Günün Siiri

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Günün Şiiri
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Nedir bu sevdanın nihayetinde
yadlar gezer yârin vilayetinde
herkes diyarında, muhabbetinde
bilmem bizi ne civara yazmışlar

-Sümmani
 
Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
Vaktinde anlamanın sevinci mi
Ya da biraz geç kalmanın
O gereksiz tedirginliği mi
Hangisi

Ama belli ki sonundayız her şeyin
En sonunda.
 
"çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı."
 
..Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
 
bir bıçak saplı durur göğsünde
hangi su tasına uzansan boş;
hangi pencereye koşarsan koş
aynı siyah güneş gökyüzünde.

aynı siyah güneş, aynı siyah,
aynı susayış, aynı koşu, aynı...
of... hep aynı şey, aynı şey, aynı şey
aynı, aynı, aynı, aynı, aynı...

-A. Muhip Dıranas.
 
Seni anlatabilmek seni
İyi çocuklara, kahramanlara
Seni anlatabilmek seni
Namussuza, halden bilmeze
Kahpe yalana
Ard-arda kaç zemheri
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir
dünya...
Bir ben uyumadım
Kaç leylim bahar
Hasretinden prangalar eskittim
Saçlarına kan gülleri takayım
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni
Dipsiz kuyulara
Akan yıldıza
Bir kibrit çöpüne varana
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin
Yitirmiş öpücükleri
Payı yok, apansız inen akşamdan
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

-A. Arif
 
Tedbirli sessizlik gibi gelmeliydim.
İnciden ya da ateşten yapılmış ayın altında,
Dev alevlerin altında ya da derinliklerinde soğuğun
O derin gözün içinde, dikkatli
Yaktıklarında kaçmak için dudaklarından
Doğru olmak istiyorum
Ve söylemek şunu, uzatıp kollarımı:
Tepenin üzerinde hayat satıyorum,
Hiç bilmeden neden öldüğünü o gülün sonzuda dek.

-Vincente Aleixandre
 
Bir akşam-üstü pencerenden bakıyordun
Ağır ağır, yollara inen karanlığa.
Bana benzeyen biri geçti evinin önünden.
Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya..
O geçen ben değildim.

Bir gece, yatağında uyuyordun..
Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya.
Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan,
Ve karanlıklar içindeydi odan...
Seni gören ben değildim.

Ben çok uzaktaydım o zaman,
Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebepsiz ağlamaya.
Artık beni düşünmeye başladığından
Bıraktın kendini aşk içinde yaşamaya..
Bunu bilen ben değildim.

Bir kitap okuyordun dalgın..
İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı.
Genç bir adamı öldürdüler romanda.
Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın..
O ölen ben değildim.

-Ö. Asaf
 
Kalbin kıyısına üç nefeslik hüzün koydun.
Acıdan değil, sırtındaki yükten değil, sakalına yapışan yalnızlıktan değil
Kısık gözlerine sızan kılıç kesmez hesabın şedid korkusu.
İki parmak arasında kalp ürpermesi ardına kadar açılan kapılardan ses veriyor.
Akıl almaz bir koşudur nefesin akla ziyan hâli.
Sonra.
Nereye koyacağını bilmediğin, bilemeyeceğin sualler dalgası:
Nerede saldın aşkı, kime verdin göğü, kimden dilendin azığı?..
Bir ses ile tırmanırken asanın gamlı çehresine biteviye takıldın.
Susuyorsun ki ayaların köhne, parmakların gel git
Susuyorsun ki denizin attığı balık hıçkırığı göğsün üstünde.
Gül büyütürcesine nefesin sıcak, yüreğin berrak, ticaretin makbul
Ümit taşırcasına ellerin mümbit, kalbin kavi, ayakların sabit.

Kalbin kıyısında hüzün.
Her yön hüzün, her yük hüzün, her hatıra hüzün.
Cennete hüzün yükü ile soluklanıyorsun.
Allah hüznünü kabul etsin.

Kâni Çınar
 
Kendi masalını seçmeliydin çocuk
Nikotin sarısı dişlerin
Hiç yakışmadı zaten bu gülüşmelere
Ne sen Anka’ydın dirilebildin küllerinden
Ne de Kaf dağıydı
Göğsünde devrimler büyüten ülken

Bak bitti
Parçalandı ay limon sarısı

Saçlarına yıldızlar takan
Beyaz karnı fesleğen kokan peri
Yıkıp bahçesinde gül dikili evleri
Gazze’li çocukların gözleri gibi
Gecenin çitlerinden atlayıp gitti

Ardında rayların çelik soğuğu
Ardında boş salıncakların paslı gıcırtısı

Başladı beklenmeyen yangın
Bedenim telaşlı
Ruhum ateşe yaklaştıkça diri
Sanki karnı yırtılan kentlerin semenderi
İbrahim kimdi
Bu başıma gelen neydi

Sorunca söyledi
Gecenin kör bekçisi
Önce düş ve ses vardı
Ses gitti düş kaldı dedi
Radyodaki şarkı
Köşedeki sardunya çiçeği
Hatta kısa saçlı bir kız resmi

Derdin ne o zaman dedi
Kendini tanıdıkça çıldıran adam
Körfez gümüşten bir bıçak bu akşam
Bak parçaladıkça güzelleşiyor şehriyar
Hüznün doluyor kahve fincanlarına
Dünya açlar için kocaman bir simit
Şairler için duman ve efkâr

Şair ki biraz şiir
Şair ki tenha kendine
Biraz kör biraz sağır
Çığlığında boğulurken sokaklar
Yatırır gözlerini Ege’nin sularına
Dalar çıkar
Aklı bir karabatak
Her şeyi sanırken su ve toprak
Gelir hırpalar yüzünü
Hayatın en kocaman sorusu

Hadi tut ellerinden kendinin
Yalnızlık özgürlüktür inan
Ağla korkma sen kahraman değilsin
Susar baktığın gözde anlam
Yürekte aşk susar
Dudakta kelam
Bunu en çok sen bilirsin
Sen bu masalın adamı değilsin

Su ve topraktan geç gayrı
Sır ateşte
Yak istersen bu şehri
Görsün herkes aslında bir dağ
Aşka pervaneden başka yok masal
Ateşe girip yanmamakta misal
İbrahim’i dinle
Dem bu dem
Fenafillâh
Dem bu dem
Beka billâh

Kendi masalını seçmeliydin çocuk
Nikotin sarısı dişlerin
Hiç yakışmadı zaten bu gülüşmelere
Ne sen Anka’ydın dirilebildin küllerinden
Ne de Kaf dağıydı
Göğsünde devrimler büyüten ülken

Şahan ÇOKER
 
Lodos.
Çocuk gülüşleriyle gelir.
Ya bir çocuktur lodos geçmişin karışık rakamları arasında ya çocukluğa açılan kocaman bir kapıdır tarihi bir eser kokusunda.

Ve lodos.
Kırgın kırgın bakılan hatırların mağlubiyetidir pırıl pırıl umutlar karşısında.

Her lodos.
Lodos bir yere değdi mi bilirsin güzelleşecektir orası.
Bilirim.
Lodos değmeye görsün acılı gözlerime manidar baharlar, ılık yazlar, masalsı kışlar ol vakit kalbime yerleşir.
Anlatım bozukluklarına inat kalp yeşertir.
Gizli ve ayan failler utanç içinde, lodos bir eylem olur.
Evvel zaman içinde.

Hep lodos.
Bir zaman ve mekan aralığıdır takvimlerden sarkan.
Hem gürül gürül hem ışıl ışıl.
Bir günü devirmek takvimden bir sayfayı çevirmek değil kapıdan sokulan bulutsu nefestir lodos altında.

Lodosu solumak yâr solumaktır uzak dağlara bakıp sıcak hayaller katında.
Çünkü lodos mesafeleri emen bir kısrağın ensemizde nefesidir.
Lodos yolcuları kalmasın.

Kâni Çınar
 
Penye Ve Hakikat

iyiydik. penyelere inanıyorduk
doğum günü şarkılarına, pastalara ve mumu üfleyen kişiye
iy ki doğmuş olmanın neşeli gerekliliğine
kimyaya, ölçü ve tartı aletlerine inanıyorduk
adı fatma, fatma’ya hemen inanıyorduk
sergio leona’ya, elektrik enerjisine
adı ali, ali’ye niçin inanmayalım

iyiydik
ikinci tokatları kültürel fark kuramıyla açıklıyorduk
birincisi doğaçlamaydı zaten
üçüncü tokat ama insan haklarına aykırı
insan haklarına inanıyorduk
john locke’a ve john wayne’e
bir yerden bir yere gitmeye inanıyorduk
montlara, pamuk tarlalarına, virginia tütününe

ölülerin yönetimindeki dirilerin savaşına
ama en çok penyelere
“lili marlen şarkısı ne kederlidir”
aldık, kabul ettik; çok kederlidir
buralarda bir yerdeydi, ona da inanıyorduk
her neydiyse zaten şüphe yok inanmamıza
el kameralarına, merhamete… reno toros’a
nerdeyse iman edecektik üretimden kalkmasa

iyiydik
penyelere inanıyorduk. monogamiye ve sürprizlere
sürpriz diyen bir ağzın kibirli büzülüşüne
bikini adasına ve bahçıvan pantolonlara
kremlere ve troçki’nin dürüst biri olduğuna nedense
kiraz zamanına, tanpınar’ a
istanbul dünya başkentidir cümlesine ve kepekli pirince

kayıp kardeşlere, ölü dillere, mühendislere
kayıp kardeş fikrinde kulağa hoş gelen bir şey yok mu
jodie foster’a; hep beraber
elmalılı tefsirine, bir kısmımız
çok azımız karabaş tecvidine

terlemeye, rutubete, madonna’ya
vatan değerli bir arsadır, millî emlakçılara
devlet demiryollarına ve halkın karayollarına
çift güllü yasin kitaplarına
mor beyaz afyon çiçeklerine değil ama
bir daha: çift güllü yasin kitaplarına

kendine iyi bak dileklerine; görüşürüz
niye görüşeceksek
şadırvanlara, antik dünyaya; roma ve üç kıtaya
sözleşmelere ve sosyal sigortalara
yerlere tükürmemeye
-göklere tükürebilirsiniz-
israiloğulları israilkızlarını öldürürken
iyiydik, penyelere inanıyorduk

Osman Konuk
 
Sabrın çalkalanıp taştığı sulardadır
Çığlıklarla parçalanmış uykularda
Buruşturulup atılmış aşklarda
Ve çalınmış mutluluklardadır
Ses ile yürek
Büyük rüzgârların o yanık şarkısı
Hâlâ yükselir içimizden dağılır
Coşkunun doruklarında sürer yankısı

İlk kurban adanırken bir nehire
Korkunun ilk nişanında başlamıştır
Gözyaşının ilk damlasından kalma
Yaslı baharlarla gelmiştir bugüne
Kanla
..........
..........

Adnan Yücel
 
Hep böyle çıkıp gelmiştir
Sonbahar dağlarımıza
Bir elinde karanfil
Bir elinde yüreği

İlhan Berk
 
Ellerin çıktı ve göğün ortasına geldi
Tarlada
Bakışı gittikçe yer toprağına
Çakılan
Bu kadar beklerken habersizdi
Ve hatta onlar da habersizdiler

Sular mı anladı
Dağlar mı sezdi
Yoksa birdenbire bir çiçek mi

Bir gün
Herhangi bir an
Ama bir çelik an
Her şey
Ve hepsi başlarını kaldırdılar
Ve hemen ellerinin gölgesi düştü yüzlerine

Karmakarışık belirsiz uzun
Geçti ve geçti gölgesi
Zerdüştün ayaklarından bir kartalın

A.Cahit Zarifoğlu
 
Zamanı oy, sesini sakla… unutulmasın
Tarih düşür her yazdığının altına
Aynaya bak, yüzünü göm… unutulmasın
Bir gün küllerin savrulur nasılsa

Bence sen, bir günlük tutmalısın
Solgun güller kurutarak yapraklarında
Yağmurda yürü, izini koru… unutulmasın
Toprağı eşeleyen çocukların avuçlarında

Şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
Geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil… unutulmasın
Dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
O fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın

İyi çocuk ol, acınla büyü… unutulmasın…

Ahmet ERHAN
 
Hangi günün gecesidir & yazı kışta kılan bilir
Gün içinde görünmeden & günü suya salan bilir
Dağlar düze iner birden
Aşkı sonsuz kılan bilir & rüzgarla bir olan bilir

Göl göl olur damda biri & çentik atar günlerine
Sel sel akar diğerleri & güneş güler tenlerine
Biri bine döner birden
Yolu yakın kılan bilir & rüzgarla bir olan bilir

Rüzgar çocuk sesleriyle & mavi bir düş kurar gökte
Sözde türkü dalda çiçek & olur açar her yürekte
Gözden perde iner birden
Düşü gerek kılan bilir & rüzgarla bir olan bilir

Adnan YÜCEL
 
Âheste çek kürekleri, mehtâb uyanmasın,
Bir âlemi hayâle dalan âb uyanmasın.
Âğuş'u nev-bahâr'da, hâbîdedir cihân;
Sürsün sabâh-ı haşr'e kadar, hâb uyanmasın.

Dursun bu mûsikî-i semâvî içinde sâz,
Leyl-i tarâb'da bir dahî mızrâb uyanmasın.
Ey gül, sükûtâ varmayı emr-eyle bülbüle,
Gülşen'de mest-ü zevk olan ahbâb uyanmasın.

Değmez Kemâl, uyanmaya ikmâl-i ömr içün,
Varsın bu uykudan dil-i bîtâb uyanmasın.

Yahya Kemal Beyatlı
 
Sevgileri yarınlara bıraktınız,
Çekingen tutuk saygılı
Bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı;
Bitmeyen işler yüzünden
( Siz böyle olsun istemezdiniz )
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitte bir sevgiyi söylemek
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği,
aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde açan çiçekler vardı
Gecelerde ve yalnız
Vermeye az buldunuz yahut
Vakit olmadı.

Behçet NECATİGİL
 
Polatlı-Haydarpaşa Arası Bir Attila İlhan ve Henri Michaux Okuması

Sen beni terketmiştin
Bir de güneş gözlerini saklıyordu benden
İnadına yanıyordu evlerin ışıkları
Bense trene binmiş
Kaçıyordum şehrimizden
Telefon direkleri sana koşuyordu
Sensizlik çoktan biletimi kesmişti
Kargalar arkamdan gülüyorlardı

Oysa ben İstanbula gidiyordum
Yazıldığı gibi okunan bir aşk
Öğretecekti deniz bana
Köpüklerden bir adbest alsam
Kabul olcaktı belki bütün dualarım
Vapur düdükleri,martılar
İp atlayacaklardı içimde

Yalnızlık, cebimde sakladığım bir biletti
Tutuştu yarısı,alev alev yandı
Bu gidişin dönüşü artık olmayacaktı
Ben koşuyordum trende,tren koşuyordu
Şehirler,dağlar koşuyordu
Ama mekan kalıyordu
Zaman, Aşk acısı gibi boğazıma sarılmıştı
Her istasyonda gözlerini arıyordum
Tren halime ağıtlar yakıyordu

Boğazı görür görmez
Ruhum raydan çıkacak
Sulara karışacaktı
Ve ay doğmasa,
Dağ başları ulumasa,
Ansızın çökmese bir gece,
Mumlar erimese,
Söndürmeseler ışıkları...
Ben boyayacaktım
zamanı
Gözlerinin rengine!

İsmail K.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri