolaşırdı:
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) ikindi namazından sonra kadınları*nın yanına girer ve onlardan birine yaklaşırdı."[1196]
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) bizim yanımızda kaldığında bazı*mızı bazımızdan üstün tutmazdı. O hepimizi az az dolaşırdı. Bütün kadınla*rına dokunmadan yaklaşırdı. (Beyhaki'nin rivayetinde:[1197] Cima etmeden dokunuyor ve öpüyordu.) Ta ki kadınlarından birinin günü gelince onun yanında geceliyordu."[1198]
Hanımlarıyla nöbeti gelen evde her gece karşılaşırdı:
Enes (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.)'in dokuz hanımı vardır. Bunlar arasında taksim yaptığı zaman ilk kadına ancak dokuzuncudan sonra vanrdı. Hanımları her gece onun geleceği evde toplanırlardı. Bir defa Aişe (r.a.)'ın evinde bulunuyormuş. Derken Zeyneb gelmiş. Rasulullah (s.a.v.) ona elini uzatmış. Aişe (r.a.): 'O Zeyneb'tir', demiş. Rasulullah (s.a.v.) de elini çekmiş."[1199]
Sefere çıkarken beraberinde götüreceği hanımı için kur'a çekerdi:
Aişe (r.a.)'dan: "İftiracılar kendisine söyleyeceklerini söylediler... Rasulullah (s.a.v.) bir sefere çıkmak istediği zaman kadınlarının arasında kur'a çekerdi. Kur'a kime çıkarsa, Rasulullah (s.a.v.) onunla birlikte sefere çıkardı. Yapacağı bir gaza için aramızda kur'a çekti de, o gazada kur'a bana isabet etti. Ben de Rasulullah (s.a.v.)'le birlikte çıktım. Bu iş tesettür âyeti indirildikten sonra oldu. Ben hevdecimin içinde deveye bindiriliyor, gidece*ğimiz yere onun içinde indiriliyordum."[1200]
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) sefere çıktığı vakit, hanımları ara*sında kur'a çekerdi. Bir defa kur'a Aişe ile Hafsa'ya çıktı, onunla beraber ikisi birden çıktılar. Rasulullah gece oldu mu Aişe ile birlikte yürür; onunla konu*şurdu. Hafsa, Aişe'ye: 'Bu gece benim deveme binmez misin? Ben de senin devene bineyim. Sen de gör, ben de göreyim', dedi. Aişe: 'Peki', cevabını ver*di ve Hafsa'nın devesine bindi. Hafsa da Aişe'nin devesine bindi. Az sonra Rasulullah (s.a.v.) Aişe'nin devesine geldi, üzerinde Hafsa vardı. Selam verdi; sonra onunla birlikte yürüdü. Nihayet indiler. Aişe, Rasulullah (s.a.v.)'ı ara*dı ve kıskandı, indikleri zaman ayaklarını ızhır otlarının içine koydu ve: 'Ya Rabbi, bana bir akrep veya yılan musallet et de beni soksun. Ona bir şey söy*leyemiyorum', diyordu."[1201]
Hafız İbn Hacer diyor ki: ("Gece olunca Rasulullah (s.a.v.) Aişe ile birlikte yürür, onunla konuşurdu sözüyle) Mühelleb Peygamber'in üzerine taksimin vacip olmadığına delil getirmiştir. Burada taksime delil yoktur. Çünkü taksime riâyet etmenin aslı mukim iken gecedir. Yolculukta ise taksi*me riâyet istirahat etme zamanındadır. Seyir halinde ise ne gece ne gündüz taksime riâyet etme sözkonusu değildir... (Bu gece benim deveme binmez misin?) sözü sanki Aişe buna, görmediği şeylere bakmaya istekli olduğun*dan cevap veriyor. Bu da gösteriyor ki, o ikisi yolculuk durumunda birbirine yakın değillerdi. Aksine deve yolculuğunda adet olduğu üzere farklı yerlerden gidiyorlardı."[1202]
Öpüyor sonra da namaza çıkıyordu:
Aişe (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) hanımlarından bazısını öper, sonra da abdest almadan namaza çıkardı."[1203]
Oruçlu iken öpüyor ve dokunuyordu:
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) oruçlu olduğu halde öper ve doku*nurdu. O içinizde nefsine en fazla hakim olanmızdı."[1204]
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Nesai Talha bin Abdullah et-Teymi kanalıyla Aişe'den rivayet etmiştir. Rasulullah beni öpmek istedi. Ben oruçluyum, dedim. Rasulullah da ben de oruçluyum dedi ve beni öptü."[1205]
Hayızh iken dokunuyordu:
Aişe (r.a.)'dan: "Bizden biri hayızlı olduğunda, Rasulullah (s.a.v.) dokunmak isterse, ona, hayızlı olan kısma izarını çekmesini emrediyordu. Sonra ona dokunuyordu."[1206]
Kadın gördüğünde hanımına yaklaşıyordu:
Cabir (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) bir kadın görmüş, sonra hanımı Zeyneb'e gelmiş. Zeyneb kendine ait bir deri ovuyormuş. Rasulullah (s.a.v.) hemen hacetini bitirmiş. Sonra ashabının yanına çıktı."[1207]
ihramdan Önce hanımlarını dolaşıyor ve onlara yaklaşıyordu:
Aişe (r.a.)'dan: "Ben Rasulullah (s.a.v.)'e güzel koku sürdüm sonra Rasulullah (s.a.v.) hanımlarını dolaştı sonra da ihramh olarak sabahladı."[1208]
ihramdan çıktıktan sonra hanımlarına yaklaşıyordu:
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte haccettik. Bayram günü*nü geçirdikten sonra Safıyye hayız oldu. Peygamber ondan erkeğin kadının*dan istediğini istedi. Ben: 'Ya Rasulullah, o hayızhdır', dedim. Rasulullah (s.a.v.): 'Bizi engelleyen bu mu?' dedi. Dediler ki: 'Ya Rasulullah, Kurban günü geçti'. Rasulullah (s.a.v.): 'Çıkınız1, buyurdu."[1209]
Hanımlarından birine yaklaşıyor sonra yine dönüyordu:
Aişe (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) cima ediyor sonra yine dönüyordu, abdest almıyordu.[1210]
Bir gecede bütün hanımlarına yaklaşıyordu:
Ebi Rafı1 (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) bir günde hanımlarını dolaşı*yor. Şunun ve şunun yanında guslediyordu..."[1211]
Yakınlıktan sonra hanımlarıyla beraber guslediyordu:
Ümmü Seleme (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) ve o (Ümmü Seleme) bir kaptan yıkanıyorlardı."[1212]
Müminlerin anneleri, Ramazan orucunu Şaban ayında kaza ediyorlardı:
Yahya Ebi Seleme (r.a.)'dan: "Ben Aişe (r.a.)'ı şunları söylerken işit*tim: 'Bazen üzerimde Ramazandan kalma oruç borcu olurdu da onu Şa-ban'dan başka zamanlarda kaza edemezdim'. Yahya diyor ki: "(Ona engel olan) Rasulullah (s.a.v.) ile meşgul olmasıydı."[1213]
Aişe (r.a.)'dan: "Gerçekten bizden birimiz Rasulullah (s.a.v.) zamanında bazen oruç tutamaz da Rasulullah (s.a.v.) ile beraber bulunmak dolayısıyla (Bir rivayette:[1214] 'Rasulullah (s.a.v.) ile beraber bulunmak için onu ta Şaban gelinceye kadar kaza edemezdi."[1215]
Sahihi Müslim'in şerhinde Nevevi şöyle diyor: "Peygamber'in hanım*ları Peygamber istediği an cinsel ilişkide bulunmaya hazır olurlardı... Bu adabdan dolayıydı. Ancak Peygamber'in hanımları Şaban'da oruç tutuyor*lardı. Çünkü Rasulullah da Şaban'ın büyük bir bölümünde oruç tuttuğu için onlara gündüz ihtiyacı yoktu.[1216]
Şevde, gününü Aişe'ye veriyor:
Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) hanımlarının herbirine bir gece ve bir gün taksim etmişti. Şevde binti Zem'a'dan hariç, o gününü ve gecesini Ai*şe'ye vermişti. Bununla Rasulullah (s.a.v.)'ın rızasını istiyordu."[1217]
Aişe (r.a.)'dan: "Ben, Şevde binti Zem'a'dan daha ziyade kendi teninde olmak istediğim bir kadın görmedim. Üstün bir ahlâk sahibi kadın: Yaşla*nınca Rasulullah'dan olan nöbet gününü Aişe'ye verdi: 'Ya Rasulullah, sen*den olan günümü Aişe'ye verdim1, dedi. [1218]Bundan sonra Rasulullah Aişe'ye bi*ri kendinin biri de Sevde'nin günü olmak üzere iki gün ayırıyordu." [1219]
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
[1193] Fethul-Bari: 11/204.
[1194]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/354-356.
[1195] Fethu'l-Bari: 11/295-296.
[1196] Buhari, 11/229. Müslim, 4/185.
[1197] Fethu'l-Bari: 11/223.
[1198] Sünenu Ebi Davud, Hadis no: 1868.
[1199] Müslim, 4/173.
[1200] Buhari, 8/436. Müslim, 8/113.
[1201] Buhari, 11/223. Müslim, 7/138.
[1202] Fethu'l-Bari: 11/223.
[1203] Sünenu't-Tirmizi, Hadis no: 75
[1204] Buhari, 5/51. Müslim, 3/135.
[1205] Fethul-Bari: 5/55.
[1206] Buhari, 1/419. Müslim, 1/167.
[1207] Müslim, 4/129.
[1208] Buhari, 1/396. Müslim, 4/13.
[1209] Buhari, 4/316. Müslim, 4/94.
[1210] Fethul-Bari: 1/391, 392.
[1211] Sünenü Ebi Davud: 203.
[1212] Buhari, 5/54. Müslim, 1/177.
[1213] Buhari, 5/93. Müslim, 3/154.
[1214] MüsIim, 3/155.
[1215] Müslim, 3/155.
[1216] Müslim Şerhi Nevevi: 8/22.
[1217] Buhari, 6/147.
[1218] Müslim, 4/174.
[1219]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/356-360.