BirDevrinSonu
Üye
- "Aşk, bir kişiyi merak etmektir..."
Bir kişiye bağlı kalabilmenin "anlamını yitirdiğini," ben kendi üstümde değil, bana şaşıran insanların iç seslerinde gördüm.
"Aşk, bir kişiyi merak etmektir" diyordum; "sesiyle, kokusuyla, ruhuyla; tüm varlığını merak edip ona bağlı kalmaktır."
İnsan teninin bir köpek kadar bile sadık olmadığını; sadık olmanın ayıplandığını, kirlenmişliği, kalpten başlayıp kasıklarda biten sözüm ona "sevgileri" gördükçe,
izledikçe uzaktan onları, daha çok özledim o saf ve kusursuz sevgiyi; o muhteşem varlığı...
Kimin elinin, kimin cebinde olduğunun belli olmadığı bir dünyada, ellerimi herkesin görebileceği yerlerde taşıdım bu yüzden.
Her şeye, herkese inat aynı kokunun müptelası olarak kaldım.
Bu bir borç ya da iltimas değildi bana göre.
Zorunluluktan daha öte, kat-i; asla değişmeyen bir vazgeçilmezlik duygusuydu.
Çünkü temiz kalan, temiz olan birini hak edebilirdi ancak.
Bu kimsenin umrunda değildi fakat kimse de benim umrumda değildi.
Gözlerimle çizdiğim sınırlar, sözlerimle çizdiğim sınırlardan daha etkiliydi; gördüm bunu.
Ve yine anladım olan biteni: Sözlerime istediğim kadar hakim olamazdım.
Söylediğim, yazdığım şeyleri yanlış bir yerlere göndermesem bile, yanlış anlaşılmaya müsait; kimine göre umut verici olabilirdi.
Fakat gözlerim, asla hedefini şaşırmazdı. Bu yüzden gözlerimi kaçırmadım hiç kimseden. "Utanılacak, saklanılacak bir şeyim yok dedim" böylece.
Ayaklarımın dibine kadar gelenler, bir adım daha atmaya cesaret edemeden, bende gördüklerinden ürktüler, benden değil.
İçimde hâlâ yaşadığını, yaşayacağını ve bundan sonra da hep böyle olacağını, o anlattı benim yerime. Ben sustum, o konuştu. O söyledi, ben o'nu yazdım sadece.
Halis Karabenli
Bir kişiye bağlı kalabilmenin "anlamını yitirdiğini," ben kendi üstümde değil, bana şaşıran insanların iç seslerinde gördüm.
"Aşk, bir kişiyi merak etmektir" diyordum; "sesiyle, kokusuyla, ruhuyla; tüm varlığını merak edip ona bağlı kalmaktır."
İnsan teninin bir köpek kadar bile sadık olmadığını; sadık olmanın ayıplandığını, kirlenmişliği, kalpten başlayıp kasıklarda biten sözüm ona "sevgileri" gördükçe,
izledikçe uzaktan onları, daha çok özledim o saf ve kusursuz sevgiyi; o muhteşem varlığı...
Kimin elinin, kimin cebinde olduğunun belli olmadığı bir dünyada, ellerimi herkesin görebileceği yerlerde taşıdım bu yüzden.
Her şeye, herkese inat aynı kokunun müptelası olarak kaldım.
Bu bir borç ya da iltimas değildi bana göre.
Zorunluluktan daha öte, kat-i; asla değişmeyen bir vazgeçilmezlik duygusuydu.
Çünkü temiz kalan, temiz olan birini hak edebilirdi ancak.
Bu kimsenin umrunda değildi fakat kimse de benim umrumda değildi.
Gözlerimle çizdiğim sınırlar, sözlerimle çizdiğim sınırlardan daha etkiliydi; gördüm bunu.
Ve yine anladım olan biteni: Sözlerime istediğim kadar hakim olamazdım.
Söylediğim, yazdığım şeyleri yanlış bir yerlere göndermesem bile, yanlış anlaşılmaya müsait; kimine göre umut verici olabilirdi.
Fakat gözlerim, asla hedefini şaşırmazdı. Bu yüzden gözlerimi kaçırmadım hiç kimseden. "Utanılacak, saklanılacak bir şeyim yok dedim" böylece.
Ayaklarımın dibine kadar gelenler, bir adım daha atmaya cesaret edemeden, bende gördüklerinden ürktüler, benden değil.
İçimde hâlâ yaşadığını, yaşayacağını ve bundan sonra da hep böyle olacağını, o anlattı benim yerime. Ben sustum, o konuştu. O söyledi, ben o'nu yazdım sadece.
Halis Karabenli