Güpegündüz

Konu sahibi son olarak 996 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
bana hem göster hem de ellet korkma dediler..
 
benim hayatım başarısızlıklarla dolu..
biri çok başarılısın dediğinde gülüyorum ayıp oluyor.
 
aşkı hissetmeyi özledim..
 
çok yoruldum..
bu mesajları; "polisin zanlının bilgisayarında yaptığı incelemelerde sosyal medyada ki mesajlarına ulaşıldı" haberi yapılsın diye yazıyorum.
 
Senin cizdigin cok tatli gorunuyo ya. Ben begendim. Gorunce direk Katara oldugunu anladim sonucta :D
 
bkz. kemal sunal "ben halkımı kandıramam"
kanmak isteyene de mani olamam.
başka bir yaşamda görüşmek üzere..
 
Avatar kullanmaya son veren üyeler beni korkutuyor.
@Sux yukarıdaki mesaj bir veda değildir umarım.
 
  • Beğen
Tepkiler: Sux
bkz. adını karaağaca çakımla kazıdım.

hurafe -

Hurafe.jpg

avlu -

Avlu.jpg

azim -

Azim.jpg

o'na giderken -

Benden Ona.jpg

esaret -

Esaret.jpg

görkem -

Görkem.jpg

inanç -

inanç.jpg

islam'ın çift yüzü -

İslamın Çifte Yüzü.jpg

ıssız -

Issız.jpg

izinde -

İzinde.jpg

kaçış -

Kaçış.jpg

denizlerin çocuğu -

Kazım.jpg

kervan -

Kervan.jpg

krallarda ağlar -

Krallarda Ağlar.jpg

mahpus -

Mahpus.jpg

propaganda -

Propaganda.jpg

renkler -

Renkler.jpg

saadet -

Saadet.jpg

savaş -

Savaş.jpg

sokak -

Sokak.jpg

son bilet -

Son bilet.jpg

şefkat -

Şefkat.jpg

tevekkül -

Tevekkül.jpg

yalnızlık -

Yalnızlık.jpg

yaşam özü -

Yaşam Özü.jpg

zaman -

Zaman.jpg

zulüm -

Zulüm.jpg

r00t umut msg..
 
okumak için girdiğim günceler, youtube'dan alıntı şarkı linkleri ile bezenmiş.
insanoğlu yazmaya yazmaya yazım becerilerini yitirir olmuş, kendini başka zihinlerde oluşan ve söze dökülen terimlerle ifade etmeye başlamış.
aklıma parasızlıktan çaya ekmek bandıran milena hanım geldi; kumanyası sağlıklı beslenmesine yetmiyordu fakat yazma kabiliyetini köreltmemişti.

önüm ardım siyaset minvalli diyaloglarla çevrelenmişken, akıl sağlımı korumama yetecek insani sohbetler edemez hale geldim.
baklava dilimli kazaklarla oturulan iftar sofralarının özlemini çekiyorum; islamlığım üzere oruç tutma vazifemi, iki tam yıldır yerine getirmiyorum.
çocukluğumdan beri ramazan aylarında yayınlanan hz. yusufun yaşamı konulu mini dizi, bu ramazanda da ekranlardaki yerini koruyor.
dikkatimi çeken husus ise hiç yaşlanmıyor oluşu; belki de hiç bir meziyet edinmeyip, domates gibi yetişen z kuşağı da o'nun yaşlandığını görmeyecek.

odamda iki yıla yakındır durmuş vaziyette olan saate yeni pil takıp salona astım, annem okuma yazma bilmemekliği üzere dijital saatleri anlayamıyor.
günün ilk ışıklarında ayaklansam da, annemin uykusunu tam almış vaziyette uyanacağı zamanı bekliyorum.

sözlerime devam ettiğim esnada köpüş kucağıma atlayıp sırnaşmaya başladı; sebebini anlayamasam da uzun aralardan sonra beni gördüğü zamanlar, heyecanlanıp ya olduğu yere işiyor ya da kucağıma almışsam üzerime işiyor. bugün parka gezdirmeye çıkardım pek sarmamış olsa gerek koştur koştur eve geri dönmek istedi.

