Günün Siiri

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Günün Şiiri
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Çağırırım Gani deyi
Gel ağlatma beni deyi
Kimi görsem seni deyi
Yüzüne bakar ağlarım.

Karacaoğlan.
 
Ey acılara tat veren güzellik,
Yüreğimize hoş geldin!
Geldin de,
Çiçekli dallara döndürdün öfkemizi.
Artık ister dolu yağsın ömrümüze,
İsterse kar,
Biz ki bildikten sonra sevmeyi,
Bütün sabahlar,
Acı renginde olsa ne çıkar?

Adnan Yücel
 
‪Kalbim bugün annesiz bir çocuk,‬
‪kimsesiz bir ev gibi sessizim.‬
‪Boğazımda unutamadığım‬
‪acı sözlerin düğümü‬
‪Ruhumda dağların dengi bir ağırlık...‬
‪Valizini boşaltarak kederin,‬
‪kendi nehrimi bulandırıyorum.‬
‪Ah unutamamak‬
‪ne meşakkatli iş!‬

‪Seçil Oğuz
 
Yusuf olmak zor, çok zor…
Yusuf’san önce sevmekle başlayacaksın çileye…
Öyle bir seveceksin ki; şüphe olmayacak içinde.
Öyle saf, öyle temiz olacak işte.
En yakınların kesecek başını…
En yakınların itecek seni karanlıklara…
En yakınların yakacak her zerreni.
Ve sen güzel görecek, güzel bakacaksın her şeye…

Dedim ya; Yusuf olmak zor, çok zor...
Bu dünya perdesinde Yusuf olmayı seçtiysen, önce dar kapılardan geçeceksin…
Dört duvara dokunacaksın, her köşe başında bir kuyu olacak sen girecek - sen çıkacaksın.
Her çıkış bir başlangıç, her düşüş bir devrin bitişi olacak.
Ve O’ndan başka kimseyi imdada çağırmayacaksın,
Zindanların yakın edecek bütün yaratılmışı...
Dağlar yoldaşın, taşlar arkadaşın, kuyular sırdaşın olacak.
Önce sıla yakacak içini…
Sonra adı hasret olan bütün özlemler gelecek peşinden…
Sabırla başlayacak dünya sürgünün.

Yusuf olmak zor, çok zor…
“Nurun da hoş, narın da” diyeceksin.
Bütün ateşleri gül diye tutacaksın.
Kor önce avucunu, sonra yüreğini yakacak, susacak susacaksın,
“ Ah” demeyi bile çok göreceksin diline.
Şikâyet kapılara gelip gelip gidecek eski yerine,
Sevmenin ne zor olduğunu elbet anlayacaksın.

Yusuf olmak zor, çok zor…
Köle olup önce pazarlarda satılacaksın…
Saraylara ayağında kelepçeyle gireceksin.
Toprak değecek tenine, rüzgâr savuracak tanelerini gözlerine,
Kimse inanmazken sana, yitirmeyeceksin hiç ümidi.
Hamken yanacak, yandıkça pişeceksin,
“Elhamdülillah” kemerini kuşanacaksın,
Çileden geçmeden gidilmez hiçbir yere.
Çekecek çekecek hep pişeceksin…
İmtihanı öyle kolay olmayacak aşk yolunun,
Her adımda bir kez daha bileneceksin.

Yusuf olmak zor, çok zor…
Her yanışında anlayacak; Yusuf olmak zor diyeceksin.
Sonra aşkın ne zehir olduğunu tadacaksın…
Kılıçtan keskinliğini, nankörlüğünü, acizliğini,
Yolun zindanlara düşecek, edep perdesinin ardında bekleyeceksin.
Beyaza değen siyah temizlenene kadar sürecek bekleyişin.
Öyle kolay olmayacak siyahtan arınmak,
Yani seneler sürecek bekleyişin.
Kapılara asılacak Yusuf gömleğin,
Bakıp bakıp, eğeceksin başını
Ama mahcubiyetten değil, yine edepten olacak sakınışın.
Ne zaman ki sebepler kapısını kapatıp tümden,
Dönünce yüzünü Rahmana bir haber gelecek gaybtan:
“Yusuf tertemizdir günahtan”
Sultanlığın yolu zindandan geçecek bileceksin…

Dedim ya; Yusuf olmak zor, çok zor..
Yusuf’ken sultan olmak da zor,
Hele Yusuf’un Yakup’u olmak, işte o hepsinden zor…

Saadet Bayri FİDAN
 
Herkesin bir kapısı vardır
Bir de kaybettiği bir kilidi
Açık bıraktığı bir penceresi
Gidemediği yolu
Kesemediği bileti
Titrediği bir sıtması.
Var işte gidenlerini gömdüğü
Kalabalık bir mezarlığı...

Cihan Akçay
 
Herkesin bir kapısı vardır
Bir de kaybettiği bir kilidi
Açık bıraktığı bir penceresi
Gidemediği yolu
Kesemediği bileti
Titrediği bir sıtması.
Var işte gidenlerini gömdüğü
Kalabalık bir mezarlığı...

Cihan Akçay
Güzel bir şiir canım.
 
Çok eski bir yaranın
kabuğunda, buluştuk seninle.
Sen ki, yoluma kasıtlı çıkarılmış gibi...
Sen ki, hastalıklı hayata şifa niyetine...
 
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
yaprakla yağmurun aşkı meselâ
kim olsa serpilen coşturuyor bizi
imreniyoruz başkalarının mahvına.
Yağmur mahvoluyor çarparak
kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında
yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur
silkiniyor vuran her damlayla.

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilkönce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
Bize ait olan ne kadar uzakta!

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
başkalarının düşünceleriyle değil.
“Üstümde yıldızlı gök”demişti Königsberg’li
“içerimde ahlâk yasası”.
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?
İster gözünü oğuştur,istersen tetiği çek
idam mangasındasın içinde yasa varsa.
Girmem,girmedim mangalara
Yer etmedi adalet duygusu
içimde benim
çünkü ben
ömrümce adle boyun eğdim.
Yıldızlı gökten bana soracak olursanız
kösnüdüm ona karşı
onu hep altımda istedim.

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
düşmanı gösteriyorlar,ona saldırıyoruz
siz gidin artık
düşman dağıldı dedikleri bir anda
anlaşılıyor
baştan beri bütün yenik düşenlerle
aynı kışlaktaymışız
incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
tek başınayız.

Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
belki çocuk ve ihtiyar,belki kadın ve erkek
hepimiz,herbirimiz gizli bir isimle adaşız
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
hayatımıza kendi adımızla başlardık
bilmediğimiz bu isim,hesaptaki bu açık
belki dilimi çözer,aşkımı başlatırım
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.

İsmet Özel
 
Ve adın imtihan yeridir Dünya!
Eğer düşersek sendendir,
Dik durabilirsek bizden…

Soğuk ve kaygan yollarda kaymadan ayaklarımız
Ateşten bir koru düşürmeden ellerimizden
Üşümesin diye yüreğimiz sırtımıza aldığımız bir şaldır haya
Ve iman yüreğin ve bedenin damarlarında dolaşır
Kalbe inen zikirle tazelenir, güçlenir…

Ve kaymadan ayağın yürümeye çalışırken hayat yolunda
Yolda ki dikenlere takılıverir şalın
Yavaş, yavaş, sökülür, sökülür…
Hiç fark etmezsen çırılçıplak kala kalırsın yolun ortasında
Elinde bir kor, dayanılamayacak sıcaklıkta
Setretmek için ellerinle bedenini, onu bırakırsın
Ve bir daha asla ısınamazsın…

Ya da, olurda fark edersen, yürürken buzlu yollarda
Ayağın bir şeylere takılırda yuvarlanıverirsin yere
Bir bakarsın ki yüreğini ısıtan şalındır, ayağına dolanan,
Yoldaki dikenlere takılıp yavaş, yavaş sökülen…
 
Aşk,
Kabe’nin siyah örtüsüne yüz sürenin
Gözünden dökülen ..
Aşk, Mecnun Leyla’ya sende kimsin dediğinde
Maralların gırtlağına tıkanan ..
Aşk, hesap günü kargaşasında
Anaya yavrusunu unutturan neyse
Herkesi ve herşeyi öyle unutturan ..

Aşk, yangın yeri
Aşk, talan, aşk dağları yürüten
Bir gece ayı sol, güneşi sağ eline verselerde
Vazgeçilmez olan..
Aşk, damda deve aratan
Balıklara iğnesini getirten
Ebu Bekir adında birini yoldaş eden
Aşk, Fatıma’nın farklığı
Zeynep’in cesareti , Vahşi’nin keşkesi
Aşk, Meryem..


Tahta atların üzerinde anakaralar aşıran
Kağıt gemilerle okyanusları bitiren
Oyuncak kılıçlarla haramileri düşüren
Aşk, ikindi, Aşk şimdi, aşk bekleyen
Aşk, Hatice..
Kimsenin kimseye hayrı olmadıpı yerde
Yinede ilk akla gelen
Sonsuz karanlıkların ortasında
Vurgun yemiş bir çığlıkla çerhalar yakan

Aşk, koşmak,
Aşk, sefa ile merve arasında olmak
Aşk ençok ağlamayı kendisine yakıştırmak
Koşmak koşmak koşmak …
Aşk, Hacer
Bir aba, bir hırka
Bir nefesde kırkbin defada adını söyleyebilen
Aşk, Mevlana,
Bütün evliyaların gizlediği
Bütün abdalların izlediği
Bütün devrişlerin içlerinden geldiği gibi..

Aşk, en çok İsa’ya yakışan
Sabr ise en çok Eyüp’a yazılan
Merhamet ise on Nebiye inen
Denizler tutuşturulduğunda
Dağlar yürütüldüğünde
Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde
Herkesin herşeyi, herşeyin herkesi unuttuğu o günde
Aşk, unutmamak

Aşk, gözü karalık
Aşk, yalnızlık
Aşk, öksüz şehirlerin kapısında
Bagdat’ta, Gazze’de, Kandehar’da, İstanbul’da
Isırdıkça kanayan dudaklardan dökülen sözlerle
Havanın nasıl, saatin kaç olduğunu sormak
Aşk, hiç kimsenin hiç kimseyi bu kadar sevmemesi
Yağmurun incire, zeytinin bala söylediği
Anla işte aşk, onbir yaşındaki Muhammed’in (s.a.s.) annesi..

Aşk, eylem
Dünyanın en güzel baş kaldırması
En güzeli ile dünyanın
Bir hırkadan yazışmış en şiir bulup çıkarmak
Aşk, hiç kimsenin hiç kimseyi bu kadar beklememesi..

Can Demiryel
 

BENİM KÖYÜM

Baharda şenlenir bağı, bahçesi
Kokusu başkadır benim köyümün
Unutturur adama gamı, kederi
Havası başkadır benim köyümün
XXX
Akşam olur herkes döner evine
Can kurban inan ki benim köyüme
Gülabi'nin torunları derler bizlere
Özü başkadır benim köyümün
XXX
Yeşil yeşil meşeleri var dağında
Meyve ağaçları çiçek açar bağında
Her çeşit otlar yeşerir toprağında
Yeşili başkadır benim köyümün
XXX
Köyümün kenarından akar çayı
Kıvrım kıvrım dolanır sular tarlayı
Unuttum sanma orda olmayı
Dostluğu başkadır benim köyümün
XXX
Yaz gelince çıkarlar yaylaya
Gurbetçiler hasretle döner sılaya
Benden selam olsun Aziz Ağa'ya
Sevgisi başkadır benim köyümün

İbrahim SEVİNDİK
 
‪Kalbim bugün annesiz bir çocuk,‬
‪kimsesiz bir ev gibi sessizim.‬
‪Boğazımda unutamadığım‬
‪acı sözlerin düğümü‬
‪Ruhumda dağların dengi bir ağırlık...‬
‪Valizini boşaltarak kederin,‬
‪kendi nehrimi bulandırıyorum.‬
‪Ah unutamamak‬
‪ne meşakkatli iş!‬

‪Seçil Oğuz

Ellerinize sağlık çok güzel bir şiir paylaşımınız için çok teşekkürler.
 
Gel bana Giritlerden
bu kutsal tapınağa
güzelim elma koruna senin
sunakları günlük kokan.

Çağlar soğuk sular elma dalları arasından,
her yanı gölgeler güller
büyülü bir uyku akar
titreşen ışıklarından yaprakların.

Burada,atların otladığı çayırda
açar bahar çiçekleri
incecikten bir yel eser
……
Al burada Kypris…..
dök yavaştan altın kupalara
dök nektarı
şenliğimiz için karıştırılan.

-Sapo Bacı.​
 
]ağaç anlatabilir kendini yağmura,
hiç değilse fısıldayabilir -bunu biliyorum.
kuş nasıl tarif edecek; konsa yeryüzünde av,
uçsa bir ömür boynunda vebal.
ve kimim ben, düşe kalka dolaşan
yorgun ruh, dolaşık gönül, som gurur?
ve kim, beni omzumdan öpüp o siyah
yolculuğa çağırır?

Birhan Keskin
 
Benim için günün şiyiri bu ve bu birine pek tanıdık gelecek.

* * *

Yaban balı özgürlük kokar,
Toz, güneş ışını kokar,
Bir kızın ağzı -menekşe
Ve altın -hiçbir şey kokmaz altın.
Tereotu su kokar,
Aşk ise elma,
Ama biz, biliyoruz artık
Yalnız kan kan gibi kokar…
Romalı yöneticinin halkın önünde
Topluluğun ölüm bağırtıları altında,
Ellerini yıkaması boşunadır,
İskoçya kraliçesinin sıska avuçlarını
Oğuşturması boşunadır
Kan damlalarını silmek için
Kral sarayının boğucu karanlığında…

-Anna Ahmatova
 
Bu sayfaya beni Michael getirdi.Dinliyordum.Paylasma arzusu olustu.Öyle iste.
Önce sarki;


[YOUTUBE]/LeiFF0gvqcc[/YOUTUBE]

Sarkinin yüzünden beynimde isildayan siir,günün siiri olsun...

Kleopatra Ve Âşıkları


Saray pırıl pırıl. Şarkıcılar hep bir ağızdan
Destan okuyorlardı, filâvta ve rubabın akışıyla.
Melike sesiyle ve bakışıyla
Canlandırıyordu ziyafeti ihtişam içinde.
Gönüller sürükleniyordu onun tahtına doğru
Fakat altın tasın önünde, O, birdenbire daldı derinlere
Mucizeli başını, omuzuna eğip durdu.

Ve şimdi muhteşem ziyafet sanki uyukluyordu,
Davetliler susmuştu. Şarkıcılarda ne ses, ne seda vardı!
Ama işte, eğilen başını O kaldırdı yine,
Işıklı bir yüzle başladı sözlerine:
"Mutluluğunuz sizin, benim aşkımdadır,
Dinleyin beni, ben dilersem eğer, siz
Benimle bir olabilirsiniz.
İhtiras alışverişine kim giriyor, kim?
Aşkımı satıyorum ben,
Hayatı pahasına bir gecemi benim
Söyleyin, kim satın alacak içinizden? "

Sustu ve korku sardı herkesi,
Yürekler burkuldu şehvetle...
O, yüzünde soğuk bir cüretle
Dinlemektedir şaşkın mırıltıları
Ve küçümseyen bakışlarını ağır ağır
Hayranlarının üstünde dolaştırmaktadır.
Birden bir insanın çıkışıyla yarıldı kalabalık
Onun peşinden geldi iki kişi daha
Duruşları pervazdı, gözbebekleri ışık.
Melike karşılıyor gelenler ve böylece
Alışveriş bitiyor: satın alınıyor üç gece.
Ölüm odasıdır çağıran onları artık.

Şimdi kutsal kâhinler
Donakalmış davetliler önünde
Uğursuz kâseden
Sıra kur'asını çekiyor birer birer.
Birinci Flavius, son Roma bölüğünde
En yırtıcı asker.
Çıldırtabilirdi onu
Katlanmak bir kadının azametine,
O kabul etmişti zevkin meydan okuyuşunu,
Kızgın kavga günlerinde koşar gibi
Düşmanın davetine.
İkinci, Kriton, genç hakim,
Epikür bahçelerindendi,
Kharite'lerin, Kıbrıs'ın, Amur'un
Şairi ve hayranlarındandı.
Üçüncü, yeni açmış bir bahar çiçeği gibi
Okşuyordu gözü ve kalbi.
Ünlü değildi, adı asırlarda tutmamıştı yer;
Yavaşça gölgeliyordu
Dudaklarını ilk tüyler;
Genç yüreğinde tecrübesiz gücü
Kaynıyor ihtirasla;
Heyecan ışıldıyor gözlerinde.
Mağrur Melike hüzünlü bakışlarını;
Dondurdu onun üzerinde.

"-Ant içerim... Ey zevklerin anası,
Mislini görmediğin gibi hizmet edeceğim sana.
Satılık bir cariye gibi gireceğim,
Kandırıcı ihtirasların odasına.
Dinle beni, gücü büyük Kıbrıslı sen,
Ve siz yer altı hükümdarları,
Ey gazaplı Ayda'nın ilahları,
Yemin ederim ki, sabah şafak sökene kadar
Arzularıma hükmedenleri, ben
Tatlı ihtiraslarla doyuracağım,
Ve bütün esrarlı aşk hünerleriyle
Ve misilsiz bir rehavetle onları yoracağım.
Ama, kızıl sabah ışıklarıyla,
Sökünce ölümsüz şafak,
Yemin ederim ki ölümün baltasıyla
Bu bahtiyar başlar yuvarlanacak."

Ve işte artık gün batıyor,
Altın bir yay gibi doğuyordu ay.
Örtüldü baygın gölgelerle
İskenderiye'de saray.
Fıskiyeler coşuyor, meşaleler tutuştu.
Buhurdanlar tütüyor ağır ağır, yer yer...
Dünya ilâhlarının bekliyor emirlerini
Tatlı, ihtiraslı serinlikler.
Sessiz ve ihtişamlı karanlıkların,
Gönlü çeken mucizeleri arasında,
Ve gölgesinde erguvani perdelerin
Işıldıyordu altın oda...



Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
Ceviri; Nazim Hikmet


Hos,klipteki Kleo olmasada..Hepsi ayni agacin dallari.Nede olsa kalitim.
 
Ömründe bir kez olsun, sokaklarda çığlıklar atarak koşabilmeli insan
kaydıraktan kayarken, yuvarlanıp düşebilmeli
Tahteravallinin tepesinde asılı kalıp, arkadaşına yalvarabilmeli
Bir kez olsun, avuçlarının içine sığmayan bir papatya demetini uzatabilmeli annesine
Arkadaşları için kavga edip ,dayak yiyebilmeli bir kez olsun, mahallenin oğlanlarından,
sonra bir kez daha bu kez annesinden ama; kavga ettiği için..

İnsan , ömründe bir kez olsun, okulu kırıp, Heybeliada’ya gidebilmeli
Vapurun güvertesinde, yüzünü rüzgara serebilmeli
Hiç bir zaman itiraf edilmemiş aşkın muhatabıyla, göz göze gelebilmeli
Sonra kaçırabilmeli gözlerini güneşi bahane edip..

Kopya çekmeli ya da kopya vermeli arka sıradaki arkadaşına,
Sözlüye kalkıp, tek söz söylemeden oturabilmeli yerine
İddiadan bir kola kazanabilmek için sadece..

Aşık oldum sanabilmeli bir kez olsun..
Öyle gecenin bir vakti, herşeye dönüp sırtını
Bütün herşeye, herşeyi sandığı herşeye dönüp sırtını
Peşine düşüp gidebilmeli, nereye gittiğini bile sorgulamadan
Birkez olsun anne olabilmeli insan, Cennet’i koklayabilmeli..

Ömründe bir kez olsun, ağlayabilmeli
Öyle eften püften şeylere değil
Göz yaşlarının hakkını vererek , kendini, kendine ağlayabilmeli
Tutup saçlarını, usturayla doğrayabilmeli
Avucuna bir sigara bastırabilmeli

Korkabilmeli insan delirmek üzere olduğundan
Şakağına bir soğuk metal dayayabilmeli, çekemese bile tetiği
Sonra açıp pencereyi,incir ağaçlarına bakabilmeli
Ezan sesiyle kendine gelebilmeli, bir kez olsun..

Ömründe bir kez olsun güvenebilmeli
Kardeşim diyebilmeli hesapsızca
Yüreğini dökebilmeli
Sırlarını, günahlarını, yalanlarını, zaaflarını soyunabilmeli O’na
Hiç korkmadan sırtını dönebilmeli
Ve sırtının orta yerinden bir bıçak yiyebilmeli..

Bir kez olsun, yağmurun altındaa sırılsıklam olabilmeli
Kardataklalar atabilmeli
Konuşabilmeli erik ağacının çiçekleriyle
Bir serçeyi gagasından öpebilmeli
Sarılabilmeli bir ağaca
Ateş böceklerinin dansını izleyebilmeli bir kez olsun
Bir kelebek konmalı saçlarına
İnsan bir kez olsun,
Yağmur sonrası toprağa yalın ayak basabilmeli..

Utanmadan hiç bir şeyden
Ve yakınmadan geç kalınmışlıklardan
Hesapsız, kitapsız, zamansız, mekansız
Aşık olabilmeli insan ömründe bir kez olsun..
Utanmadan ağlayabilmeli
Yalvarabilmeli gitme diyerek
Ömründe bir kez olsun aşk şiiri yazabilmeli..
Gözlerini kapatıp, en olmadık hayalleri kurabilmeli,
Duyulursa, bilinirse katle ferman olacabilecek şeyleri
İsteyebilmeli insan, bir kez olsun..

Sabahlayabilmeli balkonda
Ayazın altında kendine sarılıp öylece sabahlayabilmeli
Sessiz çığlıklar atabilmeli kimseyi uyandırmadan..

Gözünü ayırmadan bir telefona saatlerca bakabilmeli..
Aynı şarkıyı yüzlerce defa dinleyebilmeli..

Ömründe bir kez olsun vazgeçebilmeli herşeyden insan
Bütün hayallerden,
Bütün sözlerden
Bütün seslerden
Bütün yağmurlardan
Gülüşlerden,
Bir kez olsun vazgeçebilmeli kendinden
kendini terkedebilmeli ..

Toplayıp bütün cesaretini
Aynaya bakabilmeli, ayna onun yüzüne tükürse bile..

Ateşin içine koşabilmeli,
Yanmayı umursamadan
Ve umursamadan ateşi
Ateşin, varlığını bilmesine bile ihtiyaç duymadan
İnsan bir kez olsun ateş olabilmeli..

Bir kez olsun
İnsan ömründe bir kez olsun
Tek bir an bile olsa
Bütün zaaflarıyla,
Yetenekleriyle
Aczleriyle
Korkularıyla
Cesaretiyle
Öfkesiyle
Hasretiyle
Gülüşüyle
Ağlayışıyla,
Pişmanlığıyla
Çaresizliğiyle
İnsan bir kez olsun,
Her hâliyle
İNSAN olabilmeli..

Dilek Kartal
 
PDZ5ab.jpg

Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile
Seni ben geçerken
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ''O'' geçiyordur
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler.
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
Zamanı durdururum yüreğimde,
Sensiz geçtiği için,
Akrep yelkovana küskündür.
Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
Bil ki akrep yelkovanı geçerse,
Atan bu yüreğim durur.
Bırak bozuk kalsın, hiç değilse
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

Turgut Uyar (Tomris Uyar'a İthafen)
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri