Özellikle 1950-1980 yılları arasında Anadolu'da yaşanan büyük göç dalgaları milyonlarca insanın kırsaldan kentlere göç etmesine neden olmuştu. Geniş kitleler göç etmekle kalmayıp, gittikleri yerleri ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel açıdan da değiştirmişti. Ancak gittikleri kentlerin iş gücüne katılabilecek beceriye sahip olmamaları, eğitimsiz ve kent yaşamına yabancı olmaları nedeniyle kendi "uyum stratejilerini" belirlediler. Bu stratejinin başında ise hemşehricilik geliyor. Toplandıkları ve diyaloğu büyüttükleri alan ise kahvehanelerdi. Daha sonra bunu dernekleşme/lokalleşme faaliyeti ile kısmen "kurumsallaştırdılar".
Orhan Kemal’in Gurbet Kuşları romanında(adı üstünde) bolca bu göç olaylarına atıfta bulunur. Romandan bir diyalog; "Bu İstanbul’da bizim hemşehriler çok. Unkapanı’nda eyleşirler çokluk. Kayfe var orda bizim hemşehrilerin. Pehlivanın kayfesi. Kayfenin ardında yatardım ben ya, bakma". Yani görüleceği üzere gruplar halinde, bir arada yaşama gayesi vardır. Kuşkusuz daha fazla ortak paydada buluşabilmek adına.
Hemşehricilik olgusu; bireyin bir gruba aidiyet duymak istemesi ve bu gruba bağlanan değerden ve duygusal anlamda doğan benlik kavramını sosyal kimlik olarak kullanmaktır. Her ne kadar dayanışma mantığı olsa da bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Kutuplaşma ve çatışma ortamı bunun en başlıcası. Ekonomik açıdan iş verme, iş alma, adam kayırma, "hemşehrim kazansın" mantığı, liyakatın ortadan kalkması; sosyal açıdan dışlama, gruplaşma ve karşıt grup yaratma eğilimleri gibi...