müthiş bir gün..
sanılmasın ki en çok istediğimiz oyuncağı sabah baş ucumuzda bulmamız gibi bir gündü. hayretler içerisinde daha müthiş olduğunu belirtmek isterim.
tecrit günlerinin getirdiği boğucu hissiyattan beri olarak, fevkalade bir gün.
talihimi başka diyarlarda aramak üzere çıktığım yolculuğun; elim hadiseler sonucu yarıda kalmaklığından dolayı, ülkemde aheste aheste bir yıl geçirdiğimi biliyorsunuz.
iş bu nedenle ssk ile bağlarımız epey kopuktu; neyse ki bir süre daha ülkemden kenarda kalamayacağımı idrak etmem neticesinde, harcı neyse verip sağlık sigortası yaptırmıştım. fayda görmemi sağlayacak mühlet süresi dolmuş olduğundan, aktivasyon işlemlerini yaptırmak üzere kurumun yolunu tuttum.
bu esnada otomobille yaptığım yolculuklarda, epeydir radyo dinlemediğimi fark etmem pek uzun sürmedi. şoföre radyoyu açmasını söylediğim de, daha önce hiç dinlemediğim bir frekansı keşfetmiş bulundum. pal nostalji 99.2
yolculuğuma maziden öylesine hoş tınılar eşlik etti ki sözcüklere dökmek güç.
yüzümde hoyrat bir gülümseme ve tüm bedenime nüfuz etmiş ılık bir his.
kurumdaki işlerimi halletmekliğimin ardından, kısa süre evvel vefat eden adalet hanımın bostancıdaki evine doğru yola çıktık.
gayretimiz evdeki eşyaları def etmek üzere olacaktı. fakat yol üstünde yemek ihtiyacımızı karşılamak için ayaküstü servis yapan bir müesseseye uğradık.
bu detayı vermekte bizatihi fayda görüyorum, çift köfteli, mayonez ve hardal soslu burger sipariş ettim.
nasıl özlemiş olduğumu anlatamıyorum, sanki allah'ın bir lütfu idi.
bu tarifsiz hisleri de ardımızda bırakarak adalet hanımın evine vardık. kapıyı açtığımızda kedilerinden arta kalan ağır bir koku bizi karşıladı.
hemen site otoparkına bakan taraftaki salonun ve arka bahçeye bakan yatak odalarının pencerelerini açarak evi havalandırdım.
"ölü eti ağır olur, kan kanla yıkanmaz suyla yıkanır" gibi kallavi sözlerin özgün halleri aklıma gelmediğinden kullanamıyorum ama öyle sözler bu satıra uygun düşerdi.
her yer virane olduğundan ötürü, bize bir hayli iş düşecekti.
neredeyse hayatımın ve karakterimin özeti olan "laf atmak" eylemi yine baş gösterecek, pencereden gözüme ilişen kağıt toplayıcılara seslenecektim.
keza seslendim de "emmioğluuuu"
buyur abi demekliği sonrası evde ne var ne yok topladılar.
akabinde yine karakterimin getirdiği bir özellik olan, her nerede olursa olsun iskemle bulup yayılarak oturma kısmına geçiş yaptım.
daha evvelinden hiç tanımadığım site sakinlerine laf atarak uzun uzun sohbetler ettim.
insani sohbetlere olan tutkum, en az 47.200 kişi tarafınca bilinir.
laflama sırasında annesinin ölümünü atlatmasını beklediğim murat abiye "zaten türkiye'de adalet bir kadın ismiydi, artık adalette öldü" şakası yapmamla gülmekten yarıldık. çünkü hınzırlığım bunu gerektirirdi.
yeminle eğer murat abi olmayıp mukaddes abla olsaydı bu sevimli yüzümü koca memelerine bastırarak kahkaha atardı : slslsji
çünkü 47'li yaşlarda kadınların memeleri daha tombul olur.
içim şişti müthiş bir günü dahi anlatmakta zorlanıyorum, hatta anlatmaktan vaz geçiyorum.
bu rehavet anlarında gözüme ilişen hadiselerden birine, görselini de ekleyerek değinip kapatacağım.
bizim nuri'lere gelesice adalet hanımın bir çok kedisi vardı, evi toplarken hepsinin aşı karnelerine denk geldim.
içimi burkan ise ilk sayfalarda "minnoş" vb. komikli ve sevimli isimlerinin yazmasıydı, fakat gözüme ilişen hadise bu değil.
evde beslediği kedileri oğlu sahiplendirdi ama ya evden olmayıp el'den olan?
hah işte o nöbetteydi!
r00t müthiş msg..