-Griz

Konu sahibi son olarak 160 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
-yeterince gördüm ben, daha fazla görmem.

-

kanıyor
diktiğin kulağımın arkası
sağır bir yanım
dilim kelepçe.
kes kes.
uzuvlarım ellerinde binbir perçem.
düş yakamdan.
ama aklımdan da çıkma
biliyorum, ziyan.
şakağıma ilişen dudakların.
bozma, öylece kalsın.
sövmedim hayır.
ama biliyorum, ellerinde düşük geçirecek
zorlama.
bir aşk doğmaz bizden
gidiyorum o zaman.
biliyorum tüm olanlar
sabahın kördüğüm saatlerinde,
seni bağlarken bir başka el’e
hiiiiç zahmet etme!
ön saflarda
diktim onurumu en iyi yerinden
ve
en güzel yalanlarına duymak için hazırım
baaaaak.
caddelerde aşk pazarlayan pezèvenklerin ellerinde
binlerce sen,
binlerce senler,
binlerce sana benzeyenler
ucuza, yok fiyatına çarşafın altına gizlenenler
üç maymunun ta kendisiydim
şimdilerde
herkesi seni sanmanın deliliğinde
özgürlüğün son deminde
bileklerim, -sor ulan dudaklarına- neşterin eşiğinde
akan kanın dolduğu odadan,
alevler içinde göğe yükselen ruhum
biliyorum;
bu beşiğin içinde,
her yönüm,
her yanım,
sana dolanacak
belki de ilk kez özgürlüğün avuçlarına sığınmış,
kendimi bulmuş olacağım.
 
-soğumuş çay gibi, acımsı ama çekici..

-

Ağustos çaldı kapıyı da.. işte böcekler öldü canııım ülkemde. nasıl gülebilirsin ki bu durumda, içimi sormayı bırak; her yanı yanılgı nasılsa.
Hava yağmurlu.. meteoroloji yine umut sattı herkese, ne oldu şimdi? tutabileceğim bir şemsiye de yok ellerimde.
Ellerim diyorum ellerim.
Bomboş..
Hâlâ 15’li olsam, çıplak ayakla yürürdüm herhalde. Islanmak güzel hissiyat değil mi?
tabii şayet gökyüzü tükürmüyor ise üzerimize..
aman, taktığın şeye bak.
ne yalanlar, dolanlar dönüyor etrafında. Dişi kırılmış çarkın da sen bihaber.
ama olmaz..
Herkesleşmemek önemli.
Mesela; hissiyatlarımdan söz etmem, bir zaman sonra o’nun için hiç kimse olmak istemem.
Kalsın içimde..
Onca kalanlar gibi..
Sonra saygısı da yok bunların. Beni boş ver, kendilerine bile yok.
İşte lafta kem-kümler basitliğe asiliik katmalar..
Ya hu..
Rüzgar’ın ipini koparmadığı uçurtma mı kalmış yukarıda?
Bir bakın burnunuzun altına..
Fazla dalmayın ama.. bacak arasına hep varsınız nasılsa..
 
sessizliği bilir misin?
bir faşizan tarafından tekmelenmek gibi.
imdat çağrılarının tamamının meşgule alınması gibi.
ve şu yerküreye..
iki ayağını sokamamak gibi..
sessizlik diyorum.
ölümden dahi kin kusan sessizlik..

-
ji bu min.

 
-doğa-L(!)

ve nağmeler eskirken dudaklarımın arasında, çaresizlerin çığlığı yırtarken kulaklarımı;
ellerimden dökülen tuzlu suyu içerken gizlice
ah…
var olmasaydım keşke aranızda.
her yanımız yanarken delice
rant kovalarken sizi gölgeniz misali
kahpelik, adamlık diye geziniyorken yamacınızda
dolanmasaydım keşke aranızda.
solmasaydık aynı havayı ciğerlerimiz patlayana dek.
ve şık giyinmeseydik
keşke
insan sansınlar diye..
 
-ve çiçeklerimiz, gökyüzüne toz taneleri gibi uçarken; bizler iki ayaklı memeliler hâlâ daha fazlasına sahip olmak için türlü methiyeler dizmekle meşgulüz.
biliyorum ki..
bu evren, bu dünya..
bizim kafesiniz ve bizler doymak bilmeyen hayvan üstü bireyleriz.

-
“Çiçeklerin de canı yanar mı?
-Elbette, onları kötücül ellere verme sakın.
-Bir Seni Seviyorum’u çok gördün bizim öykümüze…
-İşte şimdi, bir çiçeği tam da sol göğsünden kanattın!”

Özgür Gümüşsoy..
 
-geçmişi yazıyorsam, geçmemiş demektir.

I.

Spontane gelişen hava tahminlerine inanmayı seçmiştim belki de.
Üşümüyorum nasılsa.
Gökyüzünde güneş sen de puştluk tabir-i caizse.
Elbette giydiğin kırmızı pabuçların çamura bulanmasını istemezdim.
Ama gel gör ki;
Zamanın teselli kıyafetlerini giymeye yüzü kalmamıştı,
Sen etimden ayrılırken.
Beş vakte tüm olumsuzlukları sığdırdığım ömrüme;
“Üç vakte kadar iyi haber alacaksın” diyen ağızların canı cehenneme!
Elde var anbean tecavüzüne uğradığım yokluğun.

II.

Bazı aşklar şakayla karışık başlar
Ben de biliyorum
Sen yine de üzerini sıkı giyin.
Bu yangının ortasında, üzerimize küfürler yağdıracaklar
Ölümü endişesinde gezdiren
İlk randevusunu çıkan fahişeler gibi;
Yanlış adresin verdiği korkuyla yüzleşince
Yüzüstü savrulunca yatağın boş yanına
Bedelini elleriyle ödetecekleri utanmazlığımız kapışırken aynalarla
Hiç bakma!
Bedenim artık benim değil.
Ama senin ellerin falsoya düşmesin
Bütün ölü şairlerin sözleri can bulurken dudaklarımda
Ayıp olur eğer, son sözlerimin yazıldığı şu bacak aralarında adını dilime nakşetmezsem!

III.

Her gün bir başka yüzünü görüyorum bu şehrin.
Belki de büyümeye meydan okumalıydım.
Olmaz deme ya hu!
Bunca yükün altında, sıratın bu yakasında kambura dönmüşken
Hangi adım zaferin nişanesi olabilirdi ki?
Yoruldum bir hayli..
Sentezle bu zehir zemberek sözlerimi.
Aşkın itilafını bilemem ama;
Bak anayasada yazıyor sevgili.
Bu ülkede düşünmek bile yasak!
Vicdanın yollarını karış karış geziyorum durmadan.
Bu çorak topraklar, o eli yüzü kirli insanlar gelmeden önce
Lavanta cennetiydi bir zamanlar.
Şimdiler de; leş ağızların, keş başların saksafon çalan
Bilhassa dudaklarıyla bizi vatan haini ilan eden -aynı dili konuşmasak bile-
Bir acıda buluşma ümidiyle kaldırırken başımı gökyüzüne doğru
Ve hiçlik
Ne büyük hiçlik ama!
Esirgediği merhametininin ardından gülerken,
Evet!
Tam da şimdi sırasıydı gaz ocağına kafasını koyan Sylvia’yı anmanın.
Ölümü, kutsayacak kadar delilik yok ise damarlarımızda
Ne diye yaşıyorduk ki bu yalanın akıp gittiği cennetin ortasında.
Kadın sustu.
Şiir bitti.
Şair öldü diyebilmenin tam zamanıydı
Tam da şimdi..
 
-elbette özlüyorsunuz.

Duyumsuyorum..
Hiç tanımadığım, görmediğim, diyalog halinde olmadığım insanların bedenlerinin değil de yüreklerinin içinde barındırdıkları o eşsiz, karşı konulamaz acıyı..
Ve inan…
Beni hayata bağlayan tek şey; hayata karşı duyduğum kin ve onun başka bedenlerden, yüreğimin taaa içine kök saldığı acı..
Aksi halde delirirdim..
 
-ya da hayran olduğun birinin aslında bir maskenin altında gizlendiğini öğrenmek gibi bir şey-

-

“İçimi kaplayan duyguyu izah etmem zor. Kızgınlık, kırgınlık ya da düş kırıklığı değildi. Beklentiye dair beklentisini yitirmek gibi bir şey... Yıllarca yasını tuttuğunuz birinin aslında hiç yaşamamış olduğunu öğrenmek gibi bir şey...”

Kan ve Gül bir kara dejavu - Alper Canıgüz
 
-belki de unutmuşumdur.. sadece kabullenmenin verdiği yoğunluğu yaşıyorum bedenimde-

-


seni unutma fikri bile, sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. senden kaçış varsa bile kurtuluş yok şebnem. artık, su olsam sana doğru akarım, uçak olsam sana doğru uçarım, erik olsam sana doğru yuvarlanırım. bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar Şebnem”

Korkma ben varım - Murat Menteş
 
-düşünüyorsun aslında.. bir şeyin seni değiştirebileceğini, hayata olan bakışını veya hayatın kendi akışında bir başka yol olabileceğini...
senin için, bir şekilde
bir kimse ile..
Tamam tamam; Allah korusun!

-

Evlilik benim için çok anlamsızdı, komikti. Hiç mutlu ve evli iki kişi görmemiştim. İnsanların kendi sorumluluklarını başkasının sırtına yükleme merakı, sahiplenme gibi büyük bir hata, hala çocukluğumuzdaki masal sonlarını arıyor olmamız, yanılsamadan ibaret aşklar ve en önemlisi yalnızlıktan duyulan korku sonucu bu ikili kombinasyonu deniyoruz. Bunları biliyordum ama ya bu sefer farklı olursa, ya sonsuza kadar mutlu... falan filan diyordum işte.

Eroin güncesi - Kanat Güner
 
-bir yanım, bir yanına, bir yarabandı..

-

küçük İskender’e saygıyla…

Sokak lambalarının mesaiye yeni başladığı dakikalardı daha
‘Taklit Eceller’ davetimizin o zat-ı götveren iştirakçileri
Balıklardan ödünç aldığımız hafızamızda usulca yerlerini alırken
Gongun çalmasıyla zihinlerdeki rant mücadelesi de iyice kızışmıştı
İncecik çocuklar mikrofona sarılıp kırıtarak dizelerini okudular
Portatif popoları vardı her birinin, kalkmakta epey hünerli olan
Sahne tozu serpilmiş oyun pastamızda
Dibimizi bile aydınlatamayan o fitilleri ıslak mumları yakarak
Ömrümüz açısından hayli kritik roller çaldılar
Biz, geceye katkı olarak karanlıklarımızı getirmiştik
Köprüde durmuş koca bir şehrin ağzına verirken –onca kurşunu
O belden aşağı eylemlerimizin nereye varacağını hiç kestirememiştik
Yorulmuştuk tedbirsizce hazırlanan ölüm senaryolarının sayesinde
Öyle bir haldeydik ki, bizzat kendi cenazelerimizden;
Geçerli bir mazeret belirtmeden ayrılmamız icap etmişti!
Onca yola bana mısın demeden bize doğru hızla intikal eden
Ulusal anlamda, tez duyulacak kötü haber bültenlerinde
Gözle görülür hiçbir gelişme yoktu henüz, ellerimizde özellikle
Elle tutulur hiçbir şey yoktu henüz, yüreklerimizde özellikle
Yüreklerimiz deseniz hep ıskarta, tek per bile yoktu yazık ki
İskender taşıdığı mahlasın aksine, manada bir hayli büyüktü
Rakı büyüktü, iddiamız büyüktü, Allah büyüktü!
İlk başta statik sayılacak bu gecede sınırsızlığımızı zorluyorduk
Beyoğlu yine aristokrat bir tavırla en önden yürümekteydi
Sonuçta babası kalburüstü biriydi belli ki, yoksa nasıl…
Nasıl abanacaktı tüm yüküyle bizim mütevazı olasılıklarımıza
Amiyane tabirle bu Beyoğlu, tam bir piçti!
Güvensizlik illetinden defalarca gebe kalan İstanbul’a
Elbette ki böyle soyu sopu belirsiz bir evlat müstahaktı
Alınma ama sevgilim senin hayatla göbek bağın en başından
Daha Havva dahi aramıza katılmamışken kopmuştu
Keza aşk, ameliyat esnasında sol göğsünde unutulan bir makastı
Annen kordonunu erkenden kesmişti, ne denilebilirdi ki
Takvimin mevcut dokusuyla uyumsuzluğun hep bundandı
Batıl inançlara karşı aldığın haklı savaş kararın
İki ordunun da cenk gününü unutması sonucu iptal edilmişti
Çok ileride milat sayılabilecek o büyüleyici dalgınlığın
Tarihin keşke müfredatımdan çıkarabilseydim dediği bir konuydu artık
Sen beni seviyordun evet, ben ise ablukası aşılmayan koyu bir şiiri
Gelecek çağların sıhhati için, bunu şimdilik kimse bilmemeliydi!
Çünkü sen yara denizinde yüzen yalnız bir jilettin
Kan havuzundaki tek damla tentürdiyottun çünkü sen
Günah ırmağından süzülen o sevaptın ne bileyim
Daima en olmadık yer ve en olmadık zamandaydın
Oksijen çadırında ufak da olsa bir kıvılcımdın mesela
Hızır acilin boşa meşgul eden numarasıydın
Yangın alarmının bütün uğraşlara rağmen kırılamayan camı
Canlı yayında olaydan haberdar olamayacak kadar cansız
Felaketlerin parmakla gösterilen o acar muhabiriydin
Yani tüm bu şapşal örneklerin de işaret ettiği üzere
Bütün itikatlarımı zorlayan bir yanın vardı senin
İn miydin cin miydin, bunu şuan söylemek güçtü takdir edersin
Sen hiç, mecburen duraksadığın o tekinsiz yol kenarlarında
Herhangi bir totemle seviştin mi bilmem?
Benim son sevişmem öyleydi, üstelik tüm devriyeleri atlatarak
Yerlilerin kutsal saydığı sımsıcak bir karartının içinden geçtim
Hakkımızda yakalandıkları anda şak diye öpülsünler kararı çıkmıştı
Tebessüm etti mahkeme duvarları bile, bize reva görülen cezaya
Öp(!) emriyle fellik fellik bizi arıyordu kolluk kuvvetleri
Alkollüydük evet, evdeki promil hesabımız çarşıya uymamıştı
İskender taşıdığı mahlasın aksine, manada bir hayli büyüktü
Rakı büyüktü, iddiamız büyüktü, Allah büyüktü!
Aynasızlar fenerleriyle gelmişti ama, gece bizi rehavetinde sakladı
Gece, huzurunda; birbirine aşık iki tenin dansıyla onurlandı
Ele vermedi ışıldayan vücutlarımızı, aksine ciğerine bastı kuytuluğun
Çığlıklaşan kalp çarpıntılarımızı asla ispiyon etmedi
Hatta yüreklerimizin ağzını o paramparça avucuyla kaparken
Annenin bile sana göstermediği bir şefkat duygusu hakimdi gecede
Yukarıdan gelen talimatla, tanrısal bir müdahaleyle belki
Bizi aramaktan vazgeçince, emniyette olmadığımızı hissettiren
Ayrıca bunu da her fırsatta dile getiren emniyetçiler!
Hiç olmazsa bir defalığına uymuşlardı sağduyu çağrılarına
Topraklarımızda kulun kula ettiği, afedersin de
Kaşıkla adam öldürmenin pratikliği
ya da bir nevi kaşık düşmanlığıydı!
Sen hiç, ülkeni bütünüyle sevdin mi bilmem?
Fakat sevdan benim sol yanımın en azılı gerillasıydı
Beni seviyordun evet, ben ise direnci kırılmayın katı bir şiiri
Gelecek nesillerin huzuru için, bunu şimdilik kimse bilmemeliydi!
Öfkelenme sakın dizelerimin içlerine kapanmalarına
Sıradaki sayfada neler yazıldığını sabırla beklemeli bazen
Çünkü sen benim, tanrıya armağan ettiğim kitabın ayracısın
Aman ha, bir gören olur sana nasıl bağlandığımı, büyük zaaftır
Ziyandır onca acıyı gizlemekte harcanan emeğe
Sen hiç kindar bir kalemin, o yaldızla süslenmiş kâğıtları
Ne kadar kanatabileceğine şahit oldun mu bilmem?
Aslında lafı gevelemeye hiç de gerek yok, açıkçası ben;
Bu yara da biraz da senin tuzun olsun istemem