üşenmeden yılmadan sürekli başım ağrıyor; kendimi kapana kısılarak hürriyeti elinden alınmış bir bülbül gibi hissediyorum.
salgın nedeniyle ülkemin tecrit yaşamına sevk edilmesi, yaradılışıma ters olarak duygularımı ve düşüncelerimi köreltiyor.
şarkım yarıda, aklım yollarda kaldı..

r00t mahpus msg..
 
20 yaş fotoğrafları aramak için harici belleğimi mevcutlu bilgisayarıma bağlamaklığım üzere; klasörler içerisinde gezinirken, yılmazı msn'den engelleyip sildiğim dönemden bir fotoğrafa denk geldim.
üniversitenin en güzide dersi olan matematikte, hala kesirleri işliyor olmaklığımızdan dolayı okulu bırakıp müessese kurma kararı almıştım.
o körpecik halimle; üniversiteyi pek dünya görmemiş köylü çocuklarının, bir şeyleri başarabilme ihtimalleri doğabilsin diye gidilen bir kurum olarak görüyordum. keza mevcutluda da aynı görüşteyim.
insanları hor görmekten kendimi alamıyorum, oysaki hayatım başarısızlıklarla dolu!

antalya'dan ilk defa uçağa binecek olmamla birlikte babamı aramış atatürk havalimanına beni alması için araç göndermesini istemiştim.
hatırladığım kadarıyla ramazan o yıl ekim ayına denk gelmişti; şoföre sigara ikram ettiğimde oruçluyum yanıtını almıştım.
sabah güneşinin yüzüme vuruşuyla birlikte arka koltukta otoyolu izliyordum, aklımda yer eden en net an bu kısım.

bana bir haller olmuştu, eşyalarımı almadan sadece o günlük giyim kuşamımla istanbul'a dönmüştüm. eve geldiğimde valizimin olmayışından günü birlik geldiğimi sanmışlardı fakat nihai kararımı verdiğimi gözlerinin içine bakarak söylemiştim.
şaşkınlıktan dumur olmadılar, yer gök inlemedi, esasen hiç bir şey olmadı aynı akşam yola çıkıp köye gittim.
mühendis olmamı çok istediklerini biliyordum.

aradan birkaç ay geçtikten sonra müessese kurma sürecim sonlanmış, şevkim yerinde bir halde iş arıyordum. iş dünyasında tanınmadığım için birilerinin de beni bulması imkansız görünüyordu. babamın istanbul'un iki yakasında ve trakya'da hayvan gibi şantiyeleri vardı. kumbağ tatil yöresinde akşam üzeri bir iş yemeğine bende iştirak etmiştim, laf lafı açıyor bir yandan da rakılar yudumlanıyordu. masada dönen muhabbeti ayranımı pipetten hüpleterek dinliyordum.

bizimde köylümüz olan M. abi avrupa yakasındaki okulların güçlendirme ihalesini aldığını anlatıyordu, bayındırlığın işiydi. abi bu okulların elektrik işlerini niye bana vermiyorsun dememle, alkolün nüfuz ettiği hoyrat sırıtma eşliğinde ayıp ediyorsun özkancığım al iş senin olsun dedi.
tabi böyle kolay iş bulmak sadece filmlerde oluyor, istanbul'a döndükten sonra defalarca ofisine gittim abi işi bana ver demek için, en sonunda ikna olarak tamam bi başla bakalım beceremezsen başkasına veririm demesiyle iş sahibi olmuştum.
müessesem büyük sıçrama yapmıştı, yehuuuuuy'du.

malı araptan, parayı'da ilgili bankanın ataköy 5. kısım şubesinden tam 11 bin ytl olarak almıştım. o zamanlar ülkemde yeni türk milyarları vardı : d
karpuz göt kasa megane kiralamıştım, ırgatlarımla birlikte işe o araçla gidip geliyorduk. yağmurlu bir sonbahar akşamı hatunla buluşmaya gidiyorken ataköy - yeşilköy arasında araç bozuldu ve yolda kaldım. kiralayan lavuklar çekiciyle gelip arabalarını aldı; taksiye binip şoföre sefaköy'e babacım dedikten bir kaç dakika sonra kendimi hatunun şefkatli kollarında bulmuştum.

ayrılık zamanı gelip sokakta yağmurun yüzümü ıslattığı o akşam, kendi kazağının kol uçlarıyla yüzümü silmişti.
işte yılmazı msn'den sildiğim dönemlerden kalan fotoğrafın çekilme hikayesinden bir kesit böyleydi.

nokia n95'in eşsiz kamerası ile

- kral ve ben

sdkyy.png
 
- yıl 2004

izmir'e ilk gidişim kavruk bir ağustos günü ağabeyimin yemin töreni vesilesi ile olmuştu; niyetimiz bu haylaz çocuğa gün yüzü göstermek ve dahi tatil yapmaktı.
çeşmenin popülerliğini televizyon ekranlarından biliyorduk, çarşaf gibi denizi ile kavruk tenli ünlülerin serbest vuruşları için ideal tatil yöresi deniliyordu.
karadeniz'in hırçın sularına alışık olmaklığımızdan ötürü, durgun sulara karşı bir meylimiz ve heyecanımız oluşmuştu.

her yerli turist gibi önce kordonda salınmıştık; zemine siyah beyaz renkler eşliğinde onlarca yamukumsu çizilmişti, istanbul'da böyle şey olacak iş değildi.
yanılmıyorsam konak içlerine doğru ilerleyen, sahile paralel cadde üzerinde "sapsız meşe" ağaçları dikiliydi. kaldırımda o ağaçların yaprakları yüzüme çarpa çarpa ilerlemek beni büyülemişti. biriciğim istanbul'umda ağaçlar hep yüksek olduğu için ya da benim boyumun o yaşlarda kısa olmaklığından böyle bir anım olmamıştı.

narlıdere istihkam garnizonunda; en büyük asker bizim asker nidalarımızı atmaklığımız sonrası, çeşmeye doğru yola koyulduk. urla tabelasını ve yol boyunca uzanan yemyeşil çayırları anımsıyorum. tabiatı izleyerek geçirdiğim yolun bitmekliği üzere, bir köşesine kolezyum görseli iliştirilmiş "centrum" tabelasını gördüğümde aman tanrım demiştim.
müthiş bir farklılıktı, yine biriciğim istanbul'umda böyle dal yaprak tabelalar olacak iş değildi.
tarihi yarımada içlerine kadar uzanan civarlarda turistik tabelalar olurdu ama "centrum" yazan bir tabela daha önce hiç görmemiştim.

hediyelik eşyacı dükkanlarıyla bezenmiş dar sokakları ve kum beji renkte minik evlerini beğenmiştim. çeşmeye dair beğendiğim başka bir şey yok!
tomurcuklanması üzerinden 10 yıl geçmiş bir çift meme uğruna gitmeyeceksem, sanırım bir daha asla yolum oraya düşmez.
neyse bir havadisle konak'da mustafa sandal konseri olduğunu işittik. yol çok uzun gidip geri dönmeye değer mi diye düşünürken; genç olduğumuz ve kanımızın kaynadığı aklımıza geldi, toynaklarından ateş çıkan kısraklar misali bir hışımla konser başlamadan yetiştik.

mustinin sahneye çıkmasını beklerken biralarımızı alıp çimenlere oturduk, mis gibi kokmasından dolayı kokoreçte almıştım.
her yer ışıl ışıl, cıvıl cıvıl iken nihayet musti sahneye çıkıp konağı inletti. konser bittikten sonra çeşmeye döneni s*ksinler diyerek barlara aktık.
tabi o zamanlar genciz, parada var : sksşfişcs

devam edecek..
 
