Günün Başarı Taktikleri.. (Güncel)

  • Kullanıcı iFt
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - İş Hayatı ve Kariyer
Konu sahibi son olarak 889 gün önce görüldü
Dış seslere kulak asmayın

Başarıya giden en büyük engellerden birisidir bu sesler. Yapamazsın, Edemezsin, çok zor vs.. Kendinizi en iyi siz bilirsiniz. Neyi başarabileceğinizi, nelerin üstesinden gelebileceğinizi en iyi siz bilirsiniz. Başarıya giden yolda sürekli sizi engellemeye çalışan kişiler vardır. Farkında olarak yada olmayarak yaparlar. Size iyilik yaptıklarını düşünürler.

Gerçek başarı için çevreden gelen motivasyonunuzu kötü anlamda etkileyecek şeyleri umursamayın.
 
Algılanma yönetimi politikanız var mı?


Nasıl biliniyorsanız, osunuz. Başka insanların kafasındaki sizinle ilgili "imaj", sizin gerçeğinizdir. Çünkü "algılanan gerçektir." Başka insanlar sizi nasıl tanımlar? 10 kişiye sizinle ilgili üç iyi, üç kötü şey yazmalarını isteseniz ne söylerler? Bir de duygusal tanımın gücünü küçümsemeyin. İnsanlar sizinle birlikteyken ne hissediyorlarsa, sizin o kişiler üzerindeki duygusal tanımınız odur. O insanın üzerindeki duygusal tanımınız, o insanın size nasıl davranacağını belirler. İnsanlarla birlikteyken onlara neler hissettirdiğinizie dikkat edin.​
 
119cv4g.jpg


baarg.jpg


Yapamayacaklarınızın, yapabileceklerinizi engellemesine izin vermeyin.

Büyük başarıların önündeki en büyük engel küçük başarılardır. Yapamayacaklarınızın, yapabileceklerinizi engellemesine izin vermeyin. Her insan sadece bir işi herkesten iyi yapabilecek potansiyelle doğar. En iyi yapabileceğin işi bulup yapmak zorlanmadan başarıyı getirir. Başarmak en iyi yapabileceği işi dünyaya ifade etmektir.
 
Her şey bir insanla başlar!

Her şey bir insanla başlar. Diğer insanların katılımıyla büyür. Hedeflenen sonucun alınmasıyla başarıya ulaşır. H. Bullis başarının nereden başladığını ne güzel özetlemiş: "Kişisel başarıyla ilgili her formül insanın kişise teşebbüsü ile başlar ve biter. Kurallar oldukça azdır ancak kudretlidir. Amacını tesbit et heyecan ve olumlu düşünce ile kendini ateşle. Meslek hayatına başkalarına yardım ederek başla ve öyle bitir. Bu kalıp içinde her insan kendi mermer bloğundan heykelini yapabilir. Meydana çıkacak son eser de başarısının hikayesi şahsi teşebbüsü yükselme hırsı ve çabasının bir sonucu olacaktır.​
 
DOĞRU KARARLARLA HAYATINIZIN YÖNÜNÜ VE YOLUNU BULUN!

İş yaşamında her an önemli önemsiz birçok karar alıyoruz. Eğer karar alma konusunda iyi değilseniz ya da iyi olmadığınızı düşünüyorsanız endişelenmenize gerek yok. 10 adımda karar alma süreci, size başarılı ve akılcı kararlar almanızda yardımcı olacak.

Kararlar hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor. Her adımımızda, her girdiğimiz ortamda mutlaka karar alıyoruz. Burada önemli olan soru -Doğru karar alabiliyor musunuz?

İki tür karar vardır: biri belirli bir süreçten geçerek oluşan kararlar, diğeri de anında verilen kararlardır. Her iki tür kararda da belirli bir süreç izlemenin avantajları kesinlikle gözardı edilmemelidir. En açık avantajsa, karar alırken yaşadığınız stresi azaltmaktır.