Kindar sürpriz - Özgür Gümüşsoy
 
-i*

dudakların peydahlar sessiz harfleri
eşsiz bir melodi olur, yırtar kulağımı
ölmem ama
uzanır dinlerim..
 
-m*

bi’ kandil yak ve uzan,
göğe..
duysun, duymasın
an.
gelsin, gelmesin
dayan..
 
-d*

bir çeşit yanılgıdır zaman.
her şeyin düzeleceğine dair umut ettiren.
daha sonra ise tüketen.
-günbegün-
 
-e*

kaparım gözlerimi
bütün dünya ayaklarımın dibine
ölümün pençesine düşer
kalbimde harlanan bir magma
soyarken yerküreyi
açarım gözlerimi
hayat bulurum ölümümle.
 
-s*


ve geldiğinde o deli cesaret
bi’ ses;
cereyan ederken uzuvlarında
bi’ mesafe;
koyarken seni yarı yolda..
dokunamamak.
dokunamamak.
avucunda bir jileti sıkıştırıp,
her an kanamak gibi..
 
-y*

düşerken, hiç tereddüt etmeden ellerinin oltasına
boğazıma saplanan çengel
elbet söylemlerimin pişmanlığı kadar
acıtır canımı.
ben değildim bu düş.
ama bildim, sanaydı düşüş.
pişmanım
sokağın başında debelenen it kadar
avazım kulaklarımı delse de;
yalnızım dolunay kadar..
 
-g*

elinde belirsiz yörüngelere açılan,
bizim evin penceresine benzeyen bir pusula
şaşalı, daha çok vedası bir kıyafet
elbette sözlerin, zahmetine değmeyecek
ne kadar yalın gidebilirdi ki insan?
öylece çırılçıplak,
sanki geceden doğmuş bir bebek.
sevdin beni istemsiz ellerin yüzüme
başım göğüslerine dadanırken bile;
dudaklarıma düşerken tükürüğün
daha çok, daha uzun öpecektin bu kez
çünkü gidecektin.
topraktan yanlışlıkla gömdük diye çıkarılan bir cesed’e
son kez düşecekti nefesin
ne beni döndürmeye ne de seni vazgeçirmeye yetmeyecekti.
çünkü gidecektin.
mecbur değildin ama
mecburdun..
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri