Günün Başarı Taktikleri.. (Güncel)

  • Kullanıcı iFt
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - İş Hayatı ve Kariyer
Konu sahibi son olarak 890 gün önce görüldü
Ya Bardak Olacaksın Yada Göl

Ustaların çıraklarına sadece edindikleri mesleğizanaatı değil hayatı da öğrettikleri en geniş ve gerçek anlamıyla öğretmen oldukları dönemde Hintli bir ahşap ustası yaşıyordu.Bu ustanın çırağı büyüdü ahşap işlemeyi ve hayatı öğrendi kendi işini kurup başlattı.

Bir süre sonra dostlarından biri oğlunu getirdi ustadan onu yanına çırak almasını istedi. Fakat bu çırak sürekli yakınıp duran her şeye bozulan bir çocuk çıktı.Tahta getirmeye gidiyor döndüğünde ellerine kıymık battığından uzun uzun yakınıyordu. Bir iş teslim etmeye gidiyordöndüğünde yoldan sıcaktan müşterinin tavrından yakınıyordu.
Usta çocuğa bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama sözlerinin hiçbir etkisi olmuyordu.

Bir gün usta çırağını köye tuz almaya gönderdi. Çırak ustasının söylediği gibi tuzu alıp döndü. Usta bir bardak su getirmesini söyledi.Çırak bir bardak suyu da getirdi.Usta 'Şimdi o tuzu suyun için at' dedi.Çırak ustasının söylediğini yaptı.

Sonra usta 'Şimdi o suyu iç' dedi.Çırak suyu içti ve tabii ki içer içmez de tükürdü.Öfkeyle ustasına bakarken usta 'Nasıldı tadı' diye sordu.Çırak nefretle 'Çok acı' dedi.

Usta çocuğa 'Tuzu yanına al gel gidiyoruz' dedi.
Çırak ustasının peşine takıldı. Bir süre sonra civardaki gölün kıyısına geldiler.
Usta çırağa 'Bütün tuzu göle dök' dedi. Çıraksöyleneni yaptı. Usta 'Şimdi gölün suyundan iç' dedi. Çırak içti.'Suyun tadı nasıldı' diye sordu usta.Çırak 'Çok güzeldi' dedi.

'Peki tuzun acısını hissettin mi' diye sordu bu kez de.

Çırak 'hayır' dedi.

Usta çırağı karşısına oturtup anlattı:'Hayattaki bütün olumsuzluklar işte bu bir avuç tuz gibidir. Eğer sen küçük bir bardak su isen nasıl tuzun bütün acısını tattıysan hayatın bütün olumsuzluklarından da öyle etkilenirsin. Eğer sen kişiliğinle ve gönlünle bu önümüzdeki göl gibi isen hayatta karşılaşabileceğin bütün olumsuzluklar seni o bir avuç tuz gölün suyunu nasıl etkilediyse öyle etkiler bir bardak suda tattığın acıyı vermez sana.
 
Beklentin Az Mutluluğun Çok Olsun


Bazen çok fazla isteriz bazı şeyleri hayattan. Ve çok uğraşırız onlara ulaşmak için. Bu bir sınav olabilir, almak istediğimiz bir araba olabilir, para olabilir, iş olabilir veya çok fazla istediğimiz herhangi bir başka şey. O hedefe doğru yaklaşırken beklentilerimiz devamlı artış gösterir. Artık geri dönüşü yoktur kesin olmalıdır gerçekleşmelidir o bizim için çok önemli olan şey. Çünkü beklenti o yöndedir.

İşte yapmış olduğumuz en büyük hata da budur. Hayattan bazı şeyleri çok istemek, beklentilerimizi devamlı yüksek tutmak . Çünkü garantisi yoktur hiçbir şeyin. Olmayabilir bazı isteklerimiz. Ve insan bilemez, hayatın hep beklediklerimizden daha azını vereceğini.


Hiç düşündünüz mü?


Nasıl oluyor da iki insan aynı olay karşısında farklı tepkiler verebiliyor? Neden farklı bakış açıları oluşuyor? Örneğin niçin aynı bütçeye sahip iki insandan biri kendini zengin görürken diğeri kendini fakir görebiliyor?

Bunun sebebi insanın hayatındaki beklentilerinin farklı olmasıdır. Ve beklentiler insanın aynı olay karşısında farklı tepkiler vermelerine neden olur. İnsanların beklentileri büyüdükçe mutlu olma oranları azalır, beklentileri azaldıkça ise mutluluk oranları artar.


Bu yüzden çok fazlasını beklemeyin hayattan çünkü olmayabilir ve siz mutsuz yaşayabilirsiniz. Beklentilerinizi az tutun ki fazlası olduğunda mutlu olabilin. Ve önemli olan bir şey de hayattan veya başkalarından bir şeyler beklemeyin kendinizden isteyin ve bekleyin bir şeylerin olmasını…
 
Bilgi taze ekmeğe benzer.


Bilgi taze ekmeğe benzer. Nasıl ki ekmeği taze yediğinizde çok farklı bir lezzet alırsınız bilgi de işte aynı böyledir. Bilgiyi beyninize aldığınız anda onu o anda kullanmalısınız ki hayatınıza olabilecek olumlu etkilerini daha çabuk elde edebilesiniz. Ve nasıl ki taze ekmeği yanınızdakilerle paylaştığınızda size ayrı bir minnettarlık duyar ve onlar da muazzam bir zevk alırlarsa işte sizler de bilgilerinizi etrafınızdakilerle paylaşırsanız etrafınıza ayrı bir ışık saçar ve insanlar arasında farklılık kazanırsınız.
Sakın bilgilerinizi etrafınızdakilerle paylaşmaktan korkmayın. Siz bildiklerinizi anlattıkça aldığınız hazla çok daha farklı bilgilere ulaşmak için ayrı bir heyecan duyacaksınız. Bu heyecanı duyarken de etrafındaki insanların size olan hayranlığı artacak… İşte bunun adına sempati kazanmak denir. İnsanlar size güven duyarak sizinle vakit geçirmek isteyecekler; siz bildikleriniz anlattıkça onların gözünde lider olma vasıflarını elde etmeye başlamış olacaksınız. Onlar aldıkça mutlu olacaklar, siz verdikçe daha fazla şey öğrenmek isteyeceksiniz.
Her zaman dediğim gibi her başarıyı tetikleyen şey eylemdir ve eylemler sonuçları hazırlar.Sahip olduğunuz bilgiyi paylaşmadıkça ve eylem haline getirmedikçe o sahip olduğunuz bilgi sadece sizde potansiyel bir güç olarak kalır ve sizde kaldığı sürece de; aynı ekmek gibi durdukça bayatlar ve bir süre sonra zamanı geçer. Ekmek gibi küflenir ve artık sizin de işinize yaramaz.

İşte bu yüzden özellikle sizlere mutlaka ve mutlaka bildiklerinizi hatta gezip gördüklerinizi etrafınızla paylaşmanızı öneriyorum.
Taze her şey daha lezzetli ve daha keyif vericidir… Bayat bir ekmekle de karnınız doyar ama sadece doyar, bir zevk almazsınız.

Her edinilen bilgi o anda eyleme dönüşüp beynimizde yerini bulmalıdır. Ve siz bu bilgilerle yolunuza devam ederken yeni edindiğiniz bilgilerle de yolunuzu açmış olacaksınız.

Lider olmak, aranılmak ve tercih edilmek için hep bu paylaşma özgüveninin içinizde ve hayatınızda olması gerekir. Liderler ve yöneticiler çok daha akıllı oldukları için değil, çok daha fazla paylaşımcı oldukları için o konuma getirilirler.
Bilgi de mutlaka önemlidir ama ne kadar bilgili olursanız olun yanınızdakilere aktarmadığınız sürece bir ekip çalışması yapamazsınız ve bunu yapamadığınız zaman da başarılı olmanız mümkün değildir.
 
Dünya hep sizinle!


Kafandaki dünyayı değiştirmeden nereye kaçabilirsin. O dünya hep seninle. Nereye gidersen git onu da götürürsün. Ruhunun derinliklerine inemeyen biri için,her yer bir gün gelir kaçınılacak bir yer olur...Kendine bir yol yarat; ne zaman gideceğini, ne zaman döneceğini, en önemlisi ne zaman yoldan çıkacağını bilirsin..
 
Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum…


Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…


Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda…
Göz, Dil Ve Gönül…

Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül'e Hâkimiyet Daha Güç…
Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan…
Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek…
Küstahlığa Düşmek Korkusu Da Var Tabi
İnsanın İçinde Davaya, Hayata Ve İlme Karşı…
Övünmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın Küfre, Cisme Ve An'a Karşı…
Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor,
İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok…


Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan,
Ayrılmak Zor Ama Sonu Bilmek Daha Zor… Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi,


Felaha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki…


Rengârenk Hayatın Renksiz Yaşamı Sonsuz Zamanın Ruhsuz Ecdadı Yaşanmış An'ın Yaşanmamış Saati Susuz Bahçenin Solmuş Gülü…
Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta…
Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana… Bunu Düşün Sükût Et… Et Ki En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında…


Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir ...
Değerini Bilmek Gerekir Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin,
Üzüntünü Dile Getirebileceğin, Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması İnsana Hem Güven Hem De Mutluluk Verir Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın Ama Her Şeyi Başkasından Beklememelisin…
Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin Ama Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek…
Yok, Öyle Yağma…
Kalbini Açık Tutacaksın Hayata…
Kalbin Kör Olursa Gözler Görür Mü Ki Hiç…
Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına… İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar…
Kötülük Olmasaydı İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük…


Bir Bardak Çay Gibi Ömür…

Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum…

Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar ..
 
Aynı Dili Konuşuyoruz Neden Anlaşamıyoruz?


Gözlerimizi açar açmaz müthiş bir kaosun içinde buluyoruz kendimizi. Hızlı adımlarla yanımızdan geçen yüzlerce insanın görüntüsü, her tarafta günlük hayatımızdan aşina olduğumuz iç gıcıklayıcı sesler ve içimizde kopup giden fırtınalı duygularımız. Gördüklerimiz, duyduklarımız ve hissettiklerimiz düşünce ve davranışlarımızı etkilerken çevremizdeki diğer insanlarla anlaşmak içinde aynı algılarımızı kullanıyoruz. Peki aynı toplumun bireyleri olarak hala en basit nedenlerden dolayı neden anlaşamıyoruz yada en ufak şeylerden dolayı neden tartışıyoruz?


Kendimizi ifade ederken o anki psikolojimize göre kelimeler ağzımızdan dökülüverir. Uzun yada kısa konuşmuş olalım karşımızdaki kişi yada kişiler çoğu zaman ne anlatmak istediğimizi tam anlayamaz. Aynı şekilde biz de karşımızdaki kişinin konuşmalarını dinlerken belirli bir süre sonra dikkatimizi kaybederiz. Karşımızdaki kişinin konuşmasını beden dilini kullanarak zenginleştirmesi , ses tonundaki vurgulamalara dikkat etmesi ve bizlere aktardığı düşüncelerin kendisinde uyandırdığı hisleri belli etmesi gibi etkenler dinleyicilerin odaklanmasını daha da arttırmaktadır. Bu faktörlere aldırış etmeksizin yapılan konuşmaların dinleyici üzerinde etkisi ve dinlenme oranı çok az olacaktır.

Yapılan araştırmalar doğrultusunda insanların kendini ifade ederken ve çevresini anlamak için kullandığı 3 etken ( Görsel , İşitsel, Duygusal ) vardır. Bunlardan birincisi Görsel’dir. Çevremizde gördüğümüz herşeyin bizim için ifade ettiği tanımlardır. Mesela ; Cadde kenarında yürürken çok sevdiğiniz bir araba markasını gördüğünüzü düşünün. Arabayı görür görmez , renginden, arabanın keskin kıvrımlarından, jantlarından, trafikte ne kadar karizmatik durduğunu görmek gibi etkenler sizi daha da çok büyüler. Çünkü görsel olarak anlayan birisi iseniz , gördüklerinizin size ifade ettiği anlamı ne bir başkası size anlatabilir ne de o anki duygularınız bunu dile getirebilir.


Görsel olan kişilerin kendini ifade ettiklerinde kullandığı kelimelere de dikkat etmeniz gerekir. Çok fazla konuşmak yada sizin çok fazla düşünmenize yer vermeyecek şekilde sadece nesnelerin kendisini yada resmini gösterek anlamanızı beklerler. Görsel olarak anlayan bir kişi için boş ve çamurlu bir arsaya baktığında ileride buraya kurulacak İş Merkezini hayalinde canlandırabilir ve onu görüyormuşcasına odaklanabilir. Kullandığı kelimeler ile tanımladığı nesneyi dış hatları ile tarif etmekten ileri gitmez.


İşitsel olarak kendini ifade eden ve anlayan insanlar için ise örnek olarak ; Bu kişinin çok sevilen bir sanatçının konserine gittiğini ve bu olayı size anlattığını düşünelim. Sanatçının fiziksel özelliklerini, giydiği kıyafeti , konser verdiği yerle ilgili özellikleri vb.. gibi şeyleri görünenden daha farklı olarak kendi açıklamaları ile anlatıyorsa işitsel olarak kendini ifade eden birisi diyebiliriz. Bu gibi kişiler için konserin resimlerini yada videosunu izlerken bile sürekli açıklama yaparak kendi düşüncelerini aktarmaya çalıştığını gözlemleyebilirsiniz. Başka bir örnek olarak ; Satın almayı düşündüğümüz bir ürün için mağazaya gittiğimizi düşünelim. Ürün karşımızda ve satıcı kişi yanımıza gelerek aynı ürünün görünen yanlarını anlatıyor. Anlatılanları dinledikçe ürün daha çok hoşumuza gidiyorsa demekki bu ürünü sadece görsel olarak görmek bizi pek etkilememiştir. Satıcının bize anlatması sonucu ürünü ve işlevini daha iyi anlamış oluyoruz.


Son olarak duygusal anlamda kendini ifade eden ve anlayan kişiler için belirleyici etkenlere örnek verelim. Bu kişinin çalıştığı işyerinde personel çıkartılacağını haber aldığını düşünelim. Duyduğu haberin aslı olup olmadığını netleştirmeden hemen işsiz kaldığını ve ileride onu çok zor günlerin beklediğini düşünerek paniğe kapılan birisi gibi düşünebiliriz. Kendisine anlatılan olayların etkisinde kalarak eski anılarına sürekli kaymalar yaşayan yada (evham yaparak ) olmamış olayları hemen kafasında kurgulayabilen ve gördüğü her türlü davranışın kendisinde uyandırdığı hislere göre hareket eden kişilerdir. Bu grupta yer alan kimselere kendinizi ifade ederken onlara göstereceğiniz görseller, anlatım yaparken kullanacağınız kelimeleri özenli olarak seçmeniz sunumunuzun % 50 sini oluşturacaktır. Önemli olan bu kişinin kendini güvende hissedeceği, memnun olacağı , pişmanlık duymayacağı gibi olumlu yönde duygusal oldaklı sonuçları hedefleyerek hareket etmemiz gerekmektedir.

Şimdiye kadar kendimizi birçok insana ifade ettik ama düşündüğümüzden çok daha az etkileyici olduğumuzun farkındayız. İnsanlara düşüncelerimizi dayatmak tabiki doğru olmayacaktır. Burada başarmak istediğimiz kendimizi karşımızdakinin anlayacağı şekilde ifade etmeyi öğrenmektir. Bir topluluğa konuştuğunuz esnada anlatılan faktörlerin hemen hemen hepsini kullanacak ve insanların dikkatlerini dağıtmadan daha uzun süre odak noktası kalabileceksiniz.


Sesinizin tonu çok yüksek çıktığı için de ilgi odağı olabilirsiniz ama sustuktan sonra kimse ne dediğinizi bile hatırlamayacaktır. En yakınınız olsun yada ilk defa tanıştığınız birisi olsun öncelikle onun kullandığı kelimelere dikkat ederek kendini ifade etme ve anlama şeklini tanımlayın. Daha sonra sizde buna paralel düşünerek konuşmanızı sürdürün. Gerçekten birşeyleri değiştireceğinize inanın. Farkındalığınız bu dakikadan itibaren sizinle.
 
Bilme ve yapma şekline göre insan türleri!

İnsanları bildiklerini uygulamaya geçirme şekillerine göre 4 gruba ayrılırlar.
1.Bilen ve yapanlar
2.Bilen ama yapmayanlar
3.Yapan ama bilmeyenler
4.Yapmayan ve bilmeyenler.

Bilen ve yapanlara “bilinçli başarmış kişi” diyebiliriz.

Bilen ama yapmayanlar ise tipik “ataletli” insanlardır.

Yapan ama bilmeyenler ise harala gürele birşeyler başarmaya çalışan kesimdir.

Yapmayan ve bilmeyenlere ise başarısız insan sınıfını oluşturuyor.
 
Başarı bazı soruları sürekli kendine sormakla başlar!

Kendi kişisel başarınız için cevabını düşünmeniz gereken bazı sorular:
•Böyle giderse 10 yıl sonra nasıl bir hayat yaşıyor olacaksınız?
•Başaracağınızı kesin olarak bilseydiniz yarından itibaren neler yapardınız?
•Kendiniz için istediklerinize sahip olmaya değer misiniz?
•Neyi şu anda yaptığınızdan daha iyi yapabilirsiniz?
•Bütün rüyalarınızı gerçekleştirmiş olsaydınız neler hissederdiniz?
•Başarı ve mutluluk sizin de hakkınız mı?
Cevabınız evet ise neyi bekliyorsunuz?
 
Özgüven

Önemli bir savaş sırasında Japon bir komutan askerlerinin sayısının düşmanlarınkine kıyasla çok daha az olmasına rağmen saldırıya geçmeye karar verir. Ordusunun kazanacağına olan güveni tamdır. Ancak, askerleri zafer konusunda oldukça kaygılıdır. Savaş alanına doğru ilerlerken, yol kenarındaki bir tapınakta durup hep birlikte dua ederler. Daha sonra komutan cebinden bozuk para çıkararak -Şimdi yazı-tura atacağız. Eğer tura gelirse, biz kazanacağız, ama eğer yazı gelirse kaybedeceğiz, kaderimiz böylece ortaya çıkacak- der. Bozuk parayı havaya atar ve herkes sabırsızca paranın yere düşmesini bekler. Tura gelmiştir. Askerler çok sevinirler; kendilerine olan güvenlerini toplamışlardır. Bu coşkuyla düşmana saldırır ve savaşı kazanırlar. Bir süre sonra yüzbaşı komutanının yanına gelerek onun kehanetini takdir edercesine, -Kimse kaderi değiştiremez- der. Bunun üzerine -Haklısın- der komutan, iki tarafı da -tura- olan parayı göstererek...
Anonim

Hepimiz hayatımızın değişik dönemlerinde hikayede bahsedilen askerler gibi, kendimize olan güvenimizi çeşitli nedenlerle kaybedip, kendimizi yetersiz hissederek kumandayı kadere bırakmayı tercih ederiz. Oysa ki kader diye bildiğimiz olgu, biz elimizden geleni yapmadıkça -tesadüf vakalar dışında- hiç de bizden yana çıkmaz. Hikayede verilen örnek belki biraz abartılmıştır, ancak kendisinin yetersizliğine inanan bir kişi başarısızlıkları yoğun bir biçimde hisseder, ama ilginçtir ki başına gelenleri değiştirme gücüne sahip olduğuna inanmasını sağlayacak adımı atmaz.

Günlük hayatta;
* herhangi bir sorumluluk aldığımızda yapabildiğimizin en iyisini sergilemeyi,
* aksi durumlara yaratıcı ve akılcı çözümler getirebilmeyi,
* aşağılık duygusunun elimizi kolumuzu bağlamamasını,
* iş ortamında bulunduğumuz toplantılarda fikirlerimizi açıkça ortaya koyabilmeyi ve bu fikirleri açıkça herkese karşı savunabilmeyi ne kadar da çok isteriz.

Fakat bazen, sanki bir şeyler sesimizi keser; beğenilmemek korkusu, dışlanma kaygısı, süregelen düzene boyun eğmişlik ya da yoğun bir yetersizlik hissi, vs. gibi olumsuz öngörüler duygu ve düşüncelerimizi pek az açmamıza ya da hiç açmamamıza neden olur.


Öz güveni yeterli düzeyde gelişmemiş olan kişiler kendilerine verilen bir görevi yerine getiremeyeceklerine inanırlar. Bu sebeple, başarısızlık sonrası oluşacak doğal mahcubiyet duygusunu yaşamamak için bu çeşit riskli durumlardan sürekli uzak dururlar. Böyle bir durumda, yüzleşilmesi gereken sorun özgüven eksikliğinin üstesinden nasıl gelineceğidir. Ancak bu sorunu çözebildiğimizde daha mutlu yaşayabilir ve hayatın tadını daha fazla çıkarabiliriz. Özgüven, Duygusal Zekanın alt başlıklarından olan özbilincin önemli bir bileşenidir ki bu bakımdan kişinin özdeğer ve yetenekleri konusunda sağlam bir anlayışa sahip olmasını gerektirir. Özgüveni yüksek olan bir birey kendi yeteneklerine güvenir, hayatını kendi istekleri doğrultusunda kontrol edebileceğine ve gerçekçi hedefler belirleyebildiği müddetçe bu hedeflere ulaşabilmesinin mümkün olduğuna inanır.


-Eray Beceren-
 
7 Eylül’de Borusan İstinye tesislerinde Robin Sharma’nın “Kendinizi Uyandırmak” Konferansına katıldım. D&R’ın sahiplendiği bu seminerden aklımda kalanları ve ayrıca Robin Sharma’nın bende iz bırakan bazı eski (kitapları ve röportajlarından) söylemlerini ve doğrularını şimdi sizlerle paylaşacağım.
Tanıdığın en olumlu insan kendin ol.
İçten ve samimi ol, her zaman (sesin titrese bile) gerçekleri söyle.
Zamanında olman gereken yerde ol, geç kalma.
Lütfen demeyi ve teşekkür etmeyi ihmal etme.
Yapabileceklerinin altında söz ver, fazlasını yap.
İnsanları onları ilk gördüğünden daha iyi bir durumda bırak.
Arkadaş canlısı ve şevkatli ol.
Birinci sınıf bir dinleyici ol.
Diğer insanlara karşı tutkulu bir şekilde ilgili ol.
Yüzünde gülümse eksik olmasın.
Katılmamak elde değil ancak bunlar (bu sıralama ile yazıldığı haliyle) benim değil, o meşhur Ferrari’sini Satan Bilge’nin, Robin Sharma‘nın lafları.
Şimdi dönelim verdiği mesajlara.

İnsanlar çalıştıkları şirketlerinde pozisyonları veya ünvanları ne olursa olsun, “liderlik davranışı” sergileyebilirler. Bunun için önerdiği dört taktik var:
Kendinize ait kişisel bir felsefeniz (nasıl bir kişi olmak istediğiniz) ve net hedefleriniz olsun. Bunları yazın, haftada bir okuyun.
Günün en zorlu işi, sabah yapacağınız ilk işiniz olsun.
Her gün düzenli olarak en az %1'lik bir ilerleme sağlayın.
Düşünmek için kendinize zaman yaratın. Sabahları bir saat erken kalkın (3 hafta sonra alışırsınız).
Kişisel felsefeniz, değerleriniz ve hedeflerinizi bulmanıza yardımcı olmak için şu soruyu cevabı tükenene kadar tekrar tekrar sorup, her defasında da ayrı cevaplar vermenizi istiyor:
“Hayatındaki en önemli şey ne?”
Daha sonra aynı şeyi şu 2 soru için de yapmanız gerekiyor:
“Hayatımda gelişmesi gereken şey ne?”
“En çok neyi yapmaktan pişmanlık duyuyorsun?”
Bu üç soruluk çalışmayı yapmanın en ideal yolu başka bir kişi ile karşılıklı birer sandalyede ve diz dize, göz göze oturarak yapmak. Karşınızdaki aynı soruyu size defalarca (siz artık farklı bir cevap bulamayıncaya kadar) soracak. Gözlerinizi karşınızdaki kişinin gözlerinden kaçırmadan bunu yapabilmek o kadar kolay değil. Deneyin, işe yarar bir çalışma.

1.000 kişi ile yapılan bir araştırmada insanların en fazla “pişmanlık” duyduğu üç şey şöyle sıralanmış:
Keşke daha fazla dinlenmek için vakit ayırabilseydim.
Keşke kendimi (duygularımı, değerlerimi, …) daha iyi ifade edebilseydim.
Keşke daha fazla sevgiyle dolu ilişkiler kurabilseydim.
Yukarıdaki diz dize, göz göze yöntemiyle olmasa dahi, cevaplarını sürekli gözden geçirmemiz gereken üç başka soru da:
Ne olmak istiyorsun? (Öldükten sonra nasıl anılmak isterdin kapsamında)
Hayattaki en büyük korkuların ne?
Başarısız olmayacağını önceden bilme şansın olsaydı ne iş yapmak isterdin?
Kendi hedeflerinizi belirlerken olumlu referans noktaları belirlemek, daha önceden kendimizde göremediğimiz potansiyelin açığa çıkmasını sağlar. Eğer referans noktalarınızı dünya ölçeğinden seçerseniz de, umutsuz anlarınızda dahi bu referanslar size güç verecektir:
Çocuklarımız: Koşulsuz sevgi ve sınırsız merak
Lance Armstrong: Sebat etme ve direnme gücü
Richard Branson: Hayatın her anını dolu dolu yaşamak
Madonna: Kendini yeniden keşif etmek
Peter Drucker: Hayat boyu öğrenmeyi sürdürmek
Nelson Mandela: Cesaret ve insanlıkçı olabilmek
Liderlik sizle başlar. Yani kendinizle…
Verdiğiniz sözleri tutun. Yaptığınız işte çok iyi olun ki, sizi umursamamazlık yapamasınlar. Fark yaratın.
Günlük ufak da olsa büyük işler için aksiyon alın.
Size ters gelen, kabul etmekte zorlandığınız işlerden kaçmayın, üzerine üzerine gidin. Gelişim ile beraber değişimi de içselleştirin. İnsanoğlunun en mutlu olduğu anlar büyüdüklerini, yani geliştiklerini gördükleri zamanlardır.
Aç kalın. Başarı kadar başarısızlığı davet eden başka bir şey yoktur. Başarılı oldukça açlık seviyeniz de artsın.
Yapabileceklerinizin altında söz verin, fazlasını yapın. O ekstra kilometreyi gitmekten kaçınmayın. Sonuçta insanlara beklediklerinden daha fazlasını verin.
Bunlar da “başarı” için verdiği taktikler:
Sabahları erken kalkın. Mesela 4'de veya 5'te. İlk yarım saati kendinize ayırın. Kahve eşliğinde sessiz bir ortamda gününüzü planlayıp kişisel hedeflerinizle karşılaştırın. Kitap okuyun, düşünün. Bu yarım saat kutsal zamandır.
Sağlığınızı birinci öncelik yapın. Düzenli spor yapın; sağlıklı yemekler (yağsız, bol sebze, bol su ve vitamin takviyesi) yiyin. Kısaca, sağlığınızı birinci öncelik yapmak için kalp krizi geçirmeyi beklemeyin.
Sağlıktan sonra en önemli öncelik aile. Özellikle çocuklarınızla kaliteli vakit geçirin, onları tanıyın.
Hayattaki en önemli amacınız ne ise her gün onun için mutlaka birşeyler yapın.
Her gün sonunda o günü değerlendirin. Hedeflerinizi gözden geçirin.
Zor ve pek de keyif almadığınız bir iş yapıyorsanız (mesela bir alışkanlığınızı değiştirmek, bir korkunuzu yenmek gibi) kendinize en azından 30 günlük bir süre tanıyın. Her gün %1'lik bir aşama kaydedin. Bu bir ayda %30 demek. %1 zaman içinde mutlaka galip gelir.

Hayatta hayal ettiğimiz “değişiklikleri” yapmamıza engel olan dört faktör var:
Korku: Bilinenin bilinmeyene olan üstünlüğü. Korktuğun şey neyse, artık korkmayana kadar onun üstüne git.
Başarısızlık: Başarısız olmak istemediğimiz için denemeye dahi kalkışmamak. Oysa en büyük başarısızlık denemeyi başaramamak.
Unutmak: Kitaplardan veya seminerlerden öğrenip heyecan duyduğumuz konuları günlük hayatın karmaşası içinde unutma eğiliminde olmak. Öğrendiğimiz en değerli şeyleri yazarak sürekli görebileceğimiz yerlere asmak bir çözüm olabilir.
İnanç eksikliği: Çoğu kişide kişisel gelişim konularına karşı alaycı bir tutum var. Bu belki de çocukluk yaşlarında yaşanan bazı başarısızlıklardan kaynaklanıyor olabilir. Oysa başarıya giden yol başarısızlıklardan ve risk almaktan geçiyor.
Ve şimdi de sırada “mutlu olma” sırları var:
Yeni bir araba sizi sadece birkaç hafta mutlu eder. Yeni bir ev bir kaç ay. Gerçek mutluluğun anahtarı “hizmetkarlıkta.” Diğer insanlara “yardım” etmekte. Aldıklarımızın değil, verdiklerimizin üzerine inşa edilen bir hayat gerçek mutluluğu getirir.
Hayatı kendi değer ve kurallarınla yaşa. Kendi yarışını koş. Rüyalarına karşı saygılı ol.
Ünvansız yaşamayı öğren. (Bu arada bir arkadaşının verdiği kartvizit onu çok etkilemiş, kartında isminin altında ünvan olarak “Human Being” [İnsanoğlu] yazıyormuş.)
Para kazanmanın kötü bir yanı yok. Ancak para birinci önceliğe çıktığında, sen basamakların en üstüne çıksan bile içinde bir boşluk, eksiklik hissedersin. Kimse mezarda senin ne kadar zengin olduğunla ilgilenmez.
"En büyük risk, risk almamaktır."
Harcanacak en kötü şey ise hayatın kendisi. Sen doğduğunda ağlarken, bizler gülüyorduk. Öyle bir hayat yaşa ki, öldüğünde sen gülerken dünya ağlasın.
İşte size Ferrari’sini Satan Bilge Robin Sharma. Açıkçası yukarıdaki tüm bu doğrulara inanarak imzamızı atıyoruz.
 
UMUTLARINIZI YÜKSEK SABİT GİDERLERİNİZİ DÜŞÜK TUTUN

Türkiye gibi istikrarlı bir şekilde istikrarsızlık yaşanan ülkelerde en iyi ihtimali hayal etmek ama en kötü hale karşı da hazırlıklı olmak gerekir NSA’ya göre yapılmış “A planı” yetmez , kontrol edilemez ve hesaplanamaz unsurların en kötü ihtimale göre davrandığını varsayan “Z planı”nızın da olması gerekir Böylece şoklara dayanıklı bir başarı planlaması yapmış olursunuz
Türk insanı uzun süre üretmediği bir zenginliği yaşadığı, satmadığı malların parasını harcadığı için pervasızca para harcamaya alışmıştı Ancak herkesin bildiği gibi artık deniz bitti Şimdi “hesaplılık” zamanı! Dolayısıyla babaannenize kıtlık günlerinde nasıl yaşandıkları ile ilgili bazı sorular sorabilirsiniz Kriz değişken giderleri artırdığı için sabit giderlerinize özellikle dikkat etmelisiniz Nedir en büyük sabit gider? Ev kirası! Artık “kazanılacağı umulan” para üzerine harcama yapmak akıllıca bir davranış değildir Ata sözünü dinleyin “denizdeki balığa pazarlık olmaz”
Sabit giderlerinizi düşük tutmaya çalışırken umutlarınızı “yüksekte” tutmaya da özen göstermelisiniz Çünkü Doğan Cüceloğlu şöyle diyor “bir kişinin geleceğe yönelik umudu bugün sahip olduğu gücün kaynağıdır”
GENİŞ DÜŞÜNÜN, DAR BAŞLAYIN, ÇABUK BİTİRİN
Başarısız kişi ve kurumların bir projeyi başarmaya çalışırken yaptıkları karakteristik hatalar; konuyu etraflıca düşünmemek, kaynakları bir hedefe odaklamadan harekete geçmek ve başladığı işi atalete düşerek sonuçlandıramamaktır Eğer başarılı sonuçlar almak istiyorsanız bunların tersini yapmalısınız Bir işe başlarken konuyu olabildiğince her yönüyle düşünün, harekete geçerken hedefinizi daraltın ve netleştirin, başladıktan sonra ise kesintisiz ve süratli bir çaba ile işi bitirin Başarısız olmayı başarmak istiyorsanız da pek çok kişinin yaptığını yapın: dar düşünün, geniş başlayın, geç bitirin!
Hayatınızı planlarken, yada iş bulmaya çalışırken de bu ilkeye uygun davranmalısınız İş yada hayat planlarınızı yaparken olabildiğince geniş düşünüz Her ihtimali ve ilgili her kişiyi düşünün Harekete geçeceğiniz zaman “nokta vuruşu” yapın Sadece bir işe odaklanarak başlayın Çok sayıda işi aynı anda yapmaya kalkışmayın Sonra iç gücünüzü çok parçaya böldüğünüz için işleri “hakkıyla” yapamayabilir, her şeyi yüzünüze gözünüze bulaştırabilirsiniz! Kendinize tek bir başlangıç noktası koyun ve oradan başlayın Son olarak başladığınız işleri sürüncemede bırakmayın, sonuç alıncaya kadar azimle takip edin Reddedilmeyle başa çıkabilmek ve kararlılık becerisi bu noktada oldukça önem kazanmaktadır.
 
Kendinize Bir Model Bulun
Kendisinden bir şeyler öğrenebileceğiniz rol model seçin. Bu kişi, sizin saygı duyduğunuz ve kendisi gibi olmak istediğiniz birisi olmalıdır. Saygı duyduğunuz bir insanı örnek aldığınızsa, tekerleği yeniden icat etmeniz gerekmeyecektir. Eğer çevrenizde böyle bir kişi yoksa ünlü bir lideri, sanatçıyı ya da bilim adamını da rol model olarak alabilirsiniz. Kendisi ve yaptıkları hakkında tüm bilgileri edinerek, hedeflerinize ulaşmak için kullanabilirsiniz.
 
Her zaman yaptığını farklı yap, aklın açılsın!

Rutin tekrarlar beyin gücünün en büyük katilidir. Beyninizi çoşturmak için zihinsel rutinlerinizi kırmak gerekir. Bunun yolu da, her zaman yaptığınız bazı şeyleri daha önce yapmadığınız şekilde yapmaktır. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizde taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin. En azından, bir günlüğüne TV kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun!
 
Başarı Hikayelerini Okuyun
Etrafınızdaki insanların başarı hikayelerini okuyun. Günlük gazetelerde bile size ilham verebilecek, motive edecek ve harekete geçirecek düzinelerce küçük başarı hikayeleri var. Kütüphaneler, sıradan insanların sıra dışı hikayelerini anlatan biyografi ve otobiyografileri ile dolu. Hepsi, sizi başarıya ulaştırmak için bekliyorlar
 
Beyin diyeti yapıyor musunuz?

Bedenimizi neyle beslediğimizi çok önemsiyor, diyet programları, kalori hesapları yapıyoruz. Peki ya beynimizi neyle besliyoruz? Beyni çöp bilgiyle besleyip "beyin obezi" olmanın sonuçları nelerdir? Beyninizi biraz da beyninizi nasıl çalıştırmak gerektiği hakkında çalıştırmaya ne dersiniz? Entelektüel damak zevkinizi zenginleştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden, birkaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin! Her gün güzel bir resme, manzaraya veya fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir. Beyninizi estetik görüntülerle besleyin! Her gün bir süre sevdiğiniz bir müziği gözleri kapalı dinleyin. Beyin otoriteleri tarafından klasik müziğin zekayı 7 puan ekleyebildiği iddia edilmektedir.
 
Kendine birinci el oksijen ısmarla!

Beyin glikoz ile oksijeni yakıt olarak kullanır. Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun %2’sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin %25’ini tüketmektedir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü ilk gerçekleşen organ beynimizdir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol “birinci el” oksijen ısmarlayın! Hayatınızı önemli oranda etkileyecek kararları açık havada yürüyerek alın. Toplantılarda bile arada bir pencereyi açın.
 
Başarı bazı soruları sürekli kendine sormakla başlar!

Kendi kişisel başarınız için cevabını düşünmeniz gereken bazı sorular:
•Böyle giderse 10 yıl sonra nasıl bir hayat yaşıyor olacaksınız?
•Başaracağınızı kesin olarak bilseydiniz yarından itibaren neler yapardınız?
•Kendiniz için istediklerinize sahip olmaya değer misiniz?
•Neyi şu anda yaptığınızdan daha iyi yapabilirsiniz?
•Bütün rüyalarınızı gerçekleştirmiş olsaydınız neler hissederdiniz?
•Başarı ve mutluluk sizin de hakkınız mı? Cevabınız evet ise neyi bekliyorsunuz?
 
Başarı için yeni şeyler öğrenmeden önce, bildiğini unut yeter!

Bir Amerikan atasözü "bir maymunu ormanın içinden çıkarabilirsiniz ama ormanı maymunun içinden çıkaramazsınız" der. Kaybedenlerin arasında, kaybedenlerin felsefesiyle büyütülmüş biri, bir gün "kazanan"lardan olursa, içindeki "kaybeden" onu hiç yalnız bırakamayacaktır. Başarı ile ilgili yeni taktikler öğrenmeden daha önemli şey, başarı hakkında başarısızlardan öğrendiklerimizi unutmaktır!
 
Her insan hak ettiği hayatı yaşar!

Hayatımızın ilk yarısında şansımızın rast geldiği, ikinci yarısında hak ettiğimiz hayatı yaşarız. Sadece yaptıklarımızla değil, yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızla da, hak ettiğimiz hayatı yaşarız. Dünkü seçimlerimizin sonucunu bugün, bugünkü seçimlerimizin sonucunu yarın yaşıyoruz. Çoğumuz seçim yaptığımızın farkında olmadan seçimlerimizi yapıyoruz. Seçimlerimiz ile sonuçları arasındaki zaman farkından dolayı aradaki bağlantıyı kuramıyoruz.

3hx1u.jpg
 
Denemeyi Göze Alma Cesareti

Kral maiyetini önemli bir görev için sınamak istemiş. Birçok güçlü ve akıllı adam etrafına toplanmış. Kral onları bugüne kadar görüp görecekleri en kocaman kapının önüne getirerek şöyle söylemiş: "Siz akıllı insanlar, benim bir sorunum var ve hanginizin bunu çözebileceğini görmek istiyorum. Burada krallığımdaki en büyük ve en ağır kapıyı görüyorsunuz. Hanginiz bunu açabilirsiniz?"

Saray mensuplarından bazıları açamayız der gibi başlarını sallamış. Diğerleri, çevresindekilere göre daha akıllı sayılanlar, kapıyı daha yakından incelemiş, fakat onlar da açamayacaklarını kabul etmişler. Bu akıllı insanlar böyle söyleyince saraylılar sorunun çözülemeyecek kadar zor olduğunda fikir birliğine varmışlar.

Sadece bir vezir kapının yanına giderek onu şöyle bir gözden geçirmiş ve elleriyle yoklamış, açmak için çeşitli yolları denemiş, en sonunda kuvvetle yüklendiğinde ağır kapı açılmış. Meğer kapı zaten tam kapalı değilmiş ve açmak için deneme isteği ve yüreklilikle davranma cesaretinden başka bir şey gerekmiyormuş.

Kral vezire şöyle demiş:"Sadece gördüğün ve işittiğine bağlı kalmadan, kendi gücünü devreye soktuğun ve denemeyi göze aldığın için saraydaki görevi sen alacaksın.
 
Geri