Bir gün olur da eski bi dostunla karşılaşırsan,
ve adımı anarken soru işaretiyle sonlanan cümleler yöneltirse sana,
hiç çekinmeden
"çok seviyor" de.
"hala…"
çünkü bunu değiştirmeye muktedir değil zaman.
ve akıl.
ve idrak.
ben seni bu bir dayatmaymış gibi,
mecburmuşum gibi,
soluk almaktan da daha zaruri bir ihtiyaç gibi,
cehennem ehlini kurtarmaya yetecek kadar büyük bi sevapmış gibi,
var olma sebebimmiş gibi,
"seni sevmekten yaratılmışım gibi"
içgüdüsel,
tek yeteneğim ve doğru yapabildiğim tek şey buymuşçasına seviyorum.
seni sevmenin aksi bi ihtimal yok dünyamda benim.
her gün ilk günkü gibi,
ve evladımmışsın gibi bi şefkatle;
her hatanı sineye çekmeye hazır bi vaziyette
ve öyle helal, çokça helak olmuş şekilde seviyorum.
alnıma kazınan tek şey buymuş gibi,
zararlı sayılabilecek kadar dürüst ve bi o kadar yalın,
süssüz,
gülüşünle şereflenen her göze garezkar olabilecek kadar korkunç,
ağzından çıkan her harfe, işaret ettiğin her şeye itaatkar,
belki yanlış bir fikir kadar tehlikeli,
resmi bir vazifeymiş gibi düzenli
hatta mütemadiyen,
tüm hatalar kadar cazip,
bu durumdan mustarip
bir şekilde seviyorum seni.
seni sevmek; bir uzvum benim,
seni sevmek; yaşamsal bi fonksiyon gibi.
belki bir küfür kadar ayıp ve yine o küfür kadar doğal,
huduttan, boyuttan, biçimden, aslında imgelerden bile münezzeh seviyorum seni.
şiirin sözü, sözün özü;
şayet sorarsa işte,
bu şiiri ağlat o eski dosta.
gözünü dahi kırpmadan “seviyor” de, “hala…”
ve ekle ardından;
"ben de seviyorum fazlasıyla,
başka bir kadını.
bu kadının adı, bir öncekinin gülüşünde saklı.
belki bu yüzdendir bunca ağlayışı.”
ya da boş ver tüm bunları.
ben kendi damarlarıyla kendini boğan, umutsuz vaka,
çok zamandır ağlayamayan kurak bi coğrafyayım.
biri bi densizlik edip de beni sorarsa sana,
arkana yaslan ve ceplerini yokla.
beni kaybetmeden evvel kaybettiğin vicdanın gelsin aklına.
onu ara.
inan bana,
yanındaki kadının buna benden daha fazla ihtiyacı var.