Başarılı kararlar, belirli bir süreç izlenerek alınan kararlardır. Karar alanın değerlerine ve sezgilerine dayanır. Ayrıca dikkatice değerlendirilmiş alternatifler, seçenekler ve alınan kararın gelecekte yaratacağı etkiler de dikkate alınır. Başarılı kararlar her zaman toplumun normalarına ve beklentilerine uymayabilir. Ancak karar alanın bilgi, deneyim ve seçeneklerini değerlendirmesi sonucu aldığı karar doğru bir karardır.
 
Gelecekte olabileceğin yerin resmini çekebilir misin?

Coldplay grubunun "talk" aldı şarkısının sözleri ne güzel: Güneşe merdiven dayayabilirsin. ya da kimsenin söylemediği bir şarkı yazabilirsin. ya da daha önce hiç yapılmamış bir şey yapabilirsin. Kayıp ya da eksilmiş misin? Bir yap-boz gibi mi hissediyorsun kendini? Eksik parçanı bulamadığın. O zaman gördüğün bir şeyin resmini çek. Gelecekte benim olacağın yerin. Güneşe merdiven daya. ya da kimsenin söylemediği bir şarkı yaz. ya da daha önce hiç yapılmamış bir şey yap.
 
Çalışmak için motivasyon şart mı?

Pek çok kişi bana aynı soruyu sorar: "Bir işe başlarken çok motive oluyorum, ama kısa bir süre sonra şevkimi kaybediyor, çalışmayı bırakıyorum, maymun iştahlı oluyorum. Ne yapmalıyım?" Bu arkadaşların problemi bir işi yapmak için morallarinin yüksek olması gerektiğini, o işi şevkle yapmayı candan istemeleri gerektiğini düşünmeleridir. Bu yanlış bir beklentidir. Nasıl ki, elektrik kesilince jeneratör devreye giriyorsa, motivasyon kesildiğinde iç disiplin devreye girmelidir. Yani, yapman gerekeni yap, yapılması gereken zamanda yap, istesen de istemesen de yap!
 
Korkunuza değil, hedefinize odaklanın.

Beynin en tehlikeli yanı, “ters çaba” kuralına göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, beyin onu size çeker, korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir. Bataklıktan çıkmaya çalıştıkça, dibe gömülmeye benzer. Beyin odaklanılan hedef için çalışır, hedef olumsuz olsa bile onu gerçekleştirmek için çalışır! Topluluk önünde konuşma yaparken “acaba heyecanlanacak mıyım” diye düşünürseniz, korkunuz olmasın, heyecanlanacaksınız! Korkunuza değil, konunuza odaklanın. Başınıza gelmesinden korktuğunuz en kötü şeye değil, başınıza gelmesini istediğiniz en iyi şeye odaklanın. Unutmayın kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız.
 
Beyin çöp bilgiyle beslenirse beyinden çöp fikir çıkar!

Bilinen bir kuraldır: Kullanılmayan organ körelir! Kullanılan organ da gelişir. Sürekli TV seyrederek beyninizi “düşük viteste” çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler beyninizi geliştirmez. Beyin “garbage in garbage out” ilkesine göre çalışır. Bu kuralın Türkçe meali şudur: “Beyninize çöp girerse beyninizden çöp çıkar.” Beyninize ne verirseniz onu size verir. Beyininizi birinci sınıf kaliteli bilgiyle besleyin!
 
Başarmak birbiriyle çatışan dengeleri yönetmektir!​

Gazeteci Elif Ergu, işadamı Bülent Eczacıbaşı'na "Çocuklarınızı nasıl yetiştiriyorsunuz?" diye sordu. Eczacıbaşının çerçeveletip asılması gereken bir cevap verdi: "Hepimiz için en önemli şey, mutlu ve başarılı çocuklar yetiştirmek. Bu da o kadar çok şeye bağlı ki...En üst düzeyde eğitimin önemine inanmak ama diploma ile hiçbir şeyin bitmeyeceğini bilmek. Bir alanda uzmanlaşmak ama genel kültür sahibi olmanın önemini de anlamak. Kendine güvenmek ama kendini başka insanlardan üstün görmemek. Azimli ve başarı için hırslı olmak ama şükretmesini ve yetinmesini de bilmek. Yaptığı işi ciddiye almak ama kendini çok fazla ciddiye almamak
 
Merakınızın peşinden gidin

“Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım.”
Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanların başarılı olup bazılarının olamadığıdır. Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım. Merakınızın peşinden giderseniz başarıya ulaşırsınız..
 
Gülümseyin !

Gülümsemek çok basit birşey. Ve insanı motive eden en önemli şeydir. Birisi size günaydınmı dedi. kafanızı çevirmeden günaydın demek yerine ona bakarak gülümseyin ve günaydın diyin. Etkisini fark edeceksiniz.
 
Başarının anahtarı kendinizi iyi tanımaktan geçer

Ne aradığını bilmek, kendini bilmek ne denli önemlidir değil mi? Kendimizi tanımaya, bilmeye ne kadar vakit harcıyoruz? Hayatta başarı dediğimiz şey; istediğimiz hedeflere ulaşabilmek, amaçlarımıza erişmek; dahası bunu zamanında ve en az kaynak kullanarak gerçekleştirmek olduğuna göre, bizler neleri eksik yapıyoruz da; hep bir şeylere, birilerine ve dış mihraklara fatura kesip duruyoruz. Mutsuzluğumuzun, hedeflere ulaşamamış olmamızın nedeni; çoğu zaman bizim dışımızdaki bir şeyler oluyor... Böylece kendimizi ‘kurtardığımızı’ sanıyor ve avunuyoruz...

Eğer kendimizi tanımaya gayret etmişsek, başarılı olmakla birlikte mutluluğu, dinginliği, kendimizden de ‘gerçek anlamda’ hoşnut olmayı sağlamışızdır. Her insan sorulduğunda; “Başarılı olmak istiyorum.” der. “Hayattaki hedeflerin neler?” sorusuna ise, doyurucu ve tam cevap verense bir o kadar azdır.
hayatta başarı da başarısızlık da bizim kendi eserimizdir.
 
Mantık ve His

Mantık ve his iki ayrı alandır. Mantık düşüncenin kurallarını oluşturur. Yani esas varlık alanı düşüncedir. Oysa ki hislerin varlık alanı bedendir. Hisler , yani duyular, bedenin yetileridir. Bedende hakim olan güçler ise hormonlar, nöro-transmitter denilen sinirlerin etkileşimini sağlayan kimyasal moleküller ve beyindeki birtakım merkezleri uyaran salgılardır.Bu iki "varlık" alanı kendi kuralları içinde insanın davranışlarını yönlendirirler. İnsan bazen bir alanın, bazen de diğer alanın etkisinde kalır. Eğer bedenin istekleri tutku (bağımlılık) boyutuna ulaşmışsa mantık kuralları ikincil duruma düşerler. Çünkü tutkular güçlüdür, mantık ise sadece yol gösterici bir rehberdir.

İşte sigaraya veya içkiye bağımlı kişiler bu davranışlarını tutku boyutuna ulaştırmış olduklarından mantıklarını dinlemezler. Aşık olan insan da genelde bağımlı durumdadır. Onun için "Aşkın gözü kördür" derler.

Eğer mantığımızın önerdiği yolda ilerlemek istiyorsak öncelikle tutkularımızdan ve bağımlılıklarımızdan kurtulmamız gerekir.
 
O kadar çabuk değişiyor ki herşey, şaşırmamak elde değil.
Saygısızlık, küstahlık, ikilemli tavırlar ortalığı kaplarken birilerinin şımarıklaşmaya başladığını anlıyorsunuz.
Oysa saygıya ihtiyacımız var.
Hem de dünden daha çok.

Kimilerine göre bu durum değişen ve ******leşen dünyanın en büyük çelişkisi. Orası bizi ilgilendirmemeli. Önemli olan saygıda nereye doğru sürüklendiğimizdir. Saygı karnesi zayıf!... Saygıyı yitirmenin bedelinin ağır olacağını sonradan anlayacak insanoğlu.

Bilirsiniz, birileri herşeyin kendisinin olduğunu zanneder. İstekleri masumdur gibi görünür. Masumiyetin yüzü maskeli olabilir, unutmayın. Ama maskeyi bir tek tavır düşürür. Saygı…


Kimse kimsenin değildir. Kimse kimsenin üzerinde bir baskı uygulama hakkına sahip değildir. Özgürlüklerin büyüdüğü bir çağda eşitlik ilkesi çiğnenemez. Fakat gerçek böyle değildir ne yazık ki. Çünkü arada sıkışıp kalmış bir tavır vardır ve unutulmak üzeredir. Saygı…


Saygınlık ve saygı ayrı şeyler değildir. Saygınlığı olan saygıyı da hak etmiştir. Buna rağmen saygı hak edene verilmez. Çirkinleşmiş ilişkilerin peşinde koşanlar, sevgiyi kendi çıkarlarına uygun görenler, herşeye sahip olma tutkusuyla yanıp tutuşanlar saygıyı da kendilerine verilecek bir ödül sanırlar. Oysa saygı her isteyene verilmez ki.. Saygıya layık olunabilir ancak…


Şiddetin, bitmek tükenmek bilmeyen saçmalıkların savunucuları saygı istiyorlar. Alabilirler mi acaba? Ne dersiniz? Saygı para ile sahip olunacak bir şey değildir, öğrenecekler. Aldatmaca ve iki yüzlülük içinde kavrulanlar kömürleşecekler bu duygularıyla. Çünkü saygı sadece saygıdır. Ötesi kötü duygularla iletişi yoktur ve olmayacaktır…


Bireysel ve toplumsal her alanda saygıyı yayma ve geliştirme zamanı. Kişisel istek ve hırslarımızdan arındıktan sonra saygıyı hayata geçirme zamanı. Bunca söze rağmen saygı nerede?


Saygı öylesine ilginçtir ki, ortada yokmuş gibi davranır. Ancak her an her yerde ve aramızdadır. Saygısızlığı yaşam felsefesi haline getirmiş kişileri mutlaka yalnız bırakınız. Onlar yaptıklarından vazgeçinceye kadar saygısızlığa mahkum olmalıdırlar.


Büyüğe saygı, öğretmene saygı, hekime saygı, dürüst ve namuslu insana saygı, insan özelliklerinin en güzelini yaşatanlara saygı…
 
Gül Yetiştirmek İçin Toprak Olmak Gerek


Çocuk çiçektir; sevgi ve ihtimamla serpilir, güzelleşir..
Çocuklarınızdan asla boşanamazsınız...
Çocuğunuzun sizi her zaman seveceğini bilmenin lezzetini yaşayın
Bir çocuk annesine de babasına da saygı duymalıdır..
SİZ DE ÖYLE..


Çocuklarınızla birlikte yemek pişirin, daha sonra da birlikte yeyin..
Ailece televizyon karşısında yemek yemeyi alışkanlık haline getirmeyin..
Küçük bir çocuğun bile evin içinde üstlenebileceği bazı sorumluluklar vardır..
Düzen ve kurallar, çocuklara kendilerini güvende hissettirir.
Dede ve nineler çocuklarınız için çok değerli birer arkadaştırlar..
Çocuklar görgü kurallarını ana-babalarından öğrenirler.
Dikkat edin çocuklarınız verdiğiniz görgüden ömür boyu faydalanacaklardır..

Çocuklarınızla sık sık başarılarını paylaşın.
Onların en ufak başarılarını bile iltifatla karşılayın..
Her gün çocuğunuzu dinlemek, onunla konuşmak için yarım saatinizi ayırın..
Çocuğunuza vereceğiniz en iyi hediye ZAMANINIZDIR..

Çocuğunuzun odasına girmeden önce kapısını vurun.
Bu ona değer ve şahsiyet verdiğinizi gösterir..
Çocuğunuza karşı bazen anne, bazen baba,bazen kızkardeş ve bazen de ağabey olmak zorundasınız..
Çocuğunuzun rüyalarını paylaşın..
Çocuğunuzla onur duyun, çocuğunuz da sizinle onur duyacaktır..
Çocuğunuza karşı kibar olun, kibar bir çocuk yetiştirmiş olursunuz..
Çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın, isimlerini öğrenin hatta..

Çocukların da zor günleri olabilir; size bunları anlatmasına izin verin..
Bir çocuğun soramayacağı soru olmamalı..
Çocuklarınız için akla uygun, mantıklı kurallar koymaktan çekinmeyin..
Kendi anne-babanızla ilgilenin, ileride çocuklarınız da sizinle ilgilenecektir..
Çocuğunuzun yanlışını düzeltmek veya onu disipline sokmak için en iyi zaman; olaydan hemen sonrasıdır..

Unutmayın siz daima çocuğunuzun hayatındaki en önemli kişi olacaksınız..
Asla bir cümleye Sen daima! ve Sen asla!
ile başlamayın..
Çocuklar dünyaya verdiğiniz bir armağandır;
ONLARI İYİ PAKETLEYİN..

Verdiğiniz sözleri yerine getirin.
Yaptığınız planların sonunu getirin.
Verdiğiniz cezaları uygulayın..
Çocuğunuzu koruyun ama gerçeklerden değil!..
Çocuğunuza, insanların ona davranmasını istediği gibi davranmasını öğretin
 
Eğer, bir çocuk

Eğer, bir çocuk sürekli eleştirilmişse;
Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk kin ortamında büyümüşse;
Kavga etmeyi öğrenir.
Eğer, bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa;
Sıkılıp, utanmayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse;
Kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse;
Sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse;
Kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse;
Takdir etmeyi öğrenir.
Eğer, bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse;
Adil olmayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse;
İnançlı olmayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk kabul ve onay görmüşse;
Kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse;
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.

Dorothy Law Nolte
 
Yaşama Dair Satır Araları




Yaşamda bir kez gitti mi dönmeyen üç değer:

Zaman, sözcükler, fırsat...



Yaşamda hiç bir zaman yitirilmemesi gereken üç deger:

Barış, umut, dürüstlük...



Yaşamda, üzerinde yüksenilen üç dayanak:

Sevgi, kendine güven, dostluklar...



Yaşamda sürekliliğine güvenilmeyen üç deger:

Başarı, sağlik, zenginlik...



Yaşamda kişiyi geliştiren üç deger:

Çok çalışma, içtenlik, azim...



Yaşamda kişiyi körelten üç öğe:

Cesaretsizlik, gurur, öfke....




Yaşamda önemli altı sözcük:

"Ben hatalıydım, bu gerçeği kabul ediyorum"




Yaşamda önemli beş sözcük:

"Gerçekten harika bir iş başardın"




Yaşamda önemli dört sözcük:

"Bu konuda ne düşünüyorsun?"




Yaşamda önemli üç sözcük:

"Sana yardımcı olayım."




Yaşamda önemli iki sözcük:

"Teşekkür ederim."




Yaşamda en az önemli tek sözcük:

"Ben"
 
Hayatın Eşsiz Merhemi: UMUT

Hayat sahnesine çıktığımız andan itibaren, ne zaman sonlanacağını bile bilmediğimiz oyun süresince, biçilen rollere ve oynamak zorunda bırakılan “hayat” oyununa tahammül edebilmek için, yaratılmış en anlamlı bahanedir; umut.

Acının dişli çarkları arasında öğütülürken bile insan, ruhunu taşıyan cılız varlığından vazgeçmeye razı olmaz; acının onlarca çeşit işkencesine katlanmaya razı olurken. Stoalı filozof Antishenes ile Diogenes arasında geçen şu diyalog , bu duruma örnek teşkil eden bir unsur niteliğini taşır: Filozof Antishenes acının demir parmaklıklarıyla örülü, hasta yatağında çektiği ızdıraplardan kendisini kurtaracak birini istediğinde, ziyaretine gelen Diogenes ona bir hançer uzatarak acılarından hemen kurtulabileceğini söylemiştir. İçinde yaşanılan tüm olumsuzluklara rağmen hayata bağlılığın önemli bir göstergesini taşıyan Antishenes’ in Diogenes’ e yanıtı; “Hayatımdan değil, acılarımdan kim kurtaracak?” olmuştur.
Böylesine umutsuzluklar silsilesinin pençesine düşmüş bir haldeyken bile, akıl almaz bir biçimde hala umudu düşlemek, henüz gerçekleşmediğine kanaat getirilen o gerçekleşme istencindeki inançta saklıdır; William Faulkner’ın da söylediği gibi, “Acılı bir hayatla hayatsızlık arasında bir seçim yapmamı söyleseler, hiç duraksamadan acılı hayatı seçerim. İnsanlar hayatın ne kadar kötü olduğunu söylerse söylesinler, ben umudumu asla kaybetmedim. Henüz nasıl umut kaybedileceğini öğrenmedim.” İşte bu yüzdendir ki, acılarla bezenmiş olan umutsuzluk resmini seyrederken bile insan uzun uzadıya, karartıların arasına gizlenmiş olabileceğine inandığı umut ışığını arar ölesiye, hiç yitirmediği inancıyla birlikte. Ne zaman ki aradığı o ışığı bulur, işte o zaman bir kat daha artmış olan gücüyle meydan okumaya devam eder, kaldığı yerden.
Son gibi görünen ve aslında sonsuzluğun başlangıcına doğru yapmakta olduğumuz yolculukta ki, tüm yolların dikenlerinden arınmış bir gül bahçesine çıkacağına inanma fikri, kendimizi bile asla inandıramayacak olduğumuz, kötü bir yalan olurdu herhalde. Ki; yaptığı hatalarla edindiği deneyimleri sayesinde, hayatın mutluluğa ve acıya, sevince ve üzüntüye, korkuya ve güvene… eşit değer biçtiğini bilen insan; nasıl olur da acıdan ve üzüntüden kaynaklanan olumsuzlukların hayatına hükmettiği süreçlerde, takındığı ümitsizlik prangalarıyla amaçsız bir bekleyiş içinde zamanını doldurmayı tercih eder, sessizce? Oysa ki “ümitsizlik” olarak nitelendirilen mevcut durumlar, aşılması zor ve imkansız güçlüklerden değil; olumsuzlukların ve sınırlılıkların hapsettiği zihnin ürünlerinden kaynaklanır. “Yaşamda ümitsiz durumlar yoktur, ümitsizlik besleyen insanlar vardır yalnızca” diyen Clara Booth’ da bu olguya işaret etmiştir.

Kolay değildir elbette, umutla beslenen zorlu bekleyişlerin sürekliliğini sağlamak, hayatın sürpriz getirilerine rağmen. Hiç kuşkusuz ki, bu uzun bekleyişler sabırlı ve inatçı olmayı da zorunlu kılacaktır, beraberinde. Gösterilen kararlılık süresi ölçüsünde, gerçeğe dönüştürülmüş umutlarla biten bir bekleyiş, yerini yeni umutlara ve başka bekleyişlere bırakacaktır, bir kısır döngü gibi.

Hayatınızı renklendiren umut ışığının, her daim parlaması dileğiyle…
 
Kör Kuyudan Kurtulmak

Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş.

Niye düşer diye sormayın.

Eşek bu. Düşmüş işte.

Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü.

Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm!

Hayvancık saatlerce acı içerisinde kıvranmış, bağırmış yani kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırmış yani. Sesini duyan sahibi gelip bakmış ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırmış. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak... Sonunda karar verilmiş ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atmışlar. Zavallı hayvan, üzerine gelen bu toprakları, her seferinde silkinerek dibe dökmüş. Ayaklarının altına aldığı bu toprak sayesinde her an biraz daha yükseltmiş kendini. Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış. Köylülerin ağzı açık, bakakalmışlar.

Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Ne bazeni ? Çoğu zaman... Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.

Kör kuyu da olsak bile..
 
Geri