alman bir afetin biricik sucuğumuza KIRMIZI SOSİS demesi beni biraz incitse de, esasen sucuk benim minnoş mideme dokunuyor.
o nedenledir ki karışık tostlar için sucuk yerine salam kullanıyorum.
bütün servetimizi markete ödediğimiz o müthiş gün; şarküterinin önünde canım anama ya evde sucuk yiyen yok! onun yerine salamı fazla alalım tostlarda da kullanırız demekliğime kulak misafiri olan şarküterici ağabeyin, huşu ile salamdan tost olmaz çıkışı yine beni derinden yaraladı.

al işte; al, al, al bak oluyor hırbo..


Screenshot_20210511-125649_Gallery.jpg
 
göz görür - beyin okur - gönül yorumlar

bu üçleme çok canımı sıktı.
belinde altıpatları olan eşkıyanın; köylü kadınlarının eteğinin altına elini daldırıp, külotlarını sıyırması gibi hissettirdi.
nihayetinde meşruluğunu belindeki tabancadan değil de şehvetinin istediğinden alışı sözcüklerle ifade edilir gibi değil.

tarafsızlık ve ben merkezcilikten beri olmanın, pek kıymetli olduğu herkesin dilinde olsa da eylemler aksini gösterir vaziyette.

bakınız size şu görseller ile ifade etmek isterim.

1 nolu görsel


kurgu akışı, renklerin müthişliği ve kadın bedeninin hoşluğu, topluluk dayanışması ile bütünlük kazandırılarak türlü hislere sevk ediyor.
binaenaleyh görsel bir şölen haline getirilerek bizlere sunulmasına karşılık, takdir etmekten hayrı nasıl tepki verebiliriz?
fakat efendiler belirtmek isterim ki, böylesine müthiş bir hadise vuku bulmuş olsa da takdir çok görülüyor.
en insani hislerimle anlamaya çalışıyor ve yargılamıyor olsam da 2 nolu görsel karşısında ki mağlubiyetini anlayamıyorum.

2 nolu görsel


ilgili videoların izlenmekliği ardından, umuyorum ki sizlerde benimle aynı hayretler içerisine gireceksiniz.


r00t şuh msg..
 
bkz. kelebekler de uçar..

- good luck

good luck.jpg

- cevher

cevher.jpg

- motosiklet günlüğü

m.günlüğü.jpg

- selimiye

selimiye.jpg

- güzellik

güzellik.jpg

- çıkarma

çıkarma.jpg

- sinyor

sinyor.jpg

- süslü

süslü.jpg

- uçan arnavut

uçan arnavut.jpg

- hapan

hapan.jpg

- kuşkonmaz

kuşkonmaz.jpg

- sipiral

sipiral.jpg

- kayıkhane

kayıkhane.jpg

- myra

myra.jpg

- sadece kedi

sadece kedi.jpg


r00t avdet msg..
 
j.isth.jpg

r00t tanrıgözü msg..
 
müthiş bir gün..

sanılmasın ki en çok istediğimiz oyuncağı sabah baş ucumuzda bulmamız gibi bir gündü. hayretler içerisinde daha müthiş olduğunu belirtmek isterim.
tecrit günlerinin getirdiği boğucu hissiyattan beri olarak, fevkalade bir gün.
talihimi başka diyarlarda aramak üzere çıktığım yolculuğun; elim hadiseler sonucu yarıda kalmaklığından dolayı, ülkemde aheste aheste bir yıl geçirdiğimi biliyorsunuz.
iş bu nedenle ssk ile bağlarımız epey kopuktu; neyse ki bir süre daha ülkemden kenarda kalamayacağımı idrak etmem neticesinde, harcı neyse verip sağlık sigortası yaptırmıştım. fayda görmemi sağlayacak mühlet süresi dolmuş olduğundan, aktivasyon işlemlerini yaptırmak üzere kurumun yolunu tuttum.

bu esnada otomobille yaptığım yolculuklarda, epeydir radyo dinlemediğimi fark etmem pek uzun sürmedi. şoföre radyoyu açmasını söylediğim de, daha önce hiç dinlemediğim bir frekansı keşfetmiş bulundum. pal nostalji 99.2
yolculuğuma maziden öylesine hoş tınılar eşlik etti ki sözcüklere dökmek güç.
yüzümde hoyrat bir gülümseme ve tüm bedenime nüfuz etmiş ılık bir his.

kurumdaki işlerimi halletmekliğimin ardından, kısa süre evvel vefat eden adalet hanımın bostancıdaki evine doğru yola çıktık.
gayretimiz evdeki eşyaları def etmek üzere olacaktı. fakat yol üstünde yemek ihtiyacımızı karşılamak için ayaküstü servis yapan bir müesseseye uğradık.
bu detayı vermekte bizatihi fayda görüyorum, çift köfteli, mayonez ve hardal soslu burger sipariş ettim.
nasıl özlemiş olduğumu anlatamıyorum, sanki allah'ın bir lütfu idi.

bu tarifsiz hisleri de ardımızda bırakarak adalet hanımın evine vardık. kapıyı açtığımızda kedilerinden arta kalan ağır bir koku bizi karşıladı.
hemen site otoparkına bakan taraftaki salonun ve arka bahçeye bakan yatak odalarının pencerelerini açarak evi havalandırdım.
"ölü eti ağır olur, kan kanla yıkanmaz suyla yıkanır" gibi kallavi sözlerin özgün halleri aklıma gelmediğinden kullanamıyorum ama öyle sözler bu satıra uygun düşerdi.
her yer virane olduğundan ötürü, bize bir hayli iş düşecekti.
neredeyse hayatımın ve karakterimin özeti olan "laf atmak" eylemi yine baş gösterecek, pencereden gözüme ilişen kağıt toplayıcılara seslenecektim.
keza seslendim de "emmioğluuuu"
buyur abi demekliği sonrası evde ne var ne yok topladılar.
akabinde yine karakterimin getirdiği bir özellik olan, her nerede olursa olsun iskemle bulup yayılarak oturma kısmına geçiş yaptım.
daha evvelinden hiç tanımadığım site sakinlerine laf atarak uzun uzun sohbetler ettim.
insani sohbetlere olan tutkum, en az 47.200 kişi tarafınca bilinir.
laflama sırasında annesinin ölümünü atlatmasını beklediğim murat abiye "zaten türkiye'de adalet bir kadın ismiydi, artık adalette öldü" şakası yapmamla gülmekten yarıldık. çünkü hınzırlığım bunu gerektirirdi.
yeminle eğer murat abi olmayıp mukaddes abla olsaydı bu sevimli yüzümü koca memelerine bastırarak kahkaha atardı : slslsji
çünkü 47'li yaşlarda kadınların memeleri daha tombul olur.

içim şişti müthiş bir günü dahi anlatmakta zorlanıyorum, hatta anlatmaktan vaz geçiyorum.
bu rehavet anlarında gözüme ilişen hadiselerden birine, görselini de ekleyerek değinip kapatacağım.
bizim nuri'lere gelesice adalet hanımın bir çok kedisi vardı, evi toplarken hepsinin aşı karnelerine denk geldim.
içimi burkan ise ilk sayfalarda "minnoş" vb. komikli ve sevimli isimlerinin yazmasıydı, fakat gözüme ilişen hadise bu değil.
evde beslediği kedileri oğlu sahiplendirdi ama ya evden olmayıp el'den olan?
hah işte o nöbetteydi!

nöbette.jpg










r00t müthiş msg..
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri