Günün Siiri

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Günün Şiiri
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
hangi anlama çekersen çek hayatı
her şeye doksan dokuz kere başlayabilir insan

kendine sokuldukça
rengini bulan yaşamak
izafiyet teorisi nedir bilmeyen annelerin bağrında
İstanbul trafiğidir
alnımıza denk gelen apartman boşlukları
merdiven süpürüyor aydınlık odalara
yüzündeki makyaja inanıyor kadınlar
bu pazar yine tatil
ülkemiz çan seslerinden uyuyamıyor

devam ediyoruz, Allah fizik kurallarını alt üst eden bir Tekvin
tarih tekrardan ibaret, hepimiz öleceğiz
hızını alamayıp ağrıyan yerlerimize konan bu yaşamayı
neden üstüne alınır ki insan durmadan
ölü süsü verilmiş gölgemiz sabahları ezana denk gelsin
şimdi tam vaktinde adalet diye
gülün gölgesinde yüzümüzü ekşitiyoruz dünyaya karşı

boşluğu doldurulmamış bulmacalar çok kere sorulsun
duvarda acı çatlak, paslı çivinin ucu rendeleniyor ruhumuza
şarkıya çağıranlar nerede
suyu niye sesli düşünüyor çöl
savrulan çiçek, kuruyan dudak, gidilmemiş ülkeler
utanmasa yeryüzü içimizde uzayacak

Cengizhan Konuş
 
Bir kızın kocaman gözlerinde gördüm
bulutların dağlara sessizce çöküşünü
Çocuksu susuşları gördüm, kırılan sevinci
Ve kalbimi puslu yamaçlardaki pusulara saldım
çobanlar çoktan inmişlerdi ovaya
bense yapayalnız bir ağaçtım doruklarda

Harelenen sularda bir yanık kokusu
ve uzun boyunlu bir kızın gülümseyişi
Işık zamana bağlı zamansa onun
kocaman gözleridir artık
Anladım tarih de yazılmaz
bir aşkın sayfalarına düşmüyorsa gün

Yalnızdım, yapraklarım dökülmüştü bir bir
deryalara savrulup çöllere düşmüştü
Bir duman tütüyor yine hangi kent yandı
hangi sokakta vuruldu sevgilim
Bir demet menekşe bir avuç toprak
burkulan bir yürek miyim hep

Sesimde bir yanma bir kekrelik
uzayıp giden bir çöl yalnızlığı
Gazeteleri okumuyorum başım dönüyor
sulanmamış çiçekler gibi kuruyor her şey
her şey bir yolculuğun hüznünü taşıyor
gidip de gelmemek üzere bütün yüzler

Puslu yamaçlarda bir çakal gölgesi
bir dağ suskunluğu yürüyor kentlere
yenilen biz miyiz yoksa aşklar mı
bir kızın kocaman gözlerinde görüyorum
savrulan küllerini ömrümüzün
Bu kenti ayrılıklar yıkacak birgün biliyorum

Ölümden şikâyeti yok ölüp gidenlerin
ama bir kızın kocaman gözlerinde yangınlar çıkıyor
Acılar dehşetli kinlendiriyor beni
Kabarıp duruyor içimde, kabarıp duran bir okyanus
yurdumu arıyorum batık bir tekne değilim
yurdumu arıyorum kızgın küller ortasında

Ahmet Telli
 
yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

aynı daldaydık, aynı daldaydık.
aynı daldan düşüp ayrıldık.
aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.

yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.
 
Çocukluğum

Çocukluğumun vazgeçilmeziydi hüzün.
Gökyüzünden çok, beton zeminlere düşen bakışlarım;
Ve en yaralı yanımı en kusursuz saydığım hayallerim vardı.
Söyleyemediklerimin ağırlığıyla çekilirken omuzlarım,
Hummalı bir nefesin gözyaşına gizlendim.
Aynasız caddelerde hep boynu kalbe yakın yürüdüm…
Ve masum bakışlarımdan bihaber büyüdüm.

Konuşmalara küs, susmalara barışık bir hayatın avucunda
İçime gömüldü kelimeler…
Ve o vakitlerin şulesinde başladı iç yürüyüşlerimin tutarsız ritmi.
Duygulardan sayfalara uzanan depremzede yollar yürüdü beni…
Ve tutundu yolculuğuma, seferi ruhunum kehribar elleri.

