geçmiş günler hakkında

Konu sahibi son olarak 3852 gün önce görüldü
babam hakkında

üzerinden 10 yıldan fazla geçti. ak parti'nin henüz yeni iktidar olduğu yıllardı. bir kaç ak partili milletvekilinin bize yemeğe gelmesiyle başladı her şey.

benim yaşıma yakın yaşlarda evlatlarıyla gelen vekillerin çocuklarına hoş vakit geçirmek de bana düşmüştü. o zamanlar mahallede benim gözümle iki çeşit arkadaş grubu vardı. bir grup orta ve zengin düzeyde ailelerin çocuklarıydı ki bunlar akşam yedi'de eve giden, annelerinin izni olmadan sokağa çıkamayan, aileleriden aşırı şefkat görmüş parlak gelecekli çocuklardı.
diğer grup ise gariban ailelerin çocuklarından oluşuyordu. yorgunluktan bayılıncaya dek top peşinde koşardık. camiden su içip komşuların ağaçlarına dadanırdık.

benim için ailemden değerli olan bu gruba vekillerimizin çocukları bir türlü ısınamadılar. e tabi benim umrumda mı?

babamla ilk siyasi kavgamızın başlangıcını bu olay görüyorum ben. ilk kez o çocuklar gibi olmak istemediği hatta onları bir daha görmek istemediğimi belirttim çocuk aklımla. tam 14 yıldır kurtulamadım kendilerinden.

babamın siyasi görüşlerinden ötürü sürekli iç içe yaşadığım bu gruba hiçbir zaman dahil olmadım. 'din' adı altında kurdukları hükümetin pek çok üyesiyle karşılaşma fırsatı buldum bu süreçte. bu yüzden siyasi seçimlerimi çok erken yaşta yapmaya başladım.

fikirlerimin uyuştuğu görüş yüzünden hep kavga ettim babamla. çocukluğum babama olan nefretimle geçti. çoğu zaman benden utandığını hatta muhalefet olmamam için arkadaşlarından saklamaya çalıştığını hissettim. yine de onların görüşüne saygı duydum. biri çıkıp türk ırkı yoktur dedi, diğeri milliyetçilik ayaklarımızın altında dedi. hiçbir şey diyemedim.

...

artık babamın yanında kalmıyordum. onunla kavga da etmiyordum. 'bir ihtiyacın var mı', 'bayramın kutlu olsun', 'annemi versene', ' gelcem ama sınavlardan fırsat bulamıyorum' muhabbetlerinden fazlası yoktu artık aramızda.
bir sonbahar sabahı öğlene doğru uyandım. bir insanı babasından mahrum edecek kadar 'dindar' olanların rüşvet skandalına karıştıkları haberlerini gördüm. benim gibi milliyetçi olan ve sol görüşlü iki ev arkadaşımın gülümseyen bir ifadeyle 'ehehe biz diyorduk da inanmıyolardı' dediklerini duydum. belli ki benden de bekliyorlardı aynı tepkiyi.

istesem bile veremedim. yalandan bir gülümseme atıp odama geçtim geri. koltuğa oturup geçen onca yılı düşündüm. babamın büyük bir aşk ile bana anlattığı adamlar, artık rüşvet skandalıyla yaftalanmışlardı. insan aldatılıp ihanete uğrayınca göğsünde bir ağırlık hisseder ya, bende ondan çok fazlası oldu. bu adamlar beni değil, babamı aldatmışlardı.
 
bigün çocuğum olursa ben tam olarak bundan istiyorum la. her görüşüne de saygı duyucam söz.
 
Sende bizdensin demek.
 
kışın son günlerini yaşıyorduk artık. soğuk etkisi azaltmış ancak ankara'nın değişen ikliminin neler doğurabileceğini hesaplayamıyorduk. tam böyle bir günde fizik sınavım vardı. havalarının ısınmasının da etkisiyle kaynayan kanımızdan dolayı ders çalışmak yerine dünyanın anlamsızlığı ve insanların eşitsizliğinden dem vurup kominik kızlara yalanıyorduk. işte tam o gün hayatımın en düşük notunu almıştım: 40.

o günden yıllar sonra, şehrin hissettirdiği donarak ölme korkusuna direndiğim 7 ocak sabahı bir devrim, bir rekor olarak nitelendirdiğim o güzide borçlar hukuku sınavına gitmek için evden okula uzanan 7 kilometre uzunluğundaki asfalt yolu aşındırmıştım. olacaklardan habersiz kantine gidip bar kültürü olan insanların 'her zamankinden' deyişini nazire eder nitelikte 'şu kokandan istiyorum abla' deyip harıl harıl ders çalışan arkadaşlarımın yanına oturup okumaya başladım. anlamsız muhabbetlere, komik olmayan şakalara, el ele tutuşanların işledikleri günahlardan dem vuranlara hitaben cihangir-firuzağa'da halkların ezilmişliğinden bahsederek kaldırdığım hatun hikayesini uydurup diğerlerinin derse odaklanmalarını önlemeyi amaçlayıp çanı düşürmeye çalışmıştım.

oysa ki ne yapsam boşmuş. sınav kağıdındaki sorulara 70 yaşında, hayatında ne mahkemeler, ne davalar görmüş mübaşir gibi kulaktan dolma bilgilerle cevap verdim. ee sonuç belli. 1 aldım ulan. adli yargı merciim olan anneme yapacağım pek çok açıklamayı bulabilmişken idari yargıcım olan babama ne diyeceğimi düşünmekten uyuyamıyorum.
 
benim bu yazdıklarını sindirebilmem için beş kere falan okumam gerekiyo o sınavlara ben girsem bir bile alamazdım.
çok şükür bugün de ykslmzrk'ı övdük, hadi bay. :D
 
asıl sen bu mütevazılıkla bize ayıp ediyon yeteeeerrr. :p
 
ulan yine eve geldim. dindar ailem (radiyallahu anhu) sayesinde yine ufak bir matematik hesabı yapmak zorunda kaldım.

öncelikle evde namaz kılan sayısı 4. annem, babam, babaannem ve anneannem. günde 5 vakit namaz kılıyor hepsi. pek tabi günde 5 kere abdest alıyorlar.

her biri ortalama on beşer dakika arayla abdest aldığını ve ıslanan terliğin ortalama bir saatte kuruduğunu kabul edersek;

banyo terliği günde her vakit 2 saat zaman kaybıyla 10 saat ıslak kalıyor. günde ortalama 10 saat uyuduğumu hesaplarsam banyoya çorapla girebilme sürem sadece dört saat. bu dört saatin ortalama dilimleri ise şu şekilde;

sabah ezanından sonra bir saat abdest ve bir saat kuruma süresi bırakırsak ve sabah ezanının altıda okunduğunu varsayarsak saat sekiz ile on üç arası banyo terliği kuru oluyor. on birde uyandığımı varsayarsam iki saatim -ki en geniş bölüm- bu saatler arasında var oluyor.

evet, son birkaç gündür hayatımı banyo terliğine göre şekillendiriyorum.
 
ulan yine eve geldim. dindar ailem (radiyallahu anhu) sayesinde yine ufak bir matematik hesabı yapmak zorunda kaldım.

öncelikle evde namaz kılan sayısı 4. annem, babam, babaannem ve anneannem. günde 5 vakit namaz kılıyor hepsi. pek tabi günde 5 kere abdest alıyorlar.

her biri ortalama on beşer dakika arayla abdest aldığını ve ıslanan terliğin ortalama bir saatte kuruduğunu kabul edersek;

banyo terliği günde her vakit 2 saat zaman kaybıyla 10 saat ıslak kalıyor. günde ortalama 10 saat uyuduğumu hesaplarsam banyoya çorapla girebilme sürem sadece dört saat. bu dört saatin ortalama dilimleri ise şu şekilde;

sabah ezanından sonra bir saat abdest ve bir saat kuruma süresi bırakırsak ve sabah ezanının altıda okunduğunu varsayarsak saat sekiz ile on üç arası banyo terliği kuru oluyor. on birde uyandığımı varsayarsam iki saatim -ki en geniş bölüm- bu saatler arasında var oluyor.

evet, son birkaç gündür hayatımı banyo terliğine göre şekillendiriyorum.

:D çılgınsın :zuha:
 
karar verdim babaannemi öldüreceğim.

bunu düşünmek için uzunca bir zamanım olmadı. bir anda esti kafama. ancak elimde çok fazla gerekçe var.

ilk olarak sürekli türk dizisi izleyip oyunculara beddua ediyor. geçen gün bi dizi karakterine 'o kötülükleri yaparsan allah da seni böyle felç eder' dedi. babaanne dedim, allah orada yok. sen sus lan iyice dedene çektin allahsız oldun zaten dedi. oysa o anlamda demedim ki. var mı lan allah orda? senarist yazmıyo mu olum bunları :/

sonra esra erol'a sarıyo. o kadar zıplarsan, topuklu giyersen tabi düşürürsün bebeği diyo. ulan sana ne kadın diyorum, istediğini yapar kendi bebeği değil mi?

her an her şeye karışıyo. her şeyi öğrenmek istiyo. olaylara dedektif edasıyla yaklaşıyo. çevresinde gördüğü olayları neden-sonuç ilkeleriyle ele alıp teorem sunuyo.

vallahi bıktım. geçen gün 'oğlum bana böyle davranırsan valla giderim' dedi. lan git. sevmiyorum ki ben seni. ben insanları sevmiyorum bi kere.

aslında bugün öldürecektim. çünkü hiçbir işe yaramıyo kadın. bütün gün tansiyonunu ölçüp devletten bedavaya aldığı hapları yutuyo. hiçbir işe yaramayan bi insan neden bedava hapları kullanabiliyo ki? milli servet bu. öldürücektim ancak sonra kendimin de hiçbir işe yaramadığını fark ettim. çok çalışıp bir işe yarayacağım ve bu sayede babaannemi öldürme hakkı kazanacağım. umarım o güne kadar ölmez.
 
babama verdiğim inanılmaz faşist ayar;

buz gibi bir pazar sabahı poşetleri taşıtmak için cebrî yaptırımı olduğu patates tarlasındaki toprak gibi belli olan bir rica sonrası pazara gittik babamla. neticede aristokrat kültürüyle büyümediğimiz için malın iyisinden kötüsünden anlıyoduk tabi. tatlı mı tatlı bir pazarcıdan mandalina aldıktan sonra şu şekilde konuşma geçti babamla aramızda;

ben: baba, adam türkçe bile konuşmuyo niye o kürtten aldın mandalinayı, al bak ne kadar çürük varsa koymuş içine.

babam: kürtlükle ne alakası var, gayet güzel değil mi işte mandalinanın tadı

ben: evet, allahtan ağaçlar kürt değilmiş.
 
babası müteahhit olan SAKIN okumasın !

yıl çok eski değil. tayyip yasa çıkardı ve çoğu kasabanın belediyeliği düşürülüp köy olacaktı. tabi bizim kasabada kimse istemiyordu bu durumu. neticede devlet belediyelere para ödüyo ve bakım yapıyo.

neyse, kasabanın önde gelenleri kahvede oturup 2 el batak döndükten sonra plan yapmaya başladılar. acaba nasıl kurtaralım kasabayı düşmekten diye.

sonra diğer illerde ne kadar adam varsa konuşup bir paket çikolata karşılığı çoğunun ikametini köye taşıdılar. amaç nüfusu yükseltip düşmeyi önlemek.

tabi kasabanın nüfusu birden iki katına çıkınca çılgın bir müteahhit bundan nemalanmak istedi. tabi durumdan haberi yok garibin. kasabaya 2 tane apartman dikti. aşağı yukarı tanesi 200 binden 400 bin lira harcadı. adam köye apartman dikti beyler ! yanında ahır falan var, inekler geçip gidiyo. behey gerizekalı ibret almaz mısın?

tabi evlere talip çıkmadı. adam köye uğramaz oldu. amcamın dediğine göre her ayın 16'sında dağa çıkıp iki kasa bira içiyor ve dünyanın anlamsızlığından dem vuruyormuş.

not: evler şu an dolu. 100 lira kira ödüyolar. 300'e yakın ay sonra zararını çıkaracak. umutla bekliyor.
 
bazen geceleri uykum kaçınca nasıl öleceğim hakkında tahminler yürütüyorum. başlarda bir seri katil tarafından öldürülmenin en iyi ölüm şekli olduğunu düşünüyodum, ta ki hannibal'ı izleyinceye kadar.

sonra dedim ki, ulan kaldırımda ayağımı burkup yere düşsem, kafamı da şans eseri betona vurup ölsem ne güzel olur. hatta vurduğum anda ölmesem, yanımdakiler düşüşüme gülmekten ambulans çağırmayı unutsa, annem-babam haberi duyunca dışarı üzülüyo gibi görünüp içten içe kahkaha atsalar, cenaze namazım kılınırken cemaatten birinin aklına düşüşüm gelip hafiften bi kıhhk sesi çıkarsa ve milleti cenaze namazında secdeye yatırsa, imam hafif bir tebessümle estağfirullah çekip abdesti bozmamak için selam verse, hatta evli olsam ve çocuklarıma babalarının nasıl öldüğünü sorduklarında ağızlarını yaya yaya anlatsalar...

yok lan bok gibi olurdu bu. cinsel gücü arttırıcı ilaç kullanırken kalpten gideyim en iyisi. temiz...
 
hayatıma çok fazla ilginç insan girmedi. dünya çapında yetenekli, dünya çapında ünlü veya ilgi çekici arkadaşım olmadı. ama hayatıma giren en ilginç kişiyi paylaşmak istedim.

adı zübeyr. ailesi gülen cemaatinin öğretmenlerinden, ırak'ta yaşıyorlar. zübeyr, üniversite için türkiye'ye gelmiş. kırıkkale'ye.

gözleri hafif çekik ve tam anlamıyla olmasa da orta asya türklerini andırıyor siması. o yüzden okulda ilk dikkatimi çeken kişi oldu. ilk tanıştıklarımdan. gayet ilginç bir aile hayatı olmuş. meğer çok daha ilginç olayları kendi içinde barındırıyormuş.

okula pek fazla uğramadığım için çok muhabbetim olmadı zübeyr'le. yine aklımda kalan kişilerden olmuştu. o gün edebiyat sınavımız vardı. gözüm herhangi birini aramadığı için sınava girdim, çıkışta gördüklerimle muhabbet ettim. pek fazla geçmeden fakülteye koşarak biri girdi.

zübeyr uyanamadığı için sınava geç kalmış. aslında hikayenin bu kısmında pek ilginç bir şey yok. çok fazla insan uyanamayıp geç kalıyor zaten sınava. ama zübeyr'e dikkatli baktığımda sağ ayağında arkasına basılmış bir kösele ayakkabı, sol ayağında banyo terliği vardı. inanamadım. hayatımda ilk defa böyle bir şeyle karşılaşmıştım. yemin ediyorum gülemedim bile şaşkınlıktan. hayırdır zübeyr dedim. kendi konuşmasıyla 'la gardaş uyanamadım hoca sınava almaz mı ki la' dedi. bi şey diyemedim. gel konuşalım bi dedim.

sonra tabi çok dikkatimi çekti zübeyr. yine gülen cemaatinin abilerinde kalıyordu. evine gittim muhabbet etmek için. sevdiği bi kız varmış. ırak'tan beraber gelmişler. kız ailesiyle konya'ya taşınmış. zübeyr'in de para durumu pek iyi olmadığı için kızın yanına gidemiyo. ama öyle böyle değil, kafayı yemiş kız için. kız da tam bir kezo. kızın annesine anne diyo bizimki. kızın annesi hiç sevmiyomuş zübeyr'i. tabi bunun canına tak etmiş. atlamış bisiklete, kırıkkale'den konya'ya gidiyo. bisikletle. kafaya bak. yolda abisi çevirmiş, bakmış durmayacak bu, yolda da telef olacak para vermiş.

bunu şu yüzden yazdım. ben burada olmadığım için bana haber veremeişler, zübeyr evlenmiş. bi büyük şok daha yaşadım. paylaşmak istedim. inanılmaz insanlar var.


[url=http://hizliresim.com/e2950A][/URL]
 
bugün babaanneme gardrop demeyi öğrettim. hiç yakışmadı köylü ağzına. dedim şaka babaanne doğrusu gardolap.
 
sevgili günlük, bugün ask.fm linkini paylaşıp 'cevaplamıcam ama yine de sorun' diyen bi kız gördüm. dehşete düşüp bir ay önce yaptığım özgüven testini tekrar çözdüm, neden bende yok lan :(
 
en beğendiğim jenerik müzikleri sırasıyla;

1- game of thrones => Game Of Thrones Jenerik [HD] - YouTube

2- suits => Suits (TV) - Theme Song [lyrics in video] - YouTube

3- the big bang theory => The Big Bang Theory - Theme Song - YouTube

4- beşik kertmesi => https://www.youtube.com/watch?v=E60WCFiW4mM

5- deli yürek => https://www.youtube.com/watch?v=TK9zuLMva4Y asdadasda :D

6- the rome => Rome Soundtrack 01 Main Title Theme - YouTube

7- one tree hill => One Tree Hill - Soundtrack - YouTube

8- californication => VIKINGS Theme Song - YouTube

9- vikings => VIKINGS Theme Song - YouTube

10- how i met your mother => https://www.youtube.com/watch?v=oDoN5qNfUUo

11- two and a half man => Two and a half men Theme - YouTube

ekleyeceğim.

lan çılgın bediş'i unuttum.

12- çılgın bediş => https://www.youtube.com/watch?v=BPiNypBlRUg
 
Geri