Umutlarımı, yalnızlığımın rahlesinde bırakıp
Döndüğüm vakitlerin gıyabında sustum, hüzün adına.
Ve her tebessümün ardına pusulanan
Hüznü üfledim satır başlarına.
Harflerle boyandı tuvâle elemim…
Mürekkebini uykusuz gecelerimin karasından aldı
Hüznün avucunda rakkas kalemim.

Çocukluğumun coğrafyasında büyüdü
Yaralı dizleri kabuk tutmayan hüznüm…
Şimdi hangi sevincin arkasına gizlensem,
Hep hüzünlü yanım ifşa olacak..!

Kadim Dolunay
 
Q2rGjA.jpg

Yağmurda Unutulan Şarkı

Önce bir yağmur bir yağmur iki gözüm
Önce ıpıslak iki kuş
Sonra yıkılmış evrenler geçti vitrinlerden
Sonra insanlar iki gözüm
İnsanlar
Kahrolmuş

Islak senaryolar üstüne ta iç boşluktan
Boyut boyut yalnızlıklar ağıyordu
Öksüz anılar üstüne iki gözüm
Kırkikindiler üstüne
Kuşkulu bir yağmur yağıyordu

İkişer üçer yitiriyordum seni kavşaklarda
Yollar ayak bileklerime dolanıyordu hep
Taş taş çöküyordu en kutsal yapılar
Yüzler karanlıktı iki gözüm
Düşünceler dar
Bir geçit bulamıyordum sana
Ellerim yordamlarını yitirmişti üstelik
Hep yabancıydı çaldığım kapılar

Oysaki son çağrımdı bu ta can köşemden
Oysa yürek yürek son yeşermemdi
Çağ çağ, kanat kanat, sevgi, ışık, nur
Ah sonra o yağmur iki gözüm
Ah sonra o
Yağmur

Şimdi,
En kırık vaktidir uzak imbatların
Öykümüzün en yaralı yerinden
Damlar yüreğime ılık bir sızı
Sonra birden duyar gibi olurum
Hoyrat yağmurlar altında
Martı çığlıklarına karışıp giden
Çocuksu şarkımızı…

Bekir Sıtkı Erdoğan
 
Sela'sı okundu bu Aşk'ın ...
Buruk bir maske takıp suretime,
Yol aldım muhacir oldugum topraklara ...
Seni içimdeki yine sana gömüp,
Okudum ne varsa ezberimde
Hakka dair duaları ...
Gülümsemeleri toprak kokusuna salıp
Ayazlara vurdum ahraz'larımı ..
Hadi şimdi en savunmasız an'ımda,
Yas'ımda,Vur tekrar beni
Kelamınla, aşk'ın ardı sıra göm beni de sana ..
Kurtuluşu
Yok bilirim,
Ya sen ölüm/sün..!
Ya Aşk'a gömül/sün solum ...

Elem Sönmez
 
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akşam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstücü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birbirine karışır

Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde bir gökyüzü
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar

Ataol BEHRAMOĞLU
 
O kadar güçsüzüm ki sesim bile çıkmıyor
Saat üçtür belki dört uyusaydım ya keşke
Uyanmaktan korkmasam yüz yıl uyurum sanki
Ağaçlar, evler, kuşlar bile uykuda
Bir garip, bir tuhaf, bir huysuzum ki sorma.
Sana söyleyemediklerimi bak gaybına söylüyorum
İçinden konuşma!
Bu yeryüzü bu gökyüzü iyi güzel amenna
Her işte bir hayır var doğru bunları geçmeyelim
Ama bıktım artık şerden hayır damıtmaktan
Misal şimdi yan yana uyumak var
Uyumamakta hayır var da
Uyumakta ne mahsur var
Bir güzel olsak ya senle bu anlaşmamazlıklar niye
Secdelere küs alnımda bir kara bir kara
Kalksak gitsek ya şimdi
Belki Abant olur belki Porsuğun kenarı
Bayram namazından sonra
Ben anlatsam sen anlasan beraberce ağlasak
Ağlamak anlamaktır benimle ağlasana..

Ali Lidar
 

Turuncu bir yaşamaktı onlarınki
bir ateş kırmızısı
bir güz sarısı
turuncu
trajik bir yaşam yazgısı

Doğdu
ateş ve su
yer ve gök
tutku ve hüzün
Doğdular dünyaya
yaşama meyilli yürekleriyle
biraz yorgun dinç
biraz kirli temiz

bir hevesli
bir hevessiz
kalktılar baktılar dünyaya
dağ ve deniz oldular sonra
güneşle toprak
havayla su
aynı kucakta hayat buldu

büyüdüler saptılar rüyaya
aşk kaçtı gözlerine
girdi çıkmaz
iflah olmaz
bünye tutmaz
derman bulunmazlarla yaşadı
Biri bulut beyazı
Biri gök mavisi
(u)mutlu düşlerle çevrili
iki çocuk bahçesi
ebelendiler koştular hayata

debelendiler battılar toprağa
kulaklarında ney sesi
ellerinde gitar
gözlerinde samsun
avuçlarından sızan bahar
güneş altında
yağmurlu kahkahalar

beyaz üzerine kara yazılarda
kaldı yadigar:
önleri mavi
artları insan seli
insanla yo(ğ)rulup
maviyle soluklandı
...

BEKİR KONYALI
 
Mevsimlik Şarkı

Kanıyor takvimden gamsız ağaçsız
Evlatlarını döver gibi seven bir sonbahar
Güvertesinde adresini şaşırmış
Kayıp bir nisan yağmuru

Ömrümün sol anahtarısın
Hazan makamının kapısını açan
Ne nisanlar gördüm ben
İlkbahardan kaçarken
Bir mızrapa tutunan

Ne bileyim ben
Böyle bir şeydir herhalde
Bir mevsimin şarkısı
Ya da mevsimlik bir vivaldi sancısı...

Ekim kasım işlerini öğrenirken bir keman
Ağlamayı bir de,
Şarkıya söz yürür,
Yeşile aldanır suyun kudreti
Ve sen hiçbir zaman
Sol anahtarı yaptıracak bir çilingir bulamazsın
Bana kalırsa sen,
Ömrünün sonuna kadar,
O şarkının kapısında kalacaksın!

Yılmaz Erdoğan
 
Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam,
Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam,

Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize?

Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı,
Aynı milliyetin altında tutan islam'ı,

Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...

Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!

Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;
Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.

Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah.

Diye dursun atalar: 'Kal'a içinden alınır.'
Yok ki hiç bir kişiden... Millet-i merhume sağır!

Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye...
Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.

Bırakın eski hükümetleri meydandakiler
Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.

işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!
işte Irak'ı da taksim ediyorlar şimdi.


30 Muharrem 1331
27 Kanunuevvel 1328
1913

Mehmet Akif Ersoy
 
Kır Hüznünü

Güneş bir gün doğacak
Al bir aydınlık saracak bedenini
Hüzünlenen gözlerini
Binlerce kez öpeceğim

Umudunla direncinle
Bilincindeki tohumla
Aydınlıklar doğacak senle

Yüreğimdeki inancı
Umarsızlık sardığında
Soluğunla ısıt beni
Günüm güneşim kavgam ol

Sen emeksin sen sevdasın
Ufukta parlayan günsün
Aydınlıklar doğacak senle

(İlkay Akkaya şarkı sözü)
 
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.



Yahya Kemal BEYATLI
 
Üstüm başım toz içinde
Önüm arkam pus içinde
Sakallarım pas içinde
Siz benim nasıl yandığımı
Nerden bileceksiniz.

Bir fidandım deriildim
Fırtınaydım duruldum
Yoruldum çok yoruldum
Siz benim neler cektiğimi
Nerden bileceksiniz.

Taş duvarlar yıkıp geldim
Demirleri söküp geldim
Hayatımı yıkıp geldim
Siz benim neden kaçtığımı
Nerden bileceksiniz.

Gökte yıldız kayar şimdi
Annem beni anar simdi
Sevdiğim var kanar şimdi
Siz benim niye içtiğimi
Nerden bileceksiniz.

Bir pınardım kan oldum
Yol kenarı han oldum
Yanıldım ah ziyan oldum
Siz benim neden sustuğumu
Nerden bileceksiniz.

Ben ardımda yas bıraktım
Ağlayan bir eş bıraktım
Sol yanımı boş bıraktım
Siz benim kime küstüğümü
Nerden bileceksiniz.

Yusuf Hayaloğlu
 
Kırkıncı odanın kapısındayım;
Ne varsa bu kapı arkasındadır.
Açsam, ya açmasam kaygısındayım;
Aklım iki cihan arasındadır.

Kim bilir neler oluyor içerde!
Yarab! İnsan bahtım hangi ellerde?
Ha ben ha masaldaki o şehzade;
Gönlüm bir güzelin sevdasındadır.

Cahit Sıtkı Tarancı
 
Ey harlı imtihanımın vesilesi,
Kelamımı akıtan yaralı cümle.
Çok sevdim hüzün kokan yetimliğini,
Şahittir ay ve gece ...
Bir ben ağıtladım,
Bir leyl ardın sıra hece hece ...
( Sus...! )

Elem Sönmez
 
KİBİR


Oyun bitince şah da, piyon da, vezir de
Koyulur aynı kutuya
Sana gelince dünyalar olsa emrinde
Aldanma heybetine
Fırtınalarda arkandan seslendim
Geçilmiyordu ya havandan, suyundan, kalbinin yolundan
Fırtınalarda arkandan seslendim
Kıyıdan açıldım çoktan
Ah be evladım dalgasız denizde herkes kaptan
Bu kibir seni yer bitirir
Tatlı canının kendi bilir
Yüreğin bensiz kederiyle
Tek başına bir büyük devirir
Bu kibir seni yer bitirir
Tatlı canının kendi bilir
Yüreğin bensiz kederiyle
Tek başına bir büyük devirir
Oyun bitince şah da, piyon da, vezir de
Koyulur aynı kutuya
Sana gelince dünyalar olsa emrinde
Aldanma heybetine
Fırtınalarda arkandan seslendim
Geçilmiyordu ya havandan, suyundan, kalbinin yolundan
Fırtınalarda arkandan seslendim
Kıyıdan açıldım çoktan
Ah be…


Melis Kar
 
Keder, yavan bir yakıştırmadır
bir sunağın nasır tutmuş elleri karşısında
hayat bu, kiminin cebinde unutulmuş çakıl taşı
kimine suya değmiş hüznü gitmelerin
bu türkü, Leyla'dan sonraki ilk uyku
aşkın zindanında parıldayan ayna

...

Öfkem bir uzun kıştan armağandır sana
bahar desen, iliklerim dehlizlerinde buz
bak işte sağır ve delidir rüzgâr
tenini sıyıran ve yaralayan savrukluk
bir çöl ıssızlığında saklar da seni
dünya ilk yalanın gölgesinde dinlenir

Ağlamak bağışlanmış bir bilmecedir
sen gözlerini sakın yine de şarkılardan
belki kış yorulur, bahar neşelenir sonunda
yumuşar şiirimin köşe bucak zalimliği
sonrası yaz, sonrası uzun uzun dağınıklık
gelişin esrik bir türkünün ilk hecesidir

Nur Zelal
 
Eğer cennetler varsa
yeryüzü bir cennetse
ve geçmişimiz şu ansa
belki vardır bir anlamı..
çünkü orada olsaydı burası
bizler biz olmazdık belki de.
Duygular önce geldiğinden
kime ne söz diziminden
çünkü hayat bir paragraf değil,
ne de ölüm bir parantezdir.


E. E. Cummings
 
Düşümdeş Şiirlik Ekmek.

Resital bakışlı bir öfkeden uyandım

Doğum sancıları çeken kısrağın gölgesinden

Sancımaz mı bileklerin?

Safir bileklerinde,şiir aralığı geniş delta

Süveydanın Çitlembik göz pınarı

Kayısı tadında aşk nasıl yetiştirilir?

Lotus dedim ikindi hırlısı gibi/ellerinde Çavdarın bütün tonları

Tahra,Ah Yakıcı Tahra/Batının doğuya üstünlüğü

Varlığı Taipan ısırığı/pirinç suyu ile yıkanan saçlar adına

Anlatmak seni inciye,mercana…

Deniz kokan balkonda

Memelerine kazıdığın kiraz yanığı

Hüznümün şiir halleri/Külden geçtim, kiraz sancısına çare…

Hurdahaş kalemin çilli bakışlı anı

Yaban telaşın başladımı bitmek bilmiyor

Esmer,kıraç,kışkırtıcı/Pazar günü erken kalkma sebebi

Mühür dedin gözlerinle, yatsı civeleğim

Dirgen,Tırnakları Ölüm Dirgen/Mısır ekmeği kokan Vanilyam

Darbesi Amber olan/Duaya duran kızıl Yaom benim

Anlatmak seni şiir hasatına,anıza…

Büyüyorum her gün yeniden,yenilerek

Kırmızının kan rengi,sorbe enerji

Sarının güneş,Beyin fırtınası

Yeşilin doğa,tazelik,umut

Mavinin gece olduğunu öğreniyorum,esmer Gece

Sur çukurunu üzerinde öpüyorum

Kavimler kapısı açılıyor ikimize/ Şairlere bilmediklerini öğreten güzel

Orak,Zehir zemberek Orak/Ah Greçkam, kara buğdayım

Yokluğu yalnız Pars /Uzun saç uzun ömür ve aşkın sembolü

Anlatmak seni Taze Baharlara,Kıraç’a..

Servet ALKAN